Hangover tarzı yolda geçen eğlenceli bir film. Yolculuk süresi uzayan hırsız kadının ve mağdur erkeğin birbirlerinin hayatlarına dair öğrendikleri ile düşüncelerinin de değişmesini konu alan izle ve unut tarzı çerez bir film. Ailece izleyebilirsiniz
Konusu itibariyle oldukça farklı ve güzeldi, benim gibi psikolojik konulara ilginiz varsa daha da beğeneceğiniz türden bir yapım ama bir bütün olarak baktığımda bir tatminsizlik hissi uyandırıyor, bir yerlerde bir şeyler eksikti. Mantıksal hataları es geçiyorum. Finali çok hızlı geldi…devamıKonusu itibariyle oldukça farklı ve güzeldi, benim gibi psikolojik konulara ilginiz varsa daha da beğeneceğiniz türden bir yapım ama bir bütün olarak baktığımda bir tatminsizlik hissi uyandırıyor, bir yerlerde bir şeyler eksikti. Mantıksal hataları es geçiyorum. Finali çok hızlı geldi ve bir telaşla bitti örneğin. Ama filmin beni etkileyen kısmı “zihin kontrolünün varabileceği derinlikti” aslında. Hipnotik işlerin gizemi her zaman ilgimi çekmiştir. Inception filmi gibi rüya içinde rüya yerine burada hipnoz içinde hipnoz durumları var. Netflix’de film yokluğu yaşadığımız şu günlerde her türlü gideri var. Tahmin etmesi güç bir film değil ama sıkıcı değildi hatta akıcıydı da diyebilirim. Şans vermenizi öneririm. Puanım 6/10
Çukur'un Kore versiyonuydu sanki. Konusunu okuyup aaa bu dizinin sonu baştan belli deseniz de son bölüme kadar hep bir ters köşe umuduyla bekliyorsunuz. Dizinin kesinlikle gideri var, sürükleyici ve heyecanlı olduğunu söyleyebilirim. Birçok mantık hatasına rağmen, aksiyon ve dövüş sahneleri…devamıÇukur'un Kore versiyonuydu sanki. Konusunu okuyup aaa bu dizinin sonu baştan belli deseniz de son bölüme kadar hep bir ters köşe umuduyla bekliyorsunuz. Dizinin kesinlikle gideri var, sürükleyici ve heyecanlı olduğunu söyleyebilirim. Birçok mantık hatasına rağmen, aksiyon ve dövüş sahneleri ile izleyici aksiyona doyuyor. Bölümler 50dk bir saat arası ve toplam 8 bölüm. Puanım 7/10
Netflix’in en çok izlenen yapımları arasında gördüm ve başrolde Mark Wahlberg olunca şans vermek istedim. Ace Atkins'in romanından uyarlanan, izlenebilir kalitede lakin aynı türde çekilen filmlerden pek farkı olmayan, sıradan bir film çıktı. Suç filmleri içeresinde türevlerine göre nispeten daha…devamıNetflix’in en çok izlenen yapımları arasında gördüm ve başrolde Mark Wahlberg olunca şans vermek istedim. Ace Atkins'in romanından uyarlanan, izlenebilir kalitede lakin aynı türde çekilen filmlerden pek farkı olmayan, sıradan bir film çıktı. Suç filmleri içeresinde türevlerine göre nispeten daha aksiyonu az, izledikten sonra izleyicide şaşkınlık ya da hayranlık uyandıracak düzeyde bir film değil... Filmin sonundan devamının da geleceği anlaşılıyor. Puanım 6/10
Konusuna gelecek olursak, Spencer( Mark Wahlberg ), polis teşkilatında çalışmakta olan idealist bir polistir. Çalışma arkadaşlarının dahil olduğu kirli işlere karşı kayıtsız kalamadığı bir noktada amirlerinden bir tanesine karşı şiddet kullanmak suçundan 5 yıl hapis cezası alır ve cezasını çektikten sonra özgürlüğüne kavuşur. Hapishane sonrasında sakin bir hayat sürüp kamyon şoförü olmak gibi bir hedefin peşinden gitmek ister. Ancak hapishaneye girmesine sebep olan olaylar zinciri peşini bırakmaz ve kendisini bir anda aksiyonu ve tehlikesi bol bir suç soruşturmasının içinde bulur.
İbrahim Büyükak bence komik ve eğlenceli bir adam. Yalnız kendi "çirkinliği" ile alakalı esprilerine artık bir son vermeli. 10 bölümlük kendi hayatından esinlendiği dizi 30-40 dk'lık akıcı ve eğlenceli bölümleri ile iki günde bitirilecek türden. Annesi rolündeki Füsun Demirel tercihi…devamıİbrahim Büyükak bence komik ve eğlenceli bir adam. Yalnız kendi "çirkinliği" ile alakalı esprilerine artık bir son vermeli. 10 bölümlük kendi hayatından esinlendiği dizi 30-40 dk'lık akıcı ve eğlenceli bölümleri ile iki günde bitirilecek türden. Annesi rolündeki Füsun Demirel tercihi riskli geldi. Gerilla annesi oynamak isteyen birini tercih etmek zorunda mıydı dedim. Babası rolündeki Zafer Alagöz harika oynamış. Annesi-babası arasındaki toplumsal ahlak ve normlarımız ile hiç uyuşmayan belaltı konuşmaları çok abartılı ve gereksiz bulduğumu belirtmeliyim.
İbrahim'in nasıl ayarlayabildiğine akıl erdiremedigim kız arkadaşı Nazlı ile, yakın arkadaşı Halil ve yürüme engelli arkadaşı Buket ile olan yakınlıkları, aralarındaki espriler, samimiyet hoştu ve tadındaydı. Dizi oldukça bel altı konuşma argo ve espri içeriyor o yüzden ailece izlemek isteyenler dikkat etmeli. Büyükak'ın Yol Arkadaşım ve Küçük Esnaf filmlerini sevdiyseniz bu diziyi de beğenirsiniz.
Exxen uygulaması ile bu vesileyle ilk defa tanıştım. 1.25x ve 1.50x hızlandırma seçeneği olmaması büyük eksiklik. İnternet olmadan indirilen içeriklere ulaşamamak da büyük sıkıntı. Onun dışında simdi Gibi'ye ve Stand-Up Evreni başladım. Bitince onları da yazarım. Epeydir kabak tadı veren Netflix'ten sonra değişiklik iyi oldu...
İKİNCİ SEZON YORUMUM......
Bir yıl aradan sonra gelen ikinci sezonunu çok hızlı bir şekilde izledim, ilk sezon Bursa’dan İstanbul’a metin yazar olma hayali ile gelen İbo’nun İstanbul günleri oldukça eğlenceli geçiyor. Bölümler çok komik, yükselen kiralara, taksici sorununa, günümüz sosyal medya platformlarına şahane göndermeler var, iki harika karakter girmiş diziye, birincisi mahir enişte, Özgür Turhan resmen döktürüyor. İkincisi ise, Cem Garipoğlu filmlerinden aşina olduğumuz Melis Babadağ, çok renk katmış naif tarzı ile. Son söz de Halil rolündeki Özgür Emre Yıldırım’a... Çok eğlenceli bir adam. Normal hayatında da bu kadar matrak mıdır merak ediyorum. Kısacası Exxen’e üye olmak için iyi bir sebep, keyifle izlenecek, gülünecek hoş bir dizi olmuş ve üçüncü sezonu da gelir gibi duruyor. Bu arada dizinin isminin nereden geldiğini de son bölümde öğrenmiş oldum. İlginç Bazı Olaylar, baş harfleri ile kısaca İ-b-o yani
9 Aralık 2022
Yıllardır izleme listemde olan bir filmdi. KabloTv sinemalarda görünce izlemeye başladım. Robert De Niro gencecik haliyle Travis isimli Kore gazisi bir karakter ile karşımıza çıkıyor. Uyku sorunu çekmesi sebebiyle geceleri taksiye çıkması ve burada gördüğü haksızlıklar sonrası yalnızlığın da verdiği…devamıYıllardır izleme listemde olan bir filmdi. KabloTv sinemalarda görünce izlemeye başladım. Robert De Niro gencecik haliyle Travis isimli Kore gazisi bir karakter ile karşımıza çıkıyor. Uyku sorunu çekmesi sebebiyle geceleri taksiye çıkması ve burada gördüğü haksızlıklar sonrası yalnızlığın da verdiği duygularla bu haksızlıklar ile tek başına mücadele etmeye çalışması ve bir katile dönüşmesi serüvenini anlatıyor. Bu yönü ile çok sonradan çekilen Joker filmi buradan esinlenilmiş diyebiliriz. Abartıldığı kadar keyif alamadım ben, yer yer çok sıkıldım hatta ama kült bir film olduğu için şans verdim. Neden bu kadar yüksek puan aldığını anlamaya çalıştım. Vaktiniz varsa benim gibi şans verebilirsiniz. Puanım 6.5 / 10
İzlanda'nın küçük ve kasvetli maden kasabası görüntüleri, volkanik külden dolayı grinin hakim oldugu uçsuz bucaksız tepe ve karlı dağ manzaraları izlerken izleyiciyi de içine alıyor.. İzleyenlerin bizim Atiye ya da Almanların Dark dizisine benzettiği bir dizi. Deli gibi gerçekleşmesini dilediğin…devamıİzlanda'nın küçük ve kasvetli maden kasabası görüntüleri, volkanik külden dolayı grinin hakim oldugu uçsuz bucaksız tepe ve karlı dağ manzaraları izlerken izleyiciyi de içine alıyor.. İzleyenlerin bizim Atiye ya da Almanların Dark dizisine benzettiği bir dizi.
Deli gibi gerçekleşmesini dilediğin birtakım arzular, kabullenmek istemediğin kayıplar ya da olmak istediğin doğru insan mucizevi bir biçimde karşına dikildiği vakit en büyük kabusuna dönüşebilirin hikâyesi de diyebiliriz dizinin konusu için
Yalnız dokunmadan geçmeyelim, yayımcı Netflix olduğu için yine bir noktada bir şekilde Lgbt mesaji veriliyor seyirciye. 5.ci bölümde klinikte ki doktorun, Asa'ya karşı hisleri olduğu ile ilgili birkaç dakikalık sahne vardı. Ne hissi, ne diyor bu falan oluyorsunuz. Hiç bir anlam veremiyorsunuz çünkü o kadar ki dondan fırlamış gibi ki bir sahneydi. Kalıbımı basarım, bu sahne "abi gaylik koymayı unuttuk şuraya bir yere sıkıştırsanıza" şeklinde yazılmış. Konu ile alakasız, karakterler ile alakasız son derece anlamsız bir bölümdü.
Bundan sonrası Spoiler içerir, izlemeyenler devam etmesin....
Gelen her yeni “değişilmiş” kasabada yaşayanların hayal güçlerine göre oluşarak geliyor. Hepsinin bir misyonu var. Bu yönüyle bana normal benlik - ideal benlik kavramlarını ve aralarındaki çatışmayı düşündürdü. Sakallı bilim insanı bir açıklama yapıyor. Diyor ki bu gelenler bizim yansımalarımız. Sakallı herif çocuğunu düşünüyordu, karısıyla tekrar yakınlaşmak istiyordu, bunlar olsun diye çocuk geldi. Çocuğu öldürerek yakınlaştılar. Grima ablasıyla vedalaşamamıştı ablası geldi. Polis yeni karı istiyordu, yeni karısı geldi.l ama yeni karısı, eski karısına bakıcılık yapmaya karar verdi. Eh sonuçta kendine senden başka kimse daha iyi bakamaz ahahah. Grima’nın kocası manyak olmayan daha iyi mutlu bir Grima istiyordu, yeni mutlu versiyonu geldi. Thor amcanın aklında metresi vardı hep, onu düşünüp duruyormuş. metresinin gençliği geldi. Kısaca bu uzaylı arkadaşlar kopyaları duygu durumlarına göre yolluyor. Bi nevi test, deney gibi bir şey. Yalnız gelenler eskisi gibi değil...
Netflix'in en çok izlenen filmleri arasında görünce izlemeye karar verdim. Agatha Christie romanları okumayı seven ve kuaförlük yapan Audrey Spitz (Jennifer Aniston) ile iyi nişan almayı bilemediği için dedektiflik sınavlarını geçemeyen Nick Spitz (Adam Sandler) iyice monoton hale gelen evliliklerine…devamıNetflix'in en çok izlenen filmleri arasında görünce izlemeye karar verdim. Agatha Christie romanları okumayı seven ve kuaförlük yapan Audrey Spitz (Jennifer Aniston) ile iyi nişan almayı bilemediği için dedektiflik sınavlarını geçemeyen Nick Spitz (Adam Sandler) iyice monoton hale gelen evliliklerine renk getirmek için 15 yıldır erteledikleri Avrupa tatiline gitmeye karar veriyorlar.
Bindikleri uçağın business bölümündeki barda milyarder Charles Cavendish (Luke Evans) ile tanışıyorlar. Charles, otobüs turuna gideceklerini öğrendiği çiftimizi, yatı ile çıkacağı deniz tatiline davet ediyor. Nick pek sıcak bakmasa da Audrey bu teklifi bayıla ayıla kabul ediyor. Neyse çiftimiz bu zengin yatında pek de alışık olmadıkları zengin tiplerle takılırken bir akşam, Charles'in multimilyarder babası Malcolm Quince (Terence Stamp) mirasını bildirmek için tüm çocuklarını yatta bir araya getiriyor. Ve mirasını japon sevgilisi Suzi Nakamura (Shioli Kutsuna)'ye bırakıyor. Tam o sırada ışıklar söner ve tekrar yandığında, Malcolm'un böğrüne bir hançer saplanmış ve ölmüştür. Kaşla göz arasında kim öldürmüştür. Manaco'dan gelen dedektif Croix cinayet şüphelisi olarak Audrey ve Nick'i göz hapsine alır.
Çiftimiz tatil yapalım diye geldikleri tatilde katil damgası yemek üzeredir. Okuduğu cinayet romanlarından öğrendikleri ile Audrey, ve dedektif olamasa da polislik artıları ile iki kafadar cinayeti kimin işlediğini çözmeye çalışır. Peki cinayeti kim ve neden işlemiştir.
Aksiyon ve gizem kısmı başarılı sayılabilecek bir film ama fakat aynı şeyi filmin komedi kısmı için söylemek mümkün değil, kadrosunun gücünün de etkisiyle keyifli bir seyirlik olduğunu söylemek mümkün. Çerezlik niyetine izlenebilir. 6/10
Kore versiyonu da varmış ama izlemedim. İsminden dolayı filmin nasıl ilerleyeceği aslında çok belli gibi dursa da filmin sonunu güzel ve ters köşe yapacak şekilde bağlamışlar. Yılmaz Erdoğan'ı başkomiser rolünde suçluluları kovalerken kendi karıştığı bir suçun faili olarak yaşadığı kafa…devamıKore versiyonu da varmış ama izlemedim. İsminden dolayı filmin nasıl ilerleyeceği aslında çok belli gibi dursa da filmin sonunu güzel ve ters köşe yapacak şekilde bağlamışlar. Yılmaz Erdoğan'ı başkomiser rolünde suçluluları kovalerken kendi karıştığı bir suçun faili olarak yaşadığı kafa karışıklığı yaşarken gördüm ve beğendim. Akıcı ve kendini izleten bir film olmuş. Şans verilmeli bence. Puanım 7/10
21 Bölümlük ilk sezonu bu sabah itibariyle bitirdim, izlenimlerim sıcak sıcakken yazayım. Efsane diziler arasında gösterilen “House of Cards” dizisi sonrasında Amerikan siyasi dramalarında adını sıkça duyduğum bir diziydi “Designated Survivor” dizisi. “Seçilmiş Sağ Kalan” veya “Atanmış Başkan” olarak da…devamı21 Bölümlük ilk sezonu bu sabah itibariyle bitirdim, izlenimlerim sıcak sıcakken yazayım. Efsane diziler arasında gösterilen “House of Cards” dizisi sonrasında Amerikan siyasi dramalarında adını sıkça duyduğum bir diziydi “Designated Survivor” dizisi. “Seçilmiş Sağ Kalan” veya “Atanmış Başkan” olarak da Türkçeleştirilen dizi konu olarak, ABD yasalarına göre tüm kabine toplantı halindeyken kabinenin en zayıf halkası olarak güvenli bir odada ne olur ne olmaz diye tutulan Tom Kirkman, -bir gün önce başkan tarafından istifası istenmişken-, bir anda kendini “ABD Başkanı” olarak buluyor.
Seçilmiş olmadığı için kimsenin ciddiye almadığı, almak istemediği başkan Tom Kirkman, bürokrasiden geldiği için aslında siyasetin kirli ayak oyunlarına çok yabancı, tam bir aile babası ve aşırı dürüst ve şeffaflıktan yana bir adamdır. Başkan olmasına yol açan “Capital Patlaması” ile mevcut hükümetin tüm üyeleri ölmüştür. Dolayısı ile ilk iş ülkenin baş başa kaldığı bu büyük terör olayının arka yüzünü araştırmakla işe başlar.
Saldırıdan sadece bir kişi sağ kurtulmuştur; “meclis üyesi Peter MacLeish” Bu durumu şüpheli bulan FBI Peter'i incelemeye alıyor. Peter, kahraman edaları ile başkan yardımcılığına giden yolda emin adımlarla ilerlerken, FBI Ajanı Hannah Wells ve Jason Atwood olayı araştırmaya devam ediyor. Ekip patlamayı üstlenen El-Sakar isimli terör örgütü ile McLaeish arasında bağlantılar buluyor. Bölümler ilerledikçe başkan bile suikaste uğruyor ve ölümden dönüyor. Sonra Beyaz Saray'da bir hain olduğu anlaşılınca bu kez hainin kim olduğu ve yakalanması için epey çaba gösteriliyor. Bu arada başkan da sempatik, bağımsız halleri ile Amerikan halkı tarafından benimsenmeye başlıyor. Basın Sözcüsü Seth Wright, Özel Kalemler Aaron Shore ve sonradan atanan Emily Rhodes’in sempatik rolleri diziye katkı sağladığını söyleyebilirim.
Birçok klişeler barındırsa da ve çok bariz ABD propagandası yapılmasına rağmen Tom Kirkman tipi bir başkanımız olsa ne güzel olurduyu görmek adına keyifle izledim ve bölümler gerçekten çok akıcıydı. İlk sezon 21 bölüm ve her bölüm 50 dk civarında. Şimdi aradan geçen 1 yıl sonra Tom Kirkman’ın başkanlığının kalfalık dönemini izlemeye başlıyorum, bitince edit yaparım. İyi Seyirler.
Edit: Yukarıdaki yorumu 4 ay önce ilk sezonu bitirdiğimde yazmıştım, ikinci sezonun başı ve sonu iyiydi orta kısmı pek sarmadı o yüzden sezonun bitmesi de zaman aldı. Tom Kirkman'ın başkanlığa iyice ısındığı, tanındığı ve sevildiği bu sezonun sürprizi eşi Alex'in ansızın ölümü oldu. 3.sezon ilk iki bölümü de izledim, bu sezonda Tom Kirkman'in bağımsız olarak başkan adayı olmasi ve seçim kampanyası ile geçeceğe ve hakiki! bir politikacıya dönüşeceği bir sezona benziyor. İlk iki sezonu kendi politikaları yönünden es geçen Netflix bu sezon Lgbt mesajlarını, erkek erkeğe öpüşmeleri falan 3. sezona saklamış görünüyor... Sezon bitince bir edit daha yazarım belki. 24 Şubat 2022