Vaat, yazarın diğer romanları gibi alt metnine Apartheid rejimini alan 2021 Booker Ödülüne sahip geniş bir roman. Yazar Güney Afrikalı, Apartheid ise dilde ayrılık demek. Rejim 1950lilerden 1994'te Anti-Apartheid Hareket ile ilk siyahi başkan Mandela'nın seçimine dek uzanan, çok da…devamıVaat, yazarın diğer romanları gibi alt metnine Apartheid rejimini alan 2021 Booker Ödülüne sahip geniş bir roman.
Yazar Güney Afrikalı, Apartheid ise dilde ayrılık demek. Rejim 1950lilerden 1994'te Anti-Apartheid Hareket ile ilk siyahi başkan Mandela'nın seçimine dek uzanan, çok da uzak tarihlere gitmemizi gerektirmeyen yaklaşık yarım asırlık bir dönemi kapsıyor. Beyaz ırkın siyah ırktan ve melezlerden üstün oluşunu yasalaştırıp, siyahileri ülkenin dışında kalan bazı kabile bölgelerinde bir arada yaşamaya zorunlu kılan sistemin adı.
Kitap 4 ayrı cenazeden oluşuyor. Bir aile, sadece cenazelerde toplanan. Swart'lar. Kelime anlamı siyah. Kendileri beyaz, beyaz ayrıcalıklarına sahipler. Anne Rachel, baba Manie, abi Anton, büyük kız kardeş Astrid ve küçük kız kardeş Amor. Bir de siyahi yardımcıları var, Salome.
Anne Rachel kanser, kendisine bu süreçte kocasından daha fazla bakan Salome'ye ölmeden önce çiftlik evi vaadinde bulunuyor. Sen bana bak ki sana evi vereyim gibi değil de, sağ ol bu kadar zamandır bana baktın gibi. Binevi vasiyet. Bu sırada yanlarında olan sadece Amor.
Aslında kitap, bu vaadin yıllara yayılıp gerçekleşmemesini konu alıyor. Annenin ölümüyle küçük kızı pek dinlemiyorlar, hem de o yıllarda siyahların beyazlar gibi mülk sahibi olması zaten yasak. İlerleyen dönemde bu yasa değişse de aksiyon alınmıyor. Her ölümle birlikte Amor'un bu sözü kalan aile bireylerine hatırlatıp kabul ettirmeye çalışmasını, aile bireylerinin de olayın kendince mantıksızlığına sebepler bulmasını izliyoruz.
Yazarın dili soğuk. Acaba kendi dili dolayısıyla mıdır diye düşünmüştüm ancak Booker Ödüllü olduğu için direkt İngilizce çeviri. Herkes akıcı oluşundan bahsetmiş fakat bir anda diğer konuşmacıya geçmesi, nerede neyin başlayıp neyin bittiğini çözmemize izin vermemesi, yılların çok çabuk geçmesi ve karakterlerin iç dünyalarına giremeyişimiz, aralarda ne hissettiklerini bilmeyişimiz. Onun dışında ülke tarihini de bilemiyoruz ve metin içinde araştırmazsak biraz olsun anlayıp onlarla özdeşlik kuramıyoruz. Bunların hepsi benim için eksi puanlar.
Her cenazenin ayrı bir dine göre defnedilmesi de ilginç bir eleştiriydi.
Anton ve Astrid'den nefret ettim. Yazar Anton'da kendini yazmış demişler, travma sonrası stres bozukluğu. Amor'a da bayılmış değilim. Ölümler uzasaydı ne o çiftliğe gelirdi ne de söz için bir çabası olurdu. O aileden nasıl çıktığı belli olmayan kalbi dışında çok da bir şey yapıyor sayılmazdı açıkçası.
Cenazede menarştan bahsetmesi garipti; ablası Astrid'in iğrenmesi, halanın tepkisizliği, Anton'un sorgulayışı, annenin yokluğunu ilk kez anlaması. Garipti derken bir erkek olarak bu gerçekliği işlemeyi nasıl düşünmüş ona şaşırdım. Kadınların en ana sorunlarının bile erkek gözüyle konu olarak seçilmesi, metinde kendine yer bulabilmesi pek karşılaşmadığımız bir durum. Annem babam yerine anne baba demeleri de nedendir bilmem.
Daha derinlikli bir yorum olabilirdi çünkü daha derin şeyler düşünmüştüm. Ama unuttum ve bunları bile yazdım ya, üstümden bir yük kalktı. Bilgilendirici bir içerik olmuş oldu. Bence. Gideyim de Eşref Rüya falan izleyeyim.
Kısacası Vaat, her şeyi işlemeye çalışmasına rağmen hiçbirini tam olarak yansıtmayışıyla ve hızlandırılmış anlatımıyla bana vaat ettiklerini sunmayan bir kitap oldu. Sizce Salome'ye sunmuş mudur?
Yazarın İyi Doktor kitabını öneririm. Buna 4 puan verdim, ona 8 verdim. Booker Ödülü nası kazanılıyor bilmiyorum. O da finalistmiş mesela. Bu kitap 100 sayfa daha uzun olsaydı ödül kazanamaz mıydı? Belki o zaman jüriler okumazdı. Rakipleri mi çok uzundu acaba? off.Dalga geçme hele bi rahat ya
Yaklaşık 30 yıla yayılan bir aile anlatısının daha güçlü ve köklü olmasını beklerdim. Geniş, ancak tuttuğun yer elinde kalıyor.
Biraz haksızlık etmiş olabilirim.
Puanımı değiştirmiyorum.
Kitabı da unutmuyorum.
Hevesle okumanızı tavsiye etmem.
Bu arada kitabı ve karakterleri yavaş yavaş anlayabildiğim noktada düşündüğüm ve benim için kıstas olan tek şey karakterleri hangi sırada öldüreceği oldu. Ben de böyle yapardım sanırım.
Sonunda öyle bir sahne hayatta aklımda canlanmaz fakat düşününce komik.
29 Nisan 2025.
🎼 aklımda çalan şarkı, okuyan kimse kitapla bağdaşmadığını söyleyemez: "sessiz bir köşede her şeyden uzak meçhul yarınlara terk edilmişim dostluklar yalanmış sevgiler tuzakmış tuzak hayret yanılmışım yalnızım şimdi oysa mutluluğu hayal etmiştim gidenler unutmuş aşkları yalanmış yalan güneşin doğuşu batışı…devamı🎼 aklımda çalan şarkı, okuyan kimse kitapla bağdaşmadığını söyleyemez:
"sessiz bir köşede her şeyden uzak
meçhul yarınlara terk edilmişim
dostluklar yalanmış sevgiler tuzakmış
tuzak
hayret yanılmışım yalnızım şimdi
oysa mutluluğu hayal etmiştim
gidenler unutmuş aşkları yalanmış
yalan
güneşin doğuşu batışı farksız
nasıl yaşanırsa yaşadım ben aşksız
demir attım yalnızlığa
bir hasret çölüüünde
ve şimdi hayallerim o günlerin izinde
yüreğimde duygular ümitlerim nerede
şöyle bir düşünüp her şeyi birden
neden anıları bitirmeyişim
yalanmış sevgiler kalbimden uzakmış
uzak
boşa beklemişim yollara bakıp
kurak topraklara umutlar ekmişim🥀
arzular avuttu gördüğüm hayalmiş
hayal"
bu kadar uzun yazmaya gerek yoktu, içimdeki insan ortaya çıkıyor. tıpkı yazarın birdenbire geniş zamana geçmesine gerek olmadığı gibi. yazarlar ve onların dördüncü duvarı yıkma hakkındaki ufak tatsız girişimleri.
• • •
kitabı bitirdim. sonra gelip kitabı burada anlatmak istedim. düşündüm, nasıl anlatabilirim diye. bekleyişin kitabı desem... ardından umudun lafı geliyor sanki. "bekleyişin ve umudun" kitabı. tekrar düşündüm, bu sefer umut ettiklerimi. sonra fark ettim ki ben hiçbir zaman bu kadar uçsuz bucaksız bir şeyi umut etmemişim. imkan sınırları içinde hayal kurmak gibi delilikten yoksun umutlarım olmuş, aklı başında. olması uzak tarihte ancak çabalarla muhtemel. bilemiyorum, umudun doğasına aykırı mı bu?
• • •
oldukça durağan bir eser, sıkıcı. seveni sever/ sevmeyeni sevmez. ben sevmeyenlerdenim. fakat biliyorum ki, beş on ay sonra dönüp baktığımda unutamadığım bir kitap olacak. bu güzel bir güç. ayrıca kitabı yorumlayanlar ve kendi örnekleriyle anlatanlar beni çok etkiledi. üzüldüm. bu da ikinci bir güç. ve zannettiğimizden daha fazlası :')
"...ve akşamları sürekli drogo'nun gürültülü zaferiyle son bulan sabırlı satranç partileri. ama yüzbaşı ortiz demişti ki: "başlangıçta hep böyledir. yeni gelenler kazanır. herkes için durum aynıdır, insan gerçekten güçlü olduğunu zanneder ama bu yalnızca yeni gelmiş olmanın yarattığı bir durumdur, sonunda diğerleri de sisteminizi öğrenir ve günün birinde bakarsınız hiçbir şey yapamıyorsunuz."
diğer alıntıları bizzat fotoğrafladım.
⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️☆ çok uzun zamandır rastlaşmadığım kadar "ben"lik bir kitap. benlik❓️ -beni ve kişiliğimi iyi yansıtan? -çevremden ve kendimden parçalar gördüğüm? -anlatamadığım duyguların dışavurumu? -yazsam ben de böyle yazardım deyip iç geçirdiğim? hayır. bunlar değiller. hiçbiri değil. sadece tam "ben"lik. "bu…devamı⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️☆
çok uzun zamandır rastlaşmadığım kadar "ben"lik bir kitap.
benlik❓️
-beni ve kişiliğimi iyi yansıtan?
-çevremden ve kendimden parçalar gördüğüm?
-anlatamadığım duyguların dışavurumu?
-yazsam ben de böyle yazardım deyip iç geçirdiğim?
hayır. bunlar değiller. hiçbiri değil. sadece tam "ben"lik. "bu kız neler okuyor ya" dediklerinde; "alın bakın bunu okuyorum, bakalım siz beğenecek misiniz, anlaşabilecek miyiz" diyebileceğim. o türden.
öneriyorum.
mutlu olmak zorunda değilsin ama mutlu olmayı seçmek zorundasın. choose the life. mutsuz olmazsan mutlu olmanın değerini bilemezsin kitabı. çok düşünüyorsam, ne düşündüğümü bilmiyorsam ve düşündüklerimi sıraya koyamıyorsam "bu budur, şu da tam anlamıyla şudur ve başka bir söze gerek…devamımutlu olmak zorunda değilsin ama mutlu olmayı seçmek zorundasın. choose the life.
mutsuz olmazsan mutlu olmanın değerini bilemezsin kitabı. çok düşünüyorsam, ne düşündüğümü bilmiyorsam ve düşündüklerimi sıraya koyamıyorsam "bu budur, şu da tam anlamıyla şudur ve başka bir söze gerek yoktur" anlatımlarını seviyorum; beni yormadan yerime bir şeyleri özetliyorlar, tam istediğim gibi olmasa da. neyse. nankörlük etmeye gerek yok. asıl sebeplerden biri de lise sıralarında kalplerimizin bir attığı bir arkadaşımın (şimdilerde gönül bağları, uzak mesafe) "sen joysun benim gözümde çok az da üzgün miniminnacık" yorumu oldu. inside out izlerken aklımıza düşüvermişti. aile üyelerim bıkkınlık derdi, bir başkası tiksinti, ben belki öfke? kendi hakkınızda düşünmeniz, başkalarının sizin hakkında düşünmesi ve başkalarının sizin hakkında ne düşündüğünü düşünmeniz... hepsi birbirinden farklı ve yanıltıcı olabiliyor. çok düşünmeyin ya işte.
evet, mutsuz olmazsam mutlu olmanın değerini bilemem. tabii ben bildiğimi bilir, bunun için oturup sayfalarca yazmazdım. gerek yok.
son olarak, mutsuz olun çünkü bu duyguyu yaşamaya ihtiyacınız var🧘♂️🧘♀️🧘
dinlenir: beni severmiş o-asfalt dünya
"sadece nafileliğini görürseniz, hayatı sürdürmek pek mümkün değildir."
ekledim gitti: manolya-flört (off🥲🥹)