Cem Yılmaz'ın tam da filmin adına yakışır dramla yoğrulmuş komediyi (KARAKOMİK) ustalıkla yönettiği bir film serisi bence. Bir röportajında aslında ilk aklında tasarladığı projelerden biri bu filmler serisi. Yani bildiğimiz G.O.R.A vb filmlerinden önce bu filmler serisi zaten Cem Yılmaz'ın…devamıCem Yılmaz'ın tam da filmin adına yakışır dramla yoğrulmuş komediyi (KARAKOMİK) ustalıkla yönettiği bir film serisi bence. Bir röportajında aslında ilk aklında tasarladığı projelerden biri bu filmler serisi. Yani bildiğimiz G.O.R.A vb filmlerinden önce bu filmler serisi zaten Cem Yılmaz'ın kafasında gün yüzüne çıkmayı bekliyormuş :) iyiki de çıkmış. Ben çok başarılı buldum. Mutlaka izlemenizi tavsiye ederim.
Muhteşem ötesi, ayaklarınızı yerden kesen, büyük bir zekayla yazılmış bir kitap bence. Başlangıçta anlamlandıramadığım bir başlangıç yaparak pancar metaforu kullanılmış. Pancarın nasıl bir sebze olduğu üzerine kısa bir yazıyla başlangıç yapılıyor. Herhalde parfümle, kokuyla alakalı birşey çıkacak diyip anlamadan okumaya…devamıMuhteşem ötesi, ayaklarınızı yerden kesen, büyük bir zekayla yazılmış bir kitap bence.
Başlangıçta anlamlandıramadığım bir başlangıç yaparak pancar metaforu kullanılmış. Pancarın nasıl bir sebze olduğu üzerine kısa bir yazıyla başlangıç yapılıyor. Herhalde parfümle, kokuyla alakalı birşey çıkacak diyip anlamadan okumaya devam ettim. Daha sonra farklı şehirlerde yaşayan; Seattle'da yaşayan Priscilla, New Orleans'ta yaşayan Madam Devalier ve V'lu, Paris te yaşayan Marcell karakterleriyle yazarımız bir nevi karakter tanıtımına giriyor. Sonra zamanda asırlarca geriye gidip bir ülkede kral olan Alobar'ı tanıtıyor bize. Hala buraya kadar kitabı anlayamamıştım. Yani karakterler arasında nasıl bir bağlantı kurulacak acaba? diye deli sorular oluştu kafamda.
Özellikle Alobar ve Kudra 'nın hikayeleri anlatıldıkça kitabın konusu da yerine oturmaya başladı. Asırlar önce yaşamış Kral Alobar ve Kudra'nın ölümden kaçmak için çıktıkları fantastik ve masalsı yolcukları bir şekilde ölümü kandırabilen o eşsiz kokuyu (parfümü) yaratma çabalarıyla romanımız ayakları yere basan bir hal almaya başlıyor. Ve tabiki diğer karakterlerle de bağlantısı ortaya çıkıyor. Kitapla ilgili detay vermeden şunları söyleyebilirim; kitapta geçen hatta kitaba ismini veren Parfüm metaforu üzerinden cinsellik, din, bilim, paralel dünyalar, evrim, insan beyninin dönüşümü, çiçekler ve yaydığı öz kokuları, yaşamın anlamı vb kavramlar üzerinde felsefik göndermeler ustalıkla kurgulanmış. Şu an detay vermemek için çok uğraşıyorum. O yüzden yazdıklarım tam bir inceleme kıvamında olmayabilir. Affola :) .
Sabırla okunması gereken bir kitap bence. Şimdiden başucu kitaplarımdan biridir benim için . iyi okumalar dilerim.
*kitapla ilgili inceleme yaparken çok doyurucu bir inceleme buldum. alıntı olarak link halinde paylaşıyorum.
http://www.dipnotkitap.net/ROMAN/Parfumun_Dansi.htm
Tarif edilemeyecek kadar güzel, sıcacık bir dizi. Sanırım bu kadar etkileyici olması özlediğimiz o mahalle yaşantısını, paylaşımı, çocukluğumuzu bize yeniden yaşatması. Yaşanılan aşklar bile naif. İnsanın yusuf olası geliyor, ya da ömer. Çok güzel çook.
Çok daha kaliteli muadilleri olan bir film bence. Amerika sineması siyahilere yapılan ırkçılıktan dolayı bir şekilde kendini affettirmek için bu tarz filmleri ödülsüz bırakmıyor. 4 akademi (oscar) ödülü almış. Ama dediğim gibi çok daha iyi olan filmler var. En başta…devamıÇok daha kaliteli muadilleri olan bir film bence. Amerika sineması siyahilere yapılan ırkçılıktan dolayı bir şekilde kendini affettirmek için bu tarz filmleri ödülsüz bırakmıyor. 4 akademi (oscar) ödülü almış. Ama dediğim gibi çok daha iyi olan filmler var. En başta Can Dostum, Yeşil Rehber filmlerini öneririm.
Kitabın kahramanı, daha doğrusu anlatıcısı Amerikada yaşayan küçük bir çocuk. Ve her normal insan gibi rüyalar görüyor. Tek fark, gördüğü rüyalarda milyonlarca yıl önceki bir insan-primat karışımı bir hayvanın bedeninden anlatıyor hikayesini. Adı bile var "kocadiş". Hikayenin kahramanları Anlatıcı olan…devamıKitabın kahramanı, daha doğrusu anlatıcısı Amerikada yaşayan küçük bir çocuk. Ve her normal insan gibi rüyalar görüyor. Tek fark, gördüğü rüyalarda milyonlarca yıl önceki bir insan-primat karışımı bir hayvanın bedeninden anlatıyor hikayesini. Adı bile var "kocadiş". Hikayenin kahramanları Anlatıcı olan kocadiş, eşi (seçtiği dişi) Tezayak, yakın arkadaşı SarkıkKulak ve baş düşmanı Kızılgöz... Hikâyeyi ilginç kılan birçok detay var. Evrim o kadar güzel işlenmişki hikayeye. Burada tabiki Jack London abimizin yazarlık-yaratıcı zekasına tekrar hayran kaldım. Düşünün rüya görüyosunuz ve rüyanızda DNA nızda kalıntılarını, izlerini, kodlarını taşıdığınız , milyonlarca yıl önce yaşamış atanızın bedeninde olduğunuzu görüyosunuz. Onun avlanıp yediği çiğ etin tadını alabiliyorsunuz. Yırtıcılardan kaçıp ağaç tepelerine yada mağara kovuklarında yaşıyorsunuz, tuhaf sesler çıkarıp dans ediyorsunuz. Ateş adamların (daha gelişmiş insanımsılar, muhtemelen neanderteller) oklarından kaçıyosunuz. Ne müthiş bir kurgu. Okuyup okutulması gereken bir kitap.
Son olarak ; hepimiz rüyamızda yüksek bir yerden düşerken aniden korkuyla uyanmışızdır. Peki bunun nedeni nedir sizce. Sadece basit bir rüya olmasa gerek. Acaba çok çok eski zamanlarda yaşamış atalarımızdan kalma bir olay mı? Bana göre mantıklı cevabını yazarımız bu kitapta vermiş. Şimdiden iyi okumalar dilerim.
Haluk Bilginer ve Ali Atay'ı ilk Masum dizisinde izlemiştim ve oyunculukları uyumluydu. Bu filmde de bence çok iyilerdi. İkisini de başka filmlerde görmek ümidiyle. Gelelim filme; bu tarz dram filmlerini başarılı kılan çelişkili, sorunlu olan karakterlerin psikolojilerini yansıtma biçimi sanırım…devamıHaluk Bilginer ve Ali Atay'ı ilk Masum dizisinde izlemiştim ve oyunculukları uyumluydu. Bu filmde de bence çok iyilerdi. İkisini de başka filmlerde görmek ümidiyle. Gelelim filme; bu tarz dram filmlerini başarılı kılan çelişkili, sorunlu olan karakterlerin psikolojilerini yansıtma biçimi sanırım filmi kaliteli ya da vasat yapabiliyor. Bu filmde de baba ve oğul arasındaki çatışma durumu çok çok güzel işlenmiş. Bazı filmlerde bu duygusal soslamayla insanın gözüne sokulmaya çalışılıyor ve haliyle kötü bir film ortaya çıkıyor. Bu filmde birkaç eksiklik dışında bence diyaloglar ve o çatışma durumu çok güzel yansıtılmış. Örneğin Ali Atay'ın canlandırdığı karakter, babasının annesini ve onu terketmesi , bundan kaynaklı travması müthiş tiradla süslenmiş. Mutfaktaki o konuşma çok çok iyiydi. Haluk Bilginer zaten müthiş tirad oyuncusu . onun üstüne çok birşey söyleyemiyorum. Hande Doğandemir'in oyunculuğunu çok severim ama bu filmde çok az kullanılmış . ve bence yanlış yer ve zamanda kullanılmış. Boşanmak üzere olduğu eşini görmek için mi geldi köye, mahkeme olayını çözmek için mi? Sanırım filmin bu kısmı üstünde çok durulmamış. Ama bu kısa role rağmen aralarındaki konuşma psikolojik alt metinler çok sağlamdı. Sözlerini tam hatırlamasam da şu replik efsaneydi "sen buraya babana olan nefretini göstermek için geldin"
Bunun dışında Nuh Ağacı, köylüler, muhtar, imam üstünde sanırım çok durmaya gerek yok.
Sadece Ali Atay ve Haluk Bilginer diyalogları için bile izlenir bu film. 7/10
Beklentimin çok çok üstünde bir kitap. 8 ayrı öyküden oluşuyor. Ama bu 8 öykü de aynı olay çevresinde yaşanan öyküler. Sanki 8 katlı bir apartmanın her dairesinde yaşanan günlük yaşantılar gibi. (kieslowski- Dekalog filmi izlenimi yarattı bende)