Spoiler içeriyor
Bir editle karşılaştım ve spoiler yerim diye çok korktum. O yüzden izlemeye başladım. Yoksa çok da izleyesim yoktu am spoiler yeme korkusu beni buna itti. Jill başrolümüz. Kendisi biraz kafadan kırık yani hayatın tadını çıkarabilen biri. Kız kardeşi Isabelle'e çok…devamıBir editle karşılaştım ve spoiler yerim diye çok korktum. O yüzden izlemeye başladım. Yoksa çok da izleyesim yoktu am spoiler yeme korkusu beni buna itti.
Jill başrolümüz. Kendisi biraz kafadan kırık yani hayatın tadını çıkarabilen biri. Kız kardeşi Isabelle'e çok bağlı çünkü Izzy hasta. Aslında burada filmin adını da anlamış oluyoruz. Evden ayrıldığında eski her şryi birbirine anlattıkları ilişkileri, sesli mesajla anlatmaya evriliyor. Sonrasında maalesef Izzy ölüyor. Jill tabiki bunu kaldıramıyor ve kardeşini arayıp ona sesli mesajlar bırakmaya devam ediyor. Ama hattı çoktan başkasına verildiği için bu mesajlar başkasına gidiyor. Wes adındaki diğer başrolümüze.
Bir süre Wes, Jill'in ses kayıtlarını dinliyor. Sonra bir gün Jill'in yaşadığı şehire gelip sanki karşılaşmışlar gibi kızla tanışıyor. Bank sahnesinde heyecanlanmadım diyemeyeceğim. Sonra 2 haftayı San Fransisco'da beraber geçiriyorlar. İkisi de sadece şehiri keşfedeceklerine ve birbirlerini en basitinden öpmeyeceklerine bile söz veriyorlar. Sonra bir aşk ve sonra kızın gerçekleri öğrenmesiyle aşkın iptal oluşu. Çocuk aşk acısı çeker, kız mahvolan hayatını düzene soker.
İlk 15 dakikadan beni ağlatabilen çok az film olmuştur gerçekten. Hatta belki hiç olmamıştır. Sonrasında da duygulandın gerçekten ama en sonlarda Wes'in de Izzy'ye sesli mesajlar bırakmaya başlaması inanılmaz güzeldi. Gerçekten iç ısıtan bir filmdi.
"How lucky are we? And not only did she and I meet. But we got to eat pancakes... We got to be sisters."
✔️9/10
'23.06.26
Spoiler içeriyor
Sanki sınavlar yaklaşmıyormuş gibi bir dizi izleme çılgınlığına kapıldım. Önüme gelen her şeyi izleme eğilimindeyim şu an. Bu da sevilen, yeni netflix dizilerinden biri. O yüzden tabiki şans verilebilir. "There are at least two sides to every story. Yours and…devamıSanki sınavlar yaklaşmıyormuş gibi bir dizi izleme çılgınlığına kapıldım. Önüme gelen her şeyi izleme eğilimindeyim şu an. Bu da sevilen, yeni netflix dizilerinden biri. O yüzden tabiki şans verilebilir.
"There are at least two sides to every story. Yours and mine. Ours and theirs. His and hers. Which means someone is always lying."
Dizi bir kadının ormanlık bir alanda yağmurlu bir günde ölüsünü göstererek başlıyor. Sonra başrol kadınımız Anna'nın evine girmesi, korkmuş gözükmesi ve aceleyle ortalığı ve kendini temizlemeye çalışmasını izliyoruz. Kanal muhabiri. Anladığım kadarıyla kızını kaybediyor ve 1 yıl işe ara veriyor. Geri döndüğünde yerinde Jade adında bir kadın buluyor ve o da memleketindeki gece yaşanan cinayeti kaydetmek için olay yeri muhabiri olarak baştan başlamak istiyor. Güzel bir haber çıkarırsa devam çıkaramazsa da yolları ayırma kararı alıyorlar kanalla. Yanında da özellikle Jade'in kameraman kocası Richard Jones'ı istiyor.
Başrol erkeğimiz olan Jake Harper ise dedektifimiz. Jake ve Anna'nın evli olduğunu öğrenmek de biraz garipti. Aralarındaki meseleyi bir süre tam anlayamadım.
Rachel Hopkins ölen kadın. 40 kere meyve bıçağı gibi bir şeyle bıçaklanmış ve üzerinde sperm bulunmuş. Bu yüzden katilin erkek olduğu düşünülürken ilk sahnede izlediğimiz Anna'nın yaptıkları ne alaka o zaman diyoruz. Aynı zamanda yine ilk bölümün son sahnesinde gördüğümüz Rachel ve Jake'in arabadaki cinsel ilişkileri yine ne alaka dedirtiyor. Yani gerçekten kimin cinayeti işlediğini hiçbir şekilde anlayamadığımız bir bölümü bitiriyoruz.
Sonrasında Rachel'ın kocası Clyde ile konuşuluyor. Adam kadının cinsel ihtiyaçlarını kendisi gideremediği için başkasıyla beraber olmasına ses çıkarmadığını filan anlatıyor. Şok içinde izlediğim bir sahneydi. Sonra Rachel'ın telefonu Jake'in arabasında çıkıyor. Jake gerilmiş gibi dururken bir yandan da olayı cidden çözmeye çalışıyor gibi olması kafamı karıştırdı açıkçası. Jake'in yanındaki diğer dedektif ise bu cinayeti gerçekten bu işi bilen birinin işlediğini düşünüyor. Kızın tırnaklarında DNA kalır diye tırnaklarını kazımasını, sinir anında 3-4 kere bıçaklamış gibi gözükmesin diye 40 kere bıçaklayarak kendini psikopat gibi gösterdiğini filan düşünüyor. İkinci bölüm de bize Jake'in suçlu olabileceğine inandırıyor.
Anna ise dedektiflerden daha hızlı ilerliyor, bir adım önde gidiyor. Mesela kendisi bir temizlikçi kızıyken Rachel zengin bir ailenin kızı ve lisede kesin bir zorbalama söz konusu. Aynı zamanda birkaç kız daha var bu lise ekibinde. Bunlarsan biri şu an okulun müdürü ve Rachel'ın en yakın arkadaşı olan Helen. Jack Rachel'ın telefonunu açmayı başarıp Helen'in çok fazla şey bildiğini görüyoruz. İşe bakın ki Helen o günün gecesi ölüyor. Bu iki ölüm sonrası tabiki diğer dedektifimiz Priya bu arkadaş bilekliğini takan diğer iki kıza kafayı takıyor. Yani Anna ve Jake'in kardeşi Zoe.
Priya onlardan şüphelenirken, Zoe de kendi canının derdine düşmüş durumda. Ya sıradaki bensem diye korkuyor ve Jake'in yanına gidiyor. Ona Anna'nın 16.yaş gününde olanları anlatıyor. Helen ve Rachel'ın zorba olduklarını söylüyor. O gün Anna'ya bir şey yaptıklarını ve Anna'nın düşündüğü kişi olmadığını söylüyor. Ne yaşandığını tam anlatamıyor çünkü Jack, Richard Jones'un da Rachel'ı tanıdığını fark ediyor. Bu yüzden Zoe'yi pek dinlemiyor ama ben anlamadım madem Anna düşündüğü gibi biri değil nesen abisiyle evlenirken tek kelime etmemiş? Sonra biz biraz izliyoruz ve zorbaladıkları beşinci kız Catherine'e Rachel'ın getirdiği erkeklerin tecavüz ettiğini görüyoruz.
5.bölümün sonunda şüphelendiğim tek kişi Jade yani adını değiştiren Cat olduğunu düşünüyorum. Zoe küvette ölü bulunuyor, Anna Richard ile saçma sapan bir dağ evine gidiyor. O kasabada bir evi olmasına hiç şüphelenmeden gitmesi de gerçekten kendi salaklığı diyebiliriz. 6.bölümün başında da Catherine ve ailesi hakkında bir şeyler izliyoruz ve güzel ablalarının onunla dalga geçtiğini görüyoruz. O da ablasının astım ilacını boşaltıyor ve ablasının ölmesine neden oluyor. Orada tabiki daha da şüphelenmeye başladım. Sonra bir anda Cat ve Anna dövüşmeye başlıyor. Jake onu kurtardığı an Priya Cat'i alnının ortasından vuruyor.
Sonra ilk bölüm aklıma geldi. İlk bölümde Anna'nın o halleri ve sonra Cat ile dövüşürken psikopat gibi dişini söküşü. Bence bize Cat olarak izletilse de bunların yapıldığı kişi Anna. Zaten bu olayları Jake'e anlatırken de kendinden bahsetmiyor. Sanki orada değilmiş gibi davranıyor.
Sonra da hayatlarına geri dönüyorlar çok saçma bir şekilde. Suçlular Jade yani Cat ve Richard olarak kalıyor. Anna'yı işinin başında ve hamile görüyoruz. Hala Anna olduğunu düşünürken, Anna bir mektup okuyor. Annesinin ona yazdığı bir mektup. Annesi Anna çocuğunu kaybedip gittiğinde onun çektiği eski kaserleri izleyerek özlem gidermiş. Son kasete geldiğinde de o 16. yaş gününü görmüş. O gün, Cat'i kurtaran Anna'nın tecavüze uğrayışı maalesef o son kasette varmış. Sonrasında tüm cinayetler, mükemmel bir şekilde işlenmiş. Bir ara kadının her aklını kaybedip çıplak sokağa çıktığında kadınların öldüğünü fark ettim. Olabilir mi diye de düşündüm ama üzerinde bile durmadım. Aklımın ucundan böyle bir hikaye geçmezdi herhalde. İNANILMAZDI.
Son bölüme kadar cidden çok yavaştı ve biraz sıkıldım diyebilirim. 6 bölümlük diziyi 3 günde izlemek benim için normal değil çünkü. Ama cidden akmadı. 5 bölüm Jake katilmiş gibi gösterildi ve bir dedektiften beklenmeyecek kadar saçma hareketleri oldu. Ama 6.bölüm efffsaneydi. Tüm puanı o bölüme verebilirim yani. Başından sonuna çok iyiydi.
✔️8/10
'07.03.26 ~ 09.03.26
HOUSE OF THE DRAGON - SEZON 3 (Her bölüm geldiğinde izlenip yorumu öyle yazılmıştır. Çok ayrıntılı ve bol spoilerlıdır.) İlk bölüm çıktı ve dedim ki tüm bölümler bir gelsin öyle izlerim. Fakat maalesef ilk günden spoiler yemeye başlayınca izlemek zorunda…devamıHOUSE OF THE DRAGON - SEZON 3
(Her bölüm geldiğinde izlenip yorumu öyle yazılmıştır. Çok ayrıntılı ve bol spoilerlıdır.)
İlk bölüm çıktı ve dedim ki tüm bölümler bir gelsin öyle izlerim. Fakat maalesef ilk günden spoiler yemeye başlayınca izlemek zorunda kaldım. Çok fazla şeyin kitaptan farklı olacağını zaten söylemişlerdi ve birçok kişi için bu kabus. Ama benim tek bakacağım bana yine kendini ilk iki sezon gibi soluksuz izlettirebilecek mi. İzlettiriyorsa puanı alır, izlettiremiyorsa da dizi iki sezonmuş gibi beynimizi kandırırız.
Hafta hafta geldiği için mecbur bölüm bölüm yorum yazacağız.
BÖLÜM 1️⃣ Rhaneyra Alicent'ın planını anlatıyor. Aemond, Vhagar ile Riverlands'e giderken Alicent Red Keep'in kapılarını açacak ve Aegon'u kraliçeye teslim edecekmiş. Bu o kadar saçma bir plan ki etrafındaki herkes bunu görürken Rhaenyra bunun farkına varamıyor. Zaten onlar bunu konuşurken Aegon King's Landing'de bile değil. Tahtın yeni sahibi Aemond ve Alicent bunu Rhaenyra ile bu planı yaptıktan sonra öğreniyor. Bilmeden tuzağa çekiyor aslında. O sırada askerleri de savaş alanında Aemond'u bekliyor. Jacaerys en sevdiğim çocuklardan biri ve annesini korumak için her şeyi yapabilir. Canını vermek de dahil. Maalesef bunu da izledik. Kraliçe savaşa kendi ejderhasıyla gitmek istediğinde onu odasına kilitliyor. Jace Vermax ile ve Baela Moondancer ile kraliçenin yerine savaşa gidiyor. Rhaena'nın bir ejderhası yoktu, Sheepstealer sonunda onu seçiyor ve yardıma gidiyorlar. Fakat Sheepstealer pek de Rhaena'ya itaat edecek gibi durmuyor. Moondancer'ı kovalıyor, dost gemilere alev püskürtüyor. Maalesef Sheepstealer hayvan gibi olduğu için tüm savaşın içine ediyor ve resmen birbirlerinden kaçmaya başlıyorlar. Sonrasında da Vermax'ın düşman gemiler tarafından ikinci kez vurulması sonucu Jace'in ölümünü izliyoruz. Gerçekten şu dizinin hep en iyileri öldürmesi beni aşırı üzüyor. Tahtın iki en mükemmel varisini iki sezonda kaybetmek... Torunları birbirini öldürmek üzereyken, Corlys'in Sea Snake geçmişi yüzünden ondan intikam almaya çalışan da bir grup var. Onlar da bir kan gölünün içine giriyor. Yani öyle bir şekilde bitiyor ki bölüm nasıl bekleyeceğimi bilmiyorum. -24.06.26
BÖLÜM 2️⃣ Tabiki inanılmaz üzücü başlıyor. Baela kocası Jace'in cansız bedenini annesine götürüyor. Kraliçe tabiki deliriyor ve inanılmaz kalp kırıcı bir sahneydi. Ağlamaktan helak oluyor, bu ölüm siyahların yani kendi tarafının ona ilk ihaneti olabilir. Bunların sorumlusu Rhaena olarak mı kabul edilecek bu da ayrı bir konu tabiki. O sırada yakalanmış ve kraliçeye götürülen Aegon ve Larys Strong için işler yolunda gidiyor. Çıkan kargaşada kaçmayı başarıyorlar. Bu sırada Alyn yani gemi yapımcısı olan Corlys'in bastard oğlu onun yanında savaştığı için Valeryon soyadına layık görülüyor. Lütfettin ya sağol valla. Neyse bu şekilde oğlunu da kabul etmiş oluyor. Bir de diğer bastard oğlan var yani Daemon'un kuzeni. Vermithor ikinci sezonda binicis olarak onu seçmişti. Onlar da Aemond'ı bekliyorlardı ki Vhagar ile beraber Aemond'ı öldürebilsinler. Fakat bizim aptal kardeşinin yerine tahta oturunca o planlar da suya düşüyor. Sonra Vhagar'ın Riverlands'e doğru yola çıktığı haberi geliyor ve Vhagar'ı Harrenhal'un altını üstüne getirirken izliyoruz. Ama bu sırada Allicent gerçekten sözünü tutuyor ve askerlerine Rhaneyra'nın geleceğini ve hiçbir ejderhasına ateş edilmeyeceği emrini veriyor. Tek zeki kalan kişi diyebiliriz. Gerçekten kazanamayacağını anlamış durumda ve kazanılacak ne var ki gözüyle de bakıyor olabilir artık. Aemon'ı uzaklaştırmak için Harrenhal çok iyi oldu ama tebrik ediyorum. Hatta gerçekten nerede öldüğünü bilmesem orada kan kaybından geberip gideceği için sevinedebilirdim. Fakat biliyorum ki o şerefsiz bu kadar kolay ölmeyecek. Bir an Rhaneyra ve Daemon iki salak gibi tek başlarına mı içeri girdi diye korktum ama Şehir Muhafızları yani City Watch Daemon Targaryen'ı unutmadı lafından sonra bir rahatlama geldi. Anlatamam. Babaannemin dualarıyla yaşıyorlar... AMA SONRA O MALUM REPLİK! "BRING AEGON. THE USURPER. TO ME." Öleceksiniz yeşiller hazırlanın. Ama korkak yeşiller birer birer kaçtıkları için geriye sadece en en en şerefsizleri, zindana atılmış Otto Hightower kalıyor. Bir kelle almak lazım. Geride ne Aemon ne Aegon kalmış. Otto gel bakalım kellen bize lazım. Kesinlikle sezon finali olacak bir bölümmüş ama. Çok iyiydi. - 29.06.26
BÖLÜM 3️⃣ Taht aldını fakat savaşta olan bazır ordular hala var ve Daemon onlara kraliçenin kim olduğunu göstermeye gidiyor. Bölüm Alicent'ın kuzeni Ormund Hightower ve ordusuyla başlıyor. Daeron Tragaryen da onunla beraber ve o Aegon'un varisi, Alicent'ın son oğlu. Daemon tabiki onu yanına almak istiyor. Onu ilk defa görüyoruz, kendisi altın saçlarıyla tam bir Targaryen. Saraya geldiğimizde, krallığın altınlarının taşındığını öğreniyoruz. Hazine boşaltılmış. Kraliçe, Helaena ve Alicent'ı ancak Aemond'ın yakalanması ve öldürülmesinden sonra bırakacağını söylüyor. Ayrıca sarayın içinde Jace'i görüyor ve hayal bile olsa çok mutlu etti bu beni. Mysaria hem bana çok güven veriyor hem de hafiften bir korkutuyor. Sonra kraliçe olarak halkın isteklerini dinlemeye başlıyor ve bir kadın kıtlık zamanı zenginlerin erzakları depolarına sakladığını, halkın bu yüzden adalet istediklerini anlatıyor. Kraliçe de gerekeni yapıyor. Zenginleri bir yemeğe çağırıyor, önlerine sarayda gezen fareleri koyuyor ve bu size ders olsun, çaldıklarınızı geri getiri diyor. Saygı duyduk. Elindeki tahtını sarsacak şu anki tek kardeşi Daeron'u Night's Watch olarak surlara göndermeyi düşünüyor çünkü öldürmek istemiyor. Fakat sonra Alicent ile görüştürüyor ve o an anlıyoruz ki aslında Ormund gerçek prensi vermemek için bir çocuğun saçlarını beyazlatmış ve Presn Daeron gibi davranması için tehdit etmiş. Sadece bunu da yapmakla kalmıyor, Daemon önünde Kraliçeye bağlılık yemini etmesine rağmen gidiyor ve Hightower ordusuyla Tumbleton'ı alıyor. -28.07.26
BÖLÜM 4️⃣ Bu bölümde Ormund'u Tumbleton'da izliyoruz. Aranılan Prens Daeron aslında gümüş saçlı da değilmiş. Borros Baratheon'ın kızıyla Aemon'ın evlenmesi üzerine bir anlaşma yapılmış. Fakat biliyoruz ki Aemond en son neredeyse ölüyordu. Kraliçe şu an en büyük aktif düşmanı olan Ormund hakkında Alicent'a sorular soruyor. Alicent da ona kokulara karşı hassasiyeti olduğunu ama bunun dışında bir şey bilmediğini söylüyor. Bu umarım işe yarayacak bir bilgidir. Aemond ve Vhagar yaralandığı yerde değil. Gwayne yani Alicent'ın kardeşi ve Criston onu bulmaya gidiyor, Kraliçe'nin kaleyi aldığını bile o zaman öğreniyorlar. Fakat ejderhasız ve prenssiz kalıyorlar. Sonra Carax'ın itaat etmemesi sonucu Daemon birden kendini Sheepstealer ve Rhaena'nın yanında buluyor. Rhaena kendini sürgün gibi bir mağaraya kapatmış, babasından sadece yerini söylememesini istiyor. Daemon'ın maalesef hiçbie çocuğuna babalık yaptığını daha göremedim ben. İyi bir eş ve iyi bir savaşçı ama iyi bir baba olacak mı göreceğiz. O mağaranın yanındaki bir adamın kellesini Kraliçeye Sheepstealerın sürücüsü diye getirince de beni düşündürtmeye devam etti. Sonra Ulf ve Hugh Tumbleton'a gidiyor. Burada Prens Daeron'ın da bir ejderhası olduğunu görüyoruz. Bu ejderha Tessarion yani Blue Queen. -01.08.26
BÖLÜM 5️⃣ Joffrey şu anki varis. Kraliçenin en büyük oğlu. Şu an Aegon ölü, Aemond ise kayıp sayıldığı için Kraliçenin tahtını sarsan tek kişi Ormund'un yanındaki Daeron. Yani biz öyle sanıyoruz. Fakat sonra Helaena'nın hamile olduğunu fark ediyor Alicent. Kaçmak için bir plan yapıyor ama bu plana Helaena'nın kızını yani torununu katmıyor. Helaena tabiki böyle bir şeyi kabul etmiyor. Aemond'ı da Herrenhal'da görüyoruz ama Vhagar gerçekten kaçmış. Aemond Aegon'un öldüğüne inanıyor. Aegon'un tek derdi ise Aemond'ı bulup öldürmek. Gerçekten o kadar salak bir karakter ki ölse de kurtulsak diyorum. Yeşillerden Alicent ve Helaene dışında kimseyi sevmiyorum. Bir de Daeron hoşuma gitmeye başladı. Ama iki bölümdür o güçlü Rhaeneyra'yı da izleyemediğimiz için sinir oluyorum. Hak etmesi lazım o tahtı üstündeyken bile. Yormaya başladı. Daeron şu an taht için kendisi bile farkında olmadan en büyük tehdit olurken, Criston ve askerleri boşuna kürek çekip Nehirlileri ellerinden kaçırdılar. -01.08.26
.
.
.
DEVAMI YORUMLARDADIR 👇
Spoiler içeriyor
Film Charlie'nin Emma ile konuşmak için gizlice okuduğu kitabı çekmesiyle başlıyor. Biraz tüyler ürpertici diyebiliriz aslında. Sonra kitabın özetine bakıp kızın yanına gidiyor ve kitabı ne kadar sevdiğini anlatmaya başlıyor ama kız kafasını çevirip bakmıyor bile. Sonra çocuk geri dönüyor,…devamıFilm Charlie'nin Emma ile konuşmak için gizlice okuduğu kitabı çekmesiyle başlıyor. Biraz tüyler ürpertici diyebiliriz aslında. Sonra kitabın özetine bakıp kızın yanına gidiyor ve kitabı ne kadar sevdiğini anlatmaya başlıyor ama kız kafasını çevirip bakmıyor bile. Sonra çocuk geri dönüyor, bir süre sonra özür dilemek için geri dönüyor. O sırada kızın sol kulağının sağır olduğunu, sağda ise kulaklık olduğunu anlıyoruz. Baştan alıyorlar ve 2 yıl sonrasına, düğün konuşmalarını hazırlamaya çalıştıkları zaman gidiyoruz.
Bu ikilinin arasında, özellikle kızın tarafından garip bir şey seziyorum ve bu beni rahatsız etti başında. Düğün danslarının provasına gidiyorlar ve uzun bir dans izliyoruz, sonrasında da kızın hoşuna gitmiyor ve daha normal bir şeyler istiyor. Oradan çıkıyorlar ve djlerinin sokakta uyuşturucu çektiğini görüyorlar. Bu kız Emma'nın çalışanı gibi bir şey herhalde ve onun düğünde hala dj olmasını istiyor. Sonra iki arkadaşlarıyla düğün yemeği seçmeye gidiyorlar ve yaptıkları en kötü şeyleri anlatıyorlar. Herkes gülerken Emma gerçekten çok ciddileşiyor ve bu da aşırı garip geliyor. Herkes anlattıktan sonra Emma okula silah getirip toplu katliam yapmayı düşündüğünü anlatıyor. Silahla alıştırma yaparken kulağına çok yakın tuttuğu için kulak zarının patladığını da söyleyerek bir kanıt da sunuyor. Sonra arkadaşlarından Rachel bunu aşırı rahatsız edici buluyor ve Emma'ya bağırmaya başlıyor. Emma'nın masaya baya kusup ortalığı batırmasıyla gün bitiyor. Sonrasında fotoğraf çekimi için konuşmaya gidiyorlar, burada araları gerçekten çok garip. Garip hissettiriyorlar.
Charlie Emma'nın bu katliam düşüncesinden sonra düğünlerinde böyle bir katliamın kabus gibi rüyasını görüyor. Tanışmadan evlenmeye karar verme zamanlarına atladığımızdan aralarındaki ilişkiyi pek göremiyoruz. Emma kafasında Charlie'nin onu terk edeceğine dair senaryolar filan kurmaya başlıyor. Gerçekten deli olduğunu bize hissettiriyor. Çocukluğunu ve gerçekten sıkıntılı olduğunu görüyoruz. Charlie'nin gittikçe Emma'dan korktuğunu ve uzaklaştığını görebiliyoruz. İlk başta Charlie garip geldi, sonra Emma'nın garip olduğunu gördük, sonra Charlie, Emma ve geçmişini takıntı haline getirip olmayan şeyler görüyor. Onun için zaten her şey zor ilerlerken duygusal bir boşalma esnasında iş yerinden birine böyle bir olay yaşasa nasıl olacağını soruyor ve kadın polise verirdim diyince ağlama krizine giriyor. Sonra da kadını öpüyor. Bu da düğünde patlıyor. Düğün zaten tahmin edileceği üzere hem bu katliam fikri hem de Charlie'nin kadınla öpüşmesi yüzünden çok kötü gidiyor. Bir de tam iğre konuşması esnasında öpüştüğü iş arkadaşının sevgilisi bunu dövmesin mi. Daha da kötü ne olabilir dimi?
Sahneler çok kısa, arkada genelde bir gerilim müziğiyle veriliyor. Bu diziyi sadece rahatsız oldum şeklinde yorumlayabilirim sanırım. Film bize durmadan kızın çocukluğuyla şu anki halini değiştirip gösteriyor ve rahatsız edicilik seviyesi daha da artıyor. Charlie hiçbir şeyi sindiremedikçe her şeyin içine ediyor ve durmadan kötüleşmeye devam ediyor. Aslında çok korkuyor ama bırakamıyor da. Seviyor mu sevmiyor mu anlamak da aşırı zor. Gerçekten garip bir filmdi.
✔️6/10
'26.06.26
Spoiler içeriyor
Game of Thrones evreni eşi benzeri gelmeyecek bir evren olduğu için, o evrenden çıkan her diziye şans vermek gerektiğini düşünüyorum. House of the Dragons sonrasında genel yorumların güzel olmadığını fark ettim ama ben kitapları bilmediğimden ne kadar uyumlu olduğu beni…devamıGame of Thrones evreni eşi benzeri gelmeyecek bir evren olduğu için, o evrenden çıkan her diziye şans vermek gerektiğini düşünüyorum. House of the Dragons sonrasında genel yorumların güzel olmadığını fark ettim ama ben kitapları bilmediğimden ne kadar uyumlu olduğu beni pek ilgilendirmiyor. İzlediğimin ne kadar zevk verdiği daha önemli. O yüzden House of the Dragons'u sevmiştim ve iki sezon için de uzun bir yorum yazmıştım. Bu dizi ona göre daha çok beğeniliyor ve kitapla bire bir gittiğini de söylüyorlar. Ayrıca yazarın yönetmenliğini yapması da ayrıca bir artı diye düşünüyorum. Buna da uzun bir yorum yazmak farz oldu bu yüzden.
House of The Dragons'dan 97 yıl sonra ve Game of Thrones'dan 89 yıl öncesine gidiyoruz. Targaryenların hala Iron Throne'a sahip oldukları ve son yaşayan ejderhanın, yaşayanlar tarafından görüldüğü ve unutulmadığı bir zamanda geçiyor dizi.
Başrolümüz Duncan saygı duyduğu usta şövalyeyisinin cesedini gömdükten sonra, kılıcını alıyor ve dizi bu şekilde başlıyor. Elinin altında üç at ve bir kılıçla Ashford'da bir turnuvaya katılmaya karar veriyor.
Dizinin geçtiği zaman kral Daeron II. Kralı dizide görmüyoruz ama oğulları Prince Baelor Targaryen'ı ve Prince Maekar Targaryen'ı (sıradaki kral) ve torunları Aerion ve Aegon'u görüyoruz. (Kral Rhaenyra'nın ve Daemon'ın torununun çocuğu yani 3 kuşak sonrası) Aegon, Duncan'ın bir handa hizmetçi olduğunu sandığı kel çocuk. Dizide Egg diye geçiyor. Zaten babası Maekar'da kayıp çocuklarını aramakta. Varisi Daeron ve en küçük çocuğu Aegon (Egg). Yani başrolümüzün yanında bir Targaryen torunu var ve farkında değil. Uzun bir soy ağacı incelemesinden çıktım diyebiliriz. Aynı zamanda Egg, Game of Thrones'da da gördüğümüz Aemon Targaryen'ın kardeşi. Yani Egg Daenerys'in dedesinin babası.
Egg bir sabah at ve kılıcı alıp çalışmaya gidiyoe ve krallıktaki en deli şövalye olarak bilinen Sör Robyn Rhysling ile karşılaşıyor. Minik prensin yeni tanıştığo bu daha şövalye bile olamamış adama olan sevgisi ve saygısı gerçekten şaşırtıcı. O kazansın diye elinden geleni yapabilir gibi duruyor. Duncal'da ona bazen hizmetçisi gibi davransa da genelde çocuğa sevgisini ve ona kıyamadığını görebiliyoruz. İkisinin ilişkisi gerçekten inanılmazdı güzeldi. İzleme zevki verdi.
3.bölümde bir falcı ikisine fal bakıyor. Duncal için başarıyı bulup bir Lannister'dan zengin olacağını söylüyor. Egg için ise bir kral olacağını, kızgın ateşlerde ölececeğini ve onu tanıyanların ölümünü sevinçle karşılayacağını söyledi. Bu çocuğun neden Aegon the Unlikely diye geçtiğini de anlamamıştım ama sanırım çok kötü bir kral olacak. Zaten neden kaçtığını da anlamış değilim ama kötü birine dönüşecek olması mantıklı gelmiyor. Dizide hemen anlayamıyoruz aslında kayıp çocuklaeı çoktan gördüğümüzü ama ben family treeye bakarken Egg'i gördüm. Duncan, Varis Daeron'un yine içip bir yerde sızmış olduğunu düşünen bir şövalye Raymun ile konuşurken ilk bölümde gördüğümüz sarhoş çocuğun prens olduğunu anladım.
Burada Duncal, Tanselle ile tanışıyor ve aşık oluyor. Aerion yani 2 numaralı kibirli prens Tanselle'in ejderhayı öldürdüğü şovunu izledikten sonra kızı öldürmeye kalkıyor. Tam bu sırada bunları gören Egg hemen gidip Duncal'a söylüyor. Duncal da aşık malum gidip prensi kızın üzerinden almak pahasına canını hiçe sayıyor. Fakat koskoca prense nasıl karşı çıkabileceğini düşündüğünden emin değilim. Çünkü çıkamıyor ve onu küçük bir hizmetçi olarak gördüğü Egg yani bir başka prens kurtarıyor. Böylece Duncan dahil herkes bu küçük çocuğun bir prens olduğunu öğrenmiş oluyor.
Sonrasında aklıma takılan NEDEN sorusunun cevabını da öğreniyoruz. Egg aslında varis abisi Daeron'un yaverliğini yapacakken korkak ve sarhoş abisi turnuva bitene kadar handa saklanmayı planlıyor. Sonrasında turnuvaya gitmek istediği için bu yalanları söylerek Duncan'ın yanında duruyor. Yine de Duncan sanki hizmetçisi gibi ona kızmaya ve Egg demeye devam ederken, Egg de aynı şekilde sör demeye ve saygısını göstermeye devam ediyor. Gerçekten garip bir ilişkileri var.
Aerion tabiki bu olanlardan sonra Duncan'ın ölmesini istiyor fakat amcası Baelor, sanırım kendi çocuğu olmadığı için Duncan'ın yanında gibi gözüküyor. Bu yüzden Duncan'a savaşaraj ölebileceğini, şövalyelerin böyle bir hakkı olduğunu hatırlatıyor. Fakat korkak Aerion tabiki teke tek sabaşmak istemiyor ve Trial of Seven öneriyor. Yani 7 kişiye 7 kişinin savaşması. Tabiki prens yanına 7 kişi bulabilir fakat Duncan için bu bile çok zor. Ki şimdiye kadar Duncan'ın bile kılıç sallayışını görmedik sadece uzun ve iri olduğu bilgisi var elimizde. Ama yine de Targaryenlara düşman 6 kişi bir şekilde toplanıyor. Zor oluyor ama güzel bir ekip kuruluyor. 6 kişi kaldıkları noktada 7. Prens Baelor oluyor ve bu tabiki şok ediyor.
Prens Daeron bir rüyasından bahsediyor, her zaman gerçekleşen rüyalarından biri. Onu ilk gördüğümüz sahnede de Duncan'a onu rüyasında gördüğünü söylemişti zaten. Diğer karşılaşmalarında da bunu söylüyor. Rüyasında kocaman fakat ölü bir ejderha gördüğünü söylüyor. Ateşlerin olduğunu, Duncan'ın savaştığını ve ejderhanın üstüne düştüğünü fakat buna rağmen yaşadığını söylüyor. Bu ejderhayı kimin öldürdüğünü söylemese de, Duncan'ın gerçekten büyük biri olacağını görebiliyoruz.
Bu çarpışma sonucunda kraldan sonra varis olarak bilinen Baelor ve Duncan tarafındaki 2 kişi daha ölüyor. Fakat yine de Duncan tarafı kazanıyor. Duncan sonrasında yola düşmeye karar veriyor ve Egg'i yaveri olarak götürmek istiyor. Babası Maekar kalan tek oğlu olarak onu gördüğünden bunu istemiyor. Fakat sonunda babası izin verse de vermese de gerçekleşecek senaryoyu izliyoruz. İkisini at üstünde, yolda görüyoruz. Beraber bir yolculuğa başlıyorlar.
✔️8/10
'07.03.26~07.03.26
Spoiler içeriyor
Little Women filmini yıllar önce izledim ve aklımda çok az yeri var açıkçası. Bu kitaba başlamak güzel oldu o yüzden. Kitap ve film arasındaki farkları maalesef bulacak kadar hatırlamıyorum ama kitap her zaman daha iyidir mottosuyla başladım okumaya. Meg, daha…devamıLittle Women filmini yıllar önce izledim ve aklımda çok az yeri var açıkçası. Bu kitaba başlamak güzel oldu o yüzden. Kitap ve film arasındaki farkları maalesef bulacak kadar hatırlamıyorum ama kitap her zaman daha iyidir mottosuyla başladım okumaya.
Meg, daha çok arabuluculuğu üstlenmiş en büyük kız çocuğu. Kendisi 16 yaşında. Kardeşler arasındaki en iyi aktör. Güzelliğiyle nam salmış ve gerçekten aşkı bulmak istiyor. Zaten kitap sonunda da aşkı buluyor.
Jo, evin erkek çocuğu gibi takılan ikinci kız çocuğu. 15 yaşında ve tam bir kitap kurdu. Kitap kurdu olduğu için de yazarlığı çok iyi. Hep bir kafasının dikine gitme söz konusu. Filmde Laurie ona aşıktı ama kitapta bunu aşırı hissedemedim. Sonunda da bir şey olmadı zaten.
Beth, ailenin en yumuşak ve gözbebeği olan kız çocuğu. Piyano çalmayı çok seviyor, daha 13 yaşında ve utangaç bir kız. Elinden gerçekten her iş geliyor. Hastalıktan neredeyse ölüyordu kitabın sonlarına doğru ve bu bir an beni çok korkuttu. Kitapta bırakmadan okuduğum tek kısımdı diyebilirim.
Amy, daha yapmacık hareketlerle hoş bir kız gibi görünmeye çalışan en küçük kız çocuğu. 13 yaşında fakat kendini ego derecesinde çok önemsiyor ve hareketleri de çok özenli. Fakat kitabın sonlarına doğru Beth'in de hastalığından sonra daha uslu ve bencilliğini bırakmaya başlamış bir kız görüyoruz.
Kitap ve filmin farklı olduğunu söyleyebiliriz bence. Film akıp gitmişti ama çok da olayın olmadığı bu kitabı okumak benim için biraz zor oldu. 1 yıldan fazla süredir okuyor gözüküyorum zaten. Toplasak 5 gün anca okumuşumdur ama. Araya bir sürü kitap sıkıştırdım ve bu anca bitti.
KARAKTERLER
-------------------------
Meg
Jo
Beth
Amy
Mrs March (Marmee)
Hannah (hizmetçi)
Theodore Laurie Laurence
Mr Laurance
John Brooke
✔️6/10
'26.01.25~27.06.26
FORMULA 1 : Drive To Survive 8️⃣. sezonu (2025 GP) gerçekten inanılmazzz bir sezondu. İzleme zevki tavandı. 6 çaylak ve neredeyse her takımdan sürücü ve takım içi değişikliklerle kartların sıfırdan dağıtıldığı bir yıldı diyebiliriz. Mesela ilk yarış daha başlamadan duvara…devamıFORMULA 1 : Drive To Survive
8️⃣. sezonu (2025 GP) gerçekten inanılmazzz bir sezondu. İzleme zevki tavandı.
6 çaylak ve neredeyse her takımdan sürücü ve takım içi değişikliklerle kartların sıfırdan dağıtıldığı bir yıldı diyebiliriz.
Mesela ilk yarış daha başlamadan duvara toslayan Hadjar'ın kariyerinin bittiğini düşünmesi ama 2026'da Redbull'un sürücüsü olması. Gerçekten hayat ve özellikle F1 hep beklemediğiniz şeyler yapıyor.
İkinci bölümde çaylakları konuşurken Jack Doohan'ın bu kadar ölüm tehtidi aldığını bilmiyordum. Birkaç kaza yapmış ve gerçekten alışamamış olabilir ama bir çaylağın bu kadar üstüne gitmek inanılmaz insafsızca gerçekten. Çok üzüldüm.
Çaylaklardan sonra bir de tecrübeli sürücülerin zorluklar karşısında yaptıkları inanılmaz şeyleri izledik. Mesela Nico'nun en kötü ikinci arabayla yağmurlu yarışta mükemmel bir iş çıkararak 16 sıra yüklesip ilk podiumuna çıkması inanılmaz bir andı. Carlos'un yıl sonu hala Ferrari'nin son kazananı olması inanılmazdı ve 2 kere podiuma çıkması,altındaki arabaya rağmen yerine geçen Hamilton'dan daha fazla bunu yapması inanılmazdı.
Çaylaklara mükemmel davranan takım arkadaşları hakkında da konuşmak istiyorum sanırım. Bu yıla girerken o kadar çok isim değişti ki herkes kendini başka bir takım arkadaşıyla buldu. Gabi ve Nico'nun ilişkisi gerçekten çok güzeldi. Nico'nun ilk podiumunda Gabi'nin konuşması çok duygusaldı.
Formula1'de sadece constructor şampiyonluğu olsa birinci pilot seçmeden rahatça kazanabilirsin. Bunu çok güçlü bir şekilde başarabilirsin. Ama Formula1'de onun kadar önemli driver şampiyonluğu da var. Hatta her sürücünün bireysel baktığında ve elinin altında bu güç varsa çok daha istediği bir şampiyonluk. Dünya seni F1 şampiyonu olarak duyar ve bu kariyerinin de, hayatının da en önemli noktasıdır. Bir daha şampiyon olamasan bile artık sen şampiyonsundur. Bu yüzden birinci pilot seçmemek saçmalıktır. Eğer altında çok güçlü bir araba ve birbirine yetenek olarak yakın iki çocuk varsa biri senin darda kaldığında seçtiğin adam olmak zorunda. Tek bir çıkış noktası var. Bu da takım emirlerinden vazgeçmek. İki sürücünü piste hiçbir emir veremeyecek şekilde salmak. Korkunç ve çok sağlıksız bir yöntem. İşte bu sezon tam olarak bu şekilde iki şampiyonluğu da alan takım Mclaren. Her şeyden önce bu yüzden tebrik edilmeliler çünkü hiçbir kavga çıkmadan bu sezonu tamamlayabildiler. Büyük bir başarı. Tarihte facia örnekler de gördük tabi. En yakından Nico ve Lewis'i biliyoruz mesela. İkisi çok yakın arkadaş olmalarına rağmen son zamanlarında birbirlerine şapka fırlatacak hale gelmişlerdi. Lando ve Oscar bu kadar yakın olmamasına rağmen iyi ilerlediler.
Evet benim de bir favori şampiyonluk adayım vardı. Kim olduğunu önemsiz objektif olarak baktığımda gerçekten Lando'nun aldığı bu nefreti normal bulmuyorum. Gerçekten bu ve diğer sürücülerin de aldığı saçma sapan nefret ve tehtid mesajlarını hiç insancıl bulmuyorum. Ayrıca zaten geçen sen çok kötü bir mentalle sezonu bitirip büyük ihtimalle öyle başlayan bu çocuğun gerçekten bu şampiyonluğu hak ettiğini düşünüyorum. Ayrıca bir daha kazanamayacağını da düşünüyorum. İlk ve tek olsa da hak edilmiş bir şampiyonluktu.
Horner ile love hate ilişkim var gerçekten. Kendisinin benim yorumumda bile bir paragrafı hak etmediğini düşünüyorum ama aynı zamanda o olsaydı olacak olayları düşünüp özlüyorum. Karakter olarak hiç sevmiyorum. Her seferinde birini alsam Oscar'ı alırdım diyip Lando'yu küçümsüyor ve sonrasında da Lando'ya sana alan bıraksaydı momentumun vardı ve geçebilirdin diyor. Bu asıl problem diyor. Böyle bir ikiyüzlü olamaz gerçekten. Zaten Redbull'un içine eden adamdır kendisi. Sezon içindeki ropörtajlarında hala takım için her şeyi yaptım demesi de baya komik. Ayrıca Max'in babası beni hiçbir zaman sevmezdi demesi çook daha komik. Bunların hepsi doğru olsa da sen zaten sevilecek bir adam değilsin, ayrıca takımdaki kadın çalışanlara yavşamadan önce düşünecektin bunları. Max'in hiçbir şampiyonluğunda hiçbir katkısı olduğunu da kabul etmem ama çıkardığı fiyaskolardan ve dramalardan beslenmediğimi de söyleyemem. Geri gelse ve Toto ile yine atışıp dursalar çok mutlu olurdum herhalde. Bu piyasanın böyle kötü karakterli insanlara da ihtiyacı var.
Redbull gerçekten inanılmaz bir takım. Yıllardır böyleler ve benim misyonuma hiç uymuyorlar. Tutacağım son takım olabilir herhalde. Bir alt takımları var ve bu takımı resmen yedek sürücü takımı gibi kullanıyorlar. Redbull aracının tamamen Max'e uygun tasarlandığını ve bu yüzden ikinci sürücülerin hiçbir zaman tutunamadığını düşünüyorum. Tabiki Max kadar yetenekli de değiller ama Racing Bulls'da hep Q3 gören adamı ana takımına alınca hep Q1'de eleniyorsa senin stratejine deee yapacağın arabaya daaa... Gerçekten diyecek çok şey var ama diyecek hiçbir şey yok. Kaç çocuğun kariyerini kaydırdığını ben sayamıyorum artık açıkçası. Gridin yarısı eski Redbull ya da Racing Bulls sürücüsü zaten. Yani birinin bu takıma dur demesi lazım. Horner aptalı da 'our driver pool' diyor sanki pazardan elma seçiyor şerefsiz. Olan gerçekten Yuki'ye oldu ve hala çok üzülüyorum.
Williams kesinlikle bahsedilmeai gereken bir nokta. Zaten favorim her zaman Carlos Sainz olduğu için çok keyif alarak yazacağım bir kısım olacak. Önceki sezonlardan da hatırlarsınız ki çok büyük bir düşüşün içindeydi. Hatta bir ara takım olarak çekilmeyi bile düşündüler. Ben açıkçası Carlos kadar güvenemedim ne takım ne James'e. Kimse güvenemedi bence ama hepimizin bir özür dilemesi lazım gibi. Alex ayrı Carlos ayrı inanılmazdı gerçekten bu yıl. İlk yarıda evet uzun bir süre sadece Alex puan aldı ve takımı inanılmaz taşıdı. Çok iyi bir takım arkadaşı ve çok yetenekli bir sürücü olduğunu düşünüyorum. Fakat birkaç takım tarafından istenen o çocuk Carlos'a ne oldu da uzun süre çok kötü ilerledi diye sormak lazım. Arabaya alışmasının bu kadar uzun sürmesi gerçekten çok can sıkıcıydı ve bir süre F1 izleme zevkim kalmadı. Fakat her seferinde James ve takımın onu sahiplenişini, Ferrari gibi kenara itmeyişini gördükçe umutlandım. Ve bu takım, bu insanlar umutlarımızı boşa çıkarmadı. Gerçekten o ilk podium anı her şeye değerdi. Williams ile üçüncü olmanın, Ferrari ile birinci olmaktan daha güzel hissettirdiği kesin.
Lego yarışı gerçekten Ferrari için yılın en iyi yarışıydı. Bu baya utanç verici bence. Aşırı eğlendik kabul ama çok şey bekledikleri Hamilton'ın resmen hiçbir şey yapamaması ve her zaman Charles'ın arkasında kalması benim beklediğim bir düşüştü açıkçası. Benim dışımda kimsenin de beklemediği bir olaymış anlaşılan çünkü herkes şok oldu. Carlosumum ahı diyorum sadece... 2026 sezonunun 2.yarış haftasındayız ve hala son Ferrari kazananı Carlos Sainz. Bu da beni inanılmaz mutlu eden bir şey anlaşılıyordur zaten. Carlos'un kaç kere sıralamada ve yarışlarda Hamilton'ın önünde olduğunu da sayamadım açıkçası. Umarım çooook pişman olurlar.
Katar gerçekten en ama en stresli izlediğim yarışlardan biriydi. Mclaren herkes safety car'da pite girmişken pite girmedi ve arkalarında Max ile kaldı. İnanılmaz bir karardı ve gerçekten ödümüz kopmuştu. Bu yarışta Norris şampiyon olabilirdi ama her şey son yarışa kaldı.
Zaten daha yarış haftası gelmeden kim nerede bitirirse hangisi birinci olur diye bir sürü postlar paylaşılmaya başlanmıştı ve bunlara baka baka yarış izlemek çok keyifliydi. Evet sayısal olarak Oscar'ın da şansı vardı ama kimse pek umutlu değildi bu konu hakkında. Max ve Lando'nun savaşını izlemek için gerçekten tüm F1 fanları olarak kafayı yedik bence. Baştan sona hatta cumadan, son tura kadar çok gerici bir haftaydı. Sonunda Max'in 4 yıllık serisi bozulmuş oldu ve geçen sene gerçekten acaba olabilir mi dediğimiz Lando şampiyon olmuş oldu.
Gerçekten ilginç bir yıl olduğunu kabul etmek lazım. Farklı podiumlar ve birinciler izledik. Farklı sürücüler tanıdık ve çoğu gerçekten iyi iş çıkarttı ve 2026 için de kalıcı oldu. Ayrıca bu yıl çoğu isimle de vedalaşmış olduk. Çoğu takım değişti ve çoğu takım şaşırttı. Hem iyi anlamda şaşırtanlar oldu hem de kötü anlamda. Yani bu yıl çoğu şey beklediğimiz gibi gitmedi.
⚠️ Yılın en vurucu anları;
- Avusturalya'daki bir sürü DNF.
- P19 -> P3 Nico Hülkenberg ilk podiumu.
- Herkesin spin attığı yağmurlu Silverstone yarışı.
Oscar'ın düşüşü ve Lando'nun yükselişi
- Lawson <-> Yuki değişimi
- Christian Horner'ın kovulması
- Oscar ve Lando çarpışması
- Oscar'ın düşüşü ve Lando'nun yükselişi
- Max'in ikinci yarıda Mclaren sürücülerini yakalaması
- Mercedes'in herkesi korkutacak şekilde Max'in peşine düşmesi
- Lego yarışı (vurucu değil ama en eğlenceli aktiviteydi diyebiliriz)
- Carlos'un Williams ile ilk Smoooooth Operatioonn'ı (Bakü - P3)
- Şampiyonluğun son yarışa kalması ve 3 sürücü arasında olması.
-Mclarenların kazası
-Mclarınların diskalifiyesi
-Mclarınların Katar'da ellerinde patlayan pit stratejisi
🚫Bahsedilmeyen önemli anlar;
-Hamilton'ın Ferrari ile yaşadığı sorunlar (takım içi ciddi sorunlar)
-Racing Bulls'un Redbull'dan çok daha iyi bir sezon geçirmesi ve sanki ikinci takım Redbullmuş hissi vermesi
-Oscar'ın düşüşü ve Lando'nun yükselişi
-Haas ( takım yok gibi bir sezon)
-Aston Martin (sadece Stroll'a kim şampiyon olur diyorlar)
-Aston Martin'in 2026 için çalışacaklarını ve resmen bu yıldan vazgeçtiklerini söylemesi (2026'da da 2027 için aynısını diyorlar)
- Helmut Marko'nun Redbull'dan ayrılması
- Max'in baba olması
- Yuki'nin Lando'yu son yarışta, şampiyonluğu belirkeyecek pozisyonda hiçbir şekilde savunamaması
-Kimi Lando'ya yerini bilerek vermiş gibi ölüm mesajları alması.
- Mclaren'ın ezici bir güçle şampiyon olması.
Spoiler içeriyor
(Dizide tam olarak bir adları olmasa da ben birleşenler ve birleşmeyenler (individuals) olarak karakterleri sınıflandırdım. Yorumumu buna göre okuyabilirsiniz.) Dizi gerçekten inanılmaz başladı. İlk önce bir geri sayım bizi karşılıyor. Mors kodu tarzı dörde bölünen bir dizilim keşfediyorlar. Bu çok…devamı(Dizide tam olarak bir adları olmasa da ben birleşenler ve birleşmeyenler (individuals) olarak karakterleri sınıflandırdım. Yorumumu buna göre okuyabilirsiniz.)
Dizi gerçekten inanılmaz başladı. İlk önce bir geri sayım bizi karşılıyor. Mors kodu tarzı dörde bölünen bir dizilim keşfediyorlar. Bu çok ama çok uzaktan gelen bir haber gibi. Sonrasında bunu çözmeye çalıyorlar. Fakat bir farenin bir kadını ısırmasına kadar hiçbir şey anlamıyorsunuz. Sonrasında anlatılana göre bu dörtlü dizilim aslında RNA'nın dört organik bazını temsil ediyor; adenin, guanin, sitozin ve urasil. Bu ilk önce onu keşfeden bilim adamları tarafından çözülüyor ve sonra da uzun deneyler sayesinde bir farenin kadını ısırması sonucu yayılan bir virüsümüz oluyor. Herkesi birbirine bağlayan psişik bir yapıştırıcı görevi görüyor bu virüs. Herkesin zihninin bir olduğunu düşünebilirz aslında kısaca. Sense8 izleyenler az çok anlayabilir fakat burada 12 kişi dışında tüm Dünya'nın birbirine bağlı olması, her an her yerde olmalarından bahsediyoruz. Sense8'in çok daha hızlı ve gelişmiş versiyonunu düşünebilirsiniz.
Başrolümüz Carol bu birbirine bağlanmayan insanlardan sadece biri ve onun gibi 12 kişi daha var. Bu bağlanma aslında izlediğimiz andan yaklaşık bir ay önce başlamış fakat ordunun bunu keşfedip işlerine engel olmaya başlamasından dolayı işleri hızlandırmak zorunda kalmışlar. Bu hızlandırma sırasında da işler biraz kontrolünden çıkıyor ve 880 milyona yakın insan ölüyor. Bunların içinde Carol'un arkadaşı Helen de var. Fakat ölmeden önce onlara katıldığı için tüm anıları ve hisleri bağlananlarda mevcut. Bu ekipte bir yönetici yok, herkes eşit görülüyor fakat böyle demelerine rağmen bağlanmayanlara tapar gibiler. Aslında bağlananları bir kişi gibi düşünebiliriz. Herkesin anılarına ve duygularına sahip tek bir kişiye karşı bağlanmayan 12 kişi. Bağlanmayanların her hareketi, bağlananları etkiliyor. Sinirli ya da aşırı mutsuz olduklarında bir çeşit krize giriyorlar. Bilinçleri kapanıyor ve sadece titremeye başlıyorlar. Carol ilk bu krizin olmasına neden olduğunda onun yüzünden 11 milyona yakın kişi ölüyor. (Bu ölümler krizden dolayı değil de bilinçleri kapandığında oldukları yerden dolayı aslında. Mesela biri kriz anından helikopter sürüyorsa, muhtemelen orada ölmüş demektir.)
Carol tüm ingilizce bilen birleşmeyenlerle konuşuyor ve buna son vermeleri gerektiğini söylüyor fakat herkes hayatından memnun. Aslında herkes birleşmeyi istiyor ve bu Carol için büyük bir şok oluyor. Zosia, Carol ile en başından beri ilgilenen birleşenlerden biri. Carol'un yazdığı kitaptaki erkek karaktere çok benziyor fakat kendisi kadın. Carol bir gün Zosia ile konuşurken onlarla çok iletişime geçmeyen bir birleşmeyen olduğunu öğreniyor ve aradığı yardımın bu adam olacağına karar veriyor. Fakat adam sadece ispanyolca biliyor ve telefonları bile açmıyor. Carol kadar zengin değil, yiyecek çok az şeyi var fakat buna rağmen hiçbiriyle muhattap olmuyor. Ayrıca kendini iyice kitlemiş ve korkuyor, bu yüzden dışarı da çıkmıyor.
Hiçbir şeye hayır dememeleri ve yalan söyleyememelerinin kötülüğünü de gördük aslında. Bir el bombası istediğin dalgasını geçerken gerçekten getirdikleri için başına gelenleri izledik. Eroin bile istese kıza getiriyorlar. Böyle bir saçmalık olamaz. Fakat cevap vermedikleri çok spesifik bir soru var ve Carol da sadece bu sorunun cevabını istiyor. "Her şeyi nasıl tersine çeviririm?" Onlar cevap vermedikçe Carol çirkinleşmeye başlıyor ve en son bir noktada Carol ile aralarına mesafe koymaya karar veriyorlar. Sana karşı hislerimiz değişmedi ama biraz mesafe koymalıyız diyerek arabalara binip Carol'u terk ediyorlar.
Carol terk edildikten sonra diğer 12 kişiye neler olduğunu ve bulduğu ipuçlarını anlatan videolar hazırlıyor. Bu videolara onun için altyazı eklemelerini istiyor ve bir drone ile videoları alıyor birleşenler. Hiçbir şekilde Carol'un yanına gitmiyorlar yani. Biraz korktukları belli artık. Sonra Carol bir sürü kutu süt çöpü buluyor, yapıldığı fabrikaya gidiyor ve bir bakıyor ki kutuların içinde aslında süt yok. Tek besinlerinin bu tozla suyun karışımı içecek olduğunu fark ediyor. Sonra yine ipuçlarıyla bir depoya varıyor. Bu depoda biraz yiyecekle karşılaştıktan sonra vakumlanmış ceset parçaları bulmak bence Carol'a da sürpriz oluyor. Fakat bunun da bir açıklamasını yapıyorlar ve gerçekten çığlık atmak üzereydim bu sahnede artık. Bitkiler dahil canlı hiçbir şeyi öldüremeyeceklerini ve kalori eksiklerini telafi etmek için ölmüş insamları yediklerini açıkladıkları bir video izliyoruz. Human drived protein yani insan kaynaklı proteinlerin bulunduğu o sıvıyı içmek gibi bir telafiden bahsediyoruz. Yamyamlık resmen ve gerçekten bunun bile iyileştirilip romantize edilmeye çalışılmasını kaldıramıyorum. Ama bunları güzel bir ağlama seansından sonra atlatıyor ve öğreniyor ki Carol'un izni olmadan onı birleştiremezler. Bu yüzden Carol ilk defa rahat rahat takılmaya başlıyor.
Manousos ise Carol'a ulaşmaya çalışıyor. Hiçbir şekilde birleşenlerden yardım almayı kabul etmiyor ve ciddi yaralar aldığı bir yolculuk yapıyor. Bu sırada da ingilizce öğrenmeye çalışıyor ki Carol ile iletişim kurabilsin. Fakat bunlar yaşanırkan Carol artık yalnızlıktan kendini öldürme derecesine geliyor ve tek bir cümle kuruyor. 'COME BACK' Sonrasında özlediğimiz Zosia ve eskiden orada yaşayan tüm birleşenler geri dönüyor. Her şey güzel gidiyor, Carol etrafında birileri olduğu için daha mutlu ama biz pes ettiğini düşünürken bir anda onlar hakkında bildiklerini yazdığı tahtaya tekrar yazmaya başlıyor. İnsan yemeleri, beraber bir mekanda uyumaları, tasarufa verdikleri önemi, trenlerle yemek taşımalarını, her şeyin farkında olmalarını ama herkesin hissettiklerini hissetmemeleri, başka bir gezegendeki insanlara sinyal yolladıkları vs gibi her şeyi yazıyor. Pes etmiyor fakat bir yandan da Zosia'ya aşık olmaya başlıyor, we demesine deliriyor ve I demesini istiyor fakat onun için kitabına devam da ediyor. Carol'ın da inanılmaz kafası karışık aslında fakat hala buna son vermek istiyor. Ben de acaba her şey düzelse Zosia ve diğer birleşenler bunları hatırlayacak mı diye merak ediyorum.
Hala savaşan Carol ve Manousos'un aksine diğerlerinden bazıları birleşenlere katılmayı gerçekten istiyor ve buna izim veriyor. Carol hala istemese de Zosia'ya hissetikleirnden dolayı 900km kadar kendi başına gelen Manousos'u eli boş bırakıyor. Ona yardım etmiyor ve Zosia ile tatil yapmaya başlıyorlar. Gerçekten Carol'dan beklenmeyecek şeyler. Ama sonra dönüştürülmesi için tek yolun kocaman bir iğneyle poposundan kök hücre almak olmadığını fark ediyor. Eskiden Helen ile dondurdukları yumurtalıklarını birleşenler çoktan kullanmaya ve onu da kendilerine katmak için denemeye başlamış bile. Yaklaşık bir ayının kaldığını öğrenen Carol, evine geri dönüyor ve beraber dünyayj kurtarma çalışmalarına ikinci sezonda başlayacaklar gibi duruyor.
Bu kadar anlayışlı ve mutlu olmalarının nedeni acaba gerçekten herkesin her duyguyu ve her olayı yaşamış gibi olmasından mı kaynaklanıyor? Herkes birbirine ve bağlanmayanlara inanılmaz anlayışlı ve empati kurma kelimesini normalleştirecek davranışlar sergiliyor. Bunun tek nedeni evrende görülebilecek tüm duyguları hepsinin bağlanarak tatmış olması mı?
Ayrıca anlayamadığım bir şey daha var. Dizide birleşmeyenlerin bu hayatın güzelliğini savunması gibi izleyicilerden de bu tarz kişilerin olduğunu gördüm. Gerçekten büyük bir şoktu benim için çünkü bu hayatın gerçekten güzel olabileceğini düşünmek için ne yaşadınız?
İnanılmaz iyi bir dizi. Son zamanlardaki en iyi 'End of the World' temalı dizi hatta. Gerçekten bu kadarını beklemiyordum, hiçbir beklentim olmadan başlamıştım. Herkes çok seviyordu zaten. Dizide her şey adım adım anlatılıyor aslında. Birleşmeyenlerin sordukları sorularla biz de yavaş yavaş öğrenmeye başlıyoruz ve bu diziyi ayrıca içinden çıkılabilir bir hale döndürüyor. Kafamız allak bullak olmuyor ve gerçekten zevk alarak izlememizi sağlıyor. Karakter gelişimlerini de efsane buluyorum. Carol'un gelişimi cidden inanılmazdı bence. Baştaki Carol ile mizaç olarak aynı olsa da içinde çok ama çok fazla şey değişti. Helen'in yokluğuna bile alışamayacağını düşünüyordum. Önce olaya alıştı, insanlarla konuşabilmeye başladı. Sonra plan yapabilmeye başladı ve tüm birleşmeyenlerin karşısında tek başına dimdik durarak dünyayı kurtarma isteğini belirtti. Tek kaldı ama pes etmedi. Gerçekten kendiyle bile çok savaştı ve en cesaretli anından sonra, tüm birleşenler onu terk etti. 40 gün resmen dünyanın sonu gelmişken tek başına yaşamak zorunda kaldı. 40 gün o ses kaydını dinledi bir şey istemeden önce ve bu bile bence inanılmaz can sıkıcıydı. Kenini öldürmeyi bile denedi ve iyice ruhsuzlaştıktan sonra geri dönmelerini istedi. Geri döndüler, aşık olmaya başladı ama yine de pes etmedi. Ta ki başka bir birleşmeyen gelip, dünyayı kurtarmak için Carol'un şimdiye kadar davrandığından daha canice ve hırslı davranabileceğini gösterene kadar. Carol da istekliydi fakat ikisinin farkı birinin onları insandan bile saymamasıydı. Carol bilerek canlarını yakamazdı. Bilerek canlarını yakma düşüncesi Carol'u bile hedefinden saptırdı. Biraz normal yaşamaya çalıştı fakat sonrasında dönüşme özgürlüğünün elinde olmadığını öğrenince bu normal yaşam yine cehenneme döndü onun için. Sonunda eve geldi, hedefini hatırladı ve yine korkmaya başladı. Onlardan biri olmaktan korkmak Carol'u en iyi ayakta tutan şey oldu her zaman. Bu korku geri geldi ve ikinci sezonda nasıl herkesi kurtaracaklarını izlemek için sabırsızlanıyorum.
✔️10/10
'02.02.26~ 03.02.26
SOLO SEZON 2️⃣ Mükemmel dizimin 2.sezonu gelmiş. Sezon büyük ihtimalle eskilerin artık çıkabileceklerini düşündüğü bir andan başlıyor. Bir iç savaş dönüyor ve kalabalık bir ekip, kapıları açıp dışarı çıkıyor. Ve sonra 1.sezon finalinde kaldığımız yere yani Juliette'in çıktığı o ana…devamıSOLO SEZON 2️⃣
Mükemmel dizimin 2.sezonu gelmiş. Sezon büyük ihtimalle eskilerin artık çıkabileceklerini düşündüğü bir andan başlıyor. Bir iç savaş dönüyor ve kalabalık bir ekip, kapıları açıp dışarı çıkıyor. Ve sonra 1.sezon finalinde kaldığımız yere yani Juliette'in çıktığı o ana gidiyoruz. Yerde cesetler görüyor ve bu cesetler başta işlediğimiz o kalabalık ekip büyük ihtimalle. Sonra Julliete diğerlerinin çıktığı o çıkıştan giriyor, adamlar daha o yokuşu çıkamadan yani dışarıyı göremeden ölmüşler. Sonra da Silo'nun o tarafını büyük ihtimalle kapatmışlar çünkü her yer ceset kaynıyor.
Sonrasında Jul baya geziyor ve en sonunda farklı renkli gözleri olan bir adam buluyor. Bir kapının diğer tarafında. Kadına ilk güzel yaklaşıyor gibi hissetsek de son cümlesi "Eğer bu kapıyı bir daha açmaya çalışırsan seni öldürürüm." oluyor.
Silo'nun bu kurallarını The Order adında bir kitap belirliyormuş bunu görüyoruz. Burada "In the event of a failed cleaning, prepare for war." kuralıyla beraber bizim taraf ayağa kalkıyor çünkü Bernard, Jul'ün kamerasından dışarı çıktığında yaşadığı şeyleri görüyor. Halka Jul bir kahramandı, daha uzun dışarıda kalabileceğimiz bantları denedi ve işe yaradı ama öldü diyor. Halkın yarısı buna inanırken diğer yarısı öldüğüne inanmıyor. İsyan çıkacağı apaçık belli bence.
Sonrasında Jul ile öğreniyoruz ki aslında 50 tane silo varmış. Jul'un girdiği 17. ama bizim asıl izlediğimiz kaç bilmiyoruz çünkü Jul bile ilk defa 50 tane olduğunu öğreniyor. Karşılaştığı renkli gözlü adamın adı Solo. Sonra o kendi halkının öldükleri günü anlatıyor. Hepsi güzel güneşli bir günde dışarı çıkıyor ve herkes çok mutlu. Fakat sonra bir rüzgarla, toz esintisiyle havadaki zehrin tekrar geldiğini ve hepsinin öldüğünü düşünüyor. Kendisi ise çıkmak istemediği için tek kalmış. Sonra Jul'a sen de Ron Tucker gibi dışarı mı yollandın diye soruyor. Bir de Russel diye bir adamın onu buraya koyduğundan ve ne olursa olsun kimseyi buraya alma dediğinden bahsediyor. Herkes bundan sonra, Ron'un öldüğünü görmedikleri için dışarı çıkmış. Fakat o kısımda sonradan işler karışıyor çünkü aslınds Solo gerçekten Solo yani kendini tanıttığı kişi değilmiş. Fakat bunu bir türlü kabul etmiyor. Jul hem kurtulmaya çalışırken hem de bu deliyle uğraşıyor. Bir de yaralı kolundan dolayı enfeksiyon kapıyor ve ateşleniyor.
Diğer tarafta iste her şey çook daha karışık. Bernard yargıcı öldürüyor ve bu suçu bizim ekibe atıyor. Bir şekilde güvenli yere yani mekanike ulaşsalar da resmen bir isyan başlıyor. Üst katlar ve alt katlar birbirine giriyor. Savaş çıknaya yakınken herkes farklı bir noktada farklı bir şeyin peşinde. Bernard hala hard diski çözmeye çalışırken şerif kimin doğru söylediğini bulmaya çalışıyor. Çok fazla insanın öleceğini düşünüyorum. Göreceğiz.
Salvador Quinn adında bir adamın bir şifreli kodu varmış ve Bernard bunu çözmeye çalışıyor. Çünkü buradaki problemin isyandan daha da yıkıcı olacağına inanıyor. Lukas Kyle'ı 'IT Shadow' olarak seçiyor ve onu kasaya götürüyor. Solo'nun kendi silosunda kaldığı yer gibi. Burası kocaman bir kütüphane gibi ve Silo öncesinden yani 350 küsür yıl öncesinden kalan şeyler. Sonra Lukas Slavador'u araştırıyor ve akrabalarının ondan nefret ettiğini görüyor. Çünkü o Silo'yu neredeyse yok edecek adam olarak biliniyor. Bir isyancı olarak. Fakat Bernard aslında bu adamın her 20 yılda bir başlarına gelen isyanları durduran yani Silo'yu kurtaran adam olduğunu anlatıyor. Silo'yu kurtarmak için geçmişlerini silmek yani sunucularla bağlantıyı kesmek gerekiyor çünkü her isyan öncekilerden gaza gelerek çıkıyor. Bu yüzden geçmişi yok ediyorlar ve insanlar bunları unutsun diye suya bir ilaç katıyorlar.
Bu sırada Jul, hala Solo ile uğraşıyor. Kendi Silosuna dönemek için kıyafeti zar zor buluyor fakat kolu enfekte olduğı için bayıldığında Solo kıyafeti saklıyor. Çünkü kendi Silosundaki gittikçe yükselen su, IT katına 10-12 ay sonra varmış olacağı için Jul'un yardımına ihtiyacı var. Jul bunun için bir çözüm buluyor ve istemese de kıyafeti almak için Solo'nun istediğini yapmak zorunda kalıyoe. Çok derine suya dalıyor ve planını uyguluyor fakat nefes almak için kullandıkları boru bir anda oksijen vermeyi kesiyor. Jul da çok hızlı yüzeye çıkarak vurgun yiyor. Sonra fark ediyor ki Solo etrafta yok ve bir de yerde kan izleri var. Solo'yu ararken vurgum yediği için çok kötü oluyor ve rahatlamak için Solo'nun önceden dediği tavsiyeye uyarak tekrar suya giriyor. Rahatlayana kadar orada oksijen veren borusuyla kalıyor. Bu kız ilk sezonda yüzme bile bilmiyordu diye hatırlıyorum. Gelişmeye bakın. Fakat yine oksijeni kesiliyor ve yine hızla yukarı çıkmak zorunda kalıyor. Sonra Solo'yu öldüren oklu adamla karşılaşıyor ve adam gitmezse onu da öldüreceğini söylüyor. Her şeyin üstüne bir de omzuna ok yiyor.
Sonra 5 kişilik bir ekip görüyoruz. Büyük ihtimalle evli olan Rick ve okçu kız Audrey ve onların bir bebeği, birinin annesi ve diğerinin babasından olan üvey kardeşleri Benny, bir de yanlarında onlardan daha küçük ama sevmedikleri ve Eater dedikleri kız. Eater diyorlar çünkü annesi öldüğünde bu kızı yanlarına almışlar, annesi ona Hope dermiş. Bu bahsettiğim anne ve baba bir boğaz daha çıktığı için yemek bulmaya kasaya gidiyorlar. Solo da onları öldürüyor. Solo'ya da bu yüzden killer diyorlar. Fakat sonra öğreniyoruz ki Solo asıl IT shadowunun oğlu, babası isyan sırasında gözünün önünde öldürülmüş ve ölmeden Solo'ya kesinlikle kimseye kasayı açmamasını söylemiş. Solo yani gerçek adıyla Jimmy o sırada 12 yaşındaymış. Bunları duyan minik ailemiz ve kendisine yaşadıklarını hatırlatan Jul sayesinde Solo ateşkes yapıyor. Kasaya giriyorlar, aileye yemek veriyor ve etrafı gösteriyor. Şükür kimse ölmüyor ve herkes doyuyor.
Bizim Silo'da ise bir taraf çok fena yenilecek fakat hala belli değil. Lukas, Quinn'in talimatlarına göre gizli bir yer buluyor en altta. Jul ile ilk sezonda gördüğümüz o gizli kısımda. Bir kapı görüyor ve bir ses onun buraya gelen 4. kişi olduğunu söylüyor. Önceki yargıç Mary, Quinn ve bir adam daha. Lukas burasa bir şeyler yaşıyor ama ne yaşadığını görmüyoruz. Fakat sonrasında, her şey birbirine girdiğinde ve bomba patladığında Bernard'a öğrendiği şeyi fısıldıyor. Biz yine duymuyoruz.
Sonra Solo önlem prosedürü diye bir şey hatırlıyor. Annesi ve babasının konuştuğu bir şey. İlk başta dışarı çıkan insanlar aslında ölmemiş. Sonra nasıl oldu da öldüler ya da nasıl oldu da ilk başta ölmediler bilemiyoruz ve bunu çözebilirsek herkesi kurtarabiliriz de. Sonra Jimmy hatırlamaya başlıyor. Bunun bir boru olduğunu söylüyor.
Sonra Jul bir şekilde kendi Silosuna dönüyor. Herkese dışarının güvenli olmadığı gösteren bir kağıt tutuyor. Sonra içeri giriyor ve orada öğrendikleri şeyin Solo'nun dediği gibi baştaki birilerinin elinde herkesi öldürebilecek zehir olduğunu ve bunu istediklerinde yapabileceklerini öğreniyoruz. Bernard dışarı çıkmak istiyor, Jul içeri girmek istiyor. Sonra ikisi de içindeyken temizlenme bölümünden ateşler yükseliyor. Ve sahne kesiliyor.
Sonunda bu dizide ilk defa gerçek dünyayı izliyoruz. Normal bir date gibi bize birilerini izletiyorlar. Dirty bomb diye bir şeyden enfekte olan bir grup var anladığım kadarıyla. Bunu her kapalı ortama girerken ölçtükleri de bir aletleri var. Pandemi gibi hayat devam ediyor yani. Bu da sonunda güzel dizimizin bize ne oldu da Silo'lar inşa edildisini ucundan göstermiş oluyor.
✔️9/10
'13.03.26~14.03.26