" Sen bilmezdin ama Oğuz Atay demişti, sevmek yarıda kalan bir kitaba devam etmek gibi kolay bir iş değildi. İşte ben o büyük işe kalkıştım. Seni sevmek gibi büyük kocaman bir iş. Yanımdayken; gülümsemesene bakıp içinden " bu şimdi benim…devamı" Sen bilmezdin ama Oğuz Atay demişti,
sevmek yarıda kalan bir kitaba devam etmek gibi kolay bir iş değildi. İşte ben o büyük işe kalkıştım. Seni sevmek gibi büyük kocaman bir iş. Yanımdayken; gülümsemesene bakıp içinden " bu şimdi benim mi?" diye çaktırmadan sevinmek, ya da aradan çok zaman geçer bazen bir kaç mevsim, birkaç insan, birkaç anı, birkaç acı... Herşey biter, hesaplar ödenir, defter kapanır. Sonra olmadık zamanda, olmadık bir yerde saçma sapan bir karşılaşma olur. Sonra... Sonra birşey olmaz. Çünkü hesap etmediğin bir kalbin vardır, o ne ayların, ne yılların geçmesine aldırış etmeden, ilk gün ki gibi taptaze seviyordur. Eğer bu aşk değilse ben sana daha önce kimsenin kimseye olmadığı bir şey oldum..."
- Korkuyu Beklerken -
- Niye bir erkek için değiştiğini varsayıyorsun? Belki de o benim için değişti. + Hayır, erkekler kızlar için değişmezler. En azından üniversitede değişmezler. - Ne zaman değişirler o zaman? + Çok daha sonra. Genellikle çok geç olduğunda. - Kodachorome
Amerika' da kanserden don günlerini yaşayan bir hasta doktorlara acısız ölmek istediğini, bu nedenle bileklerindeki damarların kesilerek ölmek istediğini söyler. Tabi bu durum ötenaziye girdiği için hastayı, ötenazinin serbest olduğu İsviçre'ye gönderirler. Buradaki doktorlar, psikolojik ölüm gerçekleştirme deneyi yapmak isterler.…devamıAmerika' da kanserden don günlerini yaşayan bir hasta doktorlara acısız ölmek istediğini, bu nedenle bileklerindeki damarların kesilerek ölmek istediğini söyler. Tabi bu durum ötenaziye girdiği için hastayı, ötenazinin serbest olduğu İsviçre'ye gönderirler. Buradaki doktorlar, psikolojik ölüm gerçekleştirme deneyi yapmak isterler. Hastayı ruhsal ve zihinsel olarak hazırlarlar. Bileklerinin kesildikten sonra nasıl öleceğini geniş bir şekilde anlatırlar: " Bileğin kesildikten beş dakika içinde öleceksin, beş dakikalık süren var. " derler. Hastayı yatağına uzatırlar. Hasta gözlerinin kapalı olmasını istediği için gözleri bağlanır. Daha önce buzdoluna konulan bir bıçak getirirler. Bıçağı bir suya batırırlar. Bıçağın arka keskin olmayan tarafı ile hastanın bileğine kesiyorlarmış gibi sürerler. Bıçak soğuk ve ıslak olduğu için, kesilmiş hissi verir, sonra her dakika kalan süreyi söylerler.
Doktorlar bunu yaparken hastanın kalbini makinede izlemeye alırlar. Hastanın kalp atışları her geçen dakika seyrekleşir. Ve beş dakika olduğunda gerçekten adamın kalbi durur ve ölür. Bir insanın içinde bulunduğu ruh hali, onun geleceğini, kararlarını, sağlığını belirler. Bir şeye çok inanmak gerçekleşmesi için büyük bir etkendir.
İnsan inanarak herşeyi başarabilir. Ümitle düşünün ama güzel düşünün. İnsanın istediklerini elde edememesinin tek sebebi, olmasını istedikleri şeyler yerine; olmasını istemedikleri şeyler üzerine düşünüyor olmalarıdır.
Aynı odada yan yana yatan iki kalp hastası vardır. Yataklardan biri pencere kenarında, diğeri duvar dibindedir. Pencere kenarında yatan hasta sabahtan akşama kadar, pencereden dışarıya bakıp seyrettiklerini duvar dibinde bir şey görmeyen, aynı kaderi paylaşan hasta anlatır ve her anlatımında;…devamıAynı odada yan yana yatan iki kalp hastası vardır. Yataklardan biri pencere kenarında, diğeri duvar dibindedir.
Pencere kenarında yatan hasta sabahtan akşama kadar, pencereden dışarıya bakıp seyrettiklerini duvar dibinde bir şey görmeyen, aynı kaderi paylaşan hasta anlatır ve her anlatımında;
" Hava güneşli, karşımızda bir park var ve orada çocuklar neşeyle oyun oynuyorlar.
Park yemyeşil, kuşlar, çiçekler ve ağaçlarla şeklinde" güzel bir tabloyu ortaya koyar. İki hastanın diyaloğu böyle her gün sürüp giderken, pencere kenarında yatan hasta yeni bir kalp krizi geçirir. Duvar dibindeki düğmeğe bassa doktoru çağırabilir ve belki de arkadaşı kurtarabilir. Ama onun aklı pencere kenarındaki yatmaktadır. Arkadaşı ölürse pencere kenarı boşalacak ve kendisi o yatağa geçerek pencereden o güzel manzarayı izleyebilecektir. Sonuçta duvar dibinde yatan hasta düğmeğe basmaz ve arkadaşı ölür. Ertesi gün duvar dibindeki hastayı yatağından pencere kenarındaki yatağa taşırlar, ve beklediği an gelmiştir artık.
Yattığı yerde, pencereden dışarıya bakar.
Ancak dışarıda gördüğü sadece bir duvardır.
Freud'un kızına yazdığı mektup: " Sevgili Anna, en güvendiğin insanlardan kötülük görüp üzülmen güçsüz biri olduğun anlamına gelmez. Fizik kurallarına göre; Sırtını dayadığın bir nesne birdenbire giderse sen de o yöne doğru devrilirsin. Yani bunun güçsüzlükle alâkası yok. "
Thomas Lerooy'un " düşüncenin ağırlığı" heykeli... Dostoyevski şöyle diyor" Size yemim ederim ki, gereğinden fazla anlamak hastalıktır, gerçek bir hastalık."