Zaten beğenmeyeceğimi baştan bildiğim için bana ekstra bir hayal kırıklığı yaşatmayan Materialists, çöpçatan bir kızın etrafındaki insanların arasını yaparken bir yandan da kendi ilişkileriyle uğraşmasını anlatıyor. Temelde filmin aktardığı, kadınların daha zengin, daha uzun, daha başarılı erkekleri beğenmeleri ve aşka…devamıZaten beğenmeyeceğimi baştan bildiğim için bana ekstra bir hayal kırıklığı yaşatmayan Materialists, çöpçatan bir kızın etrafındaki insanların arasını yaparken bir yandan da kendi ilişkileriyle uğraşmasını anlatıyor. Temelde filmin aktardığı, kadınların daha zengin, daha uzun, daha başarılı erkekleri beğenmeleri ve aşka maddesel bir şekilde bakmaları olan bu filmde fikrimce bu eleştri erkeklerden muaf tutulmuş gibi, bu açıdan bakış açısını hiç yakalayamadığım bir film oldu.
5.5/10
Hapishaneden yeni çıkan Corky'nin yeni çalışmaya başladığı apartmanda yaşayan bir mafyanın karısıyla başlayan ilişkisinin birlikte işledikleri suç ile gelişmesini anlatan Bound, mükemmel bir sinematografiye ve oyuncu seçimlerine sahip. Suçun işlenişini anlatan kısımları oldukça heyecan verici, ayrıca son sahnesi mükemmeldi. 9.3/10
Angela Carter'ın çocuk masallarını feminist ve gothic bir pencereden tekrardan yorumlayarak yeniden uyarlaması olarak bilinen Kanlı Oda ve diğer öyküleri, büyüleyici bir atmosfere ve oldukça abartılı, yoğun ve şiirsel bir dile sahip, öyle ki çoğu zaman yazarın anlatım tercihleri kurgunun…devamıAngela Carter'ın çocuk masallarını feminist ve gothic bir pencereden tekrardan yorumlayarak yeniden uyarlaması olarak bilinen Kanlı Oda ve diğer öyküleri, büyüleyici bir atmosfere ve oldukça abartılı, yoğun ve şiirsel bir dile sahip, öyle ki çoğu zaman yazarın anlatım tercihleri kurgunun kendisinden çok daha öne geçiyor ve bir şiirin araya farklı kelimeler eklenerek öyküleştirildiği bir yapıtı okuyormuş gibi hissediyorsunuz. Hikayelerin çoğu, tanıdığımız çocuk masallarına benzese de baştan anlatım olduklarından oldukça farklı yönlere de sahip. Kitabın girişindeki ve en uzun öykü olan Kanlı Oda, kendinden yaşça ve rütbece büyük bir erkekle evlenen bir kadının yeni taşındığı sarayda kocası hakkındaki gerçekleri keşfetmesini anlatan bir modern Dracula anlatısı olarak yorumlanabilir, ancak Angela Carter, bu klasik metinlere güçlü kadın karakterler ya da kadınların iç dünyalarına ait öğeler de ekleyerek onları tepetaklak ediyor. Diğer öykülerinde yine dracula, mavi sakal, kırmızı başlıklı kız ve uyuyan güzel gibi hikayeleri gothic ögeler ile harmanlayarak hikayeleştiren Carter, okunması ve anlaması gittikçe güçleşen ancak okuyana edebi bir zevk veren bir anlatıma sahip, ancak öyküleme bu anlatımın oldukça gerisinde ve bu da hikayelerin kalıcılığını zedeliyor.
Kanlı Odayı ve en sonda yer alan Aşk Yuvasının Hanımı adlı uyuyan güzel ve draculanın birleşik bir uyarlaması olan öyküyü oldukça beğenmiş olsam da, aradaki öyküleri okumak oldukça güçtü ve bu da yoğun bir dönemde kitabı tüketme sürecimi uzattı.
(Okuyacaklar için Ligeti'nin Requiem I. İle okumalarını tavsiye ederim, kitabın atmosferiyle çok iyi uyum sağlayan ve aldığınız zevki kat be kat arttıracak bir eser)
-
"Dağ ormanlarında yaşayan bu insanlar için şeytan, sizin ya da benim kadar gerçektir. Hatta daha da gerçek; bizi ne görmüşlükleri vardır ne varlığımızdan haberdardırlar, oysa Şeytan, mezarlıklardan geçerken sık sık çarpar gözlerine, ölülerin o kasvetli ve dokunaklı şehrinde mezarlar ölmüş kişinin naif tarzda bir portresiyle bezenmiştir ve o resmin önüne koyacak çiçek yoktur, çiçek bitmez oralarda, o yüzden adak olarak ufak tefek şeyler bırakırlar mezarların dibine, küçük bir somun ekmek gibi..."
"Yeşil gözün, her şeyi küçücük yapan bir hücre. Ona yeterince uzun süre bakarsam kendi yansımam kadar küçük olurum, küçüle küçüle nokta kadar kalır ve sonunda yok olurum. O kara girdabın içinde kaybolurum ve sen beni tüketir, yok edersin o zaman. O kadar küçük kalırım ki söğüt dallarından ördüğün kafeslerinden birine kapatabilirsin beni ve tutsaklığımla alay edersin; çok şık bir kafes bu ve bundan böyle ben de oturacağım onun içinde, öteki ötücü kuşlarla birlikte; ama ben... ben dilsiz olacağım, öcümü almak için."
"Derin bir uçurumun kenarında duruyormuşçasına başımın döndüğünü
hissettim; korkuyordum, ama ondan değil pek, o heybetli varlğından, sanki doğuştan kendisine hepimizden fazla kütleçekim kuvveti bağışlanmış gibi kendini hissettiren, ona duyduğum
aşkı en güçlü hissettiğim zamanlarda bile ince ince beni boğan
varlığından değil..."
"O kadar güzeldi ki güzelliği doğallıktan uzak bir anormallik, bir kusurdu, hatlarında bizi insanlık durumunun doğası ve kusurları konusunda avutan dokunaklı kırışıklıklardan hiçbiri çarpmazdı göze. Güzelliği düzensizliğin, ruhsuzluğunun bir göstergesiydi."
"Kadının kendisi de hayaletli bir evdi, kendi kendine sahip değildi; ataları gelip arada bir gözlerinin penceresinden bakarlardı ve bu çok korkutucuydu. Bilinmedik durumların gizemli yalnızlığını yaşıyordu. Yaşam ve ölüm arasındaki sahipsiz diyarda salınıyor; dikenli çiçeklerden oluşma çitin ardında uyuyup uyanıyordu. Nosferatu'nun kanlı gül çalıları. Duvarlardaki hayvansı ataları onu tutkularının durmaksızın yinele mahkûm etmişlerdi."
7.5/10
Her yerden editleri fışkıran o BL dizisine elbette ki bir şans verdim ve bu kadar basit bir kurgunun bu kadar güzel sinemalaştırıldığına ilk defa tanık oldum. Karakterlerin diyalogları, ilişkilerinin gelişimine, yan çifte ve özellikle Rose'a BAYILDIM. Son bölümdeki sahnelerin açıları…devamıHer yerden editleri fışkıran o BL dizisine elbette ki bir şans verdim ve bu kadar basit bir kurgunun bu kadar güzel sinemalaştırıldığına ilk defa tanık oldum. Karakterlerin diyalogları, ilişkilerinin gelişimine, yan çifte ve özellikle Rose'a BAYILDIM. Son bölümdeki sahnelerin açıları da mükemmeldi. İkinci sezonunu izlemek için merakla bekliyor olacağım.
8/10
Daha önce Didem Madak'ın başka bir kitabına şans vermediğim için kendimi oldukça fazla şey kaçırmış hissediyorum, kitaptaki kadınların büyülü dünyasına özgü imgeleri ve şairin kendi tarzında betimlemeleri çok, çok beğenmiş olmakla birlikte şairin diğer kitaplarını da okumak için can atıyorum.…devamıDaha önce Didem Madak'ın başka bir kitabına şans vermediğim için kendimi oldukça fazla şey kaçırmış hissediyorum, kitaptaki kadınların büyülü dünyasına özgü imgeleri ve şairin kendi tarzında betimlemeleri çok, çok beğenmiş olmakla birlikte şairin diğer kitaplarını da okumak için can atıyorum.
"Hani her çocuğu başka bir çocuğa
Yaklaştıran bir şarkı vardır ya
Kıyıya yanaşan bir gemi gibi."
"Susmuştuk, bir baykuş
Kapı aralığına sıkışmış bir ruh gibi bağırmıştı
Susmustuk, bir daha hiç
Ay Işıl'a sığışmamıştı.
Ayın yerinde kara bir delik kalmıştı."
"Hatırlar mısın?
Mavi saçlı bir tanrı gibi severdin Burdur Gölü'nü
O göl şimdi içimde kocaman bir anne ölüsü,
Vişne bahçeleriyle dolu,
Neşeli bir şehre benzerdi senin sesin.
Bazen ölmek istiyorum
Beni yeniden doğurman için
İri, ekşi bir vişne tanesi gibi."
"Kediler yusyuvarlak dururdu karın ortasında
Kar manzaralı bir resmin ortasında durur gibi
Gri kediler sarmıştı etrafımızı, gri dağlar...
Bir tek senin çocuklar üşüyecek rengi saçların vardı."
"Yaşasaydın, hayatının ortasına
Güller yığan bir adam olsun isterdim babam.
Sen bir çocuk romanı annesi ol isterdim."
"Bir gül uzatırdı çocuklardan biri
Ellerimden güle yalnızlık batardı
İçi bulanırdı yalnızlığımın
Kusardı serseriliğini en görkemli meydana."
"Acıklı sözler kraliçesiyim hen.
Yağmur bir daktilo kız kadar hızlı
Hızlı daha hızlı
Fazla vaktim kalmadı
Artık ifadem alınmalı,
Asaletim de sizin olsun baylar, rezaletim de!
Beni bir sutyen lastiği ile asın,
İnanın kendimin
Yokluğunda çok kitap okudum
Bana birkaç hayati meseleyi ödünç ver kalbim
Görüş günlerinde seninle konuşabilmem icin
Kalbim neden ben?
Sırf sevinesin diye seni bir kere bile
Elinden tutup parka götürmedim."
"Çocuk oldum sonra ağladım, yağmur bile beni ayıpladı,
Söz dedim, söz verdim.
Yüzüme bir daha çiçekli masa örtüleri sermeyeceğim
Sokakta kuş ölüsü bulmuş çocuk gibi ağladım.
Söz dedim, söz verdim
Ruhumu gömdüğüm yer hâlâ belli.
Güneşi özledim, sonra seni
Keşke gölgesine razı bir fesleğen olaydım."
"Kırık kalplerle süslü bir sayfaysan
Camsan, saydamsam, beni kırarsan
Simlerimle sevişirim seninle
O süslü sayfaların üzerinde
İçimde iki mutlu yıl varsa,
İçimde biri simli iki kadın varsa
Sen, gelirsen ve yok edersen
Bunu yazmak istiyorum sana
sonra postalamak istiyorum
Simli bir yılbaşı kartıyla
Hiçbir mektup artık beni, ikna etmiyor hayata"
"Çiçekli şiirler yazmama kızıyorsunuz bayım
Bilmiyorsunuz darmadağin gövdemi
Çiçekli perdelerin arkasında saklıyorum.
Karanlıkta oturuyorum, ışıkları yakmıyorum
Çalar saat zembereği boşalana kadar çalıyor
Acı veren bir sevişmeyi hatırlıyorum
Bir bıçağın gereksiz yere parlaması bu."
"Ben ne zaman öleceğim tanrım!
Sabah olunca mı?
Keşke birkaç dakikayı ipek mendillere sarıp saklasaydım."
"Söküyorum şimdi sözleri birer birer
Kalpten kalbe giden yolu kapayan.
Kalbim, anlatılmaktan usanmış.
Yıldızı sönmüş bir komedyendir artık,
Dilencinin önünde kahkahalar atıyor,
Kirli bir mendille çıkınlanmış şimdi dünya.
Hayretle bakıyorum kedinin gözlerindeki çapağa,
Geri vermiş hayata çaldığı şiirleri,
Ne zaman aşkı tersinden okusam
Anlıyorum kediler bile meğer alışmış bu yokluğa."
"Ardımsıra yollara hayalimin kırıklarını bıraksam
Yeter mi bu izler beni kendime getirmeye acaba?"
"Çocuklar gökyüzüne bakar sorardı:
Ay dede orada ne yapıyor anne?
Annem öldüğünde ay dede içimde
Yüzlük bir ampul gibi parçalandı."
9.7/10
Ailesini tanımayan Frankie, okulda bulduğu zaman makinesiyle gittiği 1814'te büyükbabası Victor Frankenstain ile karşılaşır, ancak geri dönerken arkadaşları aynı bedende iki kişi olacak şekilde ışınlanır. Aynı bedende yaşamaya çalışırken bir yandan da onlarla birlikte dönerek bir yaşam yaratmaya çalışan Frankenstain…devamıAilesini tanımayan Frankie, okulda bulduğu zaman makinesiyle gittiği 1814'te büyükbabası Victor Frankenstain ile karşılaşır, ancak geri dönerken arkadaşları aynı bedende iki kişi olacak şekilde ışınlanır. Aynı bedende yaşamaya çalışırken bir yandan da onlarla birlikte dönerek bir yaşam yaratmaya çalışan Frankenstain ile uğraşan monster high ekibi, bir yandan arkadaş ve aile bağlarını derinlemesine öğrenirler
7.3/10
Madrid'in ortasında, bir otobüsün içinde dünyaya gelen Victor, yıllar sonra sevdiği kadının dairesinde onunla tartışırken içeriye giren iki polis memurundan birinin vurulmasıyla suçlanarak hapse girer. O hapisteyken vurduğu David ve Helena evlenir, David engelli basketbolunda ünlü bir oyuncu olur. Yıllar…devamıMadrid'in ortasında, bir otobüsün içinde dünyaya gelen Victor, yıllar sonra sevdiği kadının dairesinde onunla tartışırken içeriye giren iki polis memurundan birinin vurulmasıyla suçlanarak hapse girer. O hapisteyken vurduğu David ve Helena evlenir, David engelli basketbolunda ünlü bir oyuncu olur. Yıllar sonra Helena'yı tekrar bulduğunda o, David, Sancho ve karısı Carla ve Victor arasında karmaşık bir ilişki oluşur.
Tıpkı todo sobre mi madre'de olduğu gibi başlangıçtaki sahnesine benzer bir sonla biten Carne Trémula, yine oldukça başarılı bir Almodóvar filmi.
7.7/10
Böylesine kültleşerek baskıcı iktidar altında manipüle edilip yozlaşan tüm toplumlar için örnek verilen bir eseri bu kadar geç okumuş olmak her ne kadar utanç verici olsa da, eninde sonunda Orwell'in distopya yazma ve kurgulamadaki becerisinin evrensel bir kitabı ortaya çıkardığı…devamıBöylesine kültleşerek baskıcı iktidar altında manipüle edilip yozlaşan tüm toplumlar için örnek verilen bir eseri bu kadar geç okumuş olmak her ne kadar utanç verici olsa da, eninde sonunda Orwell'in distopya yazma ve kurgulamadaki becerisinin evrensel bir kitabı ortaya çıkardığı Hayvan Çiftliği'ni, şimdiye kadar tanık olduğum tüm baskılarla kaçınılmaz bir şekilde bağdaştırarak okudum. Bir diktatörlüğün, baskıcı bir hükumetin ve hükumetin altındaki halkın alegorisini hayvanlar üzerinden, üstelik ancak yüz sayfadan oluşan incecik bir romanda yapabilmiş olmak, Orwell'i yüzyıllar sonra bile insanoğlunun bir aynası olacak olan o eserin asla unutulmayacak yazarı haline getiriyor.
"Şimdi, yoldaşlar, sürdürdüğümüz bu yaşamın doğası nedir? Kabul edelim: Yaşamlarımız sefil, yorucu ve kısa. Doğuyoruz, bizi hayatta tutacak kadar yemek veriliyor ve becerisi olanlarımız güçlerinin son damlasına kadar çalışmaya zorlanıyor; işe yaramaz hale geldiğimiz anda korkunç bir zulümle katlediliyoruz. İngiltere'de bir yaşını doldurmuş hiçbir hayvan mutluluğun ya da dinlenmenin anlamını bilmez. İngiltere'de hiçbir hayvan özgür değildir. Bir hayvanın yaşamı sefalet ve esarettir: İşte yalın gerçek budur."
"Hayalinde bir gelecek canlandırabilse, açlık ve kırbaçtan kurtulmuş, hepsinin eşit olduğu, hepsinin kendi kapasitesine göre çalıştığı, Üstat'ın konuşma yaptığı gece kendisinin ön ayaklarıyla kaybolan ördek yavrularını korumuş olduğu gibi güçlülerin zayıfları koruduğu bir hayvan toplumu olurdu bu. Nedenini bilmiyordu ama bunun yerine her yerde hırlayan vahşi köpeklerin dolaştığı ve yoldaşlarının şaşırtıcı suçlarını itiraf ettikten sonra paramparça edilmesini izlemek zorunda kaldıkları, kimsenin düşüncelerini söylemeye cesaret edemediği bir devir gelmişti."
9/10
Charlize Theron'un mükemmel bir oyunculuk performansı gösterdiği Monster, ABD'nin en popüler kadın seri katili Aileen Wuornos'un cinayetlerini gerçekleştirdiği 89-90 yıllarında seks işçiliği yaparken başına gelen korkunç olayların onu bir katil olma yoluna sokmasını anlatıyor. Florida'nın yoksul ve suç oranı yüksek…devamıCharlize Theron'un mükemmel bir oyunculuk performansı gösterdiği Monster, ABD'nin en popüler kadın seri katili Aileen Wuornos'un cinayetlerini gerçekleştirdiği 89-90 yıllarında seks işçiliği yaparken başına gelen korkunç olayların onu bir katil olma yoluna sokmasını anlatıyor. Florida'nın yoksul ve suç oranı yüksek kısımlarında doğup büyüyen Aileen, çocukluğundan beri istismara uğradıktan ve erkek egemen dünyanın en korkunç taraflarını gördükten sonra kız arkadaşıyla kurmak istediği mutlu bir yaşam için çabalarken, yine içinde bulunduğu ataerkil toplum onu bir seri katil haline getirir.
Film oldukça gerçekçi ve açıklayıcı olsa da, Aileen Wuornos'u tam anlamıyla tanımak için hayatında büyük boşluklar da bırakıyor.
8.2/10