Serinin ilk kitabı Yağmurcuk Kuşu romanını okuduktan sonra araya bir kaç kitap sıkıştıracağımı söylemiştim 2. kitap Kale Kapısı'nı okumak için. Serinin 3. kitabı Kanın Sesi romanını okumak için de aynı okuma pilanını yapmayı düşünüyorum. Benim için kabul etmesi her ne…devamıSerinin ilk kitabı Yağmurcuk Kuşu romanını okuduktan sonra araya bir kaç kitap sıkıştıracağımı söylemiştim 2. kitap Kale Kapısı'nı okumak için. Serinin 3. kitabı Kanın Sesi romanını okumak için de aynı okuma pilanını yapmayı düşünüyorum. Benim için kabul etmesi her ne kadar zor olsada Yaşar Kemal okumalarının sonuna yaklaşıyorum yavaş yavaş. Belki de yeniden yeniden okumalıyım kitaplarını... Ben Yaşar Kemal'i bana olaylar silsilesi anlatsın diye sevmedim, kullandığı dile ve anlattığı tasfirlere aşık oldum. Duygusallığım üstümde. Yaklaşan finale doğru adım adım yürüyorum.
Üvey babası İsmail ağayı öldüren Salman dağa kaçmıştır. Babası gözleri önünde öldürülen Mustafa her gün biraz daha fazla korkmaktadır Salman'dan. Atlar öldürülür, köy ateş altına alınır ve evler yakılır. Tüm bu olanların sebebi olarak Salman görülür. Köylüler de içten içe korkmaktadırlar Salman'dan. Bir çobanın öldürülüp başının avluya asılması bu korkuyu körükler. Mustafa'ya Salman'ın onun da başının aynı şekilde kesilip o noktaya asacağı düşüncesi aşılanır. Mustafa'da öldürüleceğini bilir ama elinden bir şey gelmez. O da kuşuna sığınır, onu kurtarıcı olarak görür. İsmail ağanın servetinin farkında olan falanca kişiler Ziro hatuna gelip Salman'ı öldüreceğiz vaadiyle kalan mal mülkü yavaş yavaş sömürürler.
3. ve son kitap Kanın Sesi'nde beni ne bekliyor bilmiyorum ama edebiyata doyacağım kesin. Bir seriyi daha tamamlamanın getirdiği mutluluk, eh biraz da hüzün...
İki kitabını okudum Kürşat Başar'ın, Başucumda müzik ve Aklımda hep sen. İkisi de birbirine çok benziyor. Sanki Aklımda hep sen Başucumda müzik'e nazire olarak yazılmış. Aşk tarzı, terk edilme ve o yalnızlık... Üslubunu beğeniyorum Kürşat Başar'ın, kendine özgü bir sesi…devamıİki kitabını okudum Kürşat Başar'ın, Başucumda müzik ve Aklımda hep sen. İkisi de birbirine çok benziyor. Sanki Aklımda hep sen Başucumda müzik'e nazire olarak yazılmış. Aşk tarzı, terk edilme ve o yalnızlık... Üslubunu beğeniyorum Kürşat Başar'ın, kendine özgü bir sesi var. Yaz kitabı olarak nitelendiriyorum şimdilik romanlarını çünkü sanki bana "beni bu mevsim dışında okuyamazsın!" diyorlar. Sürüklüyor da aşk romanlarını sevmememe rağmen. İlla okuduğum iki romanını mukayese edeceksem kanımca Başucumda müzik daha başarılıydı. İşlediği konuyu DP dönemiyle sentezlemiş belli başlı mesajlar vermişti çünkü. Aklımda hep sen Başucumda müzik'in başarısı üzerine bir gazla yazılmış gibi geldi bana. Yazılış tarihleri arasında fark olsada... Romanlardan biri mutlu diğeri mutsuz sonla bitiyor. Kimin ne olduğunu söylemeyeyim şimdi:)
Ebru henüz çocukken babası tarafından hiç açıklama yapılmadan sessizce terk edilmiştir. İlk aşk deneyimini büyük annesinin tanıştırmasıyla kendinden yaşça büyük olan ressam Ferhat'la yaşayacaktır. Babasının boşluğunu doldurmak istedi belkide Ferhat'la. Bu tozpembe aşk fazla uzun sürmeyecek Ferhat'ta gidecektir. Daha sonra aklında Ferhat olmasına rağmen Onur'la bir evlilik yapacaktır. Onur okura tanıtılırken sanki wottpad kitabı okuyormuşum hissiyatına kapıldım. Fazla mükemmel bir portreydi... Yazar mübalaya kaçtığını anlamış olacak ki Onur'u içtikçe psikopata bağlayan bir tipe büründürerek tabir-i caizse eline yüzüne bulaştırmıştı. Eş cinsel bir birey, pişman bir baba, ayakta durmaya çalışan bir hasta kız... Tüm tuşlara basmış Kürşat Başar. Tüm verileri ortalama aldığımızda okunabilir güzel bir kitap.
Bunlar benim düşüncelerim elbet. Katılan olur katılmayan olur...
Sanki yavaş çekim gibi... Elindeki fırçayı atıyor...
Bana doğru geliyor.
Bayılacağımı biliyorum.
Yine rüyada mıyım onu bilmiyorum.
Kendimi onun kucağında buluyorum.
O garip sirk müziği, kalabalık, karmaşa...
Hep böyle rüyalar gördüm.
Ama bu gerçek.
Çünkü kokusunu alıyorum.
Ne demişti Juliette?
"Ruhun şimdi senden çok uzakta ama onu hiç beklenmedik
biri sana geri getirecek..."
Böyle şeyler olur mu?
Oldu işte.
Kendimi bildim bileli Deniz ve denizcilik ile ilgili kitapları okumaya bayılırım. Babasının izinden denizci olmak isteyen Mahmut'un başından geçenleri anlatıyor kitap. Fazla konuşmaya gerek yok bence kelimenin tek anlamıyla mükemmel.
"Jim Nolan adlı karakterimiz, Amerika'daki işsizlik, haksız rekabet, hak yenilmesi, emekçi işçilerin sömürülmesi ve bunun sonucunda gelen yoksulluk yüzünden öylece durup oyalanmak yerine, insanlığı bu türlü sıkıntılara sürükleyen ideolojiyle mücadele etmek maksadıyla Harry Nilson adındaki sol parti görevlisinin yanına giderek…devamı"Jim Nolan adlı karakterimiz, Amerika'daki işsizlik, haksız rekabet, hak yenilmesi, emekçi işçilerin sömürülmesi ve bunun sonucunda gelen yoksulluk yüzünden öylece durup oyalanmak yerine, insanlığı bu türlü sıkıntılara sürükleyen ideolojiyle mücadele etmek maksadıyla Harry Nilson adındaki sol parti görevlisinin yanına giderek ilk adımını atar. Daha sonra kendisini diğer partililerin arasında bulur ki bunlardan biride yeni tanışacağı ve omuz omuza mücâdele verecekleri Mac'tir. Birlikte, California'daki elma tarlalarında çalışan işcilerin aldıkları ücretin azaltılması sebebiyle gizli bir grev tertiplemek için trenle yola çıkarlar böylece mücadele de başlamış olur."
Kitap oldukça duygu ve aynı zamanda mücâdele yüklü. İnsanların birey hâlinden ziyâde birlik olarak mücâdele verdiklerinde nasıl başarılı olacaklarını çok iyi vurgulamış yazar. Kitabın bazı bölümlerinde karakterlerimiz, savundukları ideoloji sebebiyle çok gözükaralar ve savundukları şey uğruna kan akıtmayı meşru görüyorlar.
Kitap üç bölümden oluşan ve içerisinde Cumhuriyet döneminin sınıfsal farklılıklarını, inanç ve geleneklerini, din adamlarını, memurların sorunlarını, ağalık sistemini, köy-kasaba hayatını ve kadınların toplumdaki yeri gibi daha birçok konuyu toplumsal gerçekçi anlayışla ustaca ele alan keyifli bir eser. Otorite, yoksulluk,…devamıKitap üç bölümden oluşan ve içerisinde Cumhuriyet döneminin sınıfsal farklılıklarını, inanç ve geleneklerini, din adamlarını, memurların sorunlarını, ağalık sistemini, köy-kasaba hayatını ve kadınların toplumdaki yeri gibi daha birçok konuyu toplumsal gerçekçi anlayışla ustaca ele alan keyifli bir eser. Otorite, yoksulluk, eşitsizlik ve ahlaka ilişkin konuları bazen nüktedan bazense sert bir gerçeklikle eleştirme imkânı sunuyor. İyi bir gözlemci olan Bilbaşar hikayelerinde sade, anlaşılır, samimi üslubu ile (araya serpiştirdiği naftalin kokulu kelimeleriyle) Anadolu kasabalarının ruhunu, öykülerde yer alan konuların çeşitliliği ve her kesimden kişiyi ele almasıyla çok iyi yansıtmış. Bazı öyküler bol şive barındırdığından anlayabilmek için tekrar okumak gerektirse de öykü severlerin kefiyle okuyacağı güzel bir eser olmuş.
Sevgili Arsız Ölüm, modern edebiyatımızda önceli olmayan bir dil, ses ve anlayışla kurulmuş bir romandır. Yazarın öz yaşamını da içeren bir biçimde, Huvat ailesinin köyden kente göçü, aile fertlerinin yoksulluk bilgisi ve geleneksel kültürleriyle kentteki yaşama tutunma çabalarını konu edinir.…devamıSevgili Arsız Ölüm, modern edebiyatımızda önceli olmayan bir dil, ses ve anlayışla kurulmuş bir romandır. Yazarın öz yaşamını da içeren bir biçimde, Huvat ailesinin köyden kente göçü, aile fertlerinin yoksulluk bilgisi ve geleneksel kültürleriyle kentteki yaşama tutunma çabalarını konu edinir. Bu romanı biricik yapan şey, yazarın anlatısında içselleşmiş olan annenin sesidir. Annenin sesi, masallar, türküler, maniler, meseller ve halk hikâyelerinden oluşmuş bir sestir. Dolayısıyla, sözlü kültürün anlatı dilinin müziğini, modern dilin dolayımından geçirerek başkalaştırmış, yeni bir nota oluşturmuş ve ortaya benzersiz bir metin çıkarmıştır yazar. Anlatıya fantastik bir edebi zevk kazandıran ve kitabı ‘büyülü gerçekçilik’ kapsamında nitelemeye yol açan özellik, anlattığı her şeyle, örneğin kuyuyla ya da babayla aynı mesafede kalabilen, minyatür resimlere benzer bir dil ölçüsüdür. İşte, yazarın, kahramanlar ve nesnelerin gözüyle dünyayı kurmasının başarısıdır bu; kendini saklayabilmesi ve yoksulların sesindeki derin bilinci duyumsamasının başarısı...Sevgili Arsız Ölüm edebiyatımızda sevinçle karşılanmış ve Farsça’dan İngilizce’ye, Rusça’dan İspanyolca’ya kadar birçok dile çevrilip, bu dillerde de benzer ilgiyi görmüştür.
Ben başarısız bir şairim. Belki her romancı önce şiir yazmak ister, yazamadığını anlayınca da şiirden sonra en zor tür olan öyküyü dener. Ancak onda da başarısız olduktan sonra roman yazmaya başlar.
Başarılı bir işinsanı, çekici bir erkek olan Murat'ın görece dengeli bir hayatı, huzurlu bir evliliği vardır. Gelgelelim şirkette yeni işe başlayan Selma'yla tanışması hayatında bir dönüm noktası olacaktır. Tüm dengesi altüst olan Murat o güne kadar sahip olduğu her şeyi…devamıBaşarılı bir işinsanı, çekici bir erkek olan Murat'ın görece dengeli bir hayatı, huzurlu bir evliliği vardır. Gelgelelim şirkette yeni işe başlayan Selma'yla tanışması hayatında bir dönüm noktası olacaktır. Tüm dengesi altüst olan Murat o güne kadar sahip olduğu her şeyi sorgulamaya başlar.
,Yıpratıcı iş hayatını, metropol yaşantısını, cinselliği, evlilik kurumunu ve erkekliğin çıkmazlarını yalın bir dille irdeleyen Melekler Erkek Olur, sürükleyici, sakınmasız ve kışkırtıcı bir roman.
Gizli bir şey yapıyordum ve korkuyordum, karımdan, çocuklarımdan, patronumdan, arkadaşlarımdan, iş arkadaşlarımdan, kısaca bana sahip olan, hayatımı zorlaştırma, hatta karartma potansiyeline sahip herkesten, tek tek ve toplu olarak hepsinden.
Üçlemenin (Kimsecik) ilk kitabında (Yağmurcuk kuşu) insan ruhunu esir alan korku duygusunu anlatıyor yazar. Korku insanların benliğini öylesine esir almıştırki her şeyden bir anlam çıkartırlar, efsaneler oluştururlar. Yaşamından izler taşır bu üçleme Yaşar Kemal'in. Onun da babası evlatlık aldığı bir…devamıÜçlemenin (Kimsecik) ilk kitabında (Yağmurcuk kuşu) insan ruhunu esir alan korku duygusunu anlatıyor yazar. Korku insanların benliğini öylesine esir almıştırki her şeyden bir anlam çıkartırlar, efsaneler oluştururlar. Yaşamından izler taşır bu üçleme Yaşar Kemal'in. Onun da babası evlatlık aldığı bir çocuk tarafından öldürülmüştür çünkü. Salman Yaşar Kemal'in hayatındaki Yusuf kişisidir aslında ve bu kişiden çok korkmuş olmalı. Neden korkmasınki, gözleri önünde babasını öldürüyor sonuçta. Yetmiyor kekeme kalıyor... Çocuklar üzerinden anlatır korkuyu Yaşar Kemal. Üslubu ve atmosferiyle tam bir modern destan... Okuyanlarına çok şey vaadediyor. Yazara başlangıç yapanlar için kesinlikle ilk kitap olmamalı çünkü kitabın sonunu göremeyebilirler. Zira ben Kale Kapısı için araya başka kitaplar sıkıştıracağım.