Ben hala değil uyuşturucuya, mermiye mi başlasam, diye düşünürken, birinin çıkıp da duygusal sorunlarını önüme sermesi büyuk bir çelişkiydi. Kinyas ve Kayra
Ben o gece öldüm. Kimse yoktu. Öldüm, öldüm, dirildim. Acılar içinde kıvranırken insanlar göz ucuyla bakıp geçtiler. Feryatlarımı duymamak için kahkahalarının sesini yükselttiler. Ben bağırdıkça onlar daha da yüksek sesle güldüler. Sonra sustum. Yolun ortasında kapanıp oturdum. O gece yanımda…devamıBen o gece öldüm. Kimse yoktu. Öldüm, öldüm, dirildim. Acılar içinde kıvranırken insanlar göz ucuyla bakıp geçtiler. Feryatlarımı duymamak için kahkahalarının sesini yükselttiler. Ben bağırdıkça onlar daha da yüksek sesle güldüler. Sonra sustum. Yolun ortasında kapanıp oturdum. O gece yanımda bir kediyle bir köpek vardı; başka da kimse yoktu.
Spoiler içeriyor
⚠️ Spoiler Uyarısı Kitap, Ford’un gelişinden 632 yıl sonrasında, Dokuz Yıl Savaşları’nın ardından geçmektedir. Savaşlardan sonra insanlar, sahip oldukları her şeyin kontrol altına alınmasını kabul etmiş ve Dünya Denetçileri tarafından yönetilmeye başlamıştır. Bu düzende annelik ve babalık gibi ebeveynlik kavramları…devamı⚠️ Spoiler Uyarısı
Kitap, Ford’un gelişinden 632 yıl sonrasında, Dokuz Yıl Savaşları’nın ardından geçmektedir. Savaşlardan sonra insanlar, sahip oldukları her şeyin kontrol altına alınmasını kabul etmiş ve Dünya Denetçileri tarafından yönetilmeye başlamıştır. Bu düzende annelik ve babalık gibi ebeveynlik kavramları ayıp ve müstehcen şakalar olarak görülür. İnsanlar artık doğal yollarla üremez; çocuklar Kuluçka ve Şartlandırma Merkezi’nde şişelerde üretilir. Daha embriyo aşamasındayken hangi sınıfa ait olacakları belirlenir ve her biri kendi sınıfına uygun şekilde şartlandırılır. “Herkes herkes içindir.” anlayışı benimsenmiş, bu yüzden tek eşlilik ve kalıcı ilişkiler toplum tarafından suç gibi görülmektedir.
Bu toplumun en önemli araçlarından biri ise Soma adlı uyuşturucudur. İnsanlar en ufak bir mutsuzluk, kaygı ya da sorgulama hissettiklerinde Soma kullanarak tüm olumsuz duygularını bastırırlar. Böylece acı çekmeyen ama aynı zamanda gerçekten düşünmeyen, sorgulamayan ve özgür olmayan bireylere dönüşürler. İnsanlığın içi, sözde iyilik ve mutluluk adına boşaltılmış; insanlar sahte bir huzurun içine hapsedilmiştir.
Böyle bir gelecekte, Kuluçka ve Şartlandırma Merkezi’nin müdürü, geçmişte ayrık yaşayan insanların arasına Linda ile birlikte bir geziye çıkar. Linda talihsiz bir şekilde düşerek kafasını çarpar ve geride kalır. Müdür ise İngiltere’ye geri döner. Uzun yıllar boyunca Kızılderililerin arasında yaşayan Linda bu sırada hamiledir ve John’u dünyaya getirir. Ancak John ne modern dünyaya ne de Kızılderililere tam anlamıyla aittir; bu yüzden dışlanarak büyür.
Yıllar sonra Bernard ve Lenina aynı bölgeye seyahat eder ve burada Linda ile John’la karşılaşırlar. Bernard, anne ile oğulu medeniyete geri götürür. Linda bir süre sonra Soma bağımlılığının da etkisiyle hayatını kaybeder. John ise bu “medeniyet” olarak adlandırılan düzenin insanı insan olmaktan uzaklaştırdığını düşünür ve buna şiddetle karşı çıkar. Romanın en unutulmaz sözlerinden birini de bu yüzden söyler:
“Ben keyif aramıyorum. Tanrı’yı istiyorum. Şiir istiyorum. Gerçek tehlike istiyorum. Özgürlük istiyorum. İyilik istiyorum. Günah istiyorum.”
Yapamıyor olmakla yapmıyor olmak arasında dağlar kadar fark var. Sen “yapamıyorum” diye düşünüyorsun ama gerçekten yapmayı deneyecek kadar cesaret ediyor musun?
Ben hiçbir göndermeden anlamam. Hiçbir alt metin aramaya çalışmam; bununla uğraşacak ne zamanım ne de keyfim var. İma edersen havada kalır. Ne söylemek istiyorsan direkt söyle, hiç uğraşamam.
Bugün uzun bir aradan sonra Buz Devri 1’i tamamen tesadüfen televizyonda izledim. İlk izlediğim günlere döndüm sanki. Film aynı kalmış, ama biz büyümüşüz. Bir zamanlar birlikte izleyip kahkahalara boğulduğumuz insanlar, bugün hayatımızda birer yabancı olmuş. Zaman gerçekten sessizce geçiyor; geriye…devamıBugün uzun bir aradan sonra Buz Devri 1’i tamamen tesadüfen televizyonda izledim. İlk izlediğim günlere döndüm sanki. Film aynı kalmış, ama biz büyümüşüz. Bir zamanlar birlikte izleyip kahkahalara boğulduğumuz insanlar, bugün hayatımızda birer yabancı olmuş. Zaman gerçekten sessizce geçiyor; geriye ise sadece güzel anılar kalıyor.
Tek başıma restorana da gittim, sinemaya da. Hatta aktarmalı 12 saatlik uçuş bile yaptım. Eskiden en ufak bir yere bile yanımda biri olmadan gidemezdim. Bir mağazada tek başıma gezmek mi? Asla düşünemezdim. Artık bunu istiyorum. Sahte insanları hayatımdan çıkarıyorum; geriye…devamıTek başıma restorana da gittim, sinemaya da. Hatta aktarmalı 12 saatlik uçuş bile yaptım. Eskiden en ufak bir yere bile yanımda biri olmadan gidemezdim. Bir mağazada tek başıma gezmek mi? Asla düşünemezdim.
Artık bunu istiyorum. Sahte insanları hayatımdan çıkarıyorum; geriye neredeyse kimse kalmıyor. Ama daha sonrasında hayatımı tek başıma yaşamaya devam ediyorum.
Rafı da açtığıma göre Threads, Zima ve Raf arasında çılgınca geçişler yapıp her yerde aktif olmaya çalışmaya devam; hesabı dondurmuştum, geri geldim. Nasılsınız? . . . . . .
Spoiler içeriyor
Hikaye, üç kardeşin bir anda yetim kalması ve Violet 18 yaşına basana kadar dokunulamayan devasa bir servetin ortasında kalmalarıyla başlıyor. Biz de her bölümde bu servetin peşindeki Kont Olaf’ın, çocukları ele geçirmek için kılıktan kılığa girerek kurduğu o absürt planları…devamıHikaye, üç kardeşin bir anda yetim kalması ve Violet 18 yaşına basana kadar dokunulamayan devasa bir servetin ortasında kalmalarıyla başlıyor. Biz de her bölümde bu servetin peşindeki Kont Olaf’ın, çocukları ele geçirmek için kılıktan kılığa girerek kurduğu o absürt planları izliyoruz. Dizi tam anlamıyla bir duygu hız treni gibiydi; absürtlüğü ve eğlencesi bir yana, arkadaki o buruk trajediyi hissetmek çok başkaydı. Bazen gerçekten üzdü, bazen kahkahalar attırdı. Ama ne yalan söyleyeyim, finalde Kont Olaf’ın ölümüne içten içe azıcık üzüldüm. Karakter ne kadar kötü olursa olsun, o tuhaf karizmasına ve absürt kötülüğüne galiba ben de alışmışım.