Güzel bir filmdi kitabını okumamış hatta bu kadar anlam taşıdığından bile habersizdim. Filmi bu kadar güzelse kitabı nasıldır tahmin edilemez. Filmde basit bir deyişle canavarın kimlik arayışı vardı. Sinematografisi çekimleri havası vs güzeldi çok da girmeme gerek yok. Direkt frankenstein…devamıGüzel bir filmdi kitabını okumamış hatta bu kadar anlam taşıdığından bile habersizdim. Filmi bu kadar güzelse kitabı nasıldır tahmin edilemez.
Filmde basit bir deyişle canavarın kimlik arayışı vardı. Sinematografisi çekimleri havası vs güzeldi çok da girmeme gerek yok. Direkt frankenstein ın doğumu hikayesi ile başlayalım ve onu etkileyicilerini.
Frankenstein filmde ilk doğduğunda uyuyan, uyanıncada, elin tıpkı benim gibi diyen viktor ile karşılaştı (Elin tıpkı benim gibi). Daha sonra bu özdeşleştirme Canavar diye bağırışlara ve çabuk öğrenemediği bahanesiyle gelen dayaklara sebebiyet vererek tamamen zıtlaştırmaya gitti. Sonunda bir sadece bir tane farklı kelime söyle bunu yapmayacağım diyen Viktor canavarın Elizabeth demesine rağmen onu yıkmaya devam etti. Kıskançlık var mı, farklı bir şeyden kaynaklımı bilmiyorum lakin bence viktor birazda kıskandı.
Sonrasında canavar kurtuldu ve bir eve saklandı burada kör ve bilge bir adamın küçük bir kıza okumayı öğretmesiyle beraber okumayı ve kelimeleri öğrendi. Bu evde kelimeler ile birlikte önceki hayatı bir rüyaya dönüştü. Bu sahnede aklıma bir hikaye geldi okudum mu yoksa birimi anlattı bilmiyorum hikaye şöyle sağır bir çocuk akranlarından çok daha geridedir. Onlar hayatını kurmuşken o hala okumayı yazmayı sökmeye çalışır. Bir gün yine dersteyken öğretmen sınıfta duvarı gösterek eliyle duvar der, sonra bizim adamın gözleri açılır ve ayağa kalkarak duvarı masayı vs gösterir öğretmende eliyle seslendirir hepsini. Adam en son kendisini gösterir. Sonralarında adama önceki hayatı sorulduğunda yalnızca bir karanlık hatırlıyorum der. Artık karanlıkta değil.
Canavar burada Frankenstein olur artık ve tıpkı o adam gibi düşünceleriyle etrafı gösterir kendine. Kurtlar ve insanlar arasındaki nefreti anlar ve benliğin var olması için şiddetin kaçınılmazlığından söz eder kendine. Gerekli kötülük gibi değil bu direkt kötülüğün kafamızdaki anlamı. Sonra bu kendine gösterdiği şeyler kör ve bilge adamın kitaplarıyla dünya üzerindeki her fikre dokunur sonuçta dünyada bu evdekinden biraz daha fazla kitap var. En son kendisi kalır parmağıyla göstereceği. Ve kaleye giderek nasıl var olduğuyla alakalı parça ve rüyaları anlamlandırır. Geri döndüğünde çıplak bir gerçeklikle kendini anlattığı bilgeden sen canavar değilsin benim dostumsun sözüyle gözleri yaşarır.
(Sen benim dostumsum). Aslında burada bir kabul gördü insandan lakin onun aradığı onay doğumundan beri ona canavar diye bağıran viktordu.
Lakin kendini anlaması yetmez kurtlar, koyunlar ve insalar var lakin o yalnızca canavar. Canavarlar olmaları lazım (canavar her ne ise işte). Viktora giderek tek bir istekte bulunur, benden bir tane daha yap. Kendisine bir ayna ister oysa Viktor üreyip gelişip yok edecek bir topluluktan bahseder lakin ona ayna lazımdır yoksa canavar olacaktır.
Sonunda ise Viktor bu hikayeyi dinleyince onu yine kendi parçası olarak görür ve oğlum diye seslenir. Frankenstein ona sen acı çekeceksin, kanayacaksın, affedileceksin ve son bulacak lakin sen beni sondan mahrum bıraktın der. Viktor da ona madem yaşamaktan başka çaren yok o halde yaşa der ve ölür. Sonunda da buz gibi soğuk ve kar fırtınasının içinde yüzüne vuran güneşin sıcaklığını hisseden bir kişi olarak biter.
Film bu şekildeydi kitabını okuyunca tahminimce iç monologlar ve daha detaylı sorgulamalar ile daha güzel olacak. Ayrıca filmde okunan kitaplarında etkisinim daha güzel vurgulanacağına eminim.Viktorun aile hayatından babası gibi olmasından vs bahsetmek istemedim geri dönüp okuyunca ihtiyacım olmayacak. Kelimeleri spinoza gibi irdelemek gerektiği her kelimenin her yerde aynı anlama gelmediğini hatırlattı bu film bana.