Spoiler içeriyor
Küçükken hikayelerini duyduğumuzda korktuğumuz “canavarlar” için artık gözyaşı döküyoruz. Dracula izlerken de çok üzülmüştüm,Frankenstein için de üzüldüm.
Spoiler içeriyor
28 bölümüyle her dört bölümde bir tamamen başka bir hikaye anlatan MuTeLuv’un 9,10,11 ve 12.bölümlerdeki Diva Deva Mata hikayesini izledim ben. Diva Deva Mata liseli dört eşcinsel genci anlatıyor. Ingky grubun güzelidir. Fews de yürüyen ansiklopedisi. Birkaç kez sınıf tekrarı…devamı28 bölümüyle her dört bölümde bir tamamen başka bir hikaye anlatan MuTeLuv’un 9,10,11 ve 12.bölümlerdeki Diva Deva Mata hikayesini izledim ben. Diva Deva Mata liseli dört eşcinsel genci anlatıyor.
Ingky grubun güzelidir. Fews de yürüyen ansiklopedisi. Birkaç kez sınıf tekrarı yapmış olan Katrina çoğu şeyi geç algılar. Strateji yetenekleriyle Nevia ise grubun lideridir.
Kendilerine Air Dolls ismini veren bu dörtlünün bir YouTube kanalı vardır. Hedefledikleri abone sayısına ulaşmalarına az kaldığında başarılı olmak için bir tanrıçanın onları kutsamasını isterler. Başlarda her şey güzel gider. İstedikleri abone sayısına da ulaşırlar. Ama birgün tanrıçayı gücendirmeleriyle her şey tepetaklak olur. Tanrıça,Kat’in bedenini ele geçirir ve Nevia,Ingky ile Fews’ün de her günü
talihsizliklerle geçer. Tanrıça, Kat’in bedenini tamamen ele geçirmeden önce Kat’i kurtarmalılardır.
Böyle ikonik karakterlerin olduğu bir hikaye 4 bölümle sınırlandırılmamalıydı! I Am The Most Beautiful Count gibi arka planda daha güzel ve güçlü bir hikayesi ve zekice yazılmış esprileri olsa bence çok güzel bir dizi olabilirdi. Çünkü absürtlüğü tam bana göreydi. Özellikle son bölümde çok güldüm 😂
Ben en çok Nevia’yı sevdim. Tam bir kraliçe arıydı. Fluke henüz başrol alabilmiş bir Gmmtv oyuncusu değil ama bence Nevia rolüyle kendini biraz kanıtlamış oldu. Nevia ile Banky‘nin aralarındaki dinamik de çok hoşuma gitti. İkili,Banky’nin gizli fight club’ında tanışıyorlar desem 😂😂 Nevia Banky’i fena dövüyor ve sonra Banky ona çok saygı duymaya ve destek olmaya başlıyor xndndndj 😂 İlk bölümlerde Pat’ı paylaşamamaları ve Ingky’nin sinirlenince karakterden çıkıp sesinin kalınlaşması da beni çok güldürdü 😂
MuTeLuv’un başka hikayelerini izler miyim bilmiyorum ama izlersem burayı güncellerim 👍
Spoiler içeriyor
Çaresiz bir hastalığa tedavi bulmak isteyen bir araştırma üniversitesi gizli bir deney yürütür. Fakat yanlış giden şeylerin sonucunda korkunç bir salgın başlar. Kampüste mahsur kalan üniversiteliler hayat mücadelesi verir. Domundi ve Mandee bir araya gelip zombi dizisi yapalım demişler. Ama…devamıÇaresiz bir hastalığa tedavi bulmak isteyen bir araştırma üniversitesi gizli bir deney yürütür. Fakat yanlış giden şeylerin sonucunda korkunç bir salgın başlar. Kampüste mahsur kalan üniversiteliler hayat mücadelesi verir.
Domundi ve Mandee bir araya gelip zombi dizisi yapalım demişler. Ama olmamış. Yani özgün veya heyecanlı bir şey çıkmamış ortaya. Hikayenin anlatılma tarzını da çok beğendiğimi söyleyemem. Bazı yerler kopuk gibi.
Beğenmedim ama sonuna kadar da izledim 😂 nasıl bitirecekler merak ettim. Sonu soru işaretleriyle,devamı gelecekmiş gibi bitti.
Yalnız bütün bunlara inat da herkes iyi bir performans sergilemiş 😂 ama ben özellikle Tommy’e (Jean) şaşırdım. Çok iyi oynamış.
Netflix Türkiye’de yayınlanmasa da dizi aslında Netflix dizisi. Diğer ülkelerde nasıl tepki aldı bilemem ama devamı gelirse ben yokum 😂
Spoiler içeriyor
Ben yine dayanamayıp Noel filmi sezonunu erken açtım 😂 ne yapayım işte,yılın en sevdiğim dönemleri bunlar. Polis akademisinde okuyan Charlotte,Noel’e az zaman kala arkadaşlarıyla gideceği kayak tatilini erteleyip felç geçiren dedesinin yanına gitmek zorunda kalır. Issız bir dağda tek başına…devamıBen yine dayanamayıp Noel filmi sezonunu erken açtım 😂 ne yapayım işte,yılın en sevdiğim dönemleri bunlar.
Polis akademisinde okuyan Charlotte,Noel’e az zaman kala arkadaşlarıyla gideceği kayak tatilini erteleyip felç geçiren dedesinin yanına gitmek zorunda kalır. Issız bir dağda tek başına yaşayan dedesini aslında en son 10 yıl önce görmüştür. Çünkü Charlotte’ın annesi ve dedesi ciddi bir kavga etmişlerdir. Kavgalı oldukları halde Charlotte,hasta bakıcı gelene kadar dedesiyle bir gün geçirecek ve sonra arkadaşlarının yanına dönecektir.
Dennis de Charlotte’ın yaşlarında ama başı kötü adamlarla belaya girmiş bir gençtir. Çok borcu vardır. Borcu olduğu adamlar,hastanedeki muhbirlerinden yaşlı ve zengin bir adamın felç geçirdiğini ve bir süre evde olmayacağını öğrenirler. Dennis’i ailesiyle tehdit ederek ondan bu adamın evini soymasını isterler. Bu yaşlı adam Charlotte’ın dedesinden başkası değildir.
Dennis evi soymak için gittiğinde Charlotte’ın dedesinin eve erken bırakıldığını ve evde tek olduğunu fark eder. Charlotte da eve gelip Dennis’i bulduğunda onu hasta bakıcı zanneder.
Maskesi sonradan düşse de bu hırsız,hem dede torunun hayatını kurtarır hem de
aralarını düzeltir.
Geçen sene keşfetimde dolanıp duruyordu bu film. Ama asla bulamıyordum. Hiçbir yerde yoktu. Netflix filmi aslında ama Netflix Türkiye’de yok. Geçende aklıma gelince tekrar araştırdım ve yeni çeviren bir sayfa buldum.
Emilio için izlemek istediğim bir filmdi. İyiki izlemişim,beklediğimden çok daha eğlenceliydi. Sadece finalde güzel bir Noel sofrası görmek isterdim o kadar. Favori Yılbaşı/Noel Filmleri isimli bir rafım var. Bu da oraya gidiyor 👌🏻
Spoiler içeriyor
Zambak,beş çocuklu fakir Yi ailesinin ikinci kızıdır. Yetersiz beslendiği için yaşıtlarına göre zayıf ve küçük kalmıştır. Ama ayakları bağlanmadan önce eve gelen bir kahin onda özel bir şey görür. Ona tıpkı adı gibi,zambak gibi narin küçük ayakları olabileceğini söyler. Bu,Zambak’ın…devamıZambak,beş çocuklu fakir Yi ailesinin ikinci kızıdır. Yetersiz beslendiği için yaşıtlarına göre zayıf ve küçük kalmıştır. Ama ayakları bağlanmadan önce eve gelen bir kahin onda özel bir şey görür. Ona tıpkı adı gibi,zambak
gibi narin küçük ayakları olabileceğini söyler. Bu,Zambak’ın zengin bir aileye gelin gidebilmesi ve ailesinin statüsünün yükselebilmesi anlamına geliyordur.
1800’lü yılların Çin’inde küçük ayaklar kadınların itaakarlığının,kişisel disiplinlerinin ve çocuk doğurma acısına katlanabileceklerini gösteren bir simgedir. Ayakları ne kadar küçükse o kadar beğenilirler. Değerlerini hep ayakları belirler.
Zambak’ın da küçücükken ayakları bağlanır. Çöpçatan aracılığıyla bu küçük yaşta kendisine damat da aranmaya başlar. Sadece kadınların bildiği ve kullandığı Nu Şu yazısını öğrenmeye başlar ve iyi bir eş adayı olmak için annesiyle yengesinin ona öğretebildiği ölçüde kendini eğitir. Derken birgün eve,üzerinde Nu Şu yazısı olan zarif bir yelpaze gelir. Yakınlardaki bir köyde yaşayan küçük bir kız, ondan laotong’u yani ruh kardeşi olmasını istemektedir.
Kar Çiçeği,Zambak ile aynı gün,aynı yıl,aynı saatte doğmuştur. Hatta ayakları da onunla aynı gün bağlanmıştır. Fakat Kar Çiçeği çok zengin bir ailenin kızıdır. Görgüsü,eğitimi ve Nu Şu bilgisi Zambak’ın annesi ve yengesinden bile çok çok daha öndedir.
Zambak’ın Kar Çiçeği gibi bir kızla ruh kardeşi olması onu iyi bir evlilik yapmaya layık olduğunu göstereceği için ailesi bunu kabul eder. İki kız küçükken birbirinden hiç ayrılmamaya ve sonsuza kadar ruh kardeşi olmaya yemin ederler. Kitap bu iki kadının hayatlarının tüm evrelerini anlatıyor.
Birbirleriyle Nu Şu yazısıyla gizlice mektuplaşıyorlar ve bir yelpazenin üzerine hayatlarındaki en önemli anları,sırlarını işliyorlar. Yelpaze bir Zambak’a,bir Kar Çiçeği’ne gidiyor ve giderken özel bir sevgi ile bağlılığı iletiyor.
Raf uygulamasında Lisa See okuyan birkaç okuyucudan birisiyim. Bu kitabı da ilk okuyan ben olmuşum. Uzun süredir elimde okunmayı bekliyordu. Çok bayıldım diyemem. Ama etkilendiğim yerler de olmadı değil. Bunlardan spolu alanda bahsederim. Kitap yağ gibi aktı gitti.
Lisa See Çinli olmadığı halde -ataları öyleymiş ama- yine bu kültürü müthiş anlatmış. Çok araştırma yaptığı o kadar belli ki. Okuduğunuz hemen her sayfada Çin kültürüyle ilgili bir bilgi mevcut.
Kitabı ilk aldığımda fantastik zannediyordum. Hatta sadece kadınların kullandığı Nu Şu yazısı sebebiyle bir şekilde erkeklerin olmadığı kapalı bir kadın toplumu anlatılacak zannediyordum. Ama yukarıda yazdığım gibi,iki kadının hayatı anlatılıyor. Hatta Lisa See Leydi Tan’ın Kadın Çemberi’nde olduğu gibi bu kitapta da bölümleri Süt Günleri,Saç İğneleme Günleri,Pirinç ve Tuz Günleri vs olarak ayırmış. (Bu konuda daha ayrıntı isteyenler Leydi Tan’ın Kadın Çemberi kitabı için yazdığım yazıya bakabilirler. Lotus ayaklarla ilgili bilgi için de. ) Nu Şu da aslında erkeklerin de kendilerini zorlasalar okuyabilecekleri ama kadınları ve yazdıklarını hafife aldıkları için önemsemedikleri bir alfabeymiş. Yazara,
hayatta kalan 96 yaşındaki son Nu Şu yazarı ilham olmuş.
Bu iki kadının hayatı,dönemin kadınlarının yaşadığı zorlukları gözler önüne seriyor. Aile evlerinde sevgisiz büyüyorlar. Çünkü onlar bu evde kalmayacak,fazladan beslenen boğazlardır (!) Başka bir eve,bir hizmetçinin sadece bir üst basamağı olmak için gideceklerdir (!) “Kız evlat yetiştirmek ve evlendirip göndermek,başkalarının kullanımı için lüks bir yol yapmak gibidir” zaten (!) Kadınlar kafesli pencereleri olan iç odalarda yaşamalıdır,dış alem ise sadece erkeklerindir (!)
Kurallar,kurallar ve kurallar. Okurken aslında bir yandan da o kadar siniriniz bozuluyor ki. Kadınların rahatlayıp bir nefes alabildikleri bir an bile yok. Her hareketleri izleniyor. Aile evinde babalarının,gelin gittikleri evde kocalarının,dul kalınca da oğullarının malı onlar (!)
Neyse. Bu sinir bozucu şeyleri biraz bırakıp “laotong” kavramından bahsedeyim. Aslında bu ruh kardeşliği evliliğe çok benziyor,biliyor muydunuz? Eski Çin’de bunu erkekler de yapıyormuş. Hatta Erkeklerin ritüelinde takip edilen adımlar evlilik ritüelinin bir adım hariç aynısıymış.
Büyük olan erkeğe “qixiong” deniliyormuş. Yaşça küçük olan erkeğe de “qidi”. Qixionglar qidilerin ailesine başlık parası ödüyormuş. 6 tane evlilik ritüeli gerçekleştirdikten ve bağlılık yemini ettikten sonra qidiler qixiongunların evine yerleşiyormuş. Qixiongun ailesi qidiye damatları gibi davranıyorlarmış. Qidi,qixiongun sahiplendiği bir çocuğu büyütmesine yardımcı olabiliyormuş vs vs Evliliğe çok benzeyen bu ruh kardeşliği 20 sene sürüyormuş. Sonra iki erkek de soylarını devam ettirmek için evleniyorlarmış.
Kulağa biraz evlilik gibi geliyor,değil mi? Şöyle bir ayrıntı da var ki,iki ruh kardeşi bir araya geldiğinde -yazılı olmayan bir kurala göre- onlardan resmi eşleriyle değil de ruh kardeşleriyle birlikte uyumaları bekleniyor. Gerçekten ilginç.
Zambak ve Kar Çiçeği’nin ritüelleri pek böyle değildi. Ama aslında Kar Çiçeği de çoçukluğunun bir kısmını Zambak’ın evinde geçiriyor. Burada çok spo olmadan çıtlatayım,gerisini spolu alanda söylerim. Bu iki kadın birbirlerine öyle özel bir sevgi besliyorlar ki birbirlerinin “evi” oluyorlar. Hatta birbirlerini bir çift çinördeği olarak tanımlıyorlar ve aralarındaki şeye bizzat kendileri “duygu evliliği” diyorlar.
Hadi şimdi spolu gireyim.***
Yukarıda söylediğim şeyi tamamlayayım.
Bu iki kadının arasındaki bağ, evlilik vazifeleri için aynı yatağa girdikleri eşlerinden çok daha kuvvetli. Hayatlarının uzun bir döneminde birbirlerinin sadece pencerelerini görüyorlar. Yüz yüze görüşemiyorlar. Gizlice mektuplaşıyorlar. Pencerelerine hasretle bakıp birbirlerini hayal ediyorlar. Mektuplarından edindiğimiz bilgiye göre hayalleri hep birlikte olmaları.
Aşıklar mı?
Bu aşırı açık bir şekilde yazılmıyor ama Zambak’ın Kar Çiçeği’ne aşık olduğunu biliyoruz. Ona hissettiklerini aşk olarak tanımlıyor. Hatta ikilinin aralarında cinsel bir çekim yaşadıkları bir dönemleri de oluyor desem!
Fakat Lisa See kitabın sonuna eklediği notunda bunun bir arkadaşlık hikayesi olduğunu söylemiş…😯ben bunu sıradan bir arkadaşlık hikayesi olarak göremedim. Zambak,Kar Çiçeği ile birlikte yaşarken yatağını kocasıyla paylaşmasını dahi kıskanıyordu. Yeni arkadaşlar edinmesini de.
Her neyse. Kitapta en etkilendiğim yerler savaştan kaçıp dağda yaşadıkları bölümler oldu. Kadınların ateşin başında kendi ağıtlarını çığırdıkları yeri tüylerim ürpererek okudum.
Ben Zambak ve Kar Çiçeği’nin bir evrende -romantik bir şekilde olsun ya da olmasın- kavuştuklarına,birbirlerini affettiklerine ve göklerde özgürce uçtuklarına inanmak istiyorum.
Spoiler içeriyor
Khemjira lanetli bir ailede doğan ve kız ismiyle büyümüş bir erkektir. Ailesinin ona bir kız ismi vermesinin sebebi ailenin her erkek çocuğunun bu lanet yüzünden 21 yaşını dolduramadan korkunç bir şekilde ölmesidir. Khem bu lanet yüzünden küçüklüğünden beri hayaletleri görmekte…devamıKhemjira lanetli bir ailede doğan ve kız ismiyle büyümüş bir erkektir. Ailesinin ona bir kız ismi vermesinin sebebi ailenin her erkek çocuğunun bu lanet yüzünden 21 yaşını dolduramadan korkunç bir şekilde ölmesidir. Khem bu lanet yüzünden küçüklüğünden beri hayaletleri görmekte hatta bu lanet uğruna annesini dahi kaybetmiştir.
21 yaşına girmesine aylar kala Khem’in hayatı tehlikeye girmeye başlar. Büyük bir ustanın koruyucu muskası sayesinde bu yaşına kadar gelmiştir ama artık muskanın gücü zayıflar ve hayaletler ona musallat olmaya başlar. Khem’in en yakın arkadaşı Jet,onun kaderi için çok üzülür ve onu büyüdüğü köydeki Pharan Usta’ya götürür.
Pharan Usta genç yaşına rağmen çok güçlü bir şamandır. Kutsanmış bir ruhu vardır. Ve aslında Khem’i tanıyordur. Kendisi Khem’e koruyucu muska yapan büyük ustanın torunudur. Sert,soğuk ve mesafeli biridir. Kimsenin karmasına karışmamak için yemin etmiş olsa da Khem için yeminini bozar. Çünkü Khem’i aslında sadece bu yaşamından değil,önceki yaşamından da tanıyordur. Pharan ve Khem önceki yaşamlarındaki gibi birbirlerine çekilirler. Ama Khem’in karmik düşmanı intikam için peşlerine düşer. Khem 21. yaşını görebilecek midir?
Sonunda korkularımı yendim! Keşfetimde Khemjira ile ilgili sürekli “korkudan şu kadar kez sıçradım” ya da “korkudan uyuyamadım” gibi videolar geziyordu. Boşuna gözümü korkutmuşum. Evet,ilk bölümlerde jumpscareler vardı ama o kadar da bir şey yokmuş. İyiki izlemişim çünkü Khemjira’yı çok beğendim. Hikayesi aşırı özgün olmasa da hoşuma gitti. Çünkü dengeli ilerliyor ve sarıyor. Diziye başladığım gün arka arkaya 9 bölüm izledim. Bazı yan karakterler çok şirindi. Thong ve Ek mesela. Ama ben en çok Jet’i şirin buldum. Khem-Jet-Chan arkadaşlığı da çok hoşuma gitti.
Bu kadar yıldır BL izliyorum,Khemjira’nın da şuan için türünün tek örneği -Tay BL’leri konusunda- olduğunu düşünüyorum. Evet,reenkarnasyon hikayeleri çok var. Ama budizm ile bu kadar iç içe olan korku/gerilim Tay BL dizisi hiç yapılmadı bilmediğim kadarıyla. The Sign da aslında benzer şeyler içeriyor ama o polisiyeydi. Demem o ki,Domundi (yapım şirketi) emin adımlarla ilerliyor. Bu yıl çıkardıkları The Next Prince’i de -final bölümü hariç- beğenmiştim ama Khemjira’yı daha çok beğendim. Her bölümü sinema filmi tadındaydı. Neredeyse 2 saat olan bölümleri var.
Şimdi kadroya geleyim. Bu nasıl bir cast seçimidir! Her oyuncu önceki hayatındaki halini oynayan oyuncuya be kadar benziyordu! Ya da bu hayatlarındaki küçüklüklerine. Hatta Khem’in annesi de hem Khem’e hem de Khemmika’ya çok benziyordu. Nasıl seçmişler bu insanları!? Ya da böyle mi denk geldi? Hem şaşırdım hem de bu durum çok hoşuma gitti.
Ama dürüst olarak şunu söyleyeyim; oyunculuklarının mükemmel olmasını bekliyordum -çünkü herkes çok övüyordu- ama öyle değildi. Özellikle Khem’i oynayan Namping’in kötüydü...Bence Pharan’ı oynayan Keng çok daha iyiydi. Kendisini Paradise Of Thorn filminde de çok beğenmiştim. Burda da kadrodan favorim o oldu. Sesi de hoşuma gitti. Dizi için seslendirdiği Mantra isimli ostu sık sık dinliyorum. (Bu arada jenerikteki müzik de muhteşem. Her dinlediğimde tüylerim ürperiyor.) Dahası çok etkileyici gözleri olduğunu düşünüyorum. Sarong gibi görünen o pantolonları mükemmel taşımış. Aşırı havalıydı. Her neyse,kendisi yükselecek yeni yıldızlardan birisi gibi görünüyor.
Chan’ı oynayan Tle ile ilgili de bir şeyler eklemek istiyorum. Normalde baktığımda asla çekici bulacağım birisi değildi. Ama öyle bir rol yapmış ki,bu nerd çocuğu hot bulmaya başlıyorsunuz 😂
Hot demişken yakınlaşma sahnelerine de geleyim. Domundi’nin diğer işlerini izleyenler bilir. Açık sahneler konusunda diğer dizilerle fena bir yarışa girmişlerdi. Son birkaç yıldır çok çıplaklık ve cinsellik içeren diziler de çekmeye başlamışlardı. Khemjira, diğerleri gibi dozu kaçırmadan tutkuyu çok güzel yansıtmış. Her bölüm mıç mıç da değillerdi. Aksine çok slowburn bir dinamik vardı.
Yani sonuç olarak Khemjira 2025’in en iyi Tay BL’lerinden biri olabilir. İlk 10’a mutlaka girer. Gerilim ve slowburn seven BL izleyicileri bir baksın derim.
Spoiler içeriyor
Göçmen bir kız olan Irina,San Fransisco’da Lark House isimli bir huzurevinde çalışmaya başlar. Lark House sakinleri eski hippiler,nihilistler,sanatçılar ve aktivistlerdir. Burada müşteriler -onlara hasta olarak hitap etmezler- dört gruba ayrılmıştır. Birinci,ikinci ve üçüncü düzey ve bir de Cennet grubu vardır.…devamıGöçmen bir kız olan Irina,San Fransisco’da Lark House isimli bir huzurevinde çalışmaya başlar. Lark House sakinleri eski hippiler,nihilistler,sanatçılar ve aktivistlerdir.
Burada müşteriler -onlara hasta olarak hitap etmezler- dört gruba ayrılmıştır. Birinci,ikinci ve üçüncü düzey ve bir de Cennet grubu vardır. Birinci düzeydekiler sağlıkları henüz iyi olan, bağımsız bir şekilde hareket edenlerden oluşur. İkinci ve üçüncü düzeydekiler hala akılları biraz yerinde ama sağlık sorunları kötü olanlardır. Cennet grubu ise adı üstünde,cennete gitmeyi bekleyen ve günü genelde uyuklayarak geçiren gruptur.
Irina kısa sürede herkesin alışkanlıklarını öğrenerek onlarla bir bağ kurar. Birinci düzeyden Alma Belasco hariç. Lark House’un diğer sakinlerinden farklı olan Alma her zaman herkese karşı mesafelidir.
Alma 1939’da Polonya’dan Amerika’ya göçmüş ve teyzesiyle eniştesinin evinde büyümüştür. Küçüklüğü kuzeni Nathaniel ve evin bahçıvanının oğlu Ichimei ile geçmiştir. Çalıştığı sektörde ünlü sayılan tasarımcı kadın birkaç yıl önce aniden pırıltılı hayatını geride bırakmış ve Lark House’a yerleşmiştir.
Irina ek iş olarak Alma’nın özel yardımcısı olduğunda yavaş yavaş onun aile hayatına dahil olmaya başlar. Torunu Seth ile tanışır. Irina ve Seth,Alma’nın bazı günler ortadan kaybolduğunu ve onun anılarını düzenlerken herkesten özellikle saklamaya çalıştığı mektupları olduğunu fark ederler. Alma’nın kendini ikiliye açması uzun sürse de birgün onlara Ichimei’yi anlatmaya başlar ve sırlarını ortaya döker. Fakat sadece Alma’nın sırları yoktur.
Güzel kitaptı. Ters köşelerle doluydu. Daha demin bitirdiğim için biraz allak bullak bir haldeyim. Mükemmel değildi ama iyiki sahafta karşıma çıkmış. Çok akıcı bir şekilde kısa sürede bitirdim. Kitabın ortalarına geldiğimde “acaba daha mı uzun olmalıydı” diye düşünüyordum. Ama sonra bu uzunluğun yeterli olduğu kanısına vardım. Çünkü her şey güzel toparlanmış. Genç Ichimei’yi kafamda canlandırırken aklıma Toshiro Mifune’nin genç hali ya da -Japon olmadığı halde- John Lone gelip durdu.
Okuyacakların fikri ne olur bilemem ama ben etkilendim.
Spoiler içeriyor
Prince seveni olduğu kadar antisi de çok olan ünlü bir şarkıcıdır. Aslında bu kadar nefreti eşcinsel olduğunu açıkladıktan sonra almaya başlamıştır. Hatta bu açıklamadan sonra başı çok derde de girmiştir. Ünlü şarkıcımız eğlenmeye gittiği bir gece kendini kaybeder. Gözlerini açtığında…devamıPrince seveni olduğu kadar antisi de çok olan ünlü bir şarkıcıdır. Aslında bu kadar nefreti eşcinsel olduğunu açıkladıktan sonra almaya başlamıştır. Hatta bu açıklamadan sonra başı çok derde de girmiştir. Ünlü şarkıcımız eğlenmeye gittiği bir gece kendini kaybeder. Gözlerini açtığında kendini yüzyıllar öncesinde,Thanapura Krallığı zamanında bulur ve dış görünüşü kendiyle tamamen aynı olan Kont Worradej’in bedeninde uyanır.
Valinin oğlu olan Worradej aslında bir kalp kırıklığıyla zehir içerek intihar etmiştir. Cenaze hazırlıkları yapılırken aniden uyandığında herkes çok şaşırır. Prince ile Worradej sadece dış görünüşleriyle değil başka yönlerden de birbirlerine benzemektedirler. Worradej de eşcinseldir ve kimliğiyle ilgili söylentiler halk arasında dolaşıp durmaktadır. Herkes kralın kardeşi,saraydan sürülen Kont Kosol ile aralarında bir şey olduğunu düşünmektedir. İkili eşcinselliğin suç olduğu bu dönemde halk tarafından ayıplanırlar.
Prince,Kosol’u tarih derslerinden anımsamaktadır. Kosol kardeşini katledip tahta çıkan zalim bir kral olarak anılmaktadır.
Prince,Kosol’un kendine yaklaşma şekliyle Worradej ile Kosol’un gerçekten özel bir bağı olduğunu anlar. Fakat bir de Banjong vardır.
Banjong Worradej’in babası için çalışan bir kraliyet katibidir. Banjong’un Worradej için yazdığı aşk şiirlerini bulunca onun da Worradej’e karşı boş olmadığını fark eder.
Prince birgün iç dünyasında Worradej ile karşılaşır ve Worradej ona en derin arzusunu gerçekleştirmek için yardım ederse kendi
evrenine dönebileceğini,kendi arzusunun Prince’in de arzusu olduğunu söyler. Prince de geri dönebilmek için Worradej’in hayatını yaşamaya başlar. Zehir içtiği için hafızasını yitirmiş gibi davranır. Fakat artık Kont bambaşka birisi olmuştur. Eski sessiz sakin Kont gitmiş,yerine lafını sakınmayan sivri dilli birisi gelmiştir.
Prince Worradej’in kalbini kıran kişiyi ve en derin arzusunu bulmaya çalışırken tarihin Kosol’u çok yanlış anlattığını fark eder. Kosol aslında efendileri uğruna köle olmuş halk için darbe yapmayı istemektedir. Erkek kardeşini katletmek gibi bir niyeti de yoktur.
Peki gerçek düşman kimdir?
Konusunu okuduğunuzda sadece tarihi bir BL zannettiniz,değil mi? Evet,tarihi bir arka plan var. Ama aslında dizi bir komedi dizisi. Çünkü Prince tam bir diva ve bu diva geçmişe gidip büyük bir devrim yapıyor 😂 Prince’in mimiklerini çok abartılı bulabilirsiniz -bu arada diğer karakterlerin de hareketleri biraz abartılı- ama zaten onunla ilgili her şey abartı. Ben bazı yerlere çok güldüm. Hasta olduğum bir dönemde izlemem pek iyi olmadı ama. Gülerken sürekli öksürük krizine girdim 😂
Ve bence Webdramaturkey çevirmenleri özellikle Prince’ın repliklerini çok güzel çevirmişler. Dizi ve oyuncuların performansı mükemmel olmasa da ben izlerken eğlendim. Önemli olan da bu zaten.
Açıkcası Prince’i oynayan başrolümüz Nut’ın böyle bir rol almasına şaşırdım. Kendisini Oxygen dizisi döneminden biliyorum. Genel olarak BL dizilerde oynamış olsa da hep aşırı erkeksi karakterleri oynardı. Yalnız bu rolün altından çok güzel kalkmış. Resmen “slaylemiş” desem. 😂 Nut bu dizi ile birlikte biraz özüne mi döndü,kendini mi buldu diye de düşündüm. Çünkü Nut bu dizi çıkmadan önce -geçen seneydi sanırım- eşcinsel olduğunu açıkladı. Toplum içindeki jest ve mimikleri bile değişti. Tanıtım süresi boyunca tıpkı Prince gibi her yerde topuklu ayakkabı da giydi. Belki bir kısmı fanservicedir ama Nut,Prince’de kendinden bir şeyler görmüş olabilir mi acaba?
Bu arada ben kadrodan Jade’i oynayanı da çok tatlı buldum. O mahcubiyeti falan çok şirindi 😂 açıkcası ana karakterlerden çok Jade ve Ched’in hikayesi daha çok hoşuma gitti. Onları daha çok görmek isterdim.
Son olarak şunları da ekleyeyim,Dizi bir webtoondan alındı. Tay webtoonları gelecek vaat ediyor gibi görünüyor. Okumuşluğum yok ama konuşulmaya ve çok kişinin ilgisini çekmeye başladı.
Bu da bitti ✅
Spoiler içeriyor
Güzel diziydi. Çok çabuk bir şekilde tükettim. Dizinin kurgusu aslında The Pink Marine isimli bir kitaptan alınmış. Kitabını da merak etmeye başladım. Çünkü The Pink Marine aslında bir hatıra kitabı. Yaşananlar tamamen gerçekmiş. Hikaye 90’lı yıllarda geçiyor ve hayatı boyunca…devamıGüzel diziydi. Çok çabuk bir şekilde tükettim. Dizinin kurgusu aslında The Pink Marine isimli bir kitaptan alınmış. Kitabını da merak etmeye başladım. Çünkü The Pink Marine aslında bir hatıra kitabı. Yaşananlar tamamen gerçekmiş.
Hikaye 90’lı yıllarda geçiyor ve hayatı boyunca zorbalığa uğrayan Cameron adında bir genci anlatıyor.
Cameron eşcinseldir. Tabi hala “dolaptan çıkmamıştır.” Kimliğini sadece en yakın arkadaşı Ray bilmektedir. Cameron’ın ev hayatı da aynı şekilde pek iyi değildir. Çok ihmalkar ve narsist bir anneyle, bir yerde çok uzun süre kalamadan sürekli taşınarak büyümüştür.
Liseden mezun olduklarında Ray -bu arada kendisi hetero- ona bu yaz boot camp’e yani acemi birliğine katılalım der. Cameron acemi birliğinin bir “yaz kampı” gibi olacağını düşünerek teklifi kabul eder. Ama acemi birliğinde geçirdiği ilk günden sonra öyle olmadığını anlar. Dahası cinsel kimliğini saklamak zorundadır. Çünkü o dönemde Amerikan ordusunda eşcinsel olmak illegal bir suçtur.
Cameron eğitimde geçirdiği 13 hafta boyunca çok şey öğrenir ve değişir. Ray,Koreli bir anne ile Amerikan bir babanın evladı olarak ırkçılığa maruz kalır. Dahası mükemmeliyetçi bir şekilde büyütülmenin onda açtığı yaralarla yüzleşir. Bazı anlarda ikilinin arkadaşlıkları sınanır. Birbirinden farklı arka planlardan gelen acemilerin ise -kimisi hapishaneye girmek yerine orduya katılmayı seçmiş,kimisi ise birliğe ailesinden gizli katılmıştır- ortak yaşadığı bir şey vardır; zihinsel sınav. Acemiler sadece fiziksel bir sınav vermezler. Mental olarak da sınanırlar. Cameron başlarda oraya ait olmadığını düşünse de sonra o da sonuna kadar gidip bir piyade olmak istediğini fark eder.
Boots bence güzel bir coming of age hikayesiydi. Cameron’ın iç dünyası ve hesaplaşmaları zaman zaman eğlenceli bir şekilde anlatılmış. Onun hikayesine birkaç aceminin ve Başçavuş Sullivan’ın da hikayesi eşlik ediyor. 2.sezon henüz onay almamış ama devamı olmasa da olur bence. Çünkü ilk sezonun finali oldukça güçlü. Tabi gelirse de izlerim ben.
Spoiler içeriyor
Yıl 1963. Tayland yakınlarında bulunan ve zengin bir ülke olan Nanta,geçmişte Fransa ile savaşa girmiş ve Chansaeng isimli bir şehrini Fransızlara kaptırmıştır. Fakat sonrasında iki ülke aralarında 50 yıllık bir barış antlaşması imzalar. Antlaşma süresince Fransa, Chansaeng’in yönetiminde söz sahibi…devamıYıl 1963.
Tayland yakınlarında bulunan ve zengin bir ülke olan Nanta,geçmişte Fransa ile savaşa girmiş ve Chansaeng isimli bir şehrini Fransızlara kaptırmıştır. Fakat sonrasında iki ülke aralarında 50 yıllık bir barış antlaşması imzalar. Antlaşma süresince Fransa, Chansaeng’in yönetiminde söz sahibi olacaktır.
Bu sırada Nanta ise monarşiyi bırakıp Nanta Cumhuriyeti olur. Fakat Chansaeng eski gelenekleri sürdürmeye devam eder. Fransızlara bağlı olsalar da Chansaeng topraklarında -Nanta’nın eski kraliyet ailesiyle de akraba olan- küçük bir kraliyet ailesi vardır.
Bu 50 yıllık antlaşmanın bitmesine ve Chansaeng’in Nanta’ya geri dönmesine
6 ay kala Nanta’nın yönetimine,ordu el koyar. Ülkeyi Kalong isminde oldukça zalim bir general yönetmeye başlar. Kalong,herkesin eşit olacağını söyleyerek Nanta’daki eski kraliyet üyelerinin mal varlıklarına el koyacağını duyurur. Karşı koyan kraliyet ailesinin sonu ise bir katliam olur.
Hikayemizin ana karakterlerinden birisi Chansaeng’in Küçük Prensi Saenkaew’dir.
Chansaeng tekrar Nanta’ya döndüğünde akrabaları gibi kendilerinin de katledileceğinden korkan Prens Kamfa yani Saenkaew’in babası, çözümü Saenkaew’i Taylandlı bir prensesle evlendirmekte bulur. Saenkaew Prenses Pin ile evlenecek,ailesinin bütün mal varlığını Pin’in üzerine geçirerek her şeyi kurtaracak ve bütün aile Tayland’a yerleşecektir.
Saenkaew Pin’e aslında hiç de yabancı değildir. Pin’i öğrencilik dönemlerinden tanıyordur. Pin,Tayland Prensi Bodin’in gayrimeşru kızıdır. Rahmetli annesi evin eski aşçısıdır. Pin aslında Saenkaew’e boş değildir. Ondan uzun zamandır hoşlanmaktadır.
Prens Bodin,Chansaeng kraliyet ailesinden böyle bir teklif geldiğinde direkt kabul eder. Çünkü aslında çok borçları vardır ve ellerinde artık hiçbir şey kalmamıştır. Saenkaew ve büyükannesi apar topar Tayland’a,Sirichalalai Sarayı’na gönderilir. Fakat aslında Saenkaew bu evliliği hiç istememektedir. Çünkü o kadınlara ilgi duymamaktadır. Hemcinslerine ilgi duymaktadır. Kendi olabileceği günlerin hayalini kurmaktadır.
Tayland Sarayında Saenkaew’in hayatına Sasin girer. Sasin,Pin’in öz abisi gibi gördüğü kuzenidir ve Prens Bodin’in nezaketi sayesinde sarayın arazisindeki küçük bir evde yaşamaktadır. Çok yakışıklı bir müzisyendir.
İkili birbirini tanımaya başladıkça aralarında özel bir şey filizlenir. Fakat Sasin,Pin’e karşı suçluluk duyar çünkü Pin’in rahmetli annesi onu kendisine emanet etmiştir. Saenkaew de kimliğiyle ilgili sakladığı sır yine sevdiklerine zarar verdiği için suçluluk duymaya başlar. Çünkü aslında geçmişte bu sır uğruna annesini kaybetmiştir.
Saenkaew ve Sasin birlikte olacakları bir geleceğin hayalini kurarlar. Ama herkes ve her şey onların aşkına karşıdır.
Dizimiz lakorn yani Tay pembe dizisi. Ve biraz utanarak söylüyorum ki ben BL lakornlardan çok keyif alıyorum 😢 Love In The Moonlight mükemmel ya da aşırı özgün bir dizi değildi. (Hatta genel olarak bir ses sorunu vardı bence. ) Ama ben sonu bitmeyen bu kaosu beğenerek izledim 😂
Bu arada ben dizinin fragmanı ilk çıktığı zaman Sasin’i Pin’in öz abisi zannediyordum. Yani Saenkaew kayınçosuna aşık olacak zannediyordum 😂 her neyse. İki başrol oyuncusunu da yardımcı roller aldıkları başka dizilerden biliyordum. Sonunda onların da parlama vakitleri geldi. Bence performansları genel olarak iyiydi. Ve ben onları yakıştırdım da. Yeni dizileri de gelecek diye konuşuluyor. Güzel bir konusu olacaksa izlerim ben.
Yakınlaşma sahneleri diğer Tay BL’lerinde olduğu kadar çok değil. Buram buram romantizm yok. Ama lakornların dengesi biraz böyle oluyor. Gerçi burası azıcık spo olacak ama bir ada bölümü vardı. O bölümü çok beğendim mesela.
Ben diziyi beğendim. Hikaye dengeli ilerledi bence. Bütün BL izleyicilerine hitap edeceğini düşünmüyorum tabi.
Bu da bitti ✅