📌 alıntı •İnsanlar bazen doğuştan mahkum olurlar •"Dünya gömlek değiştireceği zaman hadiseler sakınılmaz olur." •"Biz hayatın dışındayız", derlerdi. "Hayatın dışında... O, herşeyi besleyen hayat suyu bizden çekilmiştir. Ölüm bile bizim kadar kısır değildir." •Vatan ve millet, vatan ve millet oldukları…devamı📌 alıntı
•İnsanlar bazen doğuştan mahkum olurlar
•"Dünya gömlek değiştireceği zaman hadiseler sakınılmaz olur."
•"Biz hayatın dışındayız", derlerdi. "Hayatın dışında... O, herşeyi besleyen hayat suyu bizden çekilmiştir. Ölüm bile bizim kadar kısır değildir."
•Vatan ve millet, vatan ve millet oldukları için sevilir; bir din, din olarak münakaşa edilir, ret veya kabul edilir, yoksa hayatımıza getirecekleri kolaylıklar için değil...
•Biliyordu ki, şartlar değişince insanlar da değişir.
•İnsanoğlu böyleydi; kendisine emniyet edilmesinden hoşlanırdı.
Bu onu hayatın efendisi, büyük ve tek yapıcısı vasıflarında içten doyuran duygu idi.
•Her düşünce biraz ilerleyince azaplı bir rüya halini alıyordu.
•Hayır, insan sade ölürken ayrılmıyor, arkada bırakmıyordu. Belki bütün ömrünce her an birçok şeyler onu arkada bırakıyordu. Sonra olduğu yerde birdenbire kabuklaşıyor, çok ince, görünmez bir şeyle o anda etrafında olanlardan ayrılıyordu. "Biz mi gidiyoruz, onlar mı?", sual buydu...
•Çünkü Mahur Beste küçük ve kısa şeklinde insanın tenine yapışan o acı çığlıklardan biriydi.
•Darlık, ıstırap, sandığınız gibi az bulunur şeyler değildir; hele sizler hayatınızdan bir kere soyunun; biz size ümitsizliğin her çeşidini bulmaya hazırız!
•Ne ölüm var, ne de hayat var. Biz varız. İkisi de bizde.
•İnsanlığın talihi aklıyla zamanın dışına fırladığı, aşkın nizamına karşı koyduğu, geniş istihalenin ortasında bir istikrar istediği için, kendiliğinden teşekkül etmiş bir şeydi. İnsanlığın hakiki talihi buydu.
•İnsanoğlunun ıstırabı kadar tabii ne vardı! Şuurla var olmayı, gerçekten var olmayı ödüyordu. Fakat insanoğlu bununla kalmıyor, bu büyük, değişmez zaruretin yanında kendi de yenibaştan talihler icat ediyordu. Yaşıyorum diye başka ölümler yaratıyordu. Hakikatte bunlar hep o varlık vehminin çocuklarıydı. Çünkü hakiki ölüm ıstırap değildi, kurtuluştu; hepsini hepsini bırakıyorum, sonsuzluğa karışıyorum.
•İnsanları sevdiği için onlardan ihanet görecekti.
•İnsanlar zalimdi. Hayat, tahammül edilmez birşeydi.
•Hayat bizimdir; ona istediğimiz şekli vereceğiz. Ve o şeklini alırken, kendi şarkısını yapacak. Fakat fikre, sanata hiç karışmıyacağız! Onları hür bırakacağız. Çünkü, onlar hürriyet, mutlak hürriyet isterler.
•Bu balıkların hakikaten tuhaf bir hayatı vardı; sanki denizde balık, karada insandılar.
•Hayatında bir yığın hulyadan başka ne vardı; yarın sabah, sen de bir hayal olmıyacak mısın?
•İçinde onu bir daha görmemek ihtimalinin verdiği korku vardı.
•-Asıl mühim olan şey insandır. Gerisinden bana ne? Belki bir insan hayatı zamanın fırınında ateşe attığımız bir kağıt kadar çabuk yanıyor. Belki hayat, hakikaten bazı filozofların dediği gibi, gülünç bir oyundur. Tam bir ümitsizlik içinde bir yığın karar kılıklı tereddüt ve küçük, ümitsiz savunmalardır, hatta hülyadır. Ama, gerçekten yaşamış bir insanın ömrü yine mühim bir şeydir.
•İnsanoğlu saadetin düşmanıydı.
•Fakat hayatı da olduğu gibi kabul ediyordu. Çünkü hayat insanla oynamak isterse oynayabiliyordu.
•Herşey bir sonsuzlukta birbirinin tekrarıydı.
•Aşk, dedi. Hayatın içimizde gülümseyen yüzü.
•Yakınlarımız, sevdiklerimiz için ölümü kolay kolay kabul edemeyiz. Kendi ölümümüzle bütün meseleler hallediliyor; fakat sevdiklerimizin yanımızdan gitmesiyle insan temelinden yıkılıyor.
•Halbuki insan doğduğu günden itibaren mağluptur, şefkate muhtaçtır.
•"Bana benzemeyin", diyordu. "Ben iki yol arasında kalmış bir insanım."
•İnsanoğlu güzel şeye düşmandı. Nasıl bilmeden kendi saadetini; başkasının saadetini yıkmak isterdi? İnsanoğlu huzurun, iyiliğin düşmanıydı, kendi kendisinin düşmanıydı.
•Yaşamak, başkaları tarafından muhasara altına alınmak, yavaş yavaş boğulmaktı. Yaşamak...
•"Ölmek başka şey, ölüme geçmek başka şey."
•Ona göre şiirin asıl kaderi, herşeyin ve her ümidin ötesindeydi. Şiir, bütün bir hayat, kuru bir yaprak yığını gibi yakıldığı zaman seyredilen parıltıya benzerdi.
•...herkes az çok bir veya birkaç insanın yüzünden kötüdür. Emin olun buna. Her düşüşün altında bir başkası vardır. Ve herkes kendinin mezarıdır.
•Muhakkak, garson, insan sarrafıydı. İnsan sarrafı. Ve sadece çocukluğundan beri işittiği bu tabirin korkunç delaleti altında çıldıracak gibi oldu. Demek ki, ömür tecrübemiz bizi bu hiçbir şeye inanmayan, acınacak şeylere bu kadar şüpheci ve zalim güldüren bir bilgiye götürebiliyor. Demek ki, beşeri dediğimiz şey sadece okur yazarın, yarı meczubun, kendi içindeki müphem parıltıları hakikat güneşi sananların vehmiydi. Beşeri, hayatın içinde değildi; sadece bir düşünme şekli idi.
•Fikre , fazla kıymet vermiyor muyuz? Emin olun fazla kıymet veriyoruz. O kadar çok değişir ki. Tıpkı hava ile ilk tesadüfte hususiyetlerini kaybeden, eskisinden büsbütün başka şeyler olan maddelere benzer. Çünkü hayat kendi şeklini veya şekilsizliğini, o devamlı oluş halini fikrin hatırı için bırakmaz.
•Her ömrün bir altın saati vardır.
•-Bütün fecaat, insanın, insanla karşılaşa karşılaşa, en sonunda kendisini tanımayacak hale gelmesi...
-Fikirler de öyledir: Hayatla karşılaşa karşılaşa tanınmaz hale gelir. Düşünce cesurdur; ve kendisine karşı koyabilecek başka bir kuvvet bulunmamak felaketine maruzdur.