Dünyada akla değer veren yok madem, Aklı az olanın parası çok madem, Getir şu şarabı, alsın aklımızı: Belki böyle beğenir bizi el âlem! Ömer HAYYAM Rubailer
Sevdiceğimin yanına oturmuş, onu dinliyordum. Tek kelime etmeden kulak kesilmiştim; sesinde yüreğimi titreten ve ruhumu tensel zarından çıkaran bir güç hissettim. O zaman ruhum, ucu bucağı olmayan bir boşlukta dalgalanmaya başlıyor, evreni bir düş gibi, gövdemi daracık bir hapishane gibi…devamıSevdiceğimin yanına oturmuş, onu dinliyordum. Tek kelime etmeden kulak kesilmiştim; sesinde yüreğimi titreten ve ruhumu tensel zarından çıkaran bir güç hissettim. O zaman ruhum, ucu bucağı olmayan bir boşlukta dalgalanmaya başlıyor, evreni bir düş gibi, gövdemi daracık bir hapishane gibi görüyordu.
Garip bir büyü sevgilimin sesine karıştı ve duygularımı etkiledi, o zaman beni tüm sözcüklerden azat edeni dinlemek için ağzından çıkan sözlerin anlamlarını unutuyordum.
İşte bu müzikti dostlarım. Sevgilimin bazı kelimelerden sonra her iç çekişinde, kimi başka sözleri söylerken her gülümseyişinde duyuyordum onu. Onu kesik kesik, birbirine geçen ve dudaklarının arasından yarım yarım çıkan seslerle konuşurken duyuyordum.
Söyleminin içeriğine karşı beni ilgisiz kılan sevgilimin duygularının güzelliğini adeta kulağımla görüyordum; onun o mücevher gibi duyguları bir müzik halinde, ruhunun sesinin müziği halinde somutlaşıyordu.
Halil CİBRAN
Müzik
İnsan bastığı toprağı hor görmemeli: Kim bilir hangi güzeldir, hangi sevgili. Duvara koyduğun kerpiç yok mu, kerpiç? Ya bir şah kafasıdır ya da vezir eli! Ömer HAYYAM Rubailer
Her şeyin kendine özgü bir güzelliği, bizzat kendisinden gelen ve eksiksiz bir güzelliği vardır; övgü bu güzelliğin bir parçası değildir. Övgü, övülen şeyi ne daha kötü, ne de muhteşem yapar. Bunu herkesin güzel saydığı şeyler için de, mesela maddi şeyler…devamıHer şeyin kendine özgü bir güzelliği, bizzat kendisinden gelen ve eksiksiz bir güzelliği vardır; övgü bu güzelliğin bir parçası değildir. Övgü, övülen şeyi ne daha kötü, ne de muhteşem yapar. Bunu herkesin güzel saydığı şeyler için de, mesela maddi şeyler ve sanat için de söylüyorum. Güzel olan bir şeyin başka bir şeye ihtiyacı var mıdır? Yasa, gerçek, saygınlık, cömertlik gibi. Bunların hangisi övüldüğü için iyidir, ya da hangisi yerildiği için mahvolmuştur? Zümrüt çirkinleşir mi övgüler düzülmezse? Ya altın, fildişi, mor renk, lir, hançer, çiçekler, çalılar?
Marcus AURELIUS
Kendime Düşünceler
O zaman Halil şöyle karşılık verdi Râhil'e: "İnsanı mutsuz kılan öğretiler ve öğrenimler boştur, temelsizdir; onu umutsuzluğa, kedere ve mutsuzluğa götüren duygular da aldatıcı duygulardır. Çünkü insanın ödevi yeryüzünde mutlu olmaktır, mutluluğun yollarını tanımak ve nerede olursa olsun mutluluğun öğretisini…devamıO zaman Halil şöyle karşılık verdi Râhil'e: "İnsanı mutsuz kılan öğretiler ve öğrenimler boştur, temelsizdir; onu umutsuzluğa, kedere ve mutsuzluğa götüren duygular da aldatıcı duygulardır. Çünkü insanın ödevi yeryüzünde mutlu olmaktır, mutluluğun yollarını tanımak ve nerede olursa olsun mutluluğun öğretisini yaymaktır. Bu hayatta göklerin krallığını görmeyen, öteki hayatta da onu görmeyecek. Biz yeryüzüne sürgün reziller olarak gelmedik, tam tersine, Evrensel ve Ebedî Ruh'u nasıl kutsayacağımızı ve ruhlarımızın sırlarını nasıl keşfedeceğimizi hayatın esrarından ve büyüsünden öğrenmek için, temiz yürekli çocuklar olarak geldik.
İşte benim Nâsıralı İsa'nın öğretilerini okuyarak tanıdığım hakikat bu; işte vicdanımdan fışkıran, o manastırı ve sakinlerini, beni öldürmek için derinliklerinden korkunç hayaletlerin yükseldiği karanlık bir uçurum olarak görmemi sağlayan ışık bu. İşte, karnım aç bir halde, ağaçların gölgesinde içim sızlayarak oturup ağladığım zamanlar, güzel manzaraların ruhuma fısıldadıkları sır bu.
Halil CİBRAN
Asi Ruhlar
Râhil başını sallayarak, "Güneşin yeryüzüne saldığı ışıktan başka bir ışık var mı?" diye sordu. "İnsanların hakikati bilmesi mümkün mü?" Halil, Râhil'in bu sözü üzerine, "Hakiki ışık insanın vicdanından fışkıran ve ruhunun sırlarını açığa çıkaran, insana yaşama sevinci verip, zihnini yücelten…devamıRâhil başını sallayarak, "Güneşin yeryüzüne saldığı ışıktan başka bir ışık var mı?" diye sordu. "İnsanların hakikati bilmesi mümkün mü?"
Halil, Râhil'in bu sözü üzerine, "Hakiki ışık insanın vicdanından fışkıran ve ruhunun sırlarını açığa çıkaran, insana yaşama sevinci verip, zihnini yücelten ışıktır," dedi. "Hakikate gelince, o, ancak gecenin karanlığınında görülen yıldızlara benzer, bu dünyadaki tüm güzel şeyler gibi, güzelliğini sadece yalanlardan acı çekenlere gösterir. Hakikat, yaşadığımız günlerden zevk almayı ve bu zevki herkesin tatmasını dilemeyi bize öğreten o gizli duygudur."
Halil CİBRAN
Asi Ruhlar
Genç adam dinlerken aşk ve onur, vicdanında çatışıyorlardı; engelleri kaldıran, karanlığı aydınlatan aşk ile ruhu arzularından ve amaçlarından vazgeçirmek için karşısına dikilen onur; Tanrı'nın kalbe indirdiği aşk ile geleneklerin insan dimağına aşıladığı onur. Halil CİBRAN Asi Ruhlar
Ey özünün sırlarına akıl ermeyen; Suçumuza, duamıza önem vermeyen; Günahtan sarhoşum, ama dilekten ayık; Umudumu rahmetine bağlamışım ben. Ömer HAYYAM Rubailer
Var mı dünyada günah işlemeyen, söyle; Yaşanır mı hiç günah işlemeden, söyle; Bana kötü deyip kötülük edeceksen, Yüce Tanrı, ne farkın kalır benden, söyle. Ömer Hayyam
En hakiki şöhretten, ölümden sonra gelen şöhretten, şöhret sahibinin hiç haberi olmaz ama yine de mutlu olduğu tahmin edilir. Demek ki onun mutluluğu, ona şöhreti kazandıran büyük niteliklerde ve bunları geliştirme fırsatını bulmuş olmasında, yani kendine yakışan biçimde davranma veya…devamıEn hakiki şöhretten, ölümden sonra gelen şöhretten, şöhret sahibinin hiç haberi olmaz ama yine de mutlu olduğu tahmin edilir. Demek ki onun mutluluğu, ona şöhreti kazandıran büyük niteliklerde ve bunları geliştirme fırsatını bulmuş olmasında, yani kendine yakışan biçimde davranma veya şevkle ve keyifle yaptığı şeyi yapma mutluluğunun ona bahşedilmiş olmasında yatıyordu. Çünkü sadece buradan çıkan eserler, ölümden sonra şöhrete kavuşur. Demek ki onun mutluluğu, yüreğinin büyüklüğünde veyahut da ruhunun zenginliğinde yatıyordu ki bu ruhun eserlerinde bıraktığı iz, gelecek yüzyılların hayranlığını kazanır; mutluluğu, düşüncelerin kendisinde yatıyordu ve bu düşünceleri tekrar düşünmek, sonu görünmeyen bir gelecekteki en soylu beyinlerin meşgalesi ve zevki haline gelmişti. Öyleyse ölümden sonra gelen şöhretin değeri bunu kazanmakta yatar ve bu kendi kendinin ödülüdür. Şöhreti kazanan eserlerin, çağdaşları arasında da şöhret sahibi olup olmaması rastlantısal koşullara bağlıydı ve bu yüzden büyük bir önem taşımıyordu. Çünkü insanların genellikle kendilerine ait fikirleri olmadığından, hele ki yüksek ve zor başarılara değer verme yeteneğine kesinlikle sahip olmadıklarından, burada daima yabancıların otoritesini takip ederler ve yüksek türden şöhret, 100 şöhretliden 99'unda, yalnızca sadakate ve inanca dayanır. Bu yüzden çağdaşlarının yüksek sesle alkışlaması, düşünen kafalar için çok az bir değere sahip olabilir çünkü bu alkışlarda sadece az sayıda sesin yankısını duyarlar ki bunlar da meydana geldikleri gün gibi gelip geçicidir. Acaba bir virtüöz, dinleyicilerinin bir iki istisna hariç, karşılıklı özürlerini gizlemek için, birinin ellerini hareket halinde görür görmez ateşli ateşli alkışlamaya başlayan sağırlardan oluştuğunu fark etse, bunların alkışlarıyla kendini şımartılmış hisseder miydi? Hele bir de bu ön alkışçıların, en sefil kemancıya bile en yüksek sesli alkışı temin etmek için sık sık rüşvet aldıklarını bilse!
Arthur SCHOPENHAUER
Yaşam Bilgeliği Üzerine Aforizmalar