☆KAYIP FİKİR☆ -- Fikir, benim olur musun ? -- O ne ? -- Bir gül.🥀 -- Nereden aldın ? -- Topladım. Sadece senin için.💜 -- Benim için mi ? -- Evet. Gerçekten ne diyeceğimi bilmiyorum. Ama seni seviyorum. Benim olur…devamı☆KAYIP FİKİR☆
-- Fikir, benim olur musun ?
-- O ne ?
-- Bir gül.🥀
-- Nereden aldın ?
-- Topladım. Sadece senin için.💜
-- Benim için mi ?
-- Evet. Gerçekten ne diyeceğimi bilmiyorum. Ama seni seviyorum. Benim olur musun ? Seni hep seveceğim. Sana karşı hep nazik olacağım.
-- Bana nazik mi olacaksın ? Eğer bu küçük güzel çiçeğe bu kadar zalimsen bana nasıl kibar olacaksın ? Sevgini hiçbir zaman böyle zalim jestlerle ifade etme!
-- Ama sevgiyi gülle ifade etmek bir gelenektir.
-- O zaman değiştir.
*******************
Eğitimin amacını unutmamalıyız. Eğitimin amacı, sadece lüks bir hayatı sağlamak değildir. Eğitim gözlerini açmalı. Eğitim, gözlerinin gördüklerinin ötesinde görmene yardım eder. İnsanlığın gerçek gücü, onların eğitiminde yatar, silahlarında değil. Eğitim seni özgür, toleranslı ve barışçıl yapar. Eğitim sadece senin sorulara cevap vermeni sağlamakla kalmamalı, aynı zamanda soru da sordurmalıdır. Evet, eğitilmiş bir zihin sorular sormalıdır. Körkütük inanç eğitim değildir! Aptalca boyun eğiş eğitim değildir! Eğitildikten sonra bile, eğer şartlarını sorgulayamıyorsan, eğitimin amacı nedir ?
İnanç, görünmez ve muhteşem bir şeydir. Tıpkı uyku gibi uğrar bize. Durmadan çabalarız. Adını koyamadığımız bir şeyler için mücadele veririz. Ta ki uykudaki gibi kendimizi kaybedene kadar. Dururuz... Ve yeniden canlanırız. İmkânsız diye bir şey yoktur. Umut her zaman vardır.♡♡♡…devamıİnanç, görünmez ve muhteşem bir şeydir. Tıpkı uyku gibi uğrar bize. Durmadan çabalarız. Adını koyamadığımız bir şeyler için mücadele veririz. Ta ki uykudaki gibi kendimizi kaybedene kadar. Dururuz... Ve yeniden canlanırız.
İmkânsız diye bir şey yoktur. Umut her zaman vardır.♡♡♡
Kitap, kılıcı alt edebilir. İmkansız olan imkana ulaşabilir. Bir tebessüm, gülmeyi unutmuş yüzlere dokunabilir. İnanç terk ettiği yere, kalplerimize geri dönebilir...
Selamlar herkese... Ne zamandır arayıp da bulamadığım bi çizgi filmi sormak istiyorum sizlere. Küçükken tv'de arasıra yayınlanırdı. Ekrana kilitlenirdik. Çok severek izlediğim için aklımda kaldı hep. Bi kuzu ve kurt vardı başrolde. Detayı tam hatırlamıyorum ama kurt kuzuyu yemek istiyordu,…devamıSelamlar herkese...
Ne zamandır arayıp da bulamadığım bi çizgi filmi sormak istiyorum sizlere. Küçükken tv'de arasıra yayınlanırdı. Ekrana kilitlenirdik. Çok severek izlediğim için aklımda kaldı hep.
Bi kuzu ve kurt vardı başrolde. Detayı tam hatırlamıyorum ama kurt kuzuyu yemek istiyordu, ve dolunayı bekliyordu. Aslında yemek istemiyordu. Ama kurt olduğunu kanıtlamak istiyordu arkadaşlarına. Gerçek bir kurt. Daha sonra içindeki şefkati yenememişti. Yememişti kuzuyu... Vs. Aklımda kalanlar bunlar. Hatta Gam ve Mey idi sanki ismi. Arattım da bulamadım. Siz de izlemiş miydiniz böyle bir şey ? Keşke bulsam... Yeniden dönsem o günlere... Sene bilmem kaç...
Ölüm kayıpların en somut ve en acı olanıdır. Ölüme karşı verdiğimiz tepkilerimizde farkında olmaksızın, geçmişimizdeki yarım kalmış, dayatılmış ya da aceleye gelmiş ayrılıklarımızın bilinçaltımızdaki kalıntılarını da bir arada yaşarız. Yas tutma, sadece ölüme karşı verilen bir yanıt değildir. Yas tutma…devamıÖlüm kayıpların en somut ve en acı olanıdır. Ölüme karşı verdiğimiz tepkilerimizde farkında olmaksızın, geçmişimizdeki yarım kalmış, dayatılmış ya da aceleye gelmiş ayrılıklarımızın bilinçaltımızdaki kalıntılarını da bir arada yaşarız. Yas tutma, sadece ölüme karşı verilen bir yanıt değildir. Yas tutma herhangi bir yitim ya da değişikliğe verdiğimiz psikolojik yanıt ve iç dünyamız ile gerçeklik arasında uyum sağlayabilmemiz için yaptığımız uzlaşmalardır. Yitim, aile yadigârı bir küpe olabileceği gibi; bir eş, bir sevgili, bir dost, bir umut, bir ülkü, bir vatan hatta ESKİ BİR KENDİLİĞİMİZ bile olabilir.
Bence bunu izlemelisiniz. Duygu cücesi nedir bilir misiniz ? Vücudu normal ama içi/kalbi küçük olanlar varya hani. Onlar işte. Vücud normal olunca insan farkında olmasa da bir kibir mutlaka vardır içinde bir yerlerde. Çocukken kafamıza kalıplaşmış şeyleri doldurdular. Bizi kendi…devamıBence bunu izlemelisiniz.
Duygu cücesi nedir bilir misiniz ?
Vücudu normal ama içi/kalbi küçük olanlar varya hani. Onlar işte. Vücud normal olunca insan farkında olmasa da bir kibir mutlaka vardır içinde bir yerlerde.
Çocukken kafamıza kalıplaşmış şeyleri doldurdular. Bizi kendi istedikleri gibi biçimlendirdiler. Ve azıcık farklı biri olmak isteyince bizi korkutuyorlar.
"Çünkü kendi dilinden dahi rüya görmesine izin vermez." Kitap 3 bölümden oluşuyor. Birinci bölümde Parhesia kavramının tanımına ve kapsamına değiniyor. Toplum zihniyeti ve sosyolojisini anlatıyor. İslâm düşüncesinde tevhid ve peygamberlerin aydınlık mücadelesine giriş yapıyor. İkinci bölümde tarihin devrimci peygamberlerini farklı…devamı"Çünkü kendi dilinden dahi rüya görmesine izin vermez."
Kitap 3 bölümden oluşuyor.
Birinci bölümde Parhesia kavramının tanımına ve kapsamına değiniyor. Toplum zihniyeti ve sosyolojisini anlatıyor. İslâm düşüncesinde tevhid ve peygamberlerin aydınlık mücadelesine giriş yapıyor.
İkinci bölümde tarihin devrimci peygamberlerini farklı bir bakış açısıyla ele alıyor.
Üçüncü bölümde ise Muhammed peygamberin tarihi devriminden, toplumdaki korku ve kaostan ve medine sözleşmesini anlatıp bu konuları birleştiriyor.
Yani bölünen bir toplumun inşası ancak medine sözleşmesi ile bina edilebilir görüşünü ortaya atıyor yazar. Kitabın ekler bölümünde de asıl konu olan Kürtler, toplumsal narsisizm ve kötü ruhların oyunundan bahsediyor.
70 sayfalık bir kitap. Denk gelirseniz bi bakın. Farklı kitaplara ve görüşlere açık olursanız ölmezsiniz.
🎬 : Özgürlük Yazarları 📅 : 2007 🎭 : Gençlik, Drama ⬆️ : 7.5/10 🗣 : Türkçe Dublaj İdealist öğretmen Erin, çok başka dünyalardan gelen karakterlerle uğraşmak zorundadır. Aslında farklı ırklardan gelen bu öğrenciler için okul, sadece yaşları gereği orada…devamı🎬 : Özgürlük Yazarları
📅 : 2007
🎭 : Gençlik, Drama
⬆️ : 7.5/10
🗣 : Türkçe Dublaj
İdealist öğretmen Erin, çok başka dünyalardan gelen karakterlerle uğraşmak zorundadır. Aslında farklı ırklardan gelen bu öğrenciler için okul, sadece yaşları gereği orada bulunmak zorunda oldukları bir yerdir. Erin, kendi yöntemleri ile onlara yakınlaşmaya çalışsa da bu niyeti daha da büyük tepkilere yol açar.
"Iki kişiden ancak arkadaş olur; çift üç kişiden oluşur." 🤔🤦🏻♀️ Adam Phillips ciddi, psikanalitik bir yaklaşımla alaycı, denemeci bir yaklaşımı birleştiriyor tekeşliliğe bakarken. "Dışlama" üzerine kurulmuş gibi görünen bu yapının aslında daima kendisinden başka şeyleri içereceğini , sadakatin ihanete, bağlılığın…devamı"Iki kişiden ancak arkadaş olur; çift üç kişiden oluşur." 🤔🤦🏻♀️
Adam Phillips ciddi, psikanalitik bir yaklaşımla alaycı, denemeci bir yaklaşımı birleştiriyor tekeşliliğe bakarken. "Dışlama" üzerine kurulmuş gibi görünen bu yapının aslında daima kendisinden başka şeyleri içereceğini , sadakatin ihanete, bağlılığın sadakatsizliğe durmadan dönüşeceğini, ve tanımı gereği "iki kişilik" bir kurum olan tekeşliliğin ebedi bir "üçüncü" olmadan yapamayacağını söylüyor."😬😒
Bu ne biçim bir kitaptı öyle... Hiç ama hiç beğenmedim. Başlık ilgimi çektiği için okudum. Beklentimi karşılamadı. Bir de fikirleri ve üslubu yüzünden mi bilemedim ama yazdıklarını okuduğumda kafamda bir şey oluşmadı. Çok havada kalmış yazdıkları. Çok eşliliği empoze etmeye çalışmış gibi. Her sayfası özlü söz yazılmış gibi kısa kısa açıklanmamış sözler var. Onları okuyunca da bir anlam veremiyorsunuz. Ben beğenmedim.👎🏻
Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu’nun kadın kahramanını sadece uzun bir mektubun yazarı olarak tanırız. Kadının hayatı boyunca sevmiş olduğu erkek için kaleme aldığı bu mektubun “gönderen”inin adı verilmemiştir. Mektubun başında tek bir hitap vardır: “Sana, beni asla tanımamış olan sana”. Ayrıca…devamıBilinmeyen Bir Kadının Mektubu’nun kadın kahramanını sadece uzun bir mektubun yazarı olarak tanırız. Kadının hayatı boyunca sevmiş olduğu erkek için kaleme aldığı bu mektubun “gönderen”inin adı verilmemiştir. Mektubun başında tek bir hitap vardır: “Sana, beni asla tanımamış olan sana”. Ayrıca mektupta, adın belirtilmemiş olmasına rağmen, yazanı mektubun alıcısına “onu hep delice sevmiş bir kadın” olarak tanıtabilecek en ufak bir ipucu da bulunmamaktadır. Oysa kadın ile erkek –onun kimliği, en azından “roman yazarı R.” olarak bellidir– karşılaşmışlardır; hatta kadının genç kızlık döneminde çok kısa süre, birkaç gün ve gece, birlikte olmuşlardır ve bu birliktelikten bir çocuk da dünyaya gelmiştir. Ama buna rağmen mektup boyunca kadının dile getirdiği şu söylemle hep karşılaşırız: “Sen, beni asla tanımadın!” Buradaki “ben”, erkeğe delice âşık olan “ben”dir ve erkek, onu bu niteliği ile hiç tanımamıştır. Onun için bu “ben”, hayatına giren öteki kadınlardan –ki, bunların sayısı hayli kabarıktır!– hiçbir farkı bulunmayan bir bendir.
Kadın, kısa beraberliklerinde ona yıllardır âşık olduğunu hiçbir zaman söylemez. Söylediği takdirde, erkeğe paylaşılmamış bir derin duygudan ötürü sorumluluk yükleyebileceğinden korkar. Zaten ondan bir çocuğu olduğunu da aynı nedenle gizler. Çünkü kadına göre yaşadığı aşk, ancak karşısındaki erkek tarafından bu boyutta anlaşılabildiği takdirde bir “karşılıklı aşk” olabilecektir. Bu olmadığı takdirde kadın, büyük tutkusunu hep bir “bilinmeyen” olarak, yani tek başına yaşamaya razıdır.
Zweig, bu metninde aşkın psikolojik çözümlemesini yalnızca tek kişinin iç dünyasından yola çıkarak yapmıştır. Dikkat edilirse, bu cümleyi kurarken “taraflardan yalnızca birinin iç dünyasından yola çıkarak” demedim; çünkü bu aşk öyküsünde “taraflar” değil, sadece tek bir “taraf” var.
Böylesine, gerçek anlamda aşk denilebilir mi? Bu, her okurun tek başına cevap vermek zorunda olduğu bir soru ve kanımca hiç de kolay olmayabilir; çünkü Zweig’ın bu metin aracılığı ile insan psikolojisinde eşine pek rastlanmayan bir yolculuğa çıkmış olması ve bu yolculuğun sonunda “mutlak aşk” kavramının şimdiye kadar bilinmeyen kıyılarına varmayı amaçlamış olması gibi bir ihtimal de var!