ÇIPALARIN KULLANIM VE İSTİSMARLARI Şu noktada çıpa etkilerinin -bazen tetiklemeye, bazen de yetersiz ayara bağlı olarak- her yerde olduğuna kanaat getirmiş olmalısınız. Çıpalamayı yaratan psikolojik mekanizmalar bizi imalara çoğumuzun olmak isteyeceğinden daha fazla maruz bırakıyor. Elbette ki kandırılabilirliğimizi kullanma isteğine…devamıÇIPALARIN KULLANIM VE İSTİSMARLARI
Şu noktada çıpa etkilerinin -bazen tetiklemeye, bazen de yetersiz ayara bağlı olarak- her yerde olduğuna kanaat getirmiş olmalısınız. Çıpalamayı yaratan psikolojik mekanizmalar bizi imalara çoğumuzun olmak isteyeceğinden daha fazla maruz bırakıyor. Elbette ki kandırılabilirliğimizi kullanma isteğine ve becerisine sahip kişilerin sayısı da oldukça fazla.
Çıpalama etkileri örneğin, keyfi ölçek ayarlamasının neden etkili bir pazarlama taktiği olduğunu açıklıyor. Birkaç yıl önce Iowa'daki Sioux City'de süpermarket müşterileri Campbell hazır çorbasının normal fiyattan %10 indirimli bir promosyonuyla karşılaştılar. Bazı günlerde raftaki bir tabelada KİŞİ BAŞINA 12 KUTUYLA SINIRLIDIR, bazı günlerdeyse KİŞİ BAŞINA SINIR YOKTUR yazıyordu. Müşteriler sınır konulan günlerde, sınırın kaldırıldığı günlerdekinin iki katı kadar, ortalama 7 kutu aldılar. Bunun tek açıklaması çıpalama değildir. Ölçek ayarlaması aynı zamanda malın raflarda hızla tükendiğini ima ederek, müşterileri mal stoklamaya sevk ediyor. Fakat en fazla 12 kutu alınabileceği duyurusunun, bu sayı bir rulet çarkı tarafından üretilmiş olsa bile, çıpalamaya yol açacağını da biliyoruz.
Ev fiyatı konusundaki görüşmede, satıcı liste fiyatını belirleyerek ilk hamleyi yaptığında yine aynı stratejinin işlediğini görürüz. Başka oyunlarda da olduğu gibi, tek maddenin görüşüldüğü pazarlıklarda örneğin alıcıyla satıcı arasındaki halledilmesi gereken tek mesele fiyat olduğunda ilk hamleyi yapmak avantaj sağlar. Bir çarşıda ilk kez pazarlık yaptığınızda deneyimlemiş olabileceğiniz gibi, başlangıç çıpasının büyük etkisi vardır. Müzakere dersi verirken öğrencilere, karşı tarafın fahiş bir teklifte bulunduğunu düşünüyorlarsa, aynı ölçüde aşırı bir karşı teklifle mukabele ederek sonraki müzakerelerde kapatılması zor olacak bir fark yaratmamalarını öğütlerdim. Bunun yerine olay çıkararak kalkıp gitmeli veya masadan kalkmakla tehdit etmeli ve hem kendilerine hem de karşı tarafa masada o rakam varken görüşmeyi sürdürmeyeceklerini açıkça belirtmeliydiler.
Daniel KAHNEMAN
Hızlı ve Yavaş Düşünme
ABARTILI DUYGUSAL TUTARLILIK (HALE ETKİSİ) Başkan'ın politikalarını beğeniyorsanız, muhtemelen sesini ve dış görünüşünü de beğeniyorsunuzdur. Bir kişinin gözlemlemediğiniz şeyler dahil her şeyini beğenme (veya beğenmeme) eğilimi hale etkisi olarak bilinir. Bu terim psikoloji alanında bir yüzyıldır kullanımda olmasına karşın, günlük…devamıABARTILI DUYGUSAL TUTARLILIK (HALE ETKİSİ)
Başkan'ın politikalarını beğeniyorsanız, muhtemelen sesini ve dış görünüşünü de beğeniyorsunuzdur. Bir kişinin gözlemlemediğiniz şeyler dahil her şeyini beğenme (veya beğenmeme) eğilimi hale etkisi olarak bilinir. Bu terim psikoloji alanında bir yüzyıldır kullanımda olmasına karşın, günlük dilde yaygın olarak kullanılmamaktır. Acıklı bir durumdur bu, çünkü hale etkisi insanlara ve durumlara bakış açımızı biçimlendirmekte önemli rol oynayan yaygın bir önyargıyı ifade etmek için iyi bir isimdir. 1. Sistem'in ürettiği dünya tasvirini basitleştirmenin ve aslından daha tutarlı hale getirmenin yollarından biridir.
Bir partide Joan adında bir kadınla tanışıyor ve onu konuşkan, cana yakın buluyorsunuz. Sonra bir hayır işine katkıda bulunabilecek insanlar arasında onun adı geçiyor. Joan'ın cömertliği hakkında ne biliyorsunuz? Doğru yanıt, hemen hemen hiçbir şey bilmediğinizdir, çünkü sosyal ortamlarda hoş davranan insanların aynı zamanda hayır işlerine cömertçe bağışta bulunduğuna inanmamız için pek az neden vardır. Ama siz Joan'u beğeniyorsunuz ve onu düşündüğünüzde beğenme duygusunu geri kazanacaksınız. Aynı zamanda cömertliği ve cömert insanları da beğeniyorsunuz. Çağrışım yoluyla, artık Joan'ın cömert olduğuna inanmaya eğilimlisiniz. Cömert olduğuna inandığınız için de, muhtemelen şimdi Joan'u daha da çok beğeniyorsunuz, çünkü sevimli özelliklerine cömertliği da eklemiş bulunuyorsunuz.
Joan öyküsünde, cömertliğe dair gerçek deliller eksiktir ve bu boşluk bir başkasının ona karşı duygusal tepkisine uyan bir tahminle doldurulur. Başka durumlarda, deliller yavaş yavaş birikir ve yorum, ilk izlenime eklemlenen duygu tarafından biçimlendirilir. Solomon Asch, klasikleşmiş bir psikoloji deneyinde iki kişinin tariflerini sunup kişilikleri hakkında yorum istemişti: Alan ile Ben hakkında ne düşünüyorsunuz?
Alan: zeki-çalışkan-fevri-eleştirel-inatçı-kıskanç Ben: kıskanç-inatçı-eleştirel-fevri-çalışkan-zeki
Eğer çoğumuz gibiyseniz, Alan'a Ben'den çok daha olumlu baktınız. Listedeki ilk kişilik özellikleri, sonradan gelenlerin anlamını değiştiriyor. Zeki bir kişinin inatçılığı haklı görülebilir, hatta saygı bile uyandırabilir, ama kıskanç ve inatçı birinin zekâsı onu daha tehlikeli yapar. Hale etkisi aynı zamanda bastırılmış bir belirsizlik örneğidir; perde sözcüğü gibi, inatçı sıfatı da belirsizdir ve bağlamla tutarlı olacak şekilde yorumlanacaktır
Bu araştırma temasının pek çok farklı biçimi var. Bir çalışmada katılımcılar, önce Alan'ı betimleyen ilk üç sıfatı, sonra başka birine ait olduğu söylenen son üç sıfatı dikkate aldılar. Bu iki kişiyi hayal ettiklerinde, katılımcılara altı sıfatın da aynı kişiyi betimlemesinin akla yakın olup olmadığı soruldu ve çoğu bunu olanaksız buldu!
Bir kişinin özelliklerinin arka arkaya sıralaması çoğunlukla gelişigüzel belirlenir. Ancak sıralama önemlidir, çünkü hale etkisi ilk izlenimlerin ağırlığını bazen arkadan gelen enformasyonun boşa harcanmasına neden olacak derecede artırır. Profesörlük kariyerimin başlarında öğrencilerin sınav kâğıtlarına alışılagelmiş yöntemle not verirdim. Her defasında bir sınav defterini alır, o öğrencinin denemelerini birbiri ardına okur ve sırayla not verirdim. Sonra toplamını hesaplayıp, bir sonraki öğrencinin defterine geçerdim. En sonunda her defterdeki denemelere ilişkin değerlendirmelerimin çarpıcı bir biçimde homojen olduğunu fark ettim. Verdiğim notların bir hale etkisi sergilediğinden ve not verdiğim ilk sorunun öğrencinin genel notuna orantısız bir etki yaptığından kuşkulanmaya başladım. Mekanizma basitti: ilk denemeye yüksek bir not vermişsem, daha sonraki yanıtlarında muğlak ya da karışık bir cümle gördüğümde, öğrencinin lehine yorumluyordum. Mantıklı geliyordu bu bana. İlk denemeyi çok iyi yazmış olan bir öğrenci, ikincisinde aptalca bir hata yapmazdı! Ancak çalışma tarzımda ciddi bir sorun vardı. Bir öğrenci, biri iyi öteki kötü iki deneme yazmışsa, ilk hangisini okuduğuma bağlı olarak farklı bir nihai not veriyordum. Öğrencilere iki denemenin eşit ağırlıklı olduğunu söylemiştim, ama doğru değildi bu: birincinin nihai not üzerindeki etkisi ikincininkinden çok daha fazlaydı. Kabul edilemez bir şeydi bu.
Yeni bir yöntem benimsedim. Defterleri birbiri ardına okumak yerine, tüm öğrencilerin ilk soruya yanıtlarını okuyup not verdim, sonra ikinci soruya geçtim. İkinci denemeyi okurken (bilinçdışı da olsa) yanlı davranmamak için bütün notları sınav defterinin arka kapak içine yazdım. Yeni yönteme geçtikten hemen sonra rahatsız edici bir gözlemde bulundum: Verdiğim notlara eskisine göre çok daha az güveniyordum artık. Nedeniyse, sıklıkla benim için yeni olan bir huzursuzluk duymamdı. Bir öğrencinin ikinci denemesinden hayal kırıklığına uğrayıp defterin arkasına düşük bir not yazarken ara sıra, aynı öğrencinin ilk denemesine en yüksek notu verdiğimi keşfediyordum. Ayrıca bu tutarsızlığı azaltmak için henüz yazmadığım notu değiştirme dürtüsüne kapıldığımı ve bu dürtüye hiçbir zaman teslim olmama kuralına uymakta zorlandığımı fark ediyordum. Tek bir öğrencinin denemelerine verdiğim notlar sıklıkla belli bir aralığın üzerinde değişkenlik gösteriyordu. Bu tutarsızlık beni güvensizliğe ve hüsrana sürüklüyordu.
Artık verdiğim notlardan öncesine kıyasla daha az hoşnut ve daha az emindim, ama bunun iyi bir işaret, yeni yöntemin üstünlüğünün göstergesi olduğunu anladım. Daha önce sağladığım tutarlılık yapaydı; bilişsel rahatlık duygusu yaratıyordu, 2. Sistem'im de nihai notu tembelce kabullenmekten mutluydu. Sonraki soruları değerlendirirken, birinci sorunun yanıtının beni güçlü bir şekilde etkilemesine izin vererek, aynı öğrencinin bazı sorulara çok iyi, bazılarına da kötü yanıtlar verdiği görmenin yarattığı uyumsuzluktan kendimi sakınıyordum. Yeni yönteme geçtiğimde ortaya çıkan huzursuz edici tutarsızlık gerçekti; hem tek bir sorunun öğrencinin bilgisini ölçmekteki yetersizliğini, hem de kendi notlarımın güvenilmezliğini yansıtıyordu.
Daniel Kahneman
Hızlı ve yavaş düşünme
Hata yapmaktan çekinme. Yanlış cümleler kur, alakasız şeyleri araya sok, korkma! Çalışman bir taslak halindeyken, hatta bittiği zaman bile senin elinden mükemmel olarak çıkmak zorunda değil. Bunu anlamak çok ama çok rahatlatıcıymış. Doğan Cüceloğlu Var Mısın?
Don Juan'a göre az sayıda insan avcı olur. Avcı, kendi hayatının anlamının avcısıdır. En önemli becerisi pusu kurmaktır. Anlamı avlamasının gerekliliğini bilir. "Şu adamla sohbet edilir, onu takip edeyim; şu adamın kitabı okunur; şu programı seyretmem lazım; benim arkadaşlarımın şöyle…devamıDon Juan'a göre az sayıda insan avcı olur. Avcı, kendi hayatının anlamının avcısıdır. En önemli becerisi pusu kurmaktır. Anlamı avlamasının gerekliliğini bilir. "Şu adamla sohbet edilir, onu takip edeyim; şu adamın kitabı okunur; şu programı seyretmem lazım; benim arkadaşlarımın şöyle olması gerekir," demeye başlar; seçicidir. Böylelikle yaptığı seçimlerin farkında olarak imkânlar, ortamlar hazırlamaya başlar; sürekli tetiktedir. En önemli meziyeti sabırdır. Gönlünün muradını avlamayı beklediğini bilir.
Doğan Cüceloğlu
Var Mısın ?
Ya adako? Ağaç dalındaki, gövdeden ayrılma eğilimini fark ettin mi bilmem? Hep öteye öteye uzar. Gövdenin toprağa kök salmış rahatlığından bir kaçıştır bu. Özgürlüğe susamışlıktır. Buna ben 'ağaç dalı kompleksi' diyorum. Genç hastalığıdır. Ağaç dalı kompleksine tutulmuş kişi tedirgindir. İnsanların…devamıYa adako? Ağaç dalındaki, gövdeden ayrılma eğilimini fark ettin mi bilmem? Hep öteye öteye uzar. Gövdenin toprağa kök salmış rahatlığından bir kaçıştır bu. Özgürlüğe susamışlıktır. Buna ben 'ağaç dalı kompleksi' diyorum. Genç hastalığıdır. Ağaç dalı kompleksine tutulmuş kişi tedirgindir. İnsanların ağaç dallarını budayıp gövdeye yaklaştırdıkları gibi, yakınları onun içindeki bu Adako'yu da budarlar. Onu gövdeden ayırmamak için ellerinden geleni yaparlar. Kimi insana ne yapılsa yararı olmaz. Asi daldır o. Ayrılır. Balta işlemez ona.
Yusuf Atılgan
Aylak Adam
Bu iki adam dünyada hoşgörü diye bir şey olmadığını bilmiyorlar. İnsan kendininkine uygun olmayanı bağışlamaz. Biz, hoşgörüsü olmadığını bile bile, başkalarında kendininkinden ayrıyı bağışlamaya çalışana hoşgörülü diyoruz. Yusuf Atılgan Aylak Adam
Akıllı insanların eskiden beri söylediği gibi mutluluk sağlığa benzer: Gözünün önündeyken onu fark etmezsin. Lakin yıllar geçer ve mutluluğu anımsamaya başlarsın, hem de öyle bir anımsarsın ki! Mihail Bulgakov Genç Bir Doktorun Anıları
İnsanlar mallarını başkasının almasına katlanamaz ve topraklarının sınırlarıyla ilgili en ufak bir anlaşmazlık çıkmayagörsün, hemen taşa ve silaha sarılırlar, buna karşın yaşamlarına başkalarının karışmasına izin verir, hatta gelecekte kendilerini ele geçirecek kişileri bizzat çağırırlar. Parasını paylaşmak isteyen biri bulunmaz, ancak…devamıİnsanlar mallarını başkasının almasına katlanamaz ve topraklarının sınırlarıyla ilgili en ufak bir anlaşmazlık çıkmayagörsün, hemen taşa ve silaha sarılırlar, buna karşın yaşamlarına başkalarının karışmasına izin verir, hatta gelecekte kendilerini ele geçirecek kişileri bizzat çağırırlar. Parasını paylaşmak isteyen biri bulunmaz, ancak her insan yaşamını birçoklarıyla paylaşır. İnsan malvarlığını korumak konusunda oldukça hesaplı davranır, ancak açgözlü olmanın onur vesilesi sayılacağı tek konu olan zamanın harcanmasına gelince oldukça bonkör davranırlar. Onca atamızdan birini anımsatmam gerek: "Görüyoruz ki, insan ömrünün sonuna vardın, yüz yaşındasın ya da yüzü geçtin, haydi gel, ömrünün bir muhasebesini yap. Düşünsene; tefeci, metres, patron, müşteriler ne çok zamanını aldı; karınla yaptığın kavgalarla, kölelerine verdiğin cezalarla ve kentte görevin için koşuştururken ne çok zaman kaybettin. Bunlara bizzat sebep olduğumuz hastalıkları ekle; yine boşa geçen, değerlendiremediğimiz zamanı ekle, sana ait yılların sandığından daha az olduğunu göreceksin. Geçmişini, ne zaman kesin bir plan yaptığını, ne kadar az günün tasarladığın gibi geçtiğini, ne zaman yüzünün doğal haline büründüğünü, ne zaman zihninin huzursuz olmadığını, böylesine uzun bir ömürde ne başardığını, sen kendin ne kaybettiğini anlamazken, birçoklarının senin yaşamından ne kadar çok çaldığını, yersiz kederin, aptalca mutluluğun, açgözlü şehvetin, dalkavukça ilişkinin yaşamından ne kadar çok çaldığını, sende sana ait ne kadar az şey kaldığını yeniden düşün, göreceksin ki vaktinden önce ölüyorsun." O halde bunun nedeni nedir? Sonsuza dek yaşayacak gibi yaşıyorsunuz, zayıflığınız aklınıza hiç gelmiyor, şimdiden ne çok zamanın geçip gittiğini göz önünde bulundurmuyorsunuz; bir şeye veya birine adadığınız bir gün son gününüz olabilecekken yaşamınızı, tükenmez, dolu bir kaynaktan geliyormuş gibi harcıyorsunuz. Ölümlü olan her şeyden korkuyor, ölümsüz olan her şeyi arzuluyorsunuz. Birçok kişinin şöyle dediğini işiteceksin: "Elli yaşına gelince inzivaya çekileceğim, altmışıncı yaşım beni tüm yükümlülüklerimden azat edecek." Peki, daha da uzun yaşayacağının güvencesini nereden alıyorsun? Bunun planladığın gibi olmasına kim izin verecek? Yaşamının geri kalan kısmını kendine ayırman ve iyi bir zihin yaratmaya sadece hiçbir işin yapılamayacağı bir dönemini adamak seni utandırmıyor mu? Son verilmesi gerektiği zaman geldiğinde yaşama başlamak için artık çok geçtir! Tüm planları ellinci ve altmışıncı yaşlara kadar ertelemek ve az kişinin ulaştığı bir noktada yaşama bağlanmayı isteyerek ölümlülüğü unutmak ne büyük aptallık!
Seneca
Yaşamın Kısalığı Üzerine
İstediğiniz hayatı yaratmak korkutucu olabilir. Ama ne daha korkutucudur, biliyor musunuz? Pişmanlık. Bir gün son nefesimizi vereceğiz ve o zaman başkalarının fikirlerinin veya korkularımızın hiçbir önemi olmayacak. Nasıl yaşamış olduğumuzun önemi olacak. Tavsiye almayacağınız birinden eleştiri almayın. İnsanlar, ne yaparsanız…devamıİstediğiniz hayatı yaratmak korkutucu olabilir. Ama ne daha korkutucudur, biliyor musunuz? Pişmanlık. Bir gün son nefesimizi vereceğiz ve o zaman başkalarının fikirlerinin veya korkularımızın hiçbir önemi olmayacak. Nasıl yaşamış olduğumuzun önemi olacak. Tavsiye almayacağınız birinden eleştiri almayın. İnsanlar, ne yaparsanız yapın sizden şüphe duyacak ve sizi eleştirecektir. Kendinize uygun gördüğünüz adaletsiz yargıları kırana kadar gerçek potansiyelinizi asla bilemeyeceksiniz. Başkalarının fikir ve beklentilerinin hayatınızı yönetmesine ya da mahvetmesine izin vermeyin.
Jim KWIK
Sınırsız