Netflix’in nadir güzel filmlerinden biri. Malawi'de şiddetli yağmurdan sonra gelen kıtlığın anlatıldığı gerçek hikâye. Tüm zorluklara rağmen okumak isteyen ve fiziğe ihtiyaç duyan bir çocuğun hikâyesi ve bence oldukça başarılı bir film.
Film bir çok sosyal mesaj veriyor. Kendi halindeki bir ev hanımının bile bu ülke ve ülke insanı için yapabileceği şeyler olduğundan bahsediliyor. Ülkemiz için çok değerli olan zengin zenginliklerimizin korunması, köye, köylüye destek verilmesi, köylerimizin yanında olmamız gerektiği vurgulanıyor. Bu…devamıFilm bir çok sosyal mesaj veriyor. Kendi halindeki bir ev hanımının bile bu ülke ve ülke insanı için yapabileceği şeyler olduğundan bahsediliyor. Ülkemiz için çok değerli olan zengin zenginliklerimizin korunması, köye, köylüye destek verilmesi, köylerimizin yanında olmamız gerektiği vurgulanıyor. Bu vurgu izmir marşı eşliğinde yapılıyor.
Özellikle Sarp Akkaya'nın Demet Akbağ'a Ankara'nın taşına bak gözlerimin yaşına diyerek Ankara'da tanıdıklarım var üzerim seni demesi üzerine Demet Akbağ'ın "İzmir'in dağlarında da çiçekler açar" ama demesi filmde en dikkat çeken repliklerden biriydi. Açıkcası son kısımdaki siyasi göndermeler çok göze sokulmuş olsa da yine de ailece izlenip güzel vakit geçirebileceğiniz bir film olduğunu düşünüyorum..
Spoiler içeriyor
Bu filmi neredeyse sinemada izleyecektik ailece, +13 uyarısı olduğu için girememiştik. İyiki de girememişiz. Ezgi Mola'nın oyunculuğu dışında kayda değer hiçbir şey yoktu. Güldürmedi bile. Maide'nin Recep İvedik hallerine gülecekseniz açın izleyin ama zaman kaybından öte birşey olmaz. Ne konu…devamıBu filmi neredeyse sinemada izleyecektik ailece, +13 uyarısı olduğu için girememiştik. İyiki de girememişiz. Ezgi Mola'nın oyunculuğu dışında kayda değer hiçbir şey yoktu. Güldürmedi bile. Maide'nin Recep İvedik hallerine gülecekseniz açın izleyin ama zaman kaybından öte birşey olmaz. Ne konu var ortada ne işleyiş. Film boyunca aradığı gerdanlık, akli melekeleri sıkıntılı eşi tarafından çalınmasın diye alınmış meğer. Yani basit bir yanlış anlama yada iletişimsizlik üzerine film yapmışlar. Zaman kaybı gerçekten.
Spoiler içeriyor
Yıllar önce izlemiştim, tekrar izledim. Forrest Gump, akıl olarak eksik olsa da oldukça duygusal, verdiğin sözün arkasında, güçlü-kuvvetli ve şansı yaver giden içi-dışı bir arkadaşımız. Vietnam Savaşında tanıştığı komutanı Dan ve Karidesçi arkadaşı Bubba, platonik aşkı Jenny ve annesi önem…devamıYıllar önce izlemiştim, tekrar izledim. Forrest Gump, akıl olarak eksik olsa da oldukça duygusal, verdiğin sözün arkasında, güçlü-kuvvetli ve şansı yaver giden içi-dışı bir arkadaşımız. Vietnam Savaşında tanıştığı komutanı Dan ve Karidesçi arkadaşı Bubba, platonik aşkı Jenny ve annesi önem verdiği kişiler. Savaşta ölen Bubba'nın karides ile ilgili iş planlarını, bacaklarını kaybeden Dan ile birlikte balığa çıkışları, sevgilisi Jenny ile bir çocuk sahibi olup, ona doyamadan mezara verişini ve annesini de kaybedişi ve sonunda kendini yollara vurup 2 sene durmaksızın koşmasını anlatan kült bir film.
“Hiçbir iş bize küçük gelmez ve hiçbir görev işimizden büyük olamaz, ancak kimseye zararı dokunmadığı sürece” filmde çok sık duyacağınız bir replik… 80'lerin sonu 90’ların başında Hindistan'ın sahil eyaleti Gucerat'ta geçiyor film. Fakir bir çocuk olan Raees (Shah Rukh Khan)…devamı“Hiçbir iş bize küçük gelmez ve hiçbir görev işimizden büyük olamaz, ancak kimseye zararı dokunmadığı sürece” filmde çok sık duyacağınız bir replik…
80'lerin sonu 90’ların başında Hindistan'ın sahil eyaleti Gucerat'ta geçiyor film. Fakir bir çocuk olan Raees (Shah Rukh Khan) yıllarca Jairaj ve çetesi için çalışır. Bir gün arkadaşı Said ile kendiişlerini kurmaya karar verdiklerinde ipler kopar. Çünkü Raaes’de bir tüccarın aklı ve bir gangsterin cesareti vardır. Aklını ve cesaretini kullanarak kısa sürede zirveye çıkar ama ana mottosu yaptığı işlerin kimseye zararı dokunmadığı sürece yapacak olması sebebiyle içindeki insanı yönünü de insanlara faydalı işler yaparak gidermeye çalışır. Hatta siyasete girer ve kısa sürede başarıyı orada da yakalar. Ama tüm bu olup bitenler olurken, dürüst ve gözü pek polis şefi Mazumdar hep peşindedir. Siyasi bağlantıları ile onu bir şekilde pasifize etse de o hiç pes etmez.
Film toplamda 160 dakika ve sürükleyici bir yapısı var. Bana izlerken Pablo Escobar’ı Sevmek filmini anımsattı. Son not, filmdeki aksiyon sahnelerindeki abartı Cüneyt Arkın’a haksızlık yaptığımızı düşündürttü ama Hint Sinemasında bu klişe var zaten malumunuz.. İyi Seyirler…
“En iyi intikam mutlu olmaktır” 2018 yılı Şili yapımı komedi-dram türünde çerezlik bir film gibi görünse de vermek istediği mesajları güzel bir konu ve işleyişle sıkmadan ve sonuna kadar izleterek vermeyi başarıyor. “Sadece akıllı insanlar kendi deliliklerinin farkına varabilirler.” Mutlu…devamı“En iyi intikam mutlu olmaktır” 2018 yılı Şili yapımı komedi-dram türünde çerezlik bir film gibi görünse de vermek istediği mesajları güzel bir konu ve işleyişle sıkmadan ve sonuna kadar izleterek vermeyi başarıyor.
“Sadece akıllı insanlar kendi deliliklerinin farkına varabilirler.” Mutlu bir hayat yaşayan biri, iyi bir eş ve anne baba olmanın anahtarı bu filmde gizli, seyretmenizi tavsiye ederim. Film bittiğinde yüzünüzde kocaman bir tebessüm bırakacak, gönül rahatlığı ile ailece izlenebilecek bir Netflix filmi.
Konusu kısaca şöyle; Carolina (Paz Bascuñán), kocası Fernando (Marcial Tagle) 'nun onu en iyi arkadaşı Maite (Fernanda Urrejola) için terk ettiği gün çocuk sahibi olamayacağını da öğrenir. İki yıkıcı ve şok edici gelişme onu intihara ve sonrasında bir psikiyatri kliniğinde hastaneye kaldırılmasına neden olur.
Filmdeki en can alıcı ve hoşuma giden replik doktor heyeti ile Carolina’nın konuşmasıydı.
Carolina: Açıkçası 3 aydan biraz fazla kalınca size katılmak zorundayım; ben deliyim. Kocanızın sizi en yakın dostunuzla aldatıp onu hamile bıraktığını, kısır olduğunuzu aynı gün öğrenir ve evinizin çatısından atlamak istemezseniz robotsunuz demektir.
Doktor: Deli olduğunuzu kabul ediyor musunuz?
Carolina: Evet… Ama hayatımı tehlikeye atıp atmayacağımı soracak olursanız hayır, atmam. Artık kendimi öldürmek istemiyorum. Hem de hiç. Özellikle de gerçekten hiç aşık olmadığım bir erkek için. Annemin bana çizdiği hayatı da kaybetmek de beni hiç endişelendirmiyor. Hayır… Ben deliyim evet… Ama hepimiz biraz deli değil miyiz? Önemli olan şu; iyileşmek istiyorum. İyi olmak istiyorum. Ne gerekirse yaparım, gerekirse burada daha uzun süre kalırım.
Doktor: Peki, öyleyse sana kötü bir haberim var. Tedavine dışarıda devam etme zamanı geldi.
Carolina: İyi de deli olduğumu az önce söyledim.
Doktor: O yüzden zaten, "sadece akıllı insanlar kendi deliliklerinin farkına varabilir"
Mutlaka izleyin bence...
Spoiler içeriyor
Filmin başrollerinde Kevin Costner, Woody Harrelson, Kathy Bates ve John Carroll Lynch gibi tanınmış oyuncular oynuyor. Film, aksiyon filmi değil. Yol filmi hiç değil. İhtiyar polislerin karakterleri ve geçmişlerine odaklanan bir film de değil. Bu tarz beklentileri olanları filmin biraz…devamıFilmin başrollerinde Kevin Costner, Woody Harrelson, Kathy Bates ve John Carroll Lynch gibi tanınmış oyuncular oynuyor. Film, aksiyon filmi değil. Yol filmi hiç değil. İhtiyar polislerin karakterleri ve geçmişlerine odaklanan bir film de değil. Bu tarz beklentileri olanları filmin biraz sıkması ya da durağan gelmesi normal. Bunların dışında filmde 1930'lar havasının güzel yansıtıldığını düşünüyorum. Her tarafa virüs gibi yayılmış Coca-Cola otomatları, fakirlik ve büyük buhranın stresi altında ezilen halk, suça sürüklenen kitleler, polisin yanında değil, katilin&hırsızın yanında duran bir halk…
Bu sebeple, özellikle filmin sonunda Bonnie and Clyde'ın vahşice katledilmeleri sahnesinde, seyircilerin Bonnie and Clyde'ın tarafını tutmaları sağlanmıştır.
Üç kardeş babalarının ölümünün ardından yeni bir cici babanın ortaya çıkışıyla sarsılır. Annelerinin yeni biriyle olmasını hazmetmekte zorlanan kardeşlerin yeni cici baba mücadelesi üzerinden komik birşeyler yapmaya çalışmışlar. Filmi THY uçuşum esnasında vakit geçsin diye izledim. Açıkçası güldüğüm bir sahne…devamıÜç kardeş babalarının ölümünün ardından yeni bir cici babanın ortaya çıkışıyla sarsılır. Annelerinin yeni biriyle olmasını hazmetmekte zorlanan kardeşlerin yeni cici baba mücadelesi üzerinden komik birşeyler yapmaya çalışmışlar. Filmi THY uçuşum esnasında vakit geçsin diye izledim. Açıkçası güldüğüm bir sahne hatırlamıyorum. Zorlama karakterler, zorlama espriler… Olmamış… 4/10
Film izlerken insanların kandırılmaya aslında biraz da kendi rızaları ile hevesli olduklarını gördüm. Ve hazza bir yerde dur denmediği zaman insanın başına neler geliyor, film çok güzel anlatıyor. Ben severek ve sıkılmadan izledim. Aksiyon ve komedi filmlerinden tanıdığımız Melissa McCarthy'in…devamıFilm izlerken insanların kandırılmaya aslında biraz da kendi rızaları ile hevesli olduklarını gördüm. Ve hazza bir yerde dur denmediği zaman insanın başına neler geliyor, film çok güzel anlatıyor.
Ben severek ve sıkılmadan izledim. Aksiyon ve komedi filmlerinden tanıdığımız Melissa McCarthy'in performansı alkışı hak ediyor… Puanım 7/10
Filmin konusu kısaca geçimini biyografi yazarak sağlayan Lee Israel, Zamanla kariyeri ters gider ve evinin kirasını bile ödeyemeyecek duruma düşer. Yaşlı kedisi dışında yapayalnız hisseder kendini. Kendini bu zor durumdan kurtarmak için Queer camiasının ünlü isimlerinin mektuplarını taklit ederek satmaya başlar.
Yakın arkadaşı Jack ile birlikte çalışırlar. Bu aslında her biri sanat eseri olan mektupların sayısı Lee Israel, FBI tarafından yakalanana kadar 400'ü bulur. Yakalandıktan sonra Lee Israel hayatımın en verimli dönemi dediği bu zamanları “Can you ever forgive me” adında kitaplaştırır. Bu otobiyografik eser temel alınarak yapılan güzel bir biyografi var elimizde