Puşkin’in 1830 yılında yazdığı ve Tomris Uyar çevirisiyle okuduğum, dört adet tiyatro oyununun bulunduğu eseri, Puşkin'in farklı yönlerini görmek isteyenler için kesinlikle tavsiye ederim. Notum : 7/10
Dostoyevski'nin 1849 yılında yazdığı ancak devrimci aktivitelere katılma suçundan tutuklanıp Sibirya'ya sürülmesi sebebiyle tamamlayamadığı ilk romanıdır. 1859'da Sibirya'dan dönmesine rağmen tekrar bu romanı ele almadığından dolayı bu hikâye yarım kalmıştır. İsimsiz hiç kimse anlamına gelen Netoçka Nezvanova, aslında bir sanatçının…devamıDostoyevski'nin 1849 yılında yazdığı ancak devrimci aktivitelere katılma suçundan tutuklanıp Sibirya'ya sürülmesi sebebiyle tamamlayamadığı ilk romanıdır. 1859'da Sibirya'dan dönmesine rağmen tekrar bu romanı ele almadığından dolayı bu hikâye yarım kalmıştır.
İsimsiz hiç kimse anlamına gelen Netoçka Nezvanova, aslında bir sanatçının otobiyografik romanıdır. Olgunluk dönemindeki Netoçka, hayatını şekillendiren deneyimlerini kendi ağzından anlatmaktadır.
Fakir ve yetim bir kız çocuğu olan Netoçka'nın, yüksek sınıf bir aile tarafından evlat edinilmesiyle birlikte yetişkin bir genç kız olduğu döneme kadar ki tanıklık ettiğimiz tüm bu süreçte, yaşadığı olaylara, henüz hiç bilmediği ve öğrendiği duygulara, iç dünyasında yaşadığı çatışmalara, cinsel tercihine, yeteneklerine de şahit oluyoruz.
Dostoyevski'nin şu ana kadar kronolojik olarak okuduğum ilk dört kitabındaki hikayelerinin kahramanları hep erkekti ve ilk defa kahramanının kadın olduğu bir roman okudum. Eser gerçekten sürükleyici ve etkileyiciydi. Karakterlerin psikolojik tahlilleri ve ana karakterin iç dünyasındaki karmaşa ve çatışmalar çok iyi işlenmişti. Keşke tamamlansaydı ve Netoçka'nın olgunluk dönemini de okuyabilseydik. Kitapla kalın...
Notum : 8/10
Rus edebiyatının en büyük şairi olarak kabul edilen Puşkin’in yapıtları arasında, şiirlerinin yanı sıra, epik şiir ya da anlatı şiir olarak adlandırılan poemaları önemli bir yer tutmaktadır. İlki Ruslan ve Ludmila olmak üzere 1820-1833 yılları arasında toplam 13 poema kaleme…devamıRus edebiyatının en büyük şairi olarak kabul edilen Puşkin’in yapıtları arasında, şiirlerinin yanı sıra, epik şiir ya da anlatı şiir olarak adlandırılan poemaları önemli bir yer tutmaktadır. İlki Ruslan ve Ludmila olmak üzere 1820-1833 yılları arasında toplam 13 poema kaleme alan Puşkin'in bu kitapta, (yarım bıraktığı Ejerski hariç) 11 poema yer almaktadır.
Puşkin, güney sürgünlüğü döneminde, içerik bakımından; ciddi ve derin, biçim bakımından; yüksek düzeyde şiirsel, sorunlar bakımından; yaşadığı dönemi anlatan romantik poemalarını peş peşe yazmaya başlamış ve Kafkas Tutsağı, Bahçesaray Çeşmesi, Haydut Kardeşler gibi poemalarıyla Rus Edebiyatı'nda yeni bir akım başlatmıştır.
“Güney Poemaları” olarak adlandırılan Kafkas Tutsağı, Çingeneler ve Haydut Kardeşler poemaları, o zamanın toplumsal düzenine ve aristokrasi sınıfına karşı eleştiriyi, Çingeneler ve dağlılar gibi emeğiyle geçinen insanlara karşı da derin bir sevgiyi dile getirmektedir.
KAFKAS TUTSAĞI
Puşkin’in sürgündeyken kaleme aldığı "Güney Poemaları" nın ilki olan ve kahramanının gerçek bir Rus yaşamından esinlenildiği Kafkas Tutsağı’nda, yaşadığı kentin boğucu ortamında umudunu ve yaşama sevincini yitiren, toplumdan kopmuş, özgürlük sevdalısı bir Rus gencinin Kafkasya’ya gidişi ve tutsak edilişi, Çerkezler'in yaşam biçimi, inanç ve gelenekleri, savaşma özlemleri, konukseverlikleri gerçek ve sade bir dille anlatılmıştır.
GAVRİLİADA
Puşkin’in aşk acısı sebebiyle Tanrı'dan uzaklaştığı bir dönemde yazdığı Gavriliada, İncil’deki Meryem’le ilgili Doğum Müjdesi öyküsünden yola çıkılarak kaleme alınmıştır. Hıristiyan dinini ve Rus Ortodoks kilisesiyle alay eden ve aşağılayan din karşıtı öğeler bulundurması nedeniyle büyük tepki çeken poemanın basımı yasaklanmış ve Puşkin’in bir dizi kovuşturmaya uğramasına yol açmıştır.
HAYDUT KARDEŞLER
Yabancı bir ailenin yanında zor bir çocukluk dönemi geçiren ve büyüdüklerinde ayakta kalabilmek için haydutluğu seçen iki kardeşin trajik öyküsünün anlatıldığı Haydut Kardeşler, gerçek bir olaydan alınmıştır. Puşkin’in bir halk oyunundan esinlendiği ve
soyguncu şarkılarının motiflerinin de kullanıldığı bu poema, halk diliyle destansı bir hava içinde anlatılmış, arka planda ise baskıcı çar rejimi, toprak köleliği ve derebeyliğine karşı bir protesto hakim olmuştur.
BAHÇESARAY ÇEŞMESİ
Puşkin’in romantik döneminin en önemli poeması olan Bahçesaray Çeşmesi'nde, Kırım Hanı Kerim Giray’ın bir baskın sırasında Polonyalı kontes Mariya’yı babasının şatosundan kaçırması ve haremindeki eşlerinden Gürcü Zarema’nın Mariya’yı kıskanmasıyla gelişen olaylar anlatılmaktadır. Lirizmi, dramatik konusu, Kırım doğasının renkli ve canlı bir dille anlatımı ve görkemli harem betimlemeleriyle okuyucunun oldukça ilgisini çeken poema konusunu, Kırım Hanı'nın, Hıristiyan bir esireye âşık olmasıyla ilgili yerel bir efsaneden almıştır.
ÇİNGENELER
Konusunu Puşkin’in kendi yaşadığı bir maceradan alan ve Güney Poemaları'nın sonuncusu olan Çingeneler, avare bir Rus gezgininin, Besarabya ovalarındaki bir Çingene obasına katılmasıyla birlikte gelişen olayları anlatmaktadır.
KONT NULİN
Avrupa’dan uzun bir yolculuktan ülkesine dönen Kont Nulin’in yolda bir araba kazası geçirmesi ve Natalya adındaki genç bir kadının şatosunda kalmasıyla birlikte gelişen olayların anlatıldığı poemada, arka planda Rus taşra yaşamının canlılığı renkli bir dille anlatılmaktadır.
POLTAVA
Puşkin’in tarihsel bir olaydan yola çıkarak kaleme aldığı ve Ukrayna’nın Poltava şehrinde geçen poemada, yörenin en zengin toprak sahiplerinden biri olan Koçubey’in genç kızı Mariya'nın, Ukrayna Kazakları'nın yaşlı hetmanı ve aynı zamanda vaftiz babası olan Mazepa’ya âşık olup birlikte kaçmalarıyla birlikte gelişen olaylar yarı tarihsel, yarı destansı bir dille anlatılmaktadır.
TAZİT
Puşkin’in, Erzurum Yolculuğu sırasında Kafkasya’dan geçerken tanık olduğu bir Oset cenaze töreninden yola çıkarak yazdığı poemada, geleneklerine sıkı sıkıya bağlı bir baba ile eğitim görmüş ilerici oğlu arasındaki uzlaşılamayan ahlaki değerler ve karşıt fikirlerin savunulması gibi kuşak çatışması anlatılmaktadır.
KOLOMNA'DAKİ KÜÇÜK EV
Sıradan Rus insanının gündelik yaşamından kesitlerin sunulduğu, kızıyla birlikte yaşayan dul bir kadın, evin hizmetçisi, komşular ve akrabalar çevresinde geçen olaylar yazarın da (Puşkin) katılımıyla nükteli ve alaylı bir dille anlatılmaktadır. O yıllarda Rusya’da yaşanan toplumsal değişimlerin üstü kapalı vurgulandığı bu poemada, nükteli ve neşeli bir hava yansıtılsa da yapıtın derinliklerinde yatan baskıya, oligarşiye, gündelik yaşamın acılarına ve boşluğuna karşı bir nevi eleştiri de söz konusudur.
19. yüzyılda Rus insanının gerçek yaşantısıyla ilgili bu poemayla Puşkin, daha sonra yazacağı bir dizi yapıtının temellerini de atmıştır.
BAKIR ATLI
Puşkin’in konusunu daha önce yaşanmış bir su baskını olayından aldığı bu poemada, Neva Irmağı'nın taşması sonucu her şeyin yok olmasıyla birlikte, evlenme hayalleri kuran Yevgeni adlı yoksul gencin dramatik ve hüzünlü hikayesi anlatılmaktadır.
Bakır Atlı, Çariçe Katerina’nın, Petro’nun anısına inşa ettirdiği bir anıttır ve bronzdan yapılmasına rağmen, Puşkin’in bu eseri yazmasından sonra Bakır Atlı olarak anılmıştır.
ANCELO
Puşkin'in, William Shakespeare’in, Kısasa Kısas adlı oyunundan Rusça'ya uyarladığı poemada, İtalya’daki bir kentin genel valisi olan yumuşak kalpli yaşlı bir dükün yasaları rafa kaldırmasıyla birlikte kentte suç olaylarının artması üzerine, tüm yetkilerini Ancelo adlı birine devretmesi sonucu gelişen olaylar anlatılmaktadır.
Büyük bir keyifle okuduğum Puşkin'in Poemalar'ının bitmesini hiç istemedim. Keşke daha fazla yazsaydı diye düşünmeden edemedim ve okudukça hayranlığım daha da arttı. Puşkin'in sadece düz yazılarını okumuş olanlar için Ruslan ve Ludmila, Poemalar ve Yevgeni Onegin gibi masal-şiir, epik-şiir ya da anlatı-şiir olarak adlandırılan eserlerini kesinlikle okumalarını tavsiye ederim. Çünkü gerçekten o zaman Puşkin'i daha çok anlayacak ve seveceksiniz. Kitapla kalın...
Notum : 8/10
Bir Apartman Üzerinden Ülkenin Panoraması Memduh Şevket Esendal’ın önce Vakit gazetesinde tefrika edilen, 1934'te de kitap olarak yayımlanan ilk romanı olan Ayaşlı ile Kiracıları, Türk edebiyatının en önemli yapıtlarından biri sayılır. 1942 yılında CHP Roman Yarışması’nda beşincilik ödülü alan eser,…devamıBir Apartman Üzerinden Ülkenin Panoraması
Memduh Şevket Esendal’ın önce Vakit gazetesinde tefrika edilen, 1934'te de kitap olarak yayımlanan ilk romanı olan Ayaşlı ile Kiracıları, Türk edebiyatının en önemli yapıtlarından biri sayılır. 1942 yılında CHP Roman Yarışması’nda beşincilik ödülü alan eser, MEB'in 100 Temel Eser listesinde de yerini almıştır.
Cumhuriyeti'n ilk yıllarında Ankara'da geçen romanda, Ayaşlı İbrahim Bey'in 9 odalı büyük bir apartman dairesini devletten kiralayarak, her odasına ayrı bir kiracı yerleştirdiği dairedeki karakterler üzerinden aslında ülkenin panaroması okuyucuya aktarılmaktadır.
Saygı duyulan bir banka memuru ve aynı zamanda kitabın baş kahramanı olan isimsiz anlatıcı, rastlantı sonucu taşındığı ve bir nevi pansiyon olarak da kabul edilebilecek olan mekanda, birlikte yaşadığı kişileri ve tanık olduğu, gözlemlediği olayları bir anı tarzında anlatmaktadır.
Romanda, anlatıcı dışında 18'i pansiyonda yaşayan olmak üzere toplam 36 adet karaktere yer verilmiştir. Anlatıcı; memur, hizmetçi, şoför, ev hanımı, tüccar, fabrikatör, çiftçi, tercüman ve öğrenci gibi birçok meslekten insanın bir araya geldiği pansiyonda yaşamaya ve kiracıları tanımaya başladıktan sonra dedikodunun, çıkarcılığın, bencilliğin, sorumsuzluğun ve kumara düşkünlüğün hakim olduğu karakterleri ustaca bir gözlemle yansıtmaktadır.
Oldukça renkli ve olaylı bir yaşam süren pansiyon sakinlerini tanımaya başlarken, kim kaç numaralı odada, kim kimdi diye karakterlerle ilgili kısa bir not tutmam benim açımdan çok iyi oldu zira isimler bazen kafa karışıklığı yaratabiliyor. Hatta bir ara Rus Edebiyatı'ndan bir roman okuyor hissi bile uyandırdı diyebilirim. Okurken büyük keyif aldığım eserlerden biri oldu ayrıca Esendal’ın bu eseriyle de kalemiyle tanıştığım için mutlu oldum. Kitapla kalın...
Notum : 8/10
Puşkin'in 1820 yılında henüz 21 yaşındayken kaleme aldığı ve henüz o tarihe kadar benzeri görülmemiş eser, mizahın, kahramanlığın, ironinin, aşkın, hüznün ve dönemin tutucu kesiminin fazlaca cesur bularak büyük tepkilere yol açtığı cinselliğin bir arada bulunduğu bir masal-şiir ya da…devamıPuşkin'in 1820 yılında henüz 21 yaşındayken kaleme aldığı ve henüz o tarihe kadar benzeri görülmemiş eser, mizahın, kahramanlığın, ironinin, aşkın, hüznün ve dönemin tutucu kesiminin fazlaca cesur bularak büyük tepkilere yol açtığı cinselliğin bir arada bulunduğu bir masal-şiir ya da epik şiirdir.
Altı şarkı ve bir epilogdan oluşan masal-şiirde, Kiev Prensi Vladimir'in şövalyelerinden Ruslan ile prensin kızı Ludmila'nın düğün gecesinde, gelinin bir büyücü tarafından kaçırılmasıyla başlayan olaylar kurtarılma sürecine kadar destansı-masalsı bir havada anlatılıyor.
Eserde, kötülüğe karşı iyilik, sahtesine karşı gerçek kahramanlık, suçluya karşı adaletin zaferi, doğruluk, dürüstlük, cesaret gibi duyguların yanısıra Ruslar'ın dışındaki kahramanlara duyulan sempati gerçekçi bir biçimde yansıtılmıştır.
Rus yazın tarihinde yeni bir dönemin başlamasına yol açan Ruslan ve Ludmila, kimi Rus eleştirmenlerce modası geçmiş sahte klasisizm akımına karşı kazanılan bir zafer olarak görülmüştür. Rus romantizminin öncülerinden olan ünlü Rus şairi Vasili Jukovski, Puşkin'e gönderdiği portresinin arkasına "Kaybeden öğretmenden, zaferi kazanan öğrencisine..." sözlerini yazarak sanırım noktayı koymuştur.
Şiir okumayı sevmeyenlerin dahi hoşlanacağı bir tür olan, okuması oldukça kolay ve anlaşılabilir olan bu güzel masal-şiiri, Puşkin'in düz yazıları yanısıra tecrübe etmenizi kesinlikle tavsiye ederim. Kitapla kalın...
Notum : 8/10
19. yüzyıl tarihi hakkında çok sayıda araştırma yapmış, Tolstoy'unki de dahil birçok biyografiyi kaleme almış ve yirminin üzerinde roman yazmış olan İngiliz yazar A. N. Wilson, Oxford Üniversitesi'nde 9 yıl hocalık yaparak Ortaçağ Edebiyatı üzerine de dersler vermiştir. Ortaçağ'ın en…devamı19. yüzyıl tarihi hakkında çok sayıda araştırma yapmış, Tolstoy'unki de dahil birçok biyografiyi kaleme almış ve yirminin üzerinde roman yazmış olan İngiliz yazar A. N. Wilson, Oxford Üniversitesi'nde 9 yıl hocalık yaparak Ortaçağ Edebiyatı üzerine de dersler vermiştir.
Ortaçağ'ın en büyük şairi olarak anılan Dante'nin biyografisi olan eserde, doğumundan önceki dönemlerde gelişen politik, siyasi, dini ve ekonomik koşullara ve olaylara değinerek Ortaçağ'la ilgili açıklayıcı bilgiler veren ve Dante'nin nasıl bir ortama doğduğunu okuyucuya aktaran yazar, sonrasında Dante'nin doğumundan ölümüne kadarki yaşam sürecini yine politik, siyasi, dini ve ekonomik koşullar dahilinde oldukça kolay anlaşılabilir bir dille kaleme almıştır. Tabii ki bunda çevirmenin payı da yadsınamaz.
Dante'nin İlahi Komedya'sının ilk cildi olan Cehennem'i okuduğumda, bugüne kadar okuyup da beni bu kadar etkileyen bir kitap daha olduğunu hiç hatırlamıyorum. O kadar çok etkilendim ki Dante ve İlahi Komedya üzerine ne kadar kitap bulabildimse hemen okumaya başladım ve halen de devam etmekteyim. Çünkü tek başına İlahi Komedya'yı okumak ne yazık ki onu ve Dante'yi anlamaya yetmiyor. Bunu diğer kitapları, makaleleri ve tezleri okudukça daha iyi anlıyorsunuz tabii.
İlahi Komedya'yı anlamak, anlatmak, eleştirmek ve analiz etmek için yazılan, benim içinse kaynak kitap statüsünde olan bu kitapların yanında "Aşık Dante" kitabı çok daha tamamlayıcı bir kaynak kitap olarak yerini aldı. İlahi Komedya'yı okumanın zor olduğunu düşünenler olabilir ki ben de başlamadan önce öyle olduğunu düşünüyordum. Ancak İlahi Komedya'yı okuduktan sonra, diğer kaynakları okuyarak pekiştirmek işinizi oldukça kolaylaştıracaktır.
İşte bu noktada Aşık Dante'yi okumak, İlahi Komedya okumak isteyenlere hem Ortaçağ konusunda, hem de İlahi Komedya'da geçen karakterler ve olayların nedeni konusunda rehberlik edecektir. Ben kitabı Cehennem'den sonra okudum ancak İlahi Komedya'ya başlamadan önce, ön hazırlık olarak okumak daha da faydalı olacaktır diye düşünüyorum. Keşke Dante'yle daha önce tanışabilseydim. Kitapla kalın...
Notum : 8/10
İş Bankası Yayınları'ndan Barış Zeren'in Rusça aslından çevirisiyle okuduğum Beyaz Geceler, 1848 yılında yayınlanan toplam beş adet öyküden oluşmaktadır. Öykülere geçmeden önce, (bilmeyenler için) esere de ismini veren Beyaz Geceler'in ne olduğunu açıklamak istiyorum. Güneşin sadece birkaç saat için battığı…devamıİş Bankası Yayınları'ndan Barış Zeren'in Rusça aslından çevirisiyle okuduğum Beyaz Geceler, 1848 yılında yayınlanan toplam beş adet öyküden oluşmaktadır. Öykülere geçmeden önce, (bilmeyenler için) esere de ismini veren Beyaz Geceler'in ne olduğunu açıklamak istiyorum.
Güneşin sadece birkaç saat için battığı ve sabah 2'de yeniden doğduğu, gecenin tam anlamıyla karanlık olmadığı "Beyaz Geceler" Haziran ayının ortasında başlar ve Temmuz ayının ilk hafta sonunda bitermiş. İşte bu üç hafta boyunca St. Petersburg bambaşka bir şehir olurmuş.
BEYAZ GECELER
Kitaba da ismini veren ve ilk öykü olan Beyaz Geceler, Petersburg'da yalnız yaşayan ve yalnızlığıyla barışık, hayalperest bir adam olan isimsiz kahramanın ağzından anlatılan duygusal bir uzun öyküdür. Öyküde, isimsiz kahraman ile Nastyenka arasında dört gece süren hüzünlü bir aşk hikayesi anlatılıyor. Öyküde yalnızlık, hüzün, aşk ve hayal kırıklığı gibi duygular ele alınırken, betimlemeler çok yerinde ve tadındaydı diyebilirim.
BAŞKASININ KARISI
Dosteyevski'nin temasını "Kıskançlık" üzerine kurduğu aslında Petersburg sosyetesindeki sadakatsizliğin şaşırtıcı ve trajikomik bir uzun öyküsü olan Başkasının Karısı'nda, karısının onu aldattığı düşüncesine paranoyakça saplanan İvan Andreyeviç'in maceraları anlatılıyor.
Dostoyevski'nin ruhsal çözümlemenin ustası olduğunu kanıtlayan uzun öykülerinden biri olan eserin, tiyatro oyunu olarak yazılmış olmasını çok isterdim. Okurken oldukça güldüğümü ve keyif aldığımı söyleyebilirim.
NOEL AĞACI ve NİKAH
Dostoyevski'nin kısa öykülerinden biri olan eserde, bir yılbaşı balosunda konuk olan isimsiz anlatıcının, partideki çocuklardan birine özel ilgi gösteren ve partinin onur konuğu olan Yuliyan Mastakoviç'le ilgili tanık olduğu gözlemleri anlatılıyor.
Günümüzde de hala devam eden çocuk gelinlerin, o dönemdeki varlığına Dostoyevski'nin kalemiyle tanıklık ediyoruz. İsminde yılbaşı geçince güzel ve sevimli bir hikaye okuyacağımı düşünmüş ancak okurken oldukça huzursuz olduğum bir eser olmuştur.
HAYSİYETLİ HIRSIZ
Öyküdeki isimsiz kahramanımızın evine kiracı olarak yerleşen Astafiy İvanıç'ın, bir barda tanıştığı sarhoş Yemelyan İlyiç ile ilgili başından geçen olaylar anlatılıyor. Trajik bir öyküsü olan Yemelyan'ın karakter analizi de öyküye oldukça iyi yansıtılmıştır.
YUFKA YÜREKLİ
Arkadiy İvanoviç ve Vasya Şumkov aynı evde yaşayan iki yakın arkadaştır. Şumkov'un nişanlanması ve düğün arefesinde yetiştirmesi gereken yazım işlerinin gecikmesi üzerine gelişen trajik olaylar anlatılıyor.
Mutluluk ve endişe duygularının ön planda olduğu öyküde, aşırı mutluluk ve paranoyakça endişelerin, kişinin psikolojisini ne derece etkilediği gözler önüne seriliyor. Yine Dostoyevski'nin muhteşem karakter analizi ve psikolojik çözümlemelerine iyi bir örnek olan kısa öykü, "Her şeyin fazlası zarardır" sözüne de bir örnek teşkil eder.
Son olarak; beş erkek kahramanın bulunduğu beş öyküde aşk, mutluluk, yalnızlık, hayal kırıklığı, kıskançlık, sadakatsizlik, hırs, endişe gibi duyguların işlenmesinin yanısıra arka planda dönemin Rusya'sına da karakterler üzerinden gönderme ve eleştiri yapan Dostoyevski'nin öykülerini büyük bir keyifle okuduğumu itiraf etmeliyim. Kronolojik olarak okuma yaptığım eserlerinden, bir sonraki eserini okuduğumda gerek konu olarak gerek de bakış açısı olarak hep üzerine çıktığını ve ince nüanslarıyla her defasında kendisine bir kez daha hayran bıraktığını da söylemeliyim. Kitapla kalın...
Notum : 8/10
Düşsel Bir Gerçek... Ferit Edgü'nün, 1977'de "O" adıyla yayımlanan, Japonca ve Çince dahil birçok dile çevrilen romanı, 1982'de Onat Kutlar tarafından sinemaya "Hakkâri'de Bir Mevsim" adıyla uyarlanmış ve film, 1983'te 33. Berlin film festivalinde, aralarında Gümüş Ayı’nın da olduğu beş…devamıDüşsel Bir Gerçek...
Ferit Edgü'nün, 1977'de "O" adıyla yayımlanan, Japonca ve Çince dahil birçok dile çevrilen romanı, 1982'de Onat Kutlar tarafından sinemaya "Hakkâri'de Bir Mevsim" adıyla uyarlanmış ve film, 1983'te 33. Berlin film festivalinde, aralarında Gümüş Ayı’nın da olduğu beş ödül kazanmıştır. Başrolünde Genco Erkal'ın rol aldığı filmin yönetmenliğini ise Erden Kıral yapmıştır. 1980 darbesinden sonra roman ve film Türkiye’de bir süre yasaklı kalmıştır.
Şiirimsi bir dili olan romanda yazar, 1964’te yedek subay öğretmen olarak gittiği Hakkâri’nin Pirkanıs (Işıklar) köyünde yaşadıklarını yıllar sonra düşle gerçeği bir arada kurgulayarak anlatmıştır.
Edgü’den otobiyografik izler taşıyan romanda, eserin anlatıcısı, ismini "Hak" ilinin "Pir" diye kısalttığı bu dağ köyüne yedek subay öğretmen olarak atanır. Düşsel bir deniz kazası sonucu buraya düşmüş bir kazazede gibi sunulan bu kişinin, dillerine ve geleneklerine yabancı olduğu insanların yaşadığı Pirkanıs’ta kendini bulma macerası eserde anlatılır. O, köydeki çocukları değiştirmeye ve eğitmeye çalışırken aslında köy onu değiştirmekte ve eğitmektedir.
Oldukça güçlü bir anlatımı olan eser, kahramanımızın geçmiş, gelecek ve şimdi arasında yaşadığı benlik yolculuğunu psikolojik ögeleri de içerisinde barındırarak okucuya aktarırken, kaza sebebiyle geçmişine dair her şeyi unutması ve hiç bilmediği bir yerde verdiği yaşam mücadelesi de, doğu kültürü ve coğrafya gerçekleri ekseninde işlenir.
Bir kış mevsimi boyunca, dilini, örfünü ve adetlerini dahi bilmediği bu dağ başında çocuklara öğretmenlik yapmaya başlayan kahramanımız, etrafını sürekli gözlemleyen, kendi yabancılaşma ve varoluş meselelerini çözmeye çalışırken bir yandan da köydeki insanların yoklukla ve yoksullukla olan yaşam mücadelesine de tanıklık ediyor.
Eser, Hakkâri’ye ve oradaki yaşama dair okuyucuyu da hayat şartları ve gerçeklerle yüz yüze getiriyor. Bu noktada en çok dikkatimi çeken şey ise çocukların salgın hastalıklardan birbiri ardına ölmesi ve kar sebebiyle yolların kapanması bahane edilerek köye doktor gelmemesiydi. Herkes her şeyin farkındaydı ama kimse bir şey yapmıyordu. Kardeşi hasta olduğu için öğretmenden yardım istemeye gelen çocuğa ilaç vermeye çalıştığında yine aynı çocuğun “portakal ver kardeşim hiç portakal yememiştir” sözü ise çaresizlikte gelinen son noktayı ve kabullenişin boyutunu gözler önüne seriyor ve aynı zamanda yazar çaresizliğin ne olduğunu okuyucuya yüreğinde hissettiriyor.
Hakkâri’de Bir Mevsim, gerçekçi bir romandan ziyade gerçeğin inanılmaz bir düşe dönüştüğü, şaşırtıcı bir hikayedir aslında. Yazarın, gerçek bir yaşamı, düşsel bir roman yaşamına çevirmesindeki becerisi de büyük bir takdiri hakediyor. Çünkü "O, gözlem gücünü, anlatı ustalığından alıyor” diye övmüştür bu eseri Melih Cevdet Anday.
Yazar Edgü, Paris’in ardından Hakkari’de yaşadığı dönemde, yabancılaşma kavramını farklı boyutlarıyla ele almaya başlamış, gerçekçiliğe bakışı da değişmiştir. Özge Kılıç’ın bu konuyla ilgili 2018 tarihli yüksek lisans tezinde bu durum şöyle anlatılıyor:
"Edgü, yazarın geleceğe dair bir umut vermesi gerektiğine inanmaktadır. Umuttan kastı da yalancı ya da "yarınlar mutlu olacak" gibi klişe bir umut değil, yaşamın aslında değişebileceğine ilişkin bir coşku yaratmaktır. Buna bağlı olarak yapıtlarında gerçeği değiştirerek sağlayabileceği coşku ile umudu yaratabileceğini düşünmektedir.
Yazarın Hakkâri’de Bir Mevsim’de izlediği yol, gerçekçi bir roman yazma amacını taşımaz. Eğer içinde yaşadığı koşulları gerçekçi bir yaklaşımla yazmaya çalışsaydı şimdiye kadar ki en karamsar ve umutsuz kitabının Hakkâri’de Bir Mevsim olacağını söylemiştir.
Bahsettiği umudu verebilmesi için; toplumsal ve ekonomik koşulları bilimsel olarak irdelemeden, umutsuzluğa mahâl vermeden işlemesi gerektiğini düşünür. Ve bu sebeple de insanın içinde yaşadığı gerçekleri (yaşam koşullarını) değiştirebileceği mesajını verebilmek için romanda da gerçekleri değiştirdiğini söyler.
Edgü, bu romanda gerçeğin yerine düşü koyarak olan ile olması gerekenin iç içe geçmesini sağlamıştır. Yani umutsuzluğun kol gezdiği bir yerde, ufacık da olsa bir umudun yeşerebileceğinden bahsederek, olanı tüm gücüyle değiştirebilecek bir bakış açısı oluşturmaya çalışmıştır."
İki bölümden oluşan kitabın, on altı bölümden oluşan ilk bölümünde olay örgüsü birbirini takip ederken, ikinci bölümde ise parçalar halinde sunularak, birleştirilmesi okuyucuya bırakılmıştır.
Kitapta, bir yandan yazıldığı dönemlerde baş gösteren salgın, cüzzam gibi sağlık sorunlarına değinirken, bir yandan da eğitim sorunlarına değinmiş, bürokraside ki lakayıtsızlığı da gözler önüne sermiştir. Gerçekleri bu kadar okuyucunun gözüne sokmadan, oldukça etkili bir anlatım dili kullanarak okuyucuyu derinden etkileyen ve yüreğinde izler bırakan eseri kesinlikle okumanızı tavsiye ederim. Kitapla kalın...
Notum : 8/10
1920 yılı Nobel Edebiyat Ödülü sahibi olan Knut Hamsun (Knud Pedersen), 1859 yılında Norveç'te altı çocuklu dar gelirli ve kalabalık bir ailede dünyaya gelmiştir. Delikanlılık çağlarından itibaren çeşitli işlerde çalışan yazar, bu arada yazmaya da devam etmiş ve yazdığı iki…devamı1920 yılı Nobel Edebiyat Ödülü sahibi olan Knut Hamsun (Knud Pedersen), 1859 yılında Norveç'te altı çocuklu dar gelirli ve kalabalık bir ailede dünyaya gelmiştir. Delikanlılık çağlarından itibaren çeşitli işlerde çalışan yazar, bu arada yazmaya da devam etmiş ve yazdığı iki kitabını iki farklı kitapçıya yayımlamıştır.
Yayımlanan kitaplarının da etkisiyle bir kitap daha yazan Hamsun, kitabını yayımlayacak bir yayıncı bulamayınca bir tüccara başvurup maddi destek isteyerek, yazdıklarını Norveçli bir şaire göstermek için Kopenhag'a gitmiş ancak büyük bir hayal kırıklığıyla geri dönmüştür.
Parası tükenen yazar, tekrar tüccardan yardım istemiş ve bu parayla bir oda tutarak daha önce yazdıklarının hepsini yakmıştır. Makale ve hikaye yazıp satarak geçinmeye çalışan yazar parası tükenince aç kalmış, bu durumunu roman olarak yazmış ve böylece "Açlık" romanı şöhretinin ilk basamağı olmuştur.
Parasızlık sorunuyla uğraştığı dönemlerde verem gibi önemli bir hastalığın da üstesinden gelen yazar, 1952 yılında, 92 yaşındayken vefat etmiştir.
1890 yılında ilk baskısı yapılan psikolojik ve aynı zamanda otobiyografik roman, 20. yüzyılın edebi açılışı olarak görülmekle beraber, modern ve psikolojik sürükleyici edebiyatının en önemli örneklerinden biri olarak kabul edilmektedir.
Roman, ölmek pahasına olsa bile alın teri dökmediği parayı asla kabul etmeyen bir gencin hikâyesini anlatmaktadır. Açlığın da etkisiyle yoğun bir karmaşa hâlindeki insan zihninin mantıksızlığını, kimi zaman duygusal kimi zamansa esprili bir dille yansıtmaktadır.
Psikolojik ve dramatik bir havada ilerleyen romanı yazar o kadar gerçekçi anlatmış ki okurken açlığı iliklerinize kadar hissettiriyor adeta. Kimi zaman kızdığım kimi zaman üzüldüğüm ve bazen de empati kurmaya çalıştığım kahramanın gereksiz gururu canımı çok sıktı açıkçası. Bu durum günümüz insanlarının fazla yüzsüz olmasına alışık olmamızdan kaynaklı da olabilir, yazıldığı yılları düşündüğümüzde bu gurur belki de olması gereken bir erdemdir diye de düşünmeden edemiyorum. Kitapla kalın...
Notum : 9/10
İş Bankası Yayınları'ndan Tansu Akgün'ün Rusça aslından çevirisiyle okuduğum ve Ev Sahibesi ismini taşıyan eserde, aslında Dostoyevski'nin biri novella, üçü öykü olmak üzere toplam dört eseri yer almaktadır. EV SAHİBESİ Dostoyevski'nin 1847 yılında yazdığı, eserin de ismi olan ve ilk…devamıİş Bankası Yayınları'ndan Tansu Akgün'ün Rusça aslından çevirisiyle okuduğum ve Ev Sahibesi ismini taşıyan eserde, aslında Dostoyevski'nin biri novella, üçü öykü olmak üzere toplam dört eseri yer almaktadır.
EV SAHİBESİ
Dostoyevski'nin 1847 yılında yazdığı, eserin de ismi olan ve ilk bölümde yer alan Ev Sahibesi adlı novellasının ilk kısmı Ekim 1847'de, ikinci kısmıysa aynı yılın Kasım ayında Rus edebiyat dergisi Otechestvennye Zapiski'de yayımlanmıştır. Yayımlandığı dönemde olumlu ve olumsuz tepkiler alan eser, günümüzde Dostoyevski'nin külliyatındaki eşsiz yerini de almıştır.
Sant Petersburg'da geçen novellada, herkesten ve herşeyden soyutlanarak kendi dünyasında yaşayan ve genç bir adam olan Vasiliy Mihayloviç Ordinov'un, ev sahibesinin evi satması üzerine taşınmak zorunda kalması, ev aramaya çıktığı sırada da gördüğü ve aşık olduğu Katerina'nın peşine takılarak onun evinde kiracı olmasıyla birlikte gelişen olaylar anlatılmaktadır.
Profesör S. Gibian'a göre eser, "bir halk hikâyesinin söyleyişi ile imgesi"dir ve "erkek-kadın hakimiyeti, ensest baba-kız ilişkisi ve Volga haydut hikayeleri olmak üzere üç folklor motifine dayanmaktadır."
Alfred Bem ise, Ev Sahibesi'nin otobiyografik unsurlar içerdiğini düşünmüştür. Freud'un psikanalizinden etkilenerek Ordinov'un Katerina ve Murin'le olan ailesel ilişkisinin Dostoyevski'nin kendi yaşadıklarına benzediğini ve yazarın Avdotya Panayeva ile olan ilişkisinden yansımalar bulduğunu iddia etmiştir. Yine Alfred Bem, Nikolay Nekrasov ile Ivan Turgenyev arasında yaşanan çekişmelerin, Dostoyevski'nin sağlığını kötüleştirdiğini ve Ev Sahibesi'ne başlamadan önce yazarın stres problemleri olduğunu belirtmiştir. Hikâyenin karanlık atmosferi ile Katerina ve Ordinov arasındaki ilişkinin tuhaf karakteri içinde Gotik edebiyatın unsurları da tespit edilmiştir.
BAY PROHARÇİN
Dostoyevski'nin 1846 yılında yazdığı ve ilk olarak Annals of the Anavatan'da yayımlanan bir kısa öyküsüdür. Gerçek bir hikayeden esinlenerek yazılan öyküde, ana karakter Bay Proharçin'in cimri hayatı anlatılmaktadır.
DOKUZ MEKTUPLUK ROMAN
1847 yılında yazılan ve 9 adet mektuptan oluşan kurgu kısa öyküde, İvan Petroviç ile Petro İvanoviç arasındaki karşılıklı mektuplaşmalarla sorunlarını çözme çabalarını anlatılmaktadır. Sonu ters köşe ile biten öykü oldukça sürükleyici ve keyifliydi.
POLZUNKOV
1848 yılında yazılan kısa öyküde ise, Polzunkov adındaki bir gencin, bir yolsuzluğa şahit olarak şantaj yapmaya çalışmasıyla birlikte gelişen olaylar anlatılmaktadır.
Okuduğum dört öyküde de ana karakterler hep silik, pasif, kendi dünyasında yaşayan, belli bir hedefi olmayan, varlığını ispatlamaya çalışan erkeklerden oluşuyor. Dostoyevski, ana kahramanlarının karakter tahlilerini ve psikolojilerini okuyucuya oldukça başarılı bir şekilde aktarıyor ki karakter daha okurken gözünüzde canlanıyor. Öykülerin hepsini büyük bir ilgi ve keyifle okudum. Eğer Dostoyevski okumak gözünüzü korkutuyorsa bu tarz kısa ve sürükleyici öyküleriyle başlayabilirsiniz. Kitapla kalın...
Notum : 7/10