Spoiler içeriyor
"Az sonra izleyecekleriniz hayallerden ibarettir. Zira hiçbir gerçek, bir hayal kadar eğlenceli değildir." Ben ilk filmin girizgahını sonunda anlarım sanıyordum ama ilk filminkini ikinci filmin başında anladım diyebilirim. Bu beni biraz duygulandırdı açıkçası. Yıl 1949. Yer yine Mardin/Midyat. Bizim ilk…devamı"Az sonra izleyecekleriniz hayallerden ibarettir. Zira hiçbir gerçek, bir hayal kadar eğlenceli değildir." Ben ilk filmin girizgahını sonunda anlarım sanıyordum ama ilk filminkini ikinci filmin başında anladım diyebilirim. Bu beni biraz duygulandırdı açıkçası.
Yıl 1949. Yer yine Mardin/Midyat. Bizim ilk filmde aslında Hükümet Kadın Xate ölmüştü ve yıç 1960'dı. Filmin başlangıcı da aynı şekilde 1956 yılını gösteriyordu. Yani ikinci filmi çok daha gerisini anlatacak anladığım kadarıyla fakat bu durumda filmin başında ölen belediye başkanımız ölmemiş olmalı.
İlk filmin de gerisine gitmek benim pek hoşuma gitmedi açıkçası. Gerek olduğunj düşünmüyorum fakat tabiki izleyeceğim. Xate anne diyebiliriz bu filmde çünkü başkan değil kendisi. Minik çocukları okula götürüyor mesela her sabah. Başkan olmadan önce de çocukların okumasına önem veriyor. Fakat okuma yazmayı bu yaştan sonra kendi öğrenmese de olur kafasında. Sonrasında çok ihtiyacı olacağını bilmiyor tabi. Ankara'dan o zaman da çekiniyorlar mesela, ilk filmde de çekiniyorlardı. Andımızı okudukları yerde çok duygulandım ya asıl. Ne güzel şeydi andımız. Mükemmel hissettiriyordu hepimiz de hemen ezberliyorduk.
Yine ilk filmde bizim bu kötü karakter Faruk'un bir öküz davası yüzünden bir kadınla evlendirildiğini söylediğini benim gibi arka arkaya izleyenler hatırlar herhalde. Burada da o olayın oluşunu izliyoruz. Baya komik bir şekilde el sıkışıyor babaları. Sonra da Faruk'u kalbini tutarak "Burama bir öküz oturmuş, kalkmıyor da namussuz." derken görüyoruz. Aşırı komik bir sahneydi ya gerçekten. Çok eğlendim.
Bizim halk yine ve yine yağmur duasına gidiyor tabiki. Su da yok yağmur da yok malum. Ama asıl konu sonrasında başlıyor. İlk başta da bir yasaklı kitap muhabbeti dönmüştü ama tam idrak edememiştim. Meğerse olay bunun üzerinden yürüyecekmiş. Şimdi başkan Aziz Veysel'i yasaklı yazar Sabahattin Ali okumaktan tutukluyorlar. Suçları da isyandan tut suikaste kadar bir sürü şeymiş. Tek nedeni ise yasaklı kitap okumakmış. Yasaklı dedikleri Sırça Köşk'ü okurken bir zamanlat yasaklı olduğunu bilmiyordum açıkçası. Şöyle bir bilgi okudum: "Türkiye'ye döndüğünde Almanca öğretmeni olarak göreve başlasa da önce komünizm propagandası yaptığı iddiasıyla bir süre tutuklandı, ardından ise Türk devlet yöneticilerini eleştirdiği iddiasıyla tekrar tutuklandı." Sırça Köşk kitabı kısa hikayelerden oluşur ve asıl kitaba adını veren hikaye son hikayedir. İktidarı, iktidarın adını kullanmadan sertçe eleştiren bir hikayedir ve iktidarın genelde buna tahammülü yoktur. Bu da o zamanlar için kolay bir yasaklama nedeni ve isyan gerekçesidir. Bir kitap nedeniyle tutuklandığımız düşüncesi, hele bu kitabın bir Sabahattin Ali kitabı olduğu düşüncesi ne kadar garip. Tüm kitaplarının kitaplığımda olduğunu düşününce hele...
"Sen doğmadan bu dünya vardı. Biri Müslüman, biri Hıristiyan, biri siyah, biri beyazdı. Tüm çocuklar aynı bahçede oynuyorlardı. Sonra hudutları, kanunları koymuşlardı. Artık suç da belliydii. Cezası da belliydi. Senden önce her şeyi düşünmüşler. Sen doğunca da, ha dünya budur böyle yaşanacak dediler. O dünyanın hudutlarına kendini hapsetme. Sen bir daha anla. Bir daha söylr kendi sözlerini. Adalet sade kitaplarda yazmaz. Aklın, kalbin hep adi olsun ve bunları yaparken daima yüreğine, vicdanına kulak ver." Baba tutuklanırken oğulları Yusuf ise Hukuk okumaya gidiyor. Bunlar da kanunlar çerçevesinde adaletsizce tutuklanan babanın, hukuk okuyacak oğluna söylediği sözler.
Bu film memleket meselesinden çok özel meselelere yer vermişti. Faruk ve Xate'nin başkanlık kavgasını ve vaatlerini izliyoruz bir de. Ayrı olarak güzel bir filmdi fakat ilkinin yanına kesinlikle yaklaşamaz ve bence bir devam filmi niteliğinde de değil. Bir kere 1.filmin öncesini anlatıyorken devam filmi olamaz diye düşünüyorum. Çekilmese de olurmuş bence çünkü ilk film tam yerindeydi ve duygusal bitmişti.
✔️6/10
'16.01.25
Spoiler içeriyor
✨️ Tatil bitene kadar her gün 1 popüler film izliyorum. { Gün 1 } Son iki yılda gerçekten Türk filmi kültürümü arttırdığımı düşünüyorum fakat bu film listenin çok altında kalmış olacak ki izlemediğimi fark edince ben bile şaşırdım diyebilirim. O…devamı✨️ Tatil bitene kadar her gün 1 popüler film izliyorum. { Gün 1 }
Son iki yılda gerçekten Türk filmi kültürümü arttırdığımı düşünüyorum fakat bu film listenin çok altında kalmış olacak ki izlemediğimi fark edince ben bile şaşırdım diyebilirim. O zaman yılın ilk filmi olsun ve ayrıca popüler film izleme serimi de başlatsın.
"Birazdan izleyecekleriniz gerçek hayat hikayeleridir. Bununla birlikte hikayedeki tüm kişi ve kurumlar hayal ürünüdür. Zira gerçekleri anlatmak için gerçeklerden fazlası gerekmektedir." Girizgahı yazmak istedim çünkü sonunda ne denmeye çalışıldığını anlayacağımı düşünüyorum. Filmin ağır ve hüzünlük bir konu içerdiğini biliyorum fakat içeriği bilmiyorum.
Yıl 1956. Yer Mardin/Midyat. Bizim Hükümet Kadın sanırım belediye başkanı olacak. İlk sahne ne kadar etkileyiciydi aslında. Yağmur duası için aynı dili konuşan farklı dinlere inanan insanların toplanması ve herkesin dinini rahatça yaşayabileceğinin gösterilmesi göz yaşartıcı. Şimdiki hayatımızda bu imkansız gibi çünkü. "Bak karımla Hacca gitmişim amma ve lakin sırf Yezidi arkadaşlarım var ya, komşumuzdur diye Şeytan bile taşlamamışım ha." Bence daha iyi anlatan bir cümle olamazdı.
Ben bu filmi duygusal olacak sanıyordum da çocuğu kuyuda yıkadıkları sahnede koptum gerçekten. Ne komik sahneydi o ya.
"Dünya, senden olmayanlarla hoştur Hanna. Onların sana verdiği ilimlerle, kıymetlerle, gönüllerle hoştur. Sadece senin gibiler değil, senden olmayan da çok yaşasın ki, sen de yaşa. Hele bir de onun gözüyle gör şu fani dünyayı. Herkes beyaz olsa, o zaman beyazı fark edemezsin ki. Veyahut da siyah. Beyaz en güzel siyahta belli eder kendini. Beni ben yapan yegane şey, benden olmayandır. O yoksa sen de yoksun. Ne anlamın kalır, ne rengin belli olur, ne de tadın."
Bu güzel lafları söyleyen başkan bir anda trafik kazası geçirip ölüyor ve eşi olan Xate bir anda belediye başkanı olarak buluyor kendini. Şu hayatta gerçekten çok inandığım bir şey var. İyilik yaparsan iyilik bulursun ve aynı şekilde kötülük yaparsan da kötülük bulursun. Yaptığın basit bir iyiliğin sana ne zaman ve nasıl döneceğini hiç bilemezsin ama eminim ki hiçbir şey karşılıksız kalmıyor. Bence bu film bize bunu çok güzel anlatıyor. Filmde iyi insanlar olduğu gibi kötüleri de var tabiki. Zamanını da çok güzel anlatan bir film olduğunu düşünüyorum. Ankara'dan köylere hatta ilçelere ve uzak illere gelen yardımın ne kadar az olduğunu ve bu yüzden nasıl insanların elleriyle kaza kaza hayatlarına tutunmaya çalıştığını gösteriyor bize. Xate hem suyu hem de küçük kızların mal gibi satılmaması gerektiği düşüncesini getiriyor yaşadıkları yere. Okuma yazmayı öğrenmekle kalmıyor, erkeklerin yapamadığı şeyi bir grup kız beraber yapıyor. Gerçekten de kadınlar el ele beraber döşüyor o su borularını.
Film 27 Mayıs 1960 darbesiyle görevinden alınan ve kızını evlendirirken ölen Xate başkanı göstererek bitiyor. Bunları bize anlatan ile ortalıklarda yaramazlık yapıp olur olmadık yerlerde El Fatiha diyen torunu Memik. Xate özel eşyalarınızı alabilirsiniz dediklerinde rahmetli kocasının resmini ve saatini alıp çıkıyor. Memik ise politikadan anlamayan babaannesi için diyor ki, babaannem her şeyi darbeden sonra fark etmişti. İyi seyirler.
✔️7/10
'16.01.25
Spoiler içeriyor
Türkiye'nin en iyi komedi dizisi olduğu iddia edilen o diziye başlamış bulunuyorum. Ben küçükken Arka Sokaklar, Adanalı, Doktorlar gibi diziler izlediğimden ve malum bu dizi yaşıma yetmediğinden izleyememişim. Ayrıca sonrasında da dizilerimiz iyice aşağıya düşmeye başladığından eski mükemmel dizilere bile…devamıTürkiye'nin en iyi komedi dizisi olduğu iddia edilen o diziye başlamış bulunuyorum. Ben küçükken Arka Sokaklar, Adanalı, Doktorlar gibi diziler izlediğimden ve malum bu dizi yaşıma yetmediğinden izleyememişim. Ayrıca sonrasında da dizilerimiz iyice aşağıya düşmeye başladığından eski mükemmel dizilere bile cesaret edemez olmuştum.
Öncelikle youtube'da tüm bölümleri bulabilirsiniz. İlk sezonlarda ses çok yankılı. Mikrofon sistemi tam oturmamış malum dizi eski. Ama izlememe engel değildi tabiki.
Aslı mükemmel bir karakter kesinlikle. Gülse Birsel Türkiye'nin büyük yeteneklerinden. Hem senarist olarak hem de oyuncu olarak ülkenin gururlarından. İlk sezon 30 yaşına merdiven dayamış bir kadın ve Avrupa Yakası adlı dergide çalışıyor. Evdeki ve iş yerindeki çeşitli olaylarını ve yaşına rağmen kısıtlanışını izliyoruz.
Volkan hayalleri olan biri aslında. Şarkıcı olmayı çok istiyor ve bu konuda elinden gelen her şeyi yapıyor. Babasının muhallebicisinde çalışıyor. Daha doğrusu tüm gün dükkanda oturuyor da diyebiliriz. Yakın arkadaşı Sertaç ile girmedikleri iş yok. Tabiki hepsini ağızlarına yüzlerine bulaştırıp çıkıyorlar. Aşırı eğlenceliler. Aslı ile de hiç anlaşamıyorlar ve ilişkileri birbirlerini sinir etmek üzerine kurulu. Ayrıca ilk bölümlerde Selin'e takmıştı kafayı. Sonrasında da Yaprak ile beraber oldular. Sonra onunla da ayrıldılar ve Selin ile evlendiler. Sonrasında diziden askerlik nedeniyle ayrılıyor tabi bunların arkasında bir sürü başka olay var. 163.bölümde geri dönüyor.
Tahsin ve İffet, babamız ve annemiz. İffet aşırı heyecanlı bir kadın. Tam bir tipik Türk annesi ve Tahsin de aynı şekilde tipik Türk babası. Baskın bir taraf yok. İkisi de sinirlenince kafayı yiyor. İffet'in "Bak sağdan sağdan geliyor." lafları meşhurdur. Özellikle Selin'i görünce böyle oluyor. Son sezona kadar yani 163.bölüme kadar İffet'i gördük ve kesinlikle ayrılmasını en son beklediğim kişi olabilirdi. İffet karakterini oynayan Hümeyra ve Volkan karakterini oynayan Ata Demirer kavga ediyor ve bu Volkan'ın diziden ayrılmasına neden oluyor. Sonrasında o geri dönünce bu sefer de İffet karakteri diziden ayrılıyor. Maalesef çok amatörce ama olay bu.
Şehsuvar yani bizim bildiğimiz adıyla Şesu mükemmel ötesi bir karakter. Şirkette çaycı desek en basitinden doğru olur bence. Bizim kızların çok yakın arkadaşı. Onlarla dedikodu filan yapar. Ayrıca moda hakkında da kızlar kadar bilgili bence. İş verilse onu da yapabilir yani. İkonik bir karakter. Aşırı eğlenceli. Özellikle tipiyle bence diziye çok uyumlu bir ikonikliğe sahip.
Yaprak dizideki en değişik karakterlerden. İlk baştan vejeteryan ve çok spiritüel bir kadın olarak girse de sonrasında Volkan'dan hoşlanması şok etti. Değişmek istediğini ve daha maço erkeklerden hoşlandığını filan söyledi. En garip ilişki olabilir.
Fatoş aşırı cilveli ve hepsinden daha yaşlı olmasına rağmen çok güzel bir kadın. Erkekler üzerine mastır yapmış. Derginin de editörü. Kendi hayatından çok iş yerinde diğerlerinin ilişkileri üzerine çalışıyor. Cem ve Aslı beraber olsun diye her şeyi yaptı.
Selin tam bir tipik zengin züppe. Baba parası yiyor, bizimkilerin çalıştığı dergi babasının. İşe geliyor, en çok maaşı alan da o, hiç çalışmayan da o. Bir de bizim Sütçüoğlu ailesinin yan dairesine taşındı. Hem İffet'i hem de Yaprak'ı delirtiyor.
Cem daha sakin ve oturaklı bir karakter. Müdür olarak sonradan dergiye geliyor. Cem ve Aslı'nın hikayesi ilk bölümlerde kafayı yedirtti. Hiçbir şekilde kavuşamamaları ve saçma sapan olaylar olması şaka gibiydi.
Tacettin ailesinin Aslı için ilk bölümde bulduğu çocuk. O kadar ikonik ve eğlenceli bir karakter ki. Aslı'ya takmış durumda ve Volkan sağolsun onu gazlayıp duruyor. Sonrasında Aslı'yı bir gün istemeye geliyorlar ve o gün Tacettin olayı neredeyse tamamen kapanıyor. Şükürlet olsun.
Sertaç dizideki mükemmel karakterlerden biri. İlk önce Volkan'ın kankası olarak karşımıza çıksa da sonrasında tamamen kendi ikoni karakteriyle dizide kalıyor. Aklı hep en uçuk para kazanma yöntemlerine kayan ve para için her şeyi yapabilecek bir karakter. Volkan varken onun menejeriyken Volkan'dan sonra Sacit ve Tacettinle beraber görüyoruz.
Kubilay diziye yan karakter karakter olarak girip ana kadronun içinde kendine yer bulmuş biri. İlk onu Selin'in sevgilisi çapkın Kubi olarak tanıyoruz fakat sonra Yaprak ile bir ilişkiye girdiklerinden Selin diziden ayrılınca bile dizide kalıp bizi eğlendirmeyi başarıyor. İlk başlarda sevilmeyen zengin züppe biriyken dizinin ve bizim ekibin içindeki karakter olgunlaşması gerçekten beni çok sevindiriyor. Onu hep Yaprağın masasının önünde hatırlayacağız bence.
Burhan bu dizinin en ama en kendine has karakteri kesinlikle. Diziyi izlememiş bile olan herkesin bildiği bir karakter kendisi. İlk önce dergiye idare müdür olarak gelip sonrasında Sütçüoğlu apartmanına taşınıyor. Sonrasında Tahsin'in yeğenlerinden Makbule ile ilişkileri başlıyor. Olduğu her sahne ayrı bir olay gerçekten.
Tanrıverdi Şehsuvar diziden ayrıldıktan sonra yerine şirkete geliyor. Fatoş'un onu beğenmesi ve ilişkileriyle daha çok diziye oturuyor. Gururlu bir Anadolu rockcı kendisi. Ben açıkçası Şehsuvar'ı kesinlikle tercih ederim. Burhan'ı az dövmüşlüğü yoktur fakar Şehsuvar kadar eğlenceli değil.
Sacit Tahsin'in yeğeni olarak diziye Volkan sonrası giren bir karakter. Aslı ile atışmaları, kumarbaz oluşu ve sonrasında kapıcının kızı Zeynep ile aşık oluşuyla dizide bulunuyor. Dizinin içerisinde benim için olmazsa olmaz bir karakter değildi açıkçası fakat yine bir düğünde bir karakterin ayrılması hiç ama hiç hoşuma gitmedi. Sonraki sezon nasıl oldu da geri geldi hiç anlamadım zaten. Zeynep ile Amerika'ya kaçmışlardı ve ilk günden ayrılıp ikisi de geri dönmüş eve. Sonrasında Şahika ile mükemmel bir ilişkileri oluyor ve gerçekten çok absürt başlayan ama mükemmelleşen bir ilişki bence. Sonrasında da Volkan geldiğinde 162.bölüm sonunda diziden ayrılıyor. Maalesef ikisini beraber hiç izleyemiyoruz.
Makbule Sacit'in ablası olarak diziye giriyor. Abla kardeş Selin'in binasına taşınıyorlar. Bence Sacit'den daha iyi diziyle uyumlanan bir karakter Makbule. Gerçekten çok ikonik biri ve Burhan'a takıntılı. Bazen onun hayatına çok üzülüyorum çünkü Burhan bile onu ilk başta parası için sevmeye başları. Okumamış olduğunun altı hep çiziliyor ve tek yaptığı ev işleri. Onun ev kadını olduğunu çok net gösteriyorlar bizlere. Aslı işine gidip evde sadece otururken onu evdeki işleri yapan bir kadın konumunda görüyoruz. Bu dizi gerçekten her karakteri içinde barındırıyor.
Gaffur benim kişisel favorilerimden biri. "Gidelim Gaffur." ve "Beni beğenmiyor musun?" laflarını günlük hayatımda çokça kullanıyorum mesela. Kendisi kapıcının oğlu ve ilk gördüğünden beri Aslı'ya yanık. Sıkıntılı bir tip aslında. Katil içgüdülerine ve yeteneklerine sahip fakat komedi dizisi izliyoruz. O yüzden bu özelliği insanı çok güldürüyor. Hele bu özelliğiyle Burhan'ı korkuttuğu sahneler dizinin en iyi sahneleri arasına girer. Sonra gerçekten çok büyük bir şok ile 130.bölümde Sacit ve Zeynep ile Gaffur'un da diziden ayrıldığını görüyoruz. Yıkıcıydı benim için bu açıkçası.
Şahika, kozmetik editörü olarak dergiye giriyor ve babası da derginin yarısına ortak olmuş. Ama gerçekten mükemmel bie karakter yani anlatamam. Bayıldım tek kelimeyle. İlk girdiğinde artık yeni kişi istemediğimi düşünsem de sonradan o kadar mükemmel geldi ki. Gaffur sonrası en favori karakterim kendisi herhalde.
Cesur, Gaffur'un dayısı olarak diziye giriyor. Ama sonra direkt çıkıyor. Büyük ihtimalle onu konuya daha fazla alamıyorlar.
Osman, Şahika'nın kuzeni olarak giriyor diziye. Mühendislik okumuş olsa da kendisi bir mafya babası gibi. Belinde silahı hiç eksik olmaz ve diziye girdiğinde Aslı ile ilişkiye başlıyorlar. Fakat öylesine bir şey çünkü son bölümlere doğru ayılıyorlar ama bize komik sahneler izletiyorlar.
Dilber Hala, mükemmel bir karakter. Şahika ve Osman'ın halası olarak diziye giriyor. İlk önce Tahsin'e yürüyor biraz. Sonra Tahsin diziden çıkınca üst kata taşınmış bizimkileri delirten bir karakter olarak dizide kalıyor. Mükemmel bir karakter ve zaten Binnur Kaya'nın dizideki ikinci karakteri olduğundan ayrıca çok eğleniyorum izlerken.
Gerçekten dikkat bağımlılık yapabilir! Oha filan oldum yaaani!!!! HATTA ÇÜŞ FİLAN OLDUM!!! Bu nedir ya? Mükemmel. Gerçekten bağımlısı oldum. Tüm sitcomları izlemiş biri olarak yemin ederim kendimden utandım ya. Nasıl olur da güzel ülkemin bu komedisini izlemem? Ülkeyi geçtim tüm sitcomlar arasında da kesinlikle en iyilerden. Size de aşkolsun. Bir insan da demedi git izle diye ya.
✔️10/10
'10.8.24~24.01.25
Spoiler içeriyor
📚3/10 📜971/3000 Kendime yaz boyunca şimdilik 10 kitap okuma hedefi koyuyorum. Ama bu hedef beni uzun kitap okumaktan uzaklaştırırsa diye bir de sayfa hedefi koyma kararı aldım. Ortalama bir kitabı 300 sayfa olarak düşünürsek 3000 sayfa okuma hedefiyle başlayabiliriz. Siz…devamı📚3/10
📜971/3000
Kendime yaz boyunca şimdilik 10 kitap okuma hedefi koyuyorum. Ama bu hedef beni uzun kitap okumaktan uzaklaştırırsa diye bir de sayfa hedefi koyma kararı aldım. Ortalama bir kitabı 300 sayfa olarak düşünürsek 3000 sayfa okuma hedefiyle başlayabiliriz. Siz de böyle bir hedefe başlamak isterseniz birlikte devam etmek beni çook mutlu eder. Yorumlarda ya da mesajlarda buluşalım. ✨️ (Maalesef bu hedefi başaramadık...)
"Bir zamanlar tanrıların ölümün zıttı olduğunu düşünmüştüm ama artık her şeyden daha ölü olduklarını görüyorum çünkü hiç değişmiyorlar ve hiçbir şeyi ellerinde tutamıyorlar."
Şimdiye kadar hiç bu kadar mitolojik bir kitap okumamıştım. Çok değişik bir evrene giriş yapılıyor ve alışması biraz süre alıyor.
Bu kitap Titanlar, Olymposlu tanrılar ve ölümlüler üzerine kurulu. Bizim Kirke Titanlar soyundan geliyor ve babası Titanların üst mertebesinde, çok güçlü bir karakter.
Kirke'nin büyük amcası Kronos'un kulağına kendi çocuğun onu öldüreceği kehaneti geliyor. Bunu duyan Kronos tüm çocuklarını doğduğu an yutuyor. Bir gün artık canına tak eden karısı Rheia yutması için ona bir taş verip onu kandırıyor ve çocuğu da dağa gönderiyor. Burada büyüyen çocuk Zeus, gerçekten de bir gün babasını öldürüyor ve babasının midesinde yaşayan kardeşleriyle yüce bir zirve kuruyorlar. Kendilerine de Olymposlular diyorlar.
Kirke doğduğundan beri annesi tarafından sevilmeyen biri. Çünkü istenildiği gibi bir kehaneti yok, bir ölümlüyle evleneceği söyleniyor. Babası ve annesi gibi olağanüstü güzel görünüşlü de değil. Sesinden nefret ediyor kardeşleri mesela. Böyle bir sürü farklılık nedeniyle dışlanıyor ve sevilmiyor. Ciddiye alınmıyor.
Kirke: Ölümlüler neye benziyor, söyler misin bana?"
Prometheus: Bunun tek bir cevabı yok. Her biri farklı. Paylaştıkları tek sey ölüm. Bu sözcüğü biliyor musun?
K:Biliyorum ama anlamıyorum.
P:Hiçbir tanrı anlayamaz.Bedenleri parçalanıp toprağa karışır. Ruhları soğuk dumana dönüșür ve yeraltı dünyasına uçar. Orada hiçbir sey yemez, hiçbir sey içmez, hiçbir sıcaklık hissetmezler. Uzandıkları her șey ellerinden kaçar.
K:Nasıl katlanıyorlar buna?
P:Ellerinden geldiğince.
Beşinci bölümde gerçekten çok sinirlendim. Kirke, Glaukos adında bir ölümlüyü aşık olduğu için tanrı yapıyor. Sonrasında bu şerefsiz gücü bulduğu için o güzel sözler ettiği Kirke'yi görmemeye başlıyor ve başka bir nympha ile evlenmek istiyor. O kadar şerefsiz ki çok sinirim bozuldu. Kirke'yi çok iyi anlıyorum çünkü hayatında ilk defa sevildi ve buna çaresizce tutunuyor.
Sonrasında artık canına tak eden Kirke yaptıklarını herkesr anlatıyor. Kimse ona inanmıyor. Fakat bir gün Aietes geliyor ve dört kardeş olarak hepsinin Farmakis yani cadı olduğunu babasına anlatıyor ve bunu kanıtlıyor. Bu yeni bir şey olduğu için bir korku yaratıyor tabiki. Ama Kirke hiçbir zaman sahiplenilmediği gibi şimdi de sahiplenilmiyor. Diğer üç kardeş hayatına cadılıkla devam edebilecekken Kirke sürgün ediliyor. Fakat önceki hayatından bile güzel bir adaya.
Kirke'nin adasında çokça misafiri oluyor, bir kere dışarı kardeşine yardım için çıkmasına izin veriliyor fakat genel olarak hayatı o adada geçiyor. Tanrılar geliyor, insanlar geliyor. Kaderi olan Odysseus geldiğindeyse hayatı değişiyor. Biraz orada kalan adam ve askerleri evlerine döndüğünde Kirke hamile olduğunu fark ediyor. Telegonos adında bir oğulları oluyor ve Kirke onu çok zor şartlar altında büyütüyor çünkü Athena onu öldürmek istiyor. Gelecekte babası Odysseus'u öldüreceği için, bebekken öldürmek istese de Kirke buna izin vermiyor. Çocuk büyüyor ve babasını bulmaya gittiğinde yanlışlıkla zehirli kılıçla onu öldürüyor. Çocuğun bir suçu yok aslında babası kılıca dokummasıyla anında ölüyor. Adamın ilk oğlu Telemakos ve gerçek karısı Penolope ise Telegonos ile Kirke'nin adasına gelmek istiyor. Kirke gerçekelri öğreniyor ve ikisinin zararsız olduğuna karar veriyor. Birlikte günler geçiriyorlar. Telegonos el değmemiş güzel toprakların kralı olmak için gidiyor ve görüyoruz ki Kirke artık uğruna ölebileceği birini bulmuş. Telemakos, Kirke'nin asıl kaderiymiş aslında. Birbirlerini asırlardır tanıyormuşçasına ve birbirleri için ölebilirmişçesine bir kimya yakalıyorlar.
Son bölüm gerçekten beni şok etti ve ilk cümleleri okurken ne olduğunu çözemedim. Kirke bu kadar aşık olunca kişiyi ölümsüz yapar diye düşünürken gelecek hayallerinde yüzündeki kırışıklıkları anlattı. Kirke o kadar sevdi ve diğer yarısını buldu ki, Kirke artık o kadar yaşadı ki, Kirke'nin tek istediği şey sevdiği adamla ölmek oldu. Cadılığını kullandı. Bir iksir yaptı. Ağzına kadar dolu kaseyi dudaklarına götürdü. İçti.
"Hayatım boyunca ilerledim, şimdi de buradayım.Bir ölümlünün sesine sahibim, geri kalanları da alayım."
👥️ KARAKTERLER:
TİTANLAR
-----‐------------
Kirke /atmaca
Perseis: Annesi (nympha (naiad))
Okeanos: Annesinin babası (titan)
Helios: Babası
Pasiphae: Kirke'nin kız kardeşi
Perses: Kirke'nin erkek kardeşi
Lampetie : Üvey kız kardeşi
Phaethusa : Üvey kız kardeşi
Prometheus: Amcası (insanlığa ateşi veren)
Kronos ve Rheia : Büyük amcası ve yengesi
Selene: Halası
Boreas: Amcası
Aietes: Kirke'nin sahiplendiği erkek kardeşi
Tethys: Anneannesi
Ariadne: Pasiphae'nin kızı
Medeia: Aietes'in kızı
Olympos Tanrıları
-----------------------------
Zeus : Kronos ve Rheia'nın çocuğu
Poseidon: Denizlerin tanrısı
Okeanos:
Athena: Zeus'un kızı
Ares: Athena'nın yardımcısı?
Proteus: Biçim değiştiren
Erinys: İntikam tanrıçası
Hephaistos: Demirci tanrısı
Minos: Zeus'un ölümlü oğlu, Girit kralı, Pasiphae'nin eşi
Hermes: Zeus'un oğlu
Apollon: Zeus'un oğlu
ÖLÜMLÜLER
---------------------
Daidalos:Minos'un yardımcısı
Glaukos: Gemici -> Okyanus tanrısı oluyor
İkaros: Daidalos'un oğlu
İason: İolkos krallığının varisi
Odysseus: Hermes'in atası, Kirke'nin yanına gidecek
Telegonos: Odysseus ve Kirke'nin oğlu
Telemakos : Odysseus ve Penolope'nin oğlu.
Penolope :Odysseus'un karısı.
CANAVARLAR
-----------------------
Skylla: Kirke'nin canavara dönüştürdüğü nympha
Minotauros: Pasiphae'nin boğadan olan yaratık çocuğu
Polyphemos: Poseidon'un oğlu, Odysseus kör etmiş
📜 Bu kitap 404 sayfa.
✔️8/10
'1.9.24~25.1.25
Spoiler içeriyor
Dün ilk filmi çok beğenmenden sonra tabiki bugün hemen ikinci filme de başladım. İlk filmin sonunda kavuşan başrollerimizden sonra bu filmde neler olacağını gerçekten merak ediyorum. Tahminlerime göre bazı yanlış anlaşılmalar aralarına girecek fakat film sonunda tekrar kavuşacaklarına eminim. Eğlenceli…devamıDün ilk filmi çok beğenmenden sonra tabiki bugün hemen ikinci filme de başladım.
İlk filmin sonunda kavuşan başrollerimizden sonra bu filmde neler olacağını gerçekten merak ediyorum. Tahminlerime göre bazı yanlış anlaşılmalar aralarına girecek fakat film sonunda tekrar kavuşacaklarına eminim. Eğlenceli olacağını düşünüyorum.
Mark bazen bana çok soğuk biri gibi geliyor fakat Bridget'a olan sabrı ve hiç sinirlenmeyişi gerçekten etkileyici. İlk başta tepkileriyle korkutup sonra sizi kendine aşık edebilir. Dikkat yani!! Fakat bir anda çok fazla kavga etmeye başladılar ve bu beni çok üzmeye başladı. Sonra Bridget'ın kendi özgüvensizliği ve Mark'ın bazı tavırlarının birleşmesi sonucu bir konuşma yaşandı. Bu konuşma beni daha da çok kırdı.
Bridget hamilelik testi izlerken biraz Almanca sıkıntısı çekiyor ve o kadar eğlendim ki o sahnede anlatamam yani. Ben de seçmeli Almanca dersi alıyorum ve dersteki kendimi gördüm resmen.
Her filmin sonunda Mark ve Daniel birbirine girmezse o filmin tadı damakta kalır arkadaşlar bunu daha iyi anladım. Ayrıca bu sefer ciddi şok geçirdim. En kötü Rebecca Mark'ın üvey kardeşi vs çıkar sanıyordum. Hiç Bridget'a aşık olacağını düşünmemiştim valla. Şok oldum.
Bu film benim için ilkine göre daha normaldi. Yine çok güldüğüm sahneler vardı. Yine gerçek aşkı buldu sonunda filan ama iki adam arasında kalma filmi olduğunu bu sefer biraz hissettirdi. Hiçbir şey yaşanmamış da olsa ilk filmde bunu hissetmemiştim. Fakat bu filmde biraz canımı sıktı. İlk film çok ama çok güzeldi. Bu film onun gibi değildi ve bundan sonrakiler de olamayacak gibi.
✔️7/10
'30.12.24
Spoiler içeriyor
Christmas zamanına özel bir christmas temalı film daha seçildi. Bu seferki öneriyle seçildi o yüzden daha umutlu ve istekliyim. Başrolümüz dizinin de adından anladığımız gibi Bridget. 32 yaşınsaki Bridget bekar ve annesi ona birini bulmakta çok ısrarcı fakat başrolümüz bundan…devamıChristmas zamanına özel bir christmas temalı film daha seçildi. Bu seferki öneriyle seçildi o yüzden daha umutlu ve istekliyim.
Başrolümüz dizinin de adından anladığımız gibi Bridget. 32 yaşınsaki Bridget bekar ve annesi ona birini bulmakta çok ısrarcı fakat başrolümüz bundan bıkmış belli ki. Ama filmin de bazı gereklilikleri var biliyorsunuz. Mesela annesi şimdiye kadar hep kızın beğenmeyeceği çocuklar bulsa da filme özel o yıl için çok yakışıklı çocuklar bulmalı. Böyle böyle bu filmler çıkıyor arkadaşlar.
İlk sahnede Mark Darcy adındaki çocukla tanışıyor fakat o kadar utanç verici bir sahne ki. Gerçekten kız konuştukça utançtan oturduğum yere sindim diyebilirim. Ama sonrası daha da utanç vericiydi. Bu sefer çocuğun yerine utandım çünkü kızın arkasından konuşurken kız onu duyuyor ve gerçekten utanıyorsunuz. Buradan anlayabiliriz ki tam birbirlerine göreler.
Kız o kadar tatlı kıi inanamadım. Olaylara verdiği tepkiler çok içten ve saf duygular barındırıyor. Ayrıca kız yerine utana utana bir hal oldum ve bu beni çok güldürdü. Aşırı ısındım karaktere. Tek başına olduğu sahnelerde bile aşırı eğlendim. Gerçekten sesli güldüğüm ilk sahne kitap tanıtımını yaparkenki sahneydi. Aşırı eğlendim.
Daniel yani patronunu pek sevemedim baştan da. Mark ile yakın arkadaşlarmış fakat bir olay olmuş ama bunu bize ilk başta anlatmıyorlar. Bir aldatma var ve ben bunu Daniel'in yaptığını düşünüyorum. Bridget'a olan yaklaşımı da pek hoşuma gitmedi açıkçası. Sadece kızı eve atmaya çalışıyor gibi. Zaten sonrasında da kızı aldattı ve gördük ne kadar şerefsiz biri olduğunu.
Mark ise aksine dışarıdan soğuk görünen, Birdget'ın gerçekten yanında olmaya çalışan fakat kendini geri çeken bir karakter. İlk Bridget'a ondan hoşlandığını söylediğinde şok oldum çünkü alışılmışın aksine ortada hiçbir şey yoktu. Fakat yine alışılmışın aksine bir yapaylık da yoktu. Aksine gerçekten çok sıcak hissettim. Ayrıca "I like you very much, just as you are." cümlesi Bridget için o kadar ince ve önemli bir cümle ki. Çünkü o bile kendini sevmiyor ve kişiliği, fiziksek görünüşü hakkında özgüvensiz. Bunun hakkında çok çekmiş ve utanmış öncesinde de. Bu cümle onun için ve hatta tüm kadınlar için çok etkileyici bir cümle.
Son zamanlarda izlediğim saçma filmlerin aksine bu filmi gerçekten sevdim. İki insanı birleştirmek için saçma sapan bir kurgu yok, pick me bir kız ve cool olmaya çalışan bir erkek yok. Gerçekten çok akışında ve çok samimi bir romantik film. Bazen romantik film sevmediğimi düşünüyorum fakat sonra fark ediyorum ki bazı yapımlar gerçekten sadece yapılmak için yapılmışlar. Bu cümleyi anladıysanız ne hissettiğimi de anlamışsınızdır bence. Ben tavsiye ederim. Çok christmasla alakalı değilmiş film bu arada ama bu zamanların filmi diyebiliriz. İyi seyirler.
✔️8/10
'29.12.24
Spoiler içeriyor
Yılı 100 film ile kapatmak için bugünden itibaren 4 film izleme serime hoş geldinizz. Daha basit ve çerezlik filmlerle yılı kapatmayı düşünüyorum çünkü ağır filmlere ayıracak kafam ve gücüm yok. Ayrıca malum Christmas spirit. İlk sahneden görüyoruz ki başrolümüz Katherine…devamıYılı 100 film ile kapatmak için bugünden itibaren 4 film izleme serime hoş geldinizz. Daha basit ve çerezlik filmlerle yılı kapatmayı düşünüyorum çünkü ağır filmlere ayıracak kafam ve gücüm yok. Ayrıca malum Christmas spirit.
İlk sahneden görüyoruz ki başrolümüz Katherine bir kampa gidiyor. 'Kasbah A'shab International Writers' Retreat' adında bir yazar kampı olduğunu görüyoruz. Dinlenmeye ve biraz kafa toplamaya fakat aynı zamanda çalışmaya gelmiş Katherine buraya.
Kapaktan anladığım kadarıyla Katherine ve sevgilisiyle kampa gelen Owen arasında bir şeyler yaşanacak. Bu düşünce beni filmden aşırı soğuttu öncelikle. Bu kampa sevgilisinin yani Lily'nin başarısı nedeniyle gelinmiş ve kız da çok tatlıydı açıkçası. Fakat çocuk bir anda sessizleşiyor ve kendine bir onaylanma kalmadığını fark ediyor. Sonrasında tabii film bu saçma ilişkiyi haklı çıkarabilmek için yavaş yavaş Lily'yi kötü göstermeye başlıyor. Saçmalık. Sinirlendim gerçekten.
Bu durumda tabiki Lily hiçbir şeyi anlamayan ve Owen ile ilgilenmeyen kadınken Katherine tam tersi sanki ruh eşiymiş gibi. Hatta Lily'yi aldatan kadın bile yaptılar sırf bu ilişki gözümüze masum ve doğru gözüksün diye. Bizim şu geçenlerde çıkan Ru dizisinin aynısı değil mi ya bu? Aradaki yaş farkı kaç acaba?Gerçekten oyuncunuz mu kalmadı anlayamıyorum yani.
Kötü her şeyden bahsettikten sonra filmdeki mekanları ve genel havayı sevdiğimi söyleyebilirim. Sıcak bir film her şeyi unuttuğunuzda.
✔️4/10
'28.12.24
Spoiler içeriyor
Film bizim zamanımızın geçmiş olduğu bir zamanda geçiyor. Bizim gibi geçmişte yaşamış, fosil yakıtlara bağımlı olmuş ve bunun için savaşıp dünyanın sonunu getirmeye meyilli insanlara 'Rusties' diyorlar. Tabiki her bilim kurgu filminde çıkan çok zeki ve yetenekli bilim insanları bitmek…devamıFilm bizim zamanımızın geçmiş olduğu bir zamanda geçiyor. Bizim gibi geçmişte yaşamış, fosil yakıtlara bağımlı olmuş ve bunun için savaşıp dünyanın sonunu getirmeye meyilli insanlara 'Rusties' diyorlar. Tabiki her bilim kurgu filminde çıkan çok zeki ve yetenekli bilim insanları bitmek üzere olan yaşamı kurtarmaya ve neslin devamlılığını sağlamaya çalışıyor. Bunun için "gerçekten" yenilenebilen bir enerji kaynağı üretiyorlar.
Tabiki insanlar neredeyse kendilerini öldürmek üzere olan enerji problemi çözülünce durmuyor. Yine sınıflaşmalar ortaya çıkıyor fakat her sınıflaşma bir savaşı getireceğinden buna da bir çözüm aramaya başlıyorlar. Bunun için her 16 yaşına gelen insanın 'transformation' yani dönüşümü gerçekleşiyor. Bu kelimenin bize sunduğu gerçeklikte insanların en mükemmel hallerine ulaştığını görüyoruz. Herkes mükemmel olduğundaysa sınıfsal çatışma kalmıyor. Tabi bu günü bekleyenler var bir de, dönüşüm gününü. Bu günü bekleyen o gruba filmin de adında göreceğiniz 'Uglies' deniyor.
Başrolümüzü kendini sevmeyerek aynaya bakarken görüyoruz ve yapay zekasından onun Pretty halini göstermesini istiyor. Gösterdiği halinin tek farkı kuaföre gitmiş bir kadın olması. Dalga geçiyorlar sandım ilk başta gerçekten. Ne kadar saçma bir sahne... Sonrasında hiç beklenmedik bir oyuncu görüyorum Outer Banks'den tanıdığımız Chase Stokes.
Film iyi hoş fakat elle tutulabilir hiçbir mantıklı açıklama verilmemiş. Fantastik ve bilim kurgu türünü birbirinden ayıran ince bir çizgi var. Bu ince çizginin üstünde sallanmamak için izleyiciye mantıklı açıklamalar verilmeli çünkü bu film distopik bir evrende geçiyor zaten.
Bunun yanında filmin altında yatan mantık hoşuma gitmedi. İnsanların sadece dış görünüşleri nedeniyle ayrımcılığa uğradıkları nerede görülmüş ki? Bunu o kadar beyinlerine kazıyorlar ki. Filmde çok sevdiğim tek bir özellik var. Hiçlikten gelip teknolojiye uzanan bir dünya var zihnimizde, her şeyin teknolojiye uzandığı zamanlara gideceğiz. Biz bunları göremeyeceğiz fakat bu kesinlikle olacak ama sonra fark edeceğiz ki asıl olması gereken bu değil. Sonrasında tekrar eski rusty hayatımızı isteyeceğiz ve hayat bu sefer de geriye doğru evrilecek. Bunu farklı karakterler üstünden güzel gösterdiğini düşünüyorum. Teknolojinin ve ilerlemenin özgürlüğümüzü gerçekten götürüp götürmeyeceğini göreceğiz ama zaten hepimizin içten içe korkma nedeni de bu.
"I don't want to be free, I wanna be pretty!"
Sonrasında başrolümüzü 'David' denen kişinin yanına gönderiyorlar. Burası bizim dünyamızın kalan son parçası diyebiliriz. Bu yaşadıklarını evrenin başkanı gibi olan kadın bizim başrole David ve diğerlerinin onlara savaş açmak için silah ürettiğini söylüyor. Bizimkine bir seçim sunuyor. Ya dönüşümünü gerçekleştirebilir ya da Shay adındaki arkadaşını ve ayrıca tüm herkesin hayatını kurtarabilir. Böylece bu kızımız bir yolculuğa çıkıyor. Tabiki orada gerçekten yaşamak ne öğreniyor. Bir şeyler hissetmek ne demek burada tadıyor ve eskiden gerçekten hapis hayatı yaşadığını anlıyor.
Salak olduğundan istemeden yerlerini belli ettikten sonra işler hızlılaşmaya başlıyor ve bir anda dönüşmüş başrolümüz ile film bitiyor. İnanılmaz saçma sapan bir sondu. Madem bitirmeyeceksiniz filmi doğru düzgün dizi yapın mesela? BU NE SALAK BİR SONDU YA? Hiçbir şey olmadı gerçekten ve 2.filmi filan çıkacaktır kesin. O çıkana kadar ben unuturum filmi gerçekten. Böyle bir saçmalık görmedim ben.
✔️5/10
'23.12.24
Spoiler içeriyor
Dizinin ilk 5 dakikası o kadar şok edici ki ağzım açık izledim. Öncelikle dizinin bir çocuk dizisi tadında başladığını söylemem lazım. Ayrıca kalite gerçekten kötü. Sanırım düşük bütçeli bir dizi. Zaten 2.sezon sonrası iptal edilmiş. Fakat kalitesizliğine rağmen çok eğlenceli…devamıDizinin ilk 5 dakikası o kadar şok edici ki ağzım açık izledim. Öncelikle dizinin bir çocuk dizisi tadında başladığını söylemem lazım. Ayrıca kalite gerçekten kötü. Sanırım düşük bütçeli bir dizi. Zaten 2.sezon sonrası iptal edilmiş. Fakat kalitesizliğine rağmen çok eğlenceli ve sıkmayan tatlı bir dizi. Yani kalitesiz çekimlerine aldanmayın kesinlikle ve devam edin.
Kısaca 5 dakikayı size şöyle anlatabilirim. Başrolümüz Ned ilk dakikalarda küçük bir çocuk. Bir gün köpeğine araba çarpıyor ve ölüyor. Ned ona dokunduğunda ise geri canlanıyor ve böylelikle bir gücünü keşfetmiş oluyor. Evet dizi tamamen fantastik. Sonrasında minik hayvanları teker teker kurtarmaya başlıyor fakat bu sefer annesi bir anda ölüyor. Onu da canlandırdıktan sonra karşı komşuları öldüğünde anlıyor ki ölümden döndürdüğü canlılar başka bir can alıyor. Ayrıca şunu da kötü yoldan fark ediyor ki canlandırdığı kişi ona tekrar dokunursa ebediyen ölüyor. Böylelikle annesi ona iyi geceler öpücüğü verirken annesini öldürüyor. İlk dokunuş can verirken, ikincisi alıyor.
İlk bölümde Emerson Cod adındaki dedektifle tanışıyor başrolümüz. Bu dedektif Ned'in özelliğini fark ediyor ve ona kurbanları canlandırması için iş teklif ediyor. Böylelikle katili aramak zorunda kalmaz ve direkt kurbanın ağzından duyabilir. Ned istemeye istemeye bu teklifi kabul ediyor. Sonra birkaç iş yapıyorlar ve Chuck adındaki çocukluk aşkı da bu işlerden biri. Fakat Ned onu geri öldüremiyor ve onu cenazesinden kaçırma kararı alıyor. Buradan sonra yola üçlü devam ediyorlar ve başlarından geçen farklı farklı olayları izliyoruz.
Ned'in annesi çok güzel turtalar yaptığından Ned de büyüme evresinde turtalara sarıyor ve büyüdüğünde bir turtacı açıyor. Bu turtacıda garson olarak çalışan Olive ile tanışıyoruz. Kendisi Ned'e aşık, ilk bölümlerde çok sinir bozucu gelse de özellikle ikinci sezonda inanılmaz sevdiğim bir karaktere dönüştü kendisi. Bayıldım gerçekten. Ayrıca ikinci sezonda Ned'i terk eden babasından olan ikiz kardeşleri de diziye dahil oluyor. Bizim gibi Ned de onlarla ilk kez tanışıyor.
Chuck ve Ned birbirlerine dokunacaklar mı korkusuyla izledim tüm diziyi ve dördüncü bölümde kız düşerken onu tutamaması çok tatlı fakat bir o kadar da üzücüydü. Chuck'ın halaları gerçekten çok değişik. İki manyak halası var ve beni biraz ürpertiyorlar açıkçası. Sonrasında tabiki onların da gerçekten halaları olmadığını ve hatta Lily'nin annesi olduğunu öğreniyoruz. Böyle bize her bölüm şoklar yaşatıyorlar.
İkinci sezonun sonlarına doğru Chuck beni sinirlendiren bir karakter olmaya başlıyor çünkü her zaman Ned'in ona kıyamamasını kullanıyor. Bencilce davranıyor ve Ned'in istemeyerek de olsa birini öldürmesine neden oldu ki babası yaşasın. Ned onun için iki kere katil olmak zorunda kaldı ve gerçekten Chuck'ın hayatta hiçbir şeyle yetinememesi beni sinirlendiriyor. Sonrasında babasının Ned'in üzerine gitmesi beni daha da çok sinirlendirdi. Ned adamı öldürürken hiçbir şeyin farkında değildi ki neden ondan herkes bu yüzden hesap soruyor. Gerçekten ikisine de sinir oldum bu yüzden.
Dizinin son bölümünü toparlamaya ve sezon finalinden finale çevirmeye çalışmışlar. Chuck'ın ve Ned'in babası konuları havada kaldı maalesef fakat bunun dışında içimde kalan bir eksiklik olduğunu söyleyemeyeceğim. Son bölümde Lilu ve Vivian'ın Chuck'ı görmesiyle de her şey tamamlandı bence. Ayrıca dizinin sonuna "Çünkü sonlar, bilindiği üzere, bizim başladığımız yerdir." deniyor ve bizi bu şekilde kandırıyorlar.
Böyle bir sürü olaya rağmen tatlı kalabilen bir dizi olması da garip bence. Başarı diyebiliriz buna herhalde. Ayrıca başrolümüz Ned'in önceki filmlerini görünce ayrı bir şok yaşadık beraber izlediğim arkadaşımla. O kadar farklı türlerde yapımlar çekmiş ki böyle tatlı romantik bir erkeği oynaması şok etti baya.
Çok tatlı bir dizi olduğunu söyleyebilirim. İşin içinde cinayetler varken böyle tatlı iki insanın birbirine dokunamadan aşk yaşaması bence gerçekten farklı bir senaryo. Başta da düşündüğüm gibi çocuk dizisi sanki. Bu diziyi izlerken Sihirli Annem izliyor gibi hissediyorum açıkçası o yüzden beni çocukluğuma döndürüyor. Çerezlik güzel bir diziydi. Düşük bütçeli olmasının görüntü kalitesine yansıması bir süre sonra sizi rahatsız etmiyor. Alışmaya ve bu evrenin başka bir evren olduğuna inanmaya başlıyorsunuz bence. Zaten fantastik bir dizi için bence tam oturan mekan tasarımları görüyoruz. Bu da ayrıca diziyi benim için güzelleştiriyor. Çerezlik tatlı bir dizi olarak izleyebilirsiniz. İyi seyirler.
✔️7/10
'29.11.24~19.01.25