Bulut geçti, gözyaşları kaldı çimende Gül rengi şarap içilmez mi böyle günde! Seher yeli eser yırtar eteğini günün Güle baktıkça çırpınır yüreği bülbülün…
Sinemada izlediğim ilk film. Yıl 2000. Ankara’ya gitmişiz. Devasa bir sinema (sanırım Ankamall). Babamla izlediğim ilk film. İçeriğini hayal meyal hatırlasam da o anın tadı paha biçilemezdi..
Bir haftayı daha geride bırakırken yine hafiften başlayan boğaz ağrım bana eşlik ediyordu. Meb’in kendi hazırladığı senaryolara uygun bir takım sorular bulup sınav hazırlamalıyım. Öte yandan aralık bitene kadar 120 kitap hedefimi de tamamlamak için delicesine kitap okuma isteğim de…devamıBir haftayı daha geride bırakırken yine hafiften başlayan boğaz ağrım bana eşlik ediyordu. Meb’in kendi hazırladığı senaryolara uygun bir takım sorular bulup sınav hazırlamalıyım. Öte yandan aralık bitene kadar 120 kitap hedefimi de tamamlamak için delicesine kitap okuma isteğim de mevcut. Ama bunları yapacak enerjim ise namevcut.
Ben bir aslanım. Hayvanların arasından gururla geçtim. Canlılar dünyası önümde ikiye ayrıldı nereye gitsem. Ben bir serçeyim. Kimseyi incitmemek için parmak uçlarımda yürüdüm. Yeri incitmekten korkarak attım adımlarımı. Ben bir palmiyeyim. Benden beklenmediği kadar yukarlara uzandım. Muson yağmurlarını duydum tenimde.…devamıBen bir aslanım. Hayvanların arasından gururla geçtim. Canlılar dünyası önümde ikiye ayrıldı nereye gitsem. Ben bir serçeyim. Kimseyi incitmemek için parmak uçlarımda yürüdüm. Yeri incitmekten korkarak attım adımlarımı. Ben bir palmiyeyim. Benden beklenmediği kadar yukarlara uzandım. Muson yağmurlarını duydum tenimde. Ben bir güvercinim. Tedirginim, ürkeğim, hürüm. Yumuşak göründüm ama bana zincir vuramadılar. Zincirler beni öldürür; beni kafese alamazlar bu yüzden. Ben bir insanım. Bir yaprağa dokundum ve o yaprağın kendisine dönüştüm. Hikayelerde konuşuldum. Roman formlarına sığmadım. Ben bir başağım. Tohumlarımı rüzgarla dünyaya savurdum. Ben bir tohumum. Usulca filizlendim. Kimseye fark ettirmeden büyüdüm. Çiçek açtım. Çiçeğimi kopardılar ama köküm yeniden filiz verdi. Çiçeklerimi herkese cömertçe sunmasını öğrendim. Ben bir balığım. Okyanusun kilometrelerce ötesindeki sulardan bir bilgiyi haber aldım. O bilgiyi bütün gezegenlerle paylaştım. Ben bir katırım. Ne kadar dayak atsalar da ölmedim. Hem koyun hem keçiyim. Boynum çok zarif ama etim çok kalın; en keskin bıçak bile beni kesemedi. Ben bir kavunum. Beni kestiklerinde en güzel yerimi sundum onlara. Bu kadar güzel olduğumu, kendim de bilmiyordum, kesilmeden. Sevincim, üzüntüyüm, umudum. Anneyim, babayım, çocuğum. Havayım, toprağım, suyum. Her birinden ağır ağır geçtim.
Gündüzüm ve geceyim.
Görünenim ve görünmeyenim.
Geçmişim ve geleceğim.
Varlığım ve hiçliğim.
Eskiyim ve yeniyim.
Güzelim ve çirkinim.
Dişiyim ve erkeğim.
Bilgiyim ve cehaletim.
Kuzeyim ve güneyim.
Ölüyüm ve diriyim.
Kendimim ve herkesim.
Ben, biriyim. Çocuğumu arzularınıza feda etmeyeceğim.
SON
Platon yine beyin yakan cinsten, Sokrat savunması yöntemiyle, Phaidros ve üstadı Sokrates’in karşılıklı konuşması şeklinde kaleme almış bu yapıtı. Kitap 3 kısımdan oluşuyor. İlk kısım Lysias’ın aşka dair söylemlerinden oluşuyor. İkinci kısım Sokrates’in yanıtından ve üçüncü kısım da polinode olarak…devamıPlaton yine beyin yakan cinsten, Sokrat savunması yöntemiyle, Phaidros ve üstadı Sokrates’in karşılıklı konuşması şeklinde kaleme almış bu yapıtı.
Kitap 3 kısımdan oluşuyor. İlk kısım Lysias’ın aşka dair söylemlerinden oluşuyor. İkinci kısım Sokrates’in yanıtından ve üçüncü kısım da polinode olarak aşk methiyesi sunar.
Platon’un aşk, güzellik ve retorik hakkındaki düşüncelerini dile getirdiği bu kitap, düşündürücü ve mantık çerçevesinde yazılmış bir fikir derlemesidir.
Ben sevdim, sen seversin sevmezsin, bilemem :)
“Güzel evimde oturmuş, aynada kendimi seyrediyorum... Parmaklarım yüzümde dolaşıyor... Her bir çizginin, kırışığın üzerinde bir süre duruyor... Gülümsüyorum... Kendi kendime... Her bir ince çizgiyi tek tek okşuyorum. Sevgili çizgilerim benim, sevgili kırışıklıklarım, sizi ne kadar seviyorum... Siz bana ne çok…devamı“Güzel evimde oturmuş, aynada kendimi seyrediyorum... Parmaklarım yüzümde dolaşıyor... Her bir çizginin, kırışığın üzerinde bir süre duruyor... Gülümsüyorum... Kendi kendime... Her bir ince çizgiyi tek tek okşuyorum. Sevgili çizgilerim benim, sevgili kırışıklıklarım, sizi ne kadar seviyorum... Siz bana ne çok şey öğrettiniz... Siz beni ne kadar çok seviyorsunuz... Siz benim mutluluğum, siz benim savaşımım, siz benim mutsuzluğum, siz benim acılarım, siz benim özgürlüğümsünüz... Sevgili, ince, küçük, zarif çizgilerim... Dostlarım. Siz olmasanız ben ne yapardım? Siz benim kararlılığım, siz benim gücümsünüz. Sizi oluşturana dek neler yaşadım... neler çektim... nasıl savaştım ben... ve size böyle anlayışla, mutlulukla bakabilmek için... ne çok uğraştım.” s.194
Böyle cesur yazan kadınları seviyorum. Belki de o kadar cesur olamadığım için seviyorum, çok güzel yazmış. Bazı gerçekleri çok gerçek anlatmış. Çok ağladım, çok. Keşke doğru olmasa dediğim çok şey okudum, onayladım. Birçok alıntıyı paylaşamadım bile. Bu dünyada kadın olmak zor, hem de çok zor.
Klasik bir aşk romanından daha fazlasını mı okumak istiyorsunuz? Felsefik aşk nasıl olurdu? Ahmet Hamdi tam da size göre. Hem felsefe, hem aşk, hem musiki, hem varoluşsal sancılar var bu kitapta. Zor okunuyor, ama değer..