Osmanlıların ekonomiye bakışlarının esnekliği ve pragmatizmi üzerinde duran bir metin. Para pul oldu vs gibi deyimlerin de orijinlerini açıklıyor, güzel.
Şevket Pamuk’un son iki asrın iktisat tarihini tahlil ettiği kitabı. Türkiye'nin 200 yıldır dünyanın hem ekonomisinde hem nüfusunda yüzde 1 civarı bir varlığının olduğunu okumak en ilginç kısmıdır bence bu kitabın. Türkiye'nin hududunu buradan anlamak mümkün.
1904 gibi çok erken bir tarihte siyasi Türkçülüğün en tutulabilir ideoloji olduğunu söyleyen bir metin olması hasebiyle çok ilginç ve etkili bir metin. Tabii Mısır’da çıkıyor. Şeküler Türk milliyetçiliği için başat bir kitap. Akçura, Erken Cumhuriyet ideolojisinde Gökalp'ten çok daha…devamı1904 gibi çok erken bir tarihte siyasi Türkçülüğün en tutulabilir ideoloji olduğunu söyleyen bir metin olması hasebiyle çok ilginç ve etkili bir metin. Tabii Mısır’da çıkıyor. Şeküler Türk milliyetçiliği için başat bir kitap. Akçura, Erken Cumhuriyet ideolojisinde Gökalp'ten çok daha baskın orası kesin.
İmparatorluğun inhitatı ardından ulus devlete geçilirken Gökalp’in tesiri çok mahdut kalmış, zaten bu metni yazdıktan bir sene sonra ölmüştü. En basitinden onun hars-medeniyet ayrımı hiçbir şekilde itibar görmedi Erken Cumhuriyet'te. Ama Gökalp, 1923'te yeni rejimin patronu açık şekilde Mustafa Kemal…devamıİmparatorluğun inhitatı ardından ulus devlete geçilirken Gökalp’in tesiri çok mahdut kalmış, zaten bu metni yazdıktan bir sene sonra ölmüştü. En basitinden onun hars-medeniyet ayrımı hiçbir şekilde itibar görmedi Erken Cumhuriyet'te.
Ama Gökalp, 1923'te yeni rejimin patronu açık şekilde Mustafa Kemal olduğu için ona da selam çakıyor bu kitapta. 1926'yı görse akıbeti ne olurdu, meçhul. O da sallandırılırdı kuvvetle muhtemel, hoş benim bildiğim Gökalp'in ideolojik tesiri büyük olmakla beraber siyasi nüfuzu o kadar geniş olduğunu sanmıyorum. Yeni rejimde de göz önünde olan bir figür değildi zaten.
Kuyaş’ın yakın tarih üzerine bazı ilginç ve alışılmadık yorumları var. Kurtuluş Savaşının başlangıç tarihinin 16 Mart 1920 olduğunu söylemesi, Kurtuluş Savaşına isim olarak Anadolu Savaşı demesi, 19 Mayıs'ın milli tarihte bir anlam ifade etmediği, salt Mustafa Kemal'in yükselişi için bir…devamıKuyaş’ın yakın tarih üzerine bazı ilginç ve alışılmadık yorumları var. Kurtuluş Savaşının başlangıç tarihinin 16 Mart 1920 olduğunu söylemesi, Kurtuluş Savaşına isim olarak Anadolu Savaşı demesi, 19 Mayıs'ın milli tarihte bir anlam ifade etmediği, salt Mustafa Kemal'in yükselişi için bir manası olduğu, Anadolu Savaşının "yedi düvel"e karşı yapılmadığı vs gibi. Burada da onları tekrar ediyor. Kitabın içinde bilhassa Lawrence ile ilgili makale epey tabu kırıcı. Son makale Gezi Parkı olaylarına dair ve iktidarın bunu 27-28 Nisan olayları gibi telakki ettiği kanaatinde. İlginç bir benzetme.
Arada birkaç ilginç ve farklı yorum görmek için bakılabilecek bir iş. Kuyaş bazı noktalarda klasik "inkılap tarihi"nin haricine çıkabilen, farklı sulara yelken açabilen biri, o bakımdan kıymetli.
Hüsrev Gerede, Atatürk'e yakın bir sima olmakla beraber hiçbir zaman mutad zevatla yıldızları uyuşan bir kişi olmadı. Hatıratında bunu gayet bariz görmek mümkün. Salih, Cevat Abbas vs hakkında yazdıkları onlara ne denli husumet beslediğini gösterir. Kitabın bilhassa son kısımları, alışılmadık…devamıHüsrev Gerede, Atatürk'e yakın bir sima olmakla beraber hiçbir zaman mutad zevatla yıldızları uyuşan bir kişi olmadı. Hatıratında bunu gayet bariz görmek mümkün. Salih, Cevat Abbas vs hakkında yazdıkları onlara ne denli husumet beslediğini gösterir. Kitabın bilhassa son kısımları, alışılmadık anektodlar ile dolu. Atatürk'e yakın ama aynı zamanda uzak bir erken Cumhuriyet ileri geleninin gözünden Atatürk ve dönemine hem içeriden hem dışarıdan bir bakış.
Gerede’nin ikinci Harpte Berlin büyükelçisi iken yaptığı diplomatik manevralar vs üzerine bir kitap. Aniden görevden alınışına Başvekil Refik Saydam’ın kendisini kıskanmasının sebep olduğunu açıkça söylemesi gibi düşüncelerini yer yer aşikarane ifade etmekle beraber mesela Von Papen’e toz kondurmamaya gayret etmesi…devamıGerede’nin ikinci Harpte Berlin büyükelçisi iken yaptığı diplomatik manevralar vs üzerine bir kitap. Aniden görevden alınışına Başvekil Refik Saydam’ın kendisini kıskanmasının sebep olduğunu açıkça söylemesi gibi düşüncelerini yer yer aşikarane ifade etmekle beraber mesela Von Papen’e toz kondurmamaya gayret etmesi gibi ilginç tavırları da var. Anlattığı kadar bir o kadar anlatmadığı, halının altına ittiği çok belli olan bir metin. Ama hiç yoktan iyidir. İkinci Harbe dair diğer tanıklıklarla takviye edildiğinde epey besleyici olabilir.