Pencerede, saksıda bir çiçek vardı. Rengi o kadar güzel, kokusu o kadar hoştu ki... Ama bu çiçeği o güzel rengine ve o hoş kokusuna rağmen fark eden yoktu. Saksının içinde yapayalnızdı çiçek. Güneşi çok severdi ama bulutlar araya girip güneşi…devamıPencerede, saksıda bir çiçek vardı. Rengi o kadar güzel, kokusu o kadar hoştu ki...
Ama bu çiçeği o güzel rengine ve o hoş kokusuna rağmen fark eden yoktu. Saksının içinde yapayalnızdı çiçek.
Güneşi çok severdi ama bulutlar araya girip güneşi görmesini engelliyordu.
Çiçek anlam veremedi ne yaparsa yapsın görülmemeye ama yine de arada görünen güneşe inanarak umut etmekten hiç vazgeçmedi, vazgeçmeyecek de...
"Bir şehri içinde sadece o yaşadığı için sevmek diye bir şey var. İster sev ister sevme, onun sevdiğini öğrendiğin her şeyin bağımlısı haline gelmek diye bir şey var. Herkesten, her şeyden kaçıp sadece ona sığınmayı istemek diye bir şey var.…devamı"Bir şehri içinde sadece o yaşadığı için sevmek diye bir şey var. İster sev ister sevme, onun sevdiğini öğrendiğin her şeyin bağımlısı haline gelmek diye bir şey var. Herkesten, her şeyden kaçıp sadece ona sığınmayı istemek diye bir şey var. Onun hakkında, "Sen daha iyilerine layıksın, sana başka insan mı yok, o seni hak etmiyor," diyen herkesin söylediği bunca şeyi duymazdan gelip sadece onun ağzından çıkacak ses tonuna kulak vermek diye bir şey var. Onun ses tonunu çiçek saksılarına ekmeyi istemek diye bir şey var. Terk edildikten sonra bile onun bıraktığı acılara bağlı kalarak yaşamak diye bir şey var. Başkalarıyla olduğunu gördüğün halde onun mutluluğu için dua etmek diye bir şey var. Dinlediğin bir şarkının nakaratında ona rastlamak, okuduğun bir kitabın sayfasında, onu başkasına ait bulduğunda bile o cümlenin altını çizmek diye bir şey var. Görmezden gelindiğini hissettiğin her an gözlerinin ondan başka hiç kimseyi görmemesi diye bir şey var. Kokusuna doyamayıp kokusunu kavanoza hapsetmeyi istemek diye bir şey var.
-Miraç Çağrı Aktaş
İçimde kendi halinde, küçük, çiçek açmaya çalışan, meyve ağaçları olan bir ev vardı. O ev yağmurla, karla beraber yavaş yavaş aşınmaya aldığı ufak çaplı darbelerle çatlamaya başladı. Camları kırıldı. Camlarının kırık olduğunu görenler diğer sağlam camları da kırmak için elinden…devamıİçimde kendi halinde, küçük, çiçek açmaya çalışan, meyve ağaçları olan bir ev vardı. O ev yağmurla, karla beraber yavaş yavaş aşınmaya aldığı ufak çaplı darbelerle çatlamaya başladı. Camları kırıldı. Camlarının kırık olduğunu görenler diğer sağlam camları da kırmak için elinden geleni yaptı. Çiçekleri kopardı, meyve veren ağaçları yok etti. Yağmur ve kar biraz daha aşınmasına, aldığı darbeler biraz daha çatlamasına sebep oldu ve en sonunda ev yaşanmayacak hale geldi. Haliyle içindekiler de gitti. Diyeceksiniz ki yaşarken niye tamir etmediler? Çünkü ev ayaktaydı. Ne kadar yıkık dökük perişan halde de olsa yıkılmamıştı. Yıkılana kadar da pes etmedi. Ama işte sonunda dayanamayıp bıraktı kendini. Evden geriye sadece enkaz kaldı. Taş yığınları kaldı. Kalbimden geriye sadece bir yıkıntı...
M.P.
Hem bir an önce bitirmek için uğraştığım elimden bırakamadığım ama bir o kadar da sonuna gelmemek için direndiğim bir kitap oldu. Uzun zamandır beni ağlatan ilk kitap... Bir grup çocuk kendi kurdukları vatan için savaşırken içlerinden sarışın, küçük, tatlı çocuk…devamıHem bir an önce bitirmek için uğraştığım elimden bırakamadığım ama bir o kadar da sonuna gelmemek için direndiğim bir kitap oldu. Uzun zamandır beni ağlatan ilk kitap...
Bir grup çocuk kendi kurdukları vatan için savaşırken içlerinden sarışın, küçük, tatlı çocuk çok büyük fedakarlık yaptı. Hem de hiç düşünmeden... Ve bir hiç uğruna...