Spoiler içeriyor
Absürt olaylar ve ögelerle dolu güzel bir film. Bir kumar bahsi yüzünden, mafyaya borçlanan bir grup arkadaşın başına gelenler daha doğrusu gelemeyenler arasında gidip gelen şeyler.
Spoiler içeriyor
Oyunculuklar iyi senaryo fena değil.. Türk yapımı bazında ele alındığında tabii iyi diyebiliriz. Yalnız polis teşkilatını çok iyi yansıttığı kesin. Katiller kendi kendilerini açığa çıkarıyor, polis müdürü ayrı, ekip ayrı bir kafa hepsi ayrı model. Katiller cinayet işleyip polislerin etrafında…devamıOyunculuklar iyi senaryo fena değil.. Türk yapımı bazında ele alındığında tabii iyi diyebiliriz. Yalnız polis teşkilatını çok iyi yansıttığı kesin. Katiller kendi kendilerini açığa çıkarıyor, polis müdürü ayrı, ekip ayrı bir kafa hepsi ayrı model. Katiller cinayet işleyip polislerin etrafında dönüp dolaşıyor, polisler gündelik hayatlarına devam ediyorlar. Gerçi bunuda aşıp ikinci sezonda ne yapsak daha farklı olur kafasıyla, polisi katille seviştirip.. Hep birlikte çorba içmeye gidiyoruz..
“Aşk, uyumculukla yetinmiş, bana ne bir kimlik, ne de güvenlik duygusu hediye etmişti. Aksine, kendimi aldatılmış hissediyor, kuşku dolu sorularla irkiliyordum.” .. "Sen yalan söylemezsin, değil mi?" Söylerdim, ama çoğunlukla kendime; özellikle de geleceğimle ilgili olduğunda. .. “Garip, ama gerçek;…devamı“Aşk, uyumculukla yetinmiş, bana ne bir kimlik, ne de güvenlik duygusu hediye etmişti. Aksine, kendimi aldatılmış hissediyor, kuşku dolu sorularla irkiliyordum.”
..
"Sen yalan söylemezsin, değil mi?"
Söylerdim, ama çoğunlukla kendime;
özellikle de geleceğimle ilgili olduğunda.
..
“Garip, ama gerçek; acısız yaşayamıyoruz. Çünkü bilgi ve gerçeğin asıl kaynağı olan acı, varlığımızın farkına varmamızı da sağlıyor.”
..
“Ne zaman bir kadının bedeniyle ruhu arasına sıkışsam, donar kalır, kurtulamaz, arada ezilirdim.. Oysa kadınlar kendileri hakkında fikir sahibi olan erkekleri severler..”
Spoiler içeriyor
Nerede bulurum kendimi, hangi varoluş beni kendim kılabilir? Zaten kendimsem, hangi kitabın hangi sayfası beni kendime getirebilir. İşte ben; nerede yitirdim kendimi? İşte sen; nerede yitirdin kendini? “Sendin, sendeki asıl senin anlamını, önemini, değerini gözardı eden: korkaklıkla işin kolayına kaçan...…devamıNerede bulurum kendimi, hangi varoluş beni kendim kılabilir? Zaten kendimsem, hangi kitabın hangi sayfası beni kendime getirebilir.
İşte ben; nerede yitirdim kendimi?
İşte sen; nerede yitirdin kendini?
“Sendin, sendeki asıl senin anlamını, önemini, değerini gözardı eden: korkaklıkla işin kolayına kaçan... O işte şimdi hesabını soruyor o sahici senin, senden: ne yaptın sen sana?..” diyor Oruç Aruba bize.. Bana..
Onu anlayana en çok da..
Burada felsefenin olanaksızlığı var yaşamının olanaksızlığı, hayallerinin gerçekle temas etmeyecek bir düzende kurduğunun böylece kendini, evet sen, kendini bununla avuttuğunun,
ötekiler gibi nasıl yaşanırı bilmediğinden değil, onlar gibi yaşamak istemediğinden, sen, işte en çok da sen, aykırısın ya kendine..
“Felsefe, kişinin kendi özel yaşamında en az becerebildiği; dolayısıyla da acısını en çok çektiği konuyla enlemesine — boylamasına uğraşmasının ürünüdür. Felsefe, kişinin baş edemediğiyle boğuşmasıdır.”
Yaşamımın en derinden etkileyen neydi benim,
neden bunu hiç anlatamadım.. Anlayamadım.. Yaşadım mı ben; yaşadım mı? Yaşamak.. Yaşamak..
“Bunca yıl yaşadın; zaman oldu, anlamlı yaşadığını bile sandın; ama, anlayamadın yaşamının anlamını —sana kendi anlamıyla gelmedi yaşamın.”
Neydi beni ayıran en çok da insan temasından, kurduğum bu yaşamıma, yaşayışıma, kabuğuma iten neydi beni. Bu tiksinti bana nerden kaldı, kimden? Ne zaman anladım tüm çıplaklığıyla gerçeği.. Anlayabildim mi sahi? Ya gerçeklerim, benim gerçeklerim, ülkülerim bir hayalse.. Ya hayallerimi gerçekleri yaşamak istemediğim için kurduğum gerçeklerimse, bu hayaller benim gerçeklerim olabilir mi? Öyleyse yaşadım denebilir mi?
“Kişinin belirli bir anda yaşadığı hep hayallerdir— ya da aldanmaları; gerçeklerini ise hep sonradan, çok sonradan, geçmişi olarak yaşar — yani kişiyi belirleyen hep gerçekler olduğu halde yaşadığı hep, hayalleridir..”
Neden bu dünyada bir şeyler yapmamız gerektiğini, neden arkadaşlarımız ve özlemlerimiz, umutlarımız ve hayallerimiz olması gerektiğini anlamıyorum. Dünyanın tüm gürültüsünün ve karmaşasının artık duyulmadığı uzak bir köşesine çekilmek daha iyi olmaz mıydı? O zaman kültürden ve hırslardan vazgeçebilirdik; her şeyi…devamıNeden bu dünyada bir şeyler yapmamız gerektiğini, neden arkadaşlarımız ve özlemlerimiz, umutlarımız ve hayallerimiz olması gerektiğini anlamıyorum. Dünyanın tüm gürültüsünün ve karmaşasının artık duyulmadığı uzak bir köşesine çekilmek daha iyi olmaz mıydı? O zaman kültürden ve hırslardan vazgeçebilirdik; her şeyi kaybeder ve hiçbir şey kazanmazdık; çünkü bu dünyadan kazanılacak ne var?
Spoiler içeriyor
-Bu meclis hiçbir şeye inanmadığı iyi bilinen birinin danışmanlığını neden kabul etsin? -Hypatia; “Ben sadece felsefeye inanırım.” Favori filmlerimden birisi. Uzun zaman sonra açıp tekrar izledim, her izlediğimdeki gibi o ilk duyguyu, uyanışı ve kusamayacağımızı sandığımız nefreti o bilgi açlığını…devamı-Bu meclis hiçbir şeye inanmadığı iyi bilinen birinin danışmanlığını neden kabul etsin?
-Hypatia; “Ben sadece felsefeye inanırım.”
Favori filmlerimden birisi. Uzun zaman sonra açıp tekrar izledim, her izlediğimdeki gibi o ilk duyguyu, uyanışı ve kusamayacağımızı sandığımız nefreti o bilgi açlığını yaşatıyor. Filmin dayanak noktası kırk beş yaşındayken linçlenerek öldürülen İskenderiyeli Hypatia’nın hayatından uyarlama. Böylesi bir kadın bu dünyaya yüz yılda bir gelir. İnsanların tanrıları arasındaki kavgada bilime ve felsefeye adanmış bir hayat onunkisi.. İdealist duruşu, fikirleri içinde bulunduğu toplumun tam zıttı olan bir kadın. Hemcinslerinin aksine antinatalist duruşu, bilime, felsefeye olan bağlılığıyla döneminin yayılan dinler arasındaki kavgada bile göze batıyor. İskenderiye piskoposu Cyril’in hedefine girer. Kilise baş papazı Hypatia’yı cadılık ve inançsızlıkla suçlar.. Bir grup hristiyan onu soyarak taşlarla linçlemesi ardından derisi yüzülerek ölümünü gerçekleştirir. İskenderiye kütüphanesi yağmalanarak dönemin birçok felsefi ve bilim çalışmaları yok edilir. Hypatia’nın çalışmalarıda yok edilenler arasındadır. O dönemimde bütün dinlerin ‘karanlığa ışık tutacağız’ sözlerini söyleyip daha çok karanlığa ve ölüme yol açan dinlere karşılık, bilimle ileriki yüzyıllara ışık olmak istemiştir. Yaptığı çalışmalar gök cisimlerinin sınıflandırılmasında, hidrometre'nin bulunmasında, sıvıların yoğunluk derecesinin belirlenmesinde
katkı olmuştur.
Spoiler içeriyor
Anarşi, gotik tarzı, kaos vari bir hava ve rock’n roll.. The Crow da işte bunların hepsi var. Brandon Lee’nin eşsiz oyunculuk ve performansıyla son sinema filmi olan The Crow ile karşımızda. Çünkü The Crow setinde Smith Wesson tabancasının kaza sonucu…devamıAnarşi, gotik tarzı, kaos vari bir hava ve rock’n roll.. The Crow da işte bunların hepsi var. Brandon Lee’nin eşsiz oyunculuk ve performansıyla son sinema filmi olan The Crow ile karşımızda. Çünkü The Crow setinde Smith Wesson tabancasının kaza sonucu ateşlenmesi nedeniyle ölümcül şekilde yaralanarak hayatını kaybetmiştir. Brandon Lee Bruce Lee’nin oğludur. Kariyeri bu filmle parlayan ve son bulan Brandon Lee’nin canladırdığı karakter Eric Draven’ı filme yakından bakacak olursak yılına göre çekim tekniği ve atmosferiylede oldukça farklı ve aykırı bir yapım. Peki kim bu The Crow (karga)… O en mutlu gününde aşık olduğu eşiyle düğününden bir gün sonra bir grup çete tarafından saldırıya uğraması ve öldürülmesi sonucu bir karga tarafından intikamını almak için geri dönen, çizgi romandan uyarlama anti süper kahraman karakteri olan Eric Draven hikayesi. Çekildi mi böyle filmler çekilmeli dedirten bir sinema yapıt bence.
Spoiler içeriyor
“İnsan bazen öyle bir sınıra gelir ki, onu aşamaz mutsuz olur; aşar, bu kez belki daha mutsuz olur!.” .. Bu okuduğum en akıcı ve dehşet verici roman oldu. Öyle böyle alelade bir roman değil sadece ana karakterin değil, her bir…devamı“İnsan bazen öyle bir sınıra gelir ki, onu aşamaz mutsuz olur; aşar, bu kez belki daha mutsuz olur!.”
..
Bu okuduğum en akıcı ve dehşet verici roman oldu. Öyle böyle alelade bir roman değil sadece ana karakterin değil, her bir karakterin içinde yer alıyorsunuz okurken. Her karakterle içselleşmek mümkün ama en üzüldüğüm karakter kesinlike Sonya’dır. Raskolnikov’u; “Bir bit miyim yoksa bir insan mı?” sorusuyla onun dönemin fakir Rusya’sın da duyduğu tiksinti, kendi fakirliğinden çok toplumun kasvetli ve elverişsiz havasıdır. Henüz okumadıysanız, benim gibi daha önce okumadığınıza pişman olmamak için hemen harekete geç!.
Alıntılar📚
“Kapıldığı gizemli ve iç karartıcı duygular onu şaşırtır, ne kendisine, ne de geleceğine güvenmediği için bu duyguların çözümlenmesine girişmeyi hep ertelerdi.”
“Kendi deneyimiyle anlamıştı ki, dünyada kiminle olursa olsun yüz yüze gelmek, onun en son isteyebileceği bir şeydi.”
“Hep içinde bir şeyler gizler gibiydi, kimseyle paylaşmazdı düşünce ve duygularını.”
“Nasıl olursa olsun açılmak, kendine gelmek, kendini toparlamak için karşı konulmaz bir istek duyuyordu içinde. Ama ne yapması gerektiğini bilemiyordu.”
“İnsanoğlu denen aşağılık yaratığın alışamayacağı hiçbir şey yok galiba!..”
“Hem söylesene sen, nasıl oluyor da böyle bir yüzkarası, böyle bir bayağılık, bunların tam tersi kutsal duygular bir arada bulunabiliyor sende?”
“Sizi aşağılık insanlar! Nefret eder gibi seviyorlar.. Ah, hepsinden nasıl tiksiniyorum!..”
“Herkes kendisi hakkında kendisi karar verir ve kendini en iyi aldatabilen, herkesten daha neşeli yaşar.”
Spoiler içeriyor
Yazarla ilk Yaşamanın İmkansızlığı Üzerine Bir Diyalog eseriyle tanıştım. Sonra Konuşmanın İmkansızlığı Üzerine Bir Diyalog eserini edindim ve okudum. Her iki kitap oldukça akıcı ve kısa bir anlatıma sahip. Kitap okumakta zorlananlar ve felsefe-düşünce üzerine eserlere aşina olmayanlar için önerilir.…devamıYazarla ilk Yaşamanın İmkansızlığı Üzerine Bir Diyalog eseriyle tanıştım. Sonra Konuşmanın İmkansızlığı Üzerine Bir Diyalog eserini edindim ve okudum. Her iki kitap oldukça akıcı ve kısa bir anlatıma sahip. Kitap okumakta zorlananlar ve felsefe-düşünce üzerine eserlere aşina olmayanlar için önerilir. Yazar aynı zamanda bir çevirmendir. Franz Kafka, Jack London vs. eserlerini çevirmiştir. Kitabın konusu üzerine anlaşılacağı gibi insanın konuşmanın imkansızlığı üzerine bir metin bir diyalog kitabıdır. Daha iyi anlaşılması için en sevdiğim kısımlardan birini paylaşmak istiyorum.
📖
“Pek anlamadım. Hele konuşmanın böylesine büyük bir sorun yumağı olabileceğini hiç anlayamıyorum. Ayrıca gereksiz de buluyorum. Abartılı da–”
🗣️
“Evet, ilk bakışta, konuşmak gibi basit bir eylemin böylesine karmaşık bir şeymiş gibi ele alınması saçma. Ama ilk bakış yanıltıcı olabilir, değil mi? Sanırım sen konuşmayı tek yönlü bir aktarım olarak anlıyorsun da ondan. Hâlbuki konuşma, merkezdeki bir noktadan dışarıya akıtılan bir ifade değildir. Aksine en az iki merkez noktanın karşılıklı birbirine akmasıdır. Yani ‘ego’ların kendi kabuklarını çatlatması, o zırhta yarıklar açmasıdır. Konuşmak, bu anlamda insanın kendini yenmesini de gerektirir. Tehlikeli bir girişimdir bu; yani konuşmak tehlikeli bir girişimdir. İnsanın kendi varlığını tehlikeye atmasıdır.”
🗣️
“Allah Allah, şimdi de konuşmanın tehlikeli bir şey olduğunu söylüyorsun—“
Spoiler içeriyor
Bu filmin ne yönetmeni ne de senaryosu hakkında bilgim vardı. Ta ki, Gazâ’yı görene dek. Gazâ Hakan Günday’ın ‘Daha’ adlı romanın ana karakteridir filmi de mevcuttur. O zaman dedim kesin yönetmen Onur Saylak senaryoda Hakan Günday’dır. Nitekim öyleymiş. Boğa filmine…devamıBu filmin ne yönetmeni ne de senaryosu hakkında bilgim vardı. Ta ki, Gazâ’yı görene dek. Gazâ Hakan Günday’ın ‘Daha’ adlı romanın ana karakteridir filmi de mevcuttur. O zaman dedim kesin yönetmen Onur Saylak senaryoda Hakan Günday’dır. Nitekim öyleymiş. Boğa filmine gelecek olursak, ülkemizde adaletsizliğe, bu adaletsizliğe uğrayanların ve uğratanların ruh hallerini, toplumsal konumlarına göre hayattan beklenti ve çelişkilerine tanık oluyoruz. Bu tanıklık toplum bireylerine neler yaptırıyor şahit oluyoruz. Bence oldukça farklı bir gerilim filmiydi ve güzeldi.