Sir Arthur Conan Doyle gerilim polisiye konusunda çıtayı öyle bir zirveye taşıdı ki başka kitap kesmiyor beni. En az onun kadar iyi dediğiniz gerilim polisiye kitapları önerebilir misiniz?
"İnananlar ile inanmayanlarda ortak olabilecek bir Umut (ve yarın karşısında yükümlülük) kavramı var mıdır? Böyle bir kavram hâlâ neyin üzerinde yükselebilir? Geleceğe karşı ilgisizliği değil, geçmişin hatalarını sürekli süzgeçten geçirmeyi ima eden bir son düşüncesi nasıl bir eleştirel işlev üstlenebilir?…devamı"İnananlar ile inanmayanlarda ortak olabilecek bir Umut (ve yarın karşısında yükümlülük) kavramı var mıdır? Böyle bir kavram hâlâ neyin üzerinde yükselebilir? Geleceğe karşı ilgisizliği değil, geçmişin hatalarını sürekli süzgeçten geçirmeyi ima eden bir son düşüncesi nasıl bir eleştirel işlev üstlenebilir?
Öbür türlü, sonu falan düşünmeden de, sonun yaklaşmakta olduğunu kabul edebilir, televizyonun karşısına geçip (elektronik kalelerimizin koruması altında) birilerinin bizi eğlendirmesini bekleyebiliriz. Bu arada dünyada olup bitenleri umursamaz, gelecek kuşakları da Şeytan'a havale ederiz, olur biter."
Okurken çoğunlukla sanki aklı ermemiş bir çocuk yazmış gibi hissettim. Son sayfada yazar,bir kaç yerin çocuklara ait olduğunu söylemiş. Hoş, yazarın kendi yazdıklarının da çok bir farkı yok. Bir sayfada dinlere sallamış bir sonraki sayfada olumlu konuşmuş. Bu şekilde gizli…devamıOkurken çoğunlukla sanki aklı ermemiş bir çocuk yazmış gibi hissettim. Son sayfada yazar,bir kaç yerin çocuklara ait olduğunu söylemiş. Hoş, yazarın kendi yazdıklarının da çok bir farkı yok. Bir sayfada dinlere sallamış bir sonraki sayfada olumlu konuşmuş. Bu şekilde gizli din nefretini perdelemeye çalışmış. Tanrı'nın varlığına değinmeye çalışıp (bunu iddia edip) kendisini bile Tanrı gibi görmüş. Bir kaç kişi yorumunda,yazarın mizahi bir dil ile dinlerin kötü yanlarını eleştirdiğini söylemiş ama bence yazar alttan alttan tanrıcılık oynamış. Her bir sayfada tanrıya karşı olan kibrini gördüm ben. Tabi yanılıyor da olabilirim, bakış açısı nihayetinde. 118 sayfaydı sanırım ama çoğunluğu çizimlerden oluştuğu için yarım saatte bitecek bir kitap. Boş vaktiniz varsa okunur.
Alicia Berenson, otuz üç yaşında, kocasını suratına beş kez ateş ederek öldürdü. Sonrasında tek kelime bile konuşmadı. Adli psikoterapist Theo Faber, yıllardır kimsenin başaramadığını başarıp Alicia'yı konuşturabileceğinden emin. Ama olur da başarırsa, gerçeği duymak isteyecek mi? Konusu kitabın arkasında yazdığı…devamıAlicia Berenson, otuz üç yaşında, kocasını suratına beş kez ateş ederek öldürdü. Sonrasında tek kelime bile konuşmadı. Adli psikoterapist Theo Faber, yıllardır kimsenin başaramadığını başarıp Alicia'yı konuşturabileceğinden emin. Ama olur da başarırsa, gerçeği duymak isteyecek mi?
Konusu kitabın arkasında yazdığı gibi. Kitap 309 sayfa. Olaylar *bana göre 250 den sonra açılmaya başlıyor. Evet ters köşe denebilir ama 300 civarı sayfası olan bir kitabın 250 ve civarından sonra açılması beni fazla sıkıyor. Final anına kadar sürekli kafa karıştırmak aşırı yoruyor. Hikayenin arasında bir iki çözüme ulaşan olay eklense daha şevkle okuyabilirdim. En basiti film olsa izlemem mesela o kadar merak etmedim devamını. Sanırım Sir Arthur Conan Doyle okuduktan sonra bu türdeki diğer kitapların sarması çok nadiren oluyor.
Alişan Kapaklıkaya'ya öğrencilerinin yolladığı mektuplardan oluşan bir kitaptı. O kadar kederli bir hayatları varmış ki okurken ağlamamak elde değil. Ebeveynlerin çocuklarına olan davranışlarının nelere sebep olacağını, çocukları nasıl bir ruhsal çöküntüye iteceğini anlatmış her bir öğrenci yaşadıkları şeylerle. Ebeveynlerin, ebeveyn…devamıAlişan Kapaklıkaya'ya öğrencilerinin yolladığı mektuplardan oluşan bir kitaptı. O kadar kederli bir hayatları varmış ki okurken ağlamamak elde değil. Ebeveynlerin çocuklarına olan davranışlarının nelere sebep olacağını, çocukları nasıl bir ruhsal çöküntüye iteceğini anlatmış her bir öğrenci yaşadıkları şeylerle. Ebeveynlerin, ebeveyn olmayı düşünenlerin kesinlikle okuması gereken bir kitap. Çocuk kalbinin ne kadar hassas olduğunu çoğu kişi kavrayamıyor maalesef.
Kitapta yazar kendi depresyon sürecinden,bu süreçte yaşadıklarından ve nasıl atlattığından bahsetmiş. Özellikle depresyonla savaşan kişilerin muhakkak okuması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum. Sizi depresyondan çekip çıkaracak şeyler yazmıyor,ama birisinin sizi anladığını hissettiriyor. Kendinizi okuyormuşsunuz gibi. Depresyonla boğuşan birisi olarak biliyorum…devamıKitapta yazar kendi depresyon sürecinden,bu süreçte yaşadıklarından ve nasıl atlattığından bahsetmiş. Özellikle depresyonla savaşan kişilerin muhakkak okuması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum. Sizi depresyondan çekip çıkaracak şeyler yazmıyor,ama birisinin sizi anladığını hissettiriyor. Kendinizi okuyormuşsunuz gibi. Depresyonla boğuşan birisi olarak biliyorum ki bazı şeyleri yakınlarınızla bile paylaşamıyorsunuz bazen. İşte bu kitap içinize attığınız o karanlık şeyleri sadece sizin yaşamadığınızı ve bunun gayet normal bir şey olduğunu anlatıyor. Gerçekten çok güzel, faydalı bir kitap. Okurken, konuşmadan birisiyle dertleşiyormuş gibi hissettim. Kendimi izliyor gibi. Anlaşıldığınızı ve yalnız olmadığınızı bilmek içinizdeki kaygıyı kesinlikle hafifletecek. Neredeyse kitabın tüm sayfalarına post-it yapıştırdım. 256 sayfa su gibi akıp gidiyor. Şiddetle tavsiye ederim.
Spoiler içeriyor
İntihar dükkanı nesilden nesile geçmiş, intihar etmek isteyen insanlara eşyalar satan bir işletme. Son sahipleri bay ve bayan (Mishima ve Lucrèce) Tuvache. 2 erkek 1 kız olmak üzere 3 çocukları var. Bay ve bayan Tuvache çocuklarını da kendileri gibi umutsuz…devamıİntihar dükkanı nesilden nesile geçmiş, intihar etmek isteyen insanlara eşyalar satan bir işletme. Son sahipleri bay ve bayan (Mishima ve Lucrèce) Tuvache. 2 erkek 1 kız olmak üzere 3 çocukları var. Bay ve bayan Tuvache çocuklarını da kendileri gibi umutsuz ve mutsuz insanlar olarak yetiştirmeye çalışıyor. İlk iki çocukları istedikleri yolda yürümeye başlamış olsa da en küçük ve kazara olan çocukları Alan resmen ailesinin isteklerinin zıttı bir hayat yaşamak için dünyaya gelmiş. Ailesinin aksine son derece mutlu,sevgi ve huzur dolu bir çocuk. En kötü şeylere bile pozitif yaklaşabilen birisi. İçindeki sevgi o kadar fazla ki tanıdığı tanımadığı herkesle paylaşmaya çalışıyor. Bu yüzden dükkana intihar malzemeleri almak için gelen müşterileri vazgeçirmeye çalışıyor ya da tehlikeli ürünleri zararsız olanları ile değiştirip etkisini yok ediyor. Kitabın adı ve konusu ne kadar dramatik bir hava verse de genel olarak baya gülerek okudum kitabı. Trajikomik derler ya işte yazar konuyu o tarzla ele almış. Tabi bu kitabın düşündürücü bir yanı olmadığı,size bir şey katmayacağı anlamına gelmiyor. Tuvache ailesi dahil gelen tüm müşteriler büyük bir karanlığın içine doğmuş. Sürekli umutsuzluk ve kötü şeyler olmuş hayatlarında. Kalabalıklar içinde yalnız geçmiş ömürleri. Öyle ki bazıları bir gülüşe bile muhtaç ve hasret kalmış,bunu dükkana gelen bir müşterinin Alan'ın güldüğünü görünce "gülümseyen bir çocuk görmek insanın içine su serpiyor" demesinden daha iyi anlıyoruz. Kitapta bir yerden sonra müşterilere "Kurban" denmeye başlanmıştı. Bu hitap bana çok anlamlı geldi. Çünkü,evet insanlar önce hayatın sonra kendilerinin kurbanı olmuştu. Hayat onları bir karanlığa gömmüş,kimse ışık tutmamış ve bunun sonucunda kurbanlar kendilerini karanlıkla bir bütün haline getirmiş. Buna örnek olarak Tuvache ailesini vermek istiyorum. Mishima ve Lucrèce ruh ikizi gibiler,ikisi de son derece negatif ve mutsuz insanlar olmalarına rağmen birbirlerini bulmuş tam olmuş üstüne (Alan kazara olsa bile) 3 çocuk yapıp aile kurmuşlar. Ama hiç biri birbirini mutlu etmek,kurtarmak adına bir şey yapmamış. Sevginin ve sevmenin gerçek anlamına kendilerini açmamış. Onlar için bu kişi Alan oluyor işte. Çocuk saf sevgi ve neşe ile doğmuş resmen. ***** Buradan sonrası spoiler*****Ve ailesi ne yaparsa yapsın asla onu değiştiremedi. Tam tersi o ailesini hatta dükkana gelen bir çok "kurbanı" değiştirdi. Onları sevgi ve umut dolu insanlar haline getirdi. Kitabın son kısmında tam anlamıyla pozitiflik hakimdi resmen. Kitabın bu kısmı bana umut olmuştu biraz. "Demek ki karanlıkta doğmuş ruhlarda bir gün huzur bulabilir" diye düşünmüştüm. Sonra Alan intihar etti... NEDEN???? Neden yani?? Neden? Onca çaba ne içindi? Bu ne demek? "Ne kadar büyük ve uzun süren ızdıraptan çıkarsan çık sonunda varacağın yer yine hüzün ve ızdırap" mı demek oluyor??? Alan kızıl saçlı beyaz tenli bir çocuktu,tam anlamıyla insanların karanlığına güneş ve ay gibi doğdu, ve dönüp 11 yaşında intihar etti. Madem o güneş solup gidecekti neden doğdu? Ailesi sevgiyi onunla öğrendi onun sayesinde nihayet mutlu bir aile olmuşlardı, Alan'ın ölümü bence onları daha da dibe çekecek. Bu alanın amacına çok ters bir hareketti. Asla anlam veremedim. Kafamda kitapla ilgili çok daha fazla ve derin şeyler var ama kelimelere düzgün şekilde dökemiyorum. Kitapta gizlenmiş ızdırap beni yarısına gelebildiğim kuyunun dibine geri çekti. Dipten yukarıya düşüncelerim ancak bu kadar ulaşabiliyor. Yine de güzel bir bir kitaptı. Tavsiye ederim.