Eğer siz de kitap okurken odaklanma sorunu yaşıyor ve hafif depresif, pesimist havaları seviyorsanız; Hüseynî makamından çeşitli parçaların yer aldığı bir buçuk saatlik bir kayıt buldum. Kulaklığı takıp aralıksız, uzun süre okuyabilirsiniz; çünkü ben bu şekilde yapıyorum.
BA YIL DIM. Henüz seriyi okumadım ama film gerçekten harikaydı. Film, Millie’nin (Sydney Sweeney) Winchesterların evine iş başvurusu için gitmesiyle başlıyor. Her şey mükemmel; hatta rahatsız edecek derecede mükemmel. Millie, bu başvurunun olumsuz sonuçlanacağını düşünerek arabasında yaşayan, geçmişinde ağır bir…devamıBA YIL DIM.
Henüz seriyi okumadım ama film gerçekten harikaydı. Film, Millie’nin (Sydney Sweeney) Winchesterların evine iş başvurusu için gitmesiyle başlıyor. Her şey mükemmel; hatta rahatsız edecek derecede mükemmel. Millie, bu başvurunun olumsuz sonuçlanacağını düşünerek arabasında yaşayan, geçmişinde ağır bir suç bulunan ve şartlı tahliye ile serbest kalmış bir kadın.
Nina evin sahibesi ve başta oldukça dengesiz görünüyor. Bir dediği bir dediğini tutmuyor; kimi zaman yakın, kimi zaman suçlayıcı. Andrew ise dışarıdan bakıldığında karizmatik, başarılı ve güven veren biri. Film uzun süre Nina’yı sorunlu gibi gösteriyor ve izleyici doğal olarak ona şüpheyle yaklaşıyor. Andrew ile Millie yakınlaşınca Nina evden ayrılıyor.
Ancak sonrasında gerçek tablo değişiyor. Andrew’un Nina’yı çatı katında uzun süre baskı altında tuttuğu ona psikolojik ve fiziksel eziyet uyguladığı ortaya çıkıyor. Evdeki asıl tehdidin kim olduğu netleşmeye başlıyor.
Millie’nin yaptığı bir hata, Andrew’un karanlık yüzünü ona da göstermesine neden oluyor ve bu kez çatı katı Millie için kapanıyor. Fakat dengeler bir kez daha değişiyor. Roller tersine dönüyor ve sonunda Andrew kendini o çatı katında, bu kez kapının diğer tarafında buluyor.
Final, güç ilişkilerinin ne kadar hızlı değişebileceğini göstererek bitiyor ve hikâyenin tamamen kapanmadığı hissini bırakıyor.
Spoiler içeriyor
The Gangster, the Cop, the Devil, mafya, polis ve seri katil üçgeninde geçen karanlık bir suç filmidir. Film, bir seri katilin peşine düşen mafya babası ile polisin zorunlu iş birliğini konu alır. Bu ittifak, adalet kavramını sorgulatan bir çatışma yaratır.…devamıThe Gangster, the Cop, the Devil, mafya, polis ve seri katil üçgeninde geçen karanlık bir suç filmidir. Film, bir seri katilin peşine düşen mafya babası ile polisin zorunlu iş birliğini konu alır. Bu ittifak, adalet kavramını sorgulatan bir çatışma yaratır.
Polis karakteri hukuku temsil etse de kullandığı yöntemler çoğu zaman mafyadan farklı değildir. Mafya ise kendi kurallarıyla hareket eden, sert ama tutarlı bir yapı sunar. Film bu karşıtlık üzerinden iyilik ve kötülük arasındaki sınırın ne kadar belirsiz olduğunu gösterir.
Karanlık atmosfer, sert sahneler ve sade müzik kullanımı filmin gerilimini güçlendirir. Şiddet süslenmeden, doğrudan ve rahatsız edici şekilde verilir.
Sonuç olarak film, izleyiciyi taraf tutmaya değil, adaletin gerçekten ne anlama geldiğini düşünmeye zorlayan etkileyici bir suç gerilimidir.
Birkaç saat sonra takvim 6 Şubat olacak. 6 Şubat’tan önce yaşadığım hayatı düşündükçe “ne güzel zamanlarmış” diyorum. O geceyi ben yaşadım. Kiminin annesi, kiminin babası, kiminin ailesinden biri; olmadı bir arkadaşı, bir tanıdığı, hayatına dokunmuş bir insan bu dünyadan göçmek…devamıBirkaç saat sonra takvim 6 Şubat olacak. 6 Şubat’tan önce yaşadığım hayatı düşündükçe “ne güzel zamanlarmış” diyorum. O geceyi ben yaşadım. Kiminin annesi, kiminin babası, kiminin ailesinden biri; olmadı bir arkadaşı, bir tanıdığı, hayatına dokunmuş bir insan bu dünyadan göçmek zorunda kaldı.
Üzerinden üç yıl geçti ama bana sanki dünmüş gibi geliyor. O gecenin korkusu hâlâ üzerimde. En ufak bir seste, en küçük bir sarsıntıda aynı çaresizlik geri geliyor. Zaman geçiyor deniyor ama bazı geceler zaman gerçekten hiç geçmemiş gibi hissettiriyor.
Yürüdüğüm yolu değil, varacağım hedefi düşündüm hep. Bir kitabı okurken, bir sayfada saatlerce durup düşünmekten ziyade “bu kitap bitsin, ötekine geçeyim” diye düşündüm. Aynı durum dizi ve filmler için de geçerliydi; hep bir sonrakini, hep bitişi kovaladım. Hayatımda da hep…devamıYürüdüğüm yolu değil, varacağım hedefi düşündüm hep. Bir kitabı okurken, bir sayfada saatlerce durup düşünmekten ziyade “bu kitap bitsin, ötekine geçeyim” diye düşündüm. Aynı durum dizi ve filmler için de geçerliydi; hep bir sonrakini, hep bitişi kovaladım.
Hayatımda da hep böyle oldu. Lise bitsin, üniversite bitsin, iş bulayım… Falanca olsun, filanca geçsin. Sürekli içinde bulunduğum anı değil, yürüdüğüm yolu değil, yolun sonunu düşündüm.
Bugün dönüp baktığımda fark ediyorum ki, “bitsin” diye çabaladığım onca şeyin aslında en kıymetli kısımlarını kaçırmışım. Meğer hayat, hedefe varılan anlarda değil; o hedefe giderken yaşananlarda gizliymiş.
Demek istediğim şu: Yolun tadını çıkarın. Henüz vaktiniz varken, henüz içindeyken… Çünkü yol bittiğinde geriye sadece hatırlayabildikleriniz kalıyor.
Spoiler içeriyor
“Tanrı her şeyi yapmaya istekli değil, bu yüzden özgür irademizi bizden almıyor ve bize ait şan ve şerefi bize bırakıyor.” Machiavelli – Prens benim için idealist siyaset anlayışını yerle bir eden, gerçekliğin soğuk yüzünü gösteren bir kitaptı. Ahlâkın, iktidar söz…devamı“Tanrı her şeyi yapmaya istekli değil, bu yüzden özgür irademizi bizden almıyor ve bize ait şan ve şerefi bize bırakıyor.”
Machiavelli – Prens benim için idealist siyaset anlayışını yerle bir eden, gerçekliğin soğuk yüzünü gösteren bir kitaptı. Ahlâkın, iktidar söz konusu olduğunda çoğu zaman ikinci plana atıldığını; gücü elde tutmanın ise erdemden çok akıl, zamanlama ve gerektiğinde sertlik istediğini anlatıyor. Machiavelli, yöneticiyi “iyi insan” olmaya değil, devleti ayakta tutmaya odaklıyor. Bu yönüyle rahatsız edici ama bir o kadar da dürüst. Prens, iktidarın nasıl olması gerektiğini değil, nasıl işlediğini anlatan cesur bir gerçeklik kitabı.
Spoiler içeriyor
Çünkü eğer başkalarının eleştirilerine kulak asarsanız asla muhteşem şeyler başaramazsınız. Ve kalbinizde yaşattığınız o büyük hayaller tutkularınızı ve kişisel mükemmelliğinizi de yerle bir ederek yavaş yavaş ölür. 17 Geçmişinden asla pişmanlık duyma. Bunun yerine ona bir öğretmenmiş gibi sarıl. 37…devamıÇünkü eğer başkalarının eleştirilerine kulak asarsanız asla muhteşem şeyler başaramazsınız. Ve kalbinizde yaşattığınız o büyük hayaller tutkularınızı ve kişisel mükemmelliğinizi de yerle bir ederek yavaş yavaş ölür. 17
Geçmişinden asla pişmanlık duyma. Bunun yerine ona bir öğretmenmiş gibi sarıl. 37
Büyük düşler kuranlar düşlerini gerçekleştirmez, aşarlar.
Alfred Lord Whitehead
49
Öğrenci hazır olduğunda öğretmen ortaya çıkar.
52
Ben bir yaşam sanatçısıyım; sanat eserimse yaşamımdır.
Suzuki
55
Yanındaki sehpanın üzerinde duran çaydanlığı görüp fincanıma çay doldurmaya koyuldu. Bardağı ağzına kadar doldurdu; ama sonra da doldurmaya devam etti! Çay, fincanın kenarlarından tabağa ve oradan da eşimin çok değerli İran halısının üzerine dökülmeye başladı. Önce sessizce izledim. Ama sonra dayanamadım.
“Julian ne yapıyorsun? Fincanım taşıyor. Ne kadar denesen de daha fazla dolduramazsın!” diye bağırdım sabırsızca.
Uzun bir süre bana baktı. “Lütfen yanlış anlana. Sana saygı duyarım, John. Bu her zaman böyleydi. Ama tıpkı bu fincan gibi sen de kendi fikirlerinle dolmuş görünüyorsun. Peki, önce fincanını boşaltmadan daha fazlasını nasıl alabilirsin?”
58
“Dışarı bakan düş kurar, içe bakanlar uyanır.”
Çoğu kimse zihninin büyük gücünü hiç fark etmez. En deneyimli düşünürlerin bile zihinsel kapasitelerinin yalnızca yüzde birini kullandıklarını öğrendim.
67
“Nesnel gerçeklik veya ‘gerçek dünya’ diye bir şey yok.
Hiçbir şey mutlak değil. En büyük düşmanının yüzü en iyi arkadaşının yüzü olabilir. Birine trajedi olarak görünen bir hadise bir başkasına sınırsız fırsat sunabilir. Hep neşeli ve iyimser olan insanları sürekli bedbaht olanlardan ayıran şey, yaşam koşullarının nasıl yorumladığı ve işleme tabi tutulduğudur.”
68
Yaşamın büyük zevklerinin peşinde koşmakla o kadar meşguldüm ki küçük mutlulukların tümünü elimden kaçırdım.
72
Düşlerim ve kâbuslarm vardı. Düşlerim sayesinde kabusların üstesinden geldim.
73
Yaşama tekrar saygı göstermeye başla ve onun tüm mucizelerini gör. Zihninin isteklerini gerçekleştirme gücünü fark et. Bunu bir kez yaptığında evren yaşamına mucizeler katmak için senin yanında olacak.
73
Unutma, John, sözcükler, gücün sesle vücut bulan biçimidir.
74
Başka bir insandan üstün olmanın asil bir tarafı yoktur. Gerçek asalet, önceden bulunduğundan daha üstün biri haline gelmekte yatar.
93
Başka birinin hayalleri hakkında düşünerek geçirdiğin her saniyeyi kendinden çalmış olursun.
94
Hata yoktur, sadece dersler vardır. Engelleri kişisel gelişim ve manevi zenginleşme için fırsat olarak görün
96
Kendinize güvenin. Tüm hayatınız boyunca yaşamaktan haz duyacağınız yaşam biçimini yaratın. Olasılığın küçük içsel kıvılcımlarını körükleyip başarı alevlerine dönüştürerek kendinizi olabilecek en yüksek seviyeye taşıyın.
Foster C. McClellan
97
Kendini ve nasıl biri olduğunu tanımaya başla.
“Kendimi tanımıyor muyum zaten?”
“Çoğu insan tanımaz. İnsanlar güçlü yönlerini, zayıf yönlerini, umutlarını ve rüyalarını anlamaya zaman ayırmazlar.”
111
Her tecrübe dersler içerir. Önemsiz şeyleri büyütmeyi bırak. Yaşamının tadını çıkar.
116
Son olarak geçmişinde kalanlar ve gelecekte olacaklar, içinde var olanlarla kıyaslandığında hiçbir şeydir; bunu hiç unutma.
117
Yaşamdaki sınırlar yalnızca senin belirlediklerindir.
125
Korku kendi yarattığın zihinsel bir canavardan, bilincin olumsuz yönde dalgalanmasından başka bir şey değildir.
127
Bahaneler üretmeyi bırak ve sadece yap!
149
Karekter zekâdan daha soyludur.
163
Senin içinde güneş, ay, gökyüzü ve bu evrenin tüm harikaları yatar. Bu harikaları yaratan zekâ seni yaratan kuvvetin aynısıdır. Etraftaki her şey aynı kaynaktan gelir. Hepimiz biriz.
167
Çoğu insan ile hayalleri arasında duran tek engel başarısızlık korkusudur.
168
Başarısızlıktan asla korkma. Başarısızlık senin arkadaşındır.
168
Kimse yaşamı asla kendisine gülmeyi unutacak kadar ciddiye almamalı
198
Başarısız olman imkânsızmış gibi davran ve başarı hep senin olsun.
200
Gönlümün büyük bölümünü, değiştirme gücümün olmadığı geçmişteki olayları üzülerek veya gelecekte belki de hiç olmayacak şeyleri kaygılanarak geçiriyorum. Zihnim her zaman beni bir milyon farklı yöne çeken bir milyon küçük düşünceyle dolu. Bu gerçekten sinir bozucu.
215
Spoiler içeriyor
Kitabı geçen sene okumuştum. Metin noktası noktasına aklımda olmasa da belli bir çerçeve aklımda kaldı. Filmi az önce bitirip yazmaya koyuldum. Öncelikle, aklımda kaldığı kadarıyla kitapla arasında ufak değişiklikler olsa da bariz değişiklikler yok. Film beklediğimden iyiydi; bazı rahatsız edici…devamıKitabı geçen sene okumuştum. Metin noktası noktasına aklımda olmasa da belli bir çerçeve aklımda kaldı.
Filmi az önce bitirip yazmaya koyuldum. Öncelikle, aklımda kaldığı kadarıyla kitapla arasında ufak değişiklikler olsa da bariz değişiklikler yok. Film beklediğimden iyiydi; bazı rahatsız edici ufak sahneler olsa da çok iyiydi.
Filmin konusu, sert ve katı bir babası olan Frankenstein’ın annesini doğum sırasında kaybetmesiyle başlıyor. Babasının eğitimiyle doktor olan Victor, küçüklüğünden beri annesinin kaybıyla zihnine yerleşen ölümü yenme fikrini gerçekleştirmeye çalışıyor ve bir nevi başarıyor da. Daha sonra kardeşi, kardeşinin nişanlısı ve nişanlının amcasıyla karşılaşıyor. Finansal olarak amca destek oluyor ve Victor daha büyük oynuyor: Tek beden değil de toplama bir beden oluşturuyor ve bu bedene can verebiliyor.
Amacını gerçekleştiren Victor, zamanla bu durumdan sıkılıyor ve yarattığı yaratığın bir gelişim göstermemesi üzerine bütün şatoyu ateşe veriyor. Bundan önce, kardeşinin nişanlısı Elizabeth ile karşılaşan canavar iki kelime söyleyebiliyor: Victor ve Elizabeth.
Şato yanınca kalacak yeri olmayan yaratık ormanda dolanırken bir ailenin değirmenine sığınıyor ve burada okumayı, sevgi gibi duyguları öğreniyor. Kendini insanlara gösterince korkup ona saldırdıkları için insanlarla yaşayamacağını anlıyor ve yaratıcısından ona bir eş yapmasını istiyor. Victor bu durumu reddediyor ve yaratık ile Victor arasında sonsuz bir kovalamaca ve av macerası başlıyor.
Kutupta sıkışan bir gemi Victor’u yaralı halde bulup kaptan köşküne alıyor. Filmin ve kitabın başlangıcı ile bitişi burada gerçekleşiyor. Victor ve yarattığı “oğlu” arasında son bir hesaplaşma oluyor ve Victor ölüyor.