Sabahları sizi uyandıran kimse olmadığında, geceleri yolunuzu gözleyen bir çift göz bulunmadığında ve canınızın istediğini dilediğiniz gibi yaşayabildiğinizde… Buna ne ad verirsiniz? Özgürlük mü, yoksa yalnızlık mı?
Kabadayı öyle sıradan bir film değil insanın içine işleyen ağırbaşlı ve karakteri olan bir anlatı Ömer Vargı’nın yönetmenliği ve Yavuz Turgul’un senaristliği son derece rafine her sahnede bilinçli bir tercih hissediliyor İstanbul yalnızca bir şehir değil adeta yaşayan bir karakter…devamıKabadayı öyle sıradan bir film değil insanın içine işleyen ağırbaşlı ve karakteri olan bir anlatı Ömer Vargı’nın yönetmenliği ve Yavuz Turgul’un senaristliği son derece rafine her sahnede bilinçli bir tercih hissediliyor İstanbul yalnızca bir şehir değil adeta yaşayan bir karakter gibi kullanılmış eski ile yeninin çatışması mekanlar üzerinden incelikle verilmiş film boyunca hissedilen o melankoli izleyiciyi içine çekerken asla yormuyor senaryo yüzeyde sade bir hikaye gibi ilerlerken alt katmanlarında onur sadakat güç dengesi ve değişen dünyanın eski insanları nasıl dışarı ittiği çok zarif bir şekilde işleniyor diyaloglar ölçülü ve anlamlı hiçbir cümle boşa kurulmuş hissi vermiyor anlatı yer yer klasik sınırlarına yaklaşsa da bunu kendi üslubuyla aşmayı başarıyor
görsel dil tarafında film son derece titiz renk paleti bilinçli bir şekilde seçilmiş koyu tonlar karakterlerin iç dünyasındaki ağırlığı desteklerken mekân seçimleri bu atmosferi tamamlıyor kıyafetlerden araçlara kadar her detay karakterlerin statüsünü ve dünyasını yansıtıyor kullanılan silahlar bile rastgele değil hepsi dönemin ve karakterlerin ruhuna uygun seçilmiş kamera kullanımı ise sade ama etkili her kadrajda bir denge ve estetik var
Oyunculuk tarafında ise zaten En sevdiğim aktör olan Şener Şen bir referans noktası adeta oyunculuk değil bir karakter inşası sunuyor ancak diğer karakterler de adeta biçilmiş kaftan gibi Kenan İmirzalıoğlu güçlü karizması dengesiz davranışları ve kontrollü sertliğiyle hikayeye modern bir denge katıyor İsmail Hacıoğlu gençliğin öfkesini ve dağınık enerjisini sahici bir yerden taşıyor Rasim Öztekin ve diğer karakterler ise bu dünyayı tamamlayan sağlam kolonlar gibi her biri yerli yerinde ve ölçülü bir performansla hikayeyi büyütüyor bu karakterlerin her biri öyle yerindeki izlerken resmen kurgu izlediğini unutuyorsun
işitsel tasarım ve kurgu tarafında film acele etmiyor kendi ritmini sabırla kuruyor müzikler sahnelerin duygusunu desteklerken hiçbir zaman önüne geçmiyor bazı anlarda sessizliğin tercih edilmesi ise sahnelerin etkisini daha da derinleştiriyor kurgu akıcı ve dengeli izleyiciyi hikâyeden koparmıyor
benim için Kabadayı yalnızca iyi bir film değil defalarca izlenebilecek nadir işlerden biri her izleyişte başka bir detay fark ettiren her sahnesinde ayrı bir özen barındıran bir yapı özellikle dünya çapında mafya türü içinde bakıldığında en iyiler arasında rahatlıkla yer alabilecek bir başyapıt
Nihayetinden film bize şunu kanıtlıyor güç bir şarjörün içindeki mermi sayısı kadar değil
Bir duruşun sarsılmazlığında gizlidir.
bazı hikayeler vardır izlenmez yaşanır Bizim İçin Şampiyon tam olarak böyle bir film çocukken babamlarla gittiğim yarışlara beni geri götürdü bu film her defasında annemin sakın üstünü kirletme demesine rağmen atları sevmeye gidip tertemiz dönmeyişlerimi babamın omzunda dünyayı izlediğim o…devamıbazı hikayeler vardır izlenmez yaşanır
Bizim İçin Şampiyon tam olarak böyle bir film
çocukken babamlarla gittiğim yarışlara beni geri götürdü bu film
her defasında annemin sakın üstünü kirletme demesine rağmen atları sevmeye gidip tertemiz dönmeyişlerimi
babamın omzunda dünyayı izlediğim o günleri bir bir hatırlattı
bu film sadece bir atın ya da bir jokeyin hikayesi değil
sadakatin sevginin bağlılığın ve vazgeçmemenin hikayesi
bir insan ile bir canlının arasında kurulan o tarifsiz bağın ne kadar güçlü olabileceğini anlatıyor
insanın düştüğü yerden nasıl kalktığını kaybetse bile nasıl dimdik durduğunu gösteriyor
oyuncuların her biri rolünü yaşamış resmen her sahnede oyunculuklarını konuşturmuş
hikayenin akıcılığı öyle güçlü ki bir biyografi filmi izlediğini sana asla hissettirmiyor
izlerken zaman kavramı kayboluyor sahneler birbirine öyle doğal bağlanıyor ki kendini o dünyanın içinde buluyorsun
Halis Karataş ı gerçek hayatta tanımış görmüş biri olarak şunu net söyleyebilirim
orada izlediğiniz şey sadece bir performans değil bir ömürlük emeğin kalbin ve inancın yansıması
film boyunca şunu hissediyorsun
bazen hayat en sevdiklerinle seni sınar
bazen en güçlü bağlar en büyük acılarla test edilir
ama gerçek sevgi ne mesafe tanır ne zaman
kesinlikle izlemeye değer sadece bir film değil bir duygu bir hatıra bir iz bırakıyor insanda
ve şunu anlıyorsun
bazı yarışlar birinci olmak için değil sonuna kadar mücadele etmek içindir
çünkü hayatta kazanmak kaybedeceğini bile bile koşmaya devam etmektir.
Babam ve Oğlum… yalnızca bir film değil insanın hayatındaki en kıymetli bağları sessizce yüzüne çarpan bir hikaye... Baba ile evlat arasındaki o kırılgan ama bir o kadar da güçlü bağın ne demek olduğunu bazen tek bir bakışla bazen söylenmeyen cümlelerle…devamıBabam ve Oğlum… yalnızca bir film değil insanın hayatındaki en kıymetli bağları sessizce yüzüne çarpan bir hikaye...
Baba ile evlat arasındaki o kırılgan ama bir o kadar da güçlü bağın ne demek olduğunu bazen tek bir bakışla bazen söylenmeyen cümlelerle anlatıyor... izlerken sadece bir hikaye değil kendi hayatından parçalar görüyorsun...
Bunun dışında şunu da eklemek gerekir ki film geçmişle yüzleşmenin ve affetmenin ne kadar zor ama bir o kadar da gerekli olduğunu çok yalın bir şekilde hissettiriyor... beni daha esnek ve daha alttan alan bir insan olmaya yönlendirdi... empati duygusunu güçlendiren ve pişmanlık hissini derinden hissettiren bir tarafı var...
Zihinsel engelli bireylerin de hayata karışabileceğini ve kendi yaşamlarını kurabileceklerini göstermesi ayrıca çok değerli... bu yönüyle sadece bir hikaye anlatmıyor aynı zamanda güçlü bir farkındalık da oluşturuyor... kendi hayatımdan bazı şeyleri yeniden gözden geçirmemi sağladı... bazı şeyler için gerçekten çok geç kalınabileceğini ve dargınlıkların küskünlüklerin uzatılmaması gerektiğini bir kez daha hatırlattı...
Hem babayken hem oğulken hem de dedeyken izlenmesi gereken bir film...
Bir Formula 1 tutkunu olarak şunu net bir şekilde söyleyebilirim izlediğim bu film yalnızca bir yarış hikayesi değil hızın disiplinin ve insan iradesinin en saf halinin sinemaya kusursuz bir yansımasıydı... Her sahnesinde mühendisliğin inceliğini rekabetin sertliğini ve insanın kendi sınırlarıyla…devamıBir Formula 1 tutkunu olarak şunu net bir şekilde söyleyebilirim izlediğim bu film yalnızca bir yarış hikayesi değil hızın disiplinin ve insan iradesinin en saf halinin sinemaya kusursuz bir yansımasıydı...
Her sahnesinde mühendisliğin inceliğini rekabetin sertliğini ve insanın kendi sınırlarıyla verdiği o derin mücadeleyi hissettiren bu yapım pistte atılan her turda aslında hayatın kendisini anlatıyor çünkü asıl yarış çoğu zaman başkalarıyla değil insanın kendiyle oluyor...
Detaylara verilen önem motor sesinden bakışlara kadar kendini fazlasıyla hissettiriyor ve bunu yaparken abartıya kaçmadan doğallığını koruyor marka sponsorluklarına kadar her şeyin bu kadar yerli yerinde ve gerçek olması filmi başka bir seviyeye taşıyor...
Sinemada izlemek ise bu işin en özel tarafıydı o ses o atmosfer o gerilim gerçekten anlatılacak gibi değil yaşanması gereken bir deneyim...
Benim için bu film sadece iyi bir yarış filmi değil açık ara yarış kategorisinin bir numarası...