"Tanrı bizi iyice ödüllendirmek için ruhumuzun tenimizden ayrılmasını bekliyor. Öyleyse üzüntüye neden kaptıralım kendimizi, mademki ömür kısa, ölüm de mutluluğa giden bir yoldur ?" #jane Eyre | Charlotte Bronte
Eskiden de böyle miydi bilmiyorum ama günümüzde çok fazla homoseksüel birey var ve açıkçası bu beni korkutuyor. Yani kötü bir şey olarak algılanmasın ama ben modern anneler (!) gibi davranıp çocuğumun cinsiyet değiştirmesine göz yumamazdım. Hatta bir anneye çocuğunun cinsiyetlerini…devamıEskiden de böyle miydi bilmiyorum ama günümüzde çok fazla homoseksüel birey var ve açıkçası bu beni korkutuyor. Yani kötü bir şey olarak algılanmasın ama ben modern anneler (!) gibi davranıp çocuğumun cinsiyet değiştirmesine göz yumamazdım. Hatta bir anneye çocuğunun cinsiyetlerini sorduklarında "Ben çocuğumu belli bir cinsiyete göre büyütmüyorum. Özelikle cinsiyetinin rengine göre giydirip onu, o cinsiyetin kalıplarına sığdırmaya çalışmıyorum. İleride çocuğum hangi cinsiyet olmak isterse olur" demişti. Çocuğun ismi de unisex bir isim olduğu için gerçekten de hangi cinsiyet olduğunu anlamamıştım. Evet belli bir cinsiyeti yüceltmenin yanlış olduğunu biliyorum hatta buna bir kadın olarak ben de karşıyım ama bir insan, hangi cinsiyetle doğmuşsa o cinsiyetle yaşamaya devam edebilmeli ve hatta abartmamak şartıyla gururlanmalı da. Sonuçta göz rengimiz, saç rengimiz gibi cinsiyetimize de biz karar veremiyoruz ve eğer bu şekilde yaratıldıysak halimize şükredip yaşamaya devam edebilmeliyiz.
Bu söylediklerim aslında homoseksüel bireyler için değil, homoseksüel olmayıp homoseksüelliği savunanlar içindi. Çünkü bazı kelimeler uzaktan çok kolay bir şekilde söylenebiliyor. "Oğlumun cinsiyet değiştirmesine karşı değilim." diyen bir ebeveyn, bu durumla karşı karşıya geldiğinde tam tersi bir şekilde davranabilir. İnsan psikolojisi o kadar derin bir konu ki her an her şeyi yaptırabiliyor. Şahsen ben de büyük konuşmak istemiyorum çünkü her ne kadar kabul etmesem de belki bu durumla yüzleştiğim zaman çok farklı bir tavır takınabilirim bilemem.
Bu kitap, bir psikoloğun tecrübelerini ve homoseksüel bireylerin heteroseksüelliğe kadarki sürecini ele alıyor. Kitabın adında da olduğu gibi anne ve babaların okuması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum. Hatta çemberi biraz daha genişletip çocuklarla iletişim halinde olan herkesin okuması gerektiğini düşünüyorum.
Neyse biraz da içerikten bahsedecek olursak; Homoseksüellik aslında denildiği gibi doğuştan gelen bir şey değil. Eğer öyle olsaydı kendini kız gibi hisseden erkeklerin göğüsleri büyür ve yüzlerinde de sakallar çıkmazdı. Aynı şekilde kendini erkek gibi hisseden kızların da sakalları çıkar ve vücut ölçüleri de bir erkek gibi olurdu. Buradan hormonal bir durumun olmadığını görebiliyoruz.
Peki ya bu durum nasıl ortaya çıkıyor da bu insanlar cinsiyetlerini değiştirebilecek kadar ileri gidiyorlar?
Bunu tek bir sebebe bağlayıp tüm suçu o sebebe yıkmak yanlış olur ama genel olarak erkek çocukların babalarıyla iyi bir iletişimi olmayıp annelerinden kopamayışı buna örnek verilebilir. Yani kısaca özetleyecek olursak yetiştirilme tarzı bir çocuğun cinsiyetini değiştirmesine bile sebep oluyor bu yüzden her ebeveynin bu konuda bilinçli olması gerekiyor.
Kitapta genel olarak erkek homoseksüellerden bahsedilmiş sadece bir bölümü kız homoseksüelliğine ayrılmış eğer bu konuda bilgi almak isterseniz gönül rahatlığıyla tavsiye edebilirim. İyi okumalar :)
Selamlar selamlar. Nasılsınız? İyisinizdir inşallah. Bugün Harry Potter ve Melez Prens filmini izledim ve şimdiye kadar izlediklerim arasından açık ara en iyi film olduğuna karar verdim. Bazı kişiler Harry Potter serisini defalarca izlemiş ve fırsatları varsa hala da izleyebileceklerini söylüyor…devamıSelamlar selamlar. Nasılsınız? İyisinizdir inşallah.
Bugün Harry Potter ve Melez Prens filmini izledim ve şimdiye kadar izlediklerim arasından açık ara en iyi film olduğuna karar verdim.
Bazı kişiler Harry Potter serisini defalarca izlemiş ve fırsatları varsa hala da izleyebileceklerini söylüyor ama ben hem izlediğim filmi tekrar izlemeyi sevmediğimden hem de bu seriyi tekrar izleyecek kadar sevmediğimden defalarca izleyen insanlara hayretle bakıyordum.
Zaten daha önce de dediğim gibi bu seriyi izlemek için izliyordum. Hatta izlerken o kadar çok sıkılıyordum ki anlatamam. :)
Ama bu filmde olaylar daha heyecanlı bir şekilde işleniyordu ve izleme isteğimi daha da arttırıyordu. Tabi bu isteğimle internet hızı ters orantılı olmasaydı biraz daha mutlu olabilirdim. Çünkü Kyk'da kalanlar bilir, eğer bir şey izlemek isterseniz sadece istemekle kalıyorsunuz. Hatta filmin ilk on dakikası o kadar güzel ilerliyor ki "acaba internet hızlandı mı ?" diye düşünüyorsunuz. Tabi sonrasında sinir krizi geçirerek yarım kalan bir film sahibi oluyorsunuz. Neyse ki ben ilk on dakikasını yurtta izledikten sonra geri kalanını da evde izleme fırsatı buldum ve sorunsuz bir şekilde bitirdim.
Filmde Harry ve Dumbledore'nin sahneleri çok hoşuma gitti. Snape'ye de hem üzüldüm hem de çok sinirlendim. Draco zaten... Ay nasıl sevebiliyorsunuz bu çocuğu, izlerken sinirlerim bozuldu. Nedense filmin sonlarına doğru Draco' nun iyi olabileceğine dair düşüncelerim vardı ama şimdiye kadar hiçbir iyi yönünü görmediğim için bu düşüncemden de vazgeçtim.
Neyse arkadaşalar film gayet güzeldi tavsiye ederim.
İzlediğim en sıkıcı Harry Potter serisi olabilir. İlk bir saat sadece izlemek için izlediğimi hatırlıyorum. Onun dışında konu olarak da filmin atmosferi olarak da hiç beğenmedim. İlk başlarda Harry Potter serisine heyecanlı bir şekilde başlamış olsam da şu an filmlerin…devamıİzlediğim en sıkıcı Harry Potter serisi olabilir. İlk bir saat sadece izlemek için izlediğimi hatırlıyorum. Onun dışında konu olarak da filmin atmosferi olarak da hiç beğenmedim.
İlk başlarda Harry Potter serisine heyecanlı bir şekilde başlamış olsam da şu an filmlerin hepsini Harry Potter izledim demek için izleyeceğimi düşünüyorum.
Evett sonunda bitirdiğimde göre bu kitap hakkındaki düşüncelerimi paylaşabilirim. Benim aslında Güneşi Uyandıralımla ilk tanışmam 5. sınıftayken olmuştu. Bir tane Türkçe hocamız vardı ve her hafta okuma saati yaptırıyordu. Ben de o zamanlar kitap okumayı sevmediğimden evde bulduğum herhangi bir…devamıEvett sonunda bitirdiğimde göre bu kitap hakkındaki düşüncelerimi paylaşabilirim.
Benim aslında Güneşi Uyandıralımla ilk tanışmam 5. sınıftayken olmuştu. Bir tane Türkçe hocamız vardı ve her hafta okuma saati yaptırıyordu. Ben de o zamanlar kitap okumayı sevmediğimden evde bulduğum herhangi bir kitabı götürdüm ve okumaya başladım. O zamanlar ilk kitabım olduğu için mi bilmiyorum ama okuduğumu gerçekten anlamıyordum. Hoca bile üç ayın sonunda elimde aynı kitabı görünce herkesin içinde "Üç aydır bir kitabı bitiremedin mi Beyza" diyerek sitem etmişti. O gün kendimi o kadar kötü hissetmiştim ki uzun bir süre zaten sevmediğim o kitaplara elimi süremedim.
Neyse hayatımdan da bir kesit paylaştığıma göre asıl konuya dönelim :)
Bu kitaba hep ön yargıyla başlamıştım hatta herkes Şeker Portakalı'nı överken ben neden o kadar çok beğenmedim diyerek hatayı hep kendimde aramıştım.
Ama Şeker Portakalı'nı okuyup bir minnak beğenince bu kitaba da bir şans vereyim dedim.
Şeker Portakalı'nda tanıdığımız Zeze, burada 11 yaşlarında ve hayatındaki birçok değişikliğe ayak uydurmaya çalışıyor.
Eskiden fakir ve çok kalabalık bir ailede yaşarken şimdi ise zengin bir aileye verilmişti. Piyano dersleri alıyor, okula gidiyor ve yediği önünde yemediği arkasında bir hayat yaşıyordu. Fakat Zeze haylazlıklarına devam ettiği için bazen yatılı okula gidiyor ve her ne kadar ailesi ceza verdiğini zannetse de orada daha mutlu bir hayat yaşıyordu.
Bir gün bir kurbağa ile karşılaşıyor ve kurbağa onun yüreğine giriyor. Yüreğinin bir kısmını yiyip orada yaşıyordu. Artık o kurbağa içindeki ses oluyor. Bazen çok yakın arkadaş oluyor bazen de ona yol gösteren, ona cesaret veren bir aile büyüğü...
Zeze' nin içinde hep bir boşluk vardı. Bu boşluk genelde ihmal edilen ve ailesi tarafından sevgi görmeyen her çocukta vardır. Böyle çocuklar içindeki boşluğu hep biriyle veya bir nesneyle doldururlar. Zeze ise o boşluğu izlediği bir filmin aktörüyle dolduruyor. O aktörü, Maurice'yi, baba figürünün yerine koyuyor kadın oyuncuyu annesinin, başka birini kardeşlerinin yerine koyuyor... Ama en sonunda hep yanında olan Maurice oluyor. Bu yönden Zeze'yi hep kendime benzettim. İtiraf etmem gerekir ki ben de hayal dünyasında yaşayan ve tanımadığım, belki de hiç göremeyeceğim insanları hayatıma sokan bir deliyim.
Belki de bu yüzden bu kitabı Şeker Portakalı'ndan daha çok sevdim.
Bazen Zeze'nin yaptıkları o kadar çok sinirimi bozdu ki kendimi o öğretmenlerin yerine koyunca nasıl davranmam gerektiğini düşündüm ama ben o kadar sabırlı değilim galiba. Umarım ben de Fayolle gibi çocukların dilinden anlayan ve onlara ne olursa olsun destek olabilen bir öğretmen olurum.
Kitap içeriği güzel olsa da dil olarak beni çok sıktı. İlk defa kitap okuyacaksınız bu kitabı okumayın ve seriyi devam ettirip Şeker Portakalı'nı bitirdikten sonra okumanızı tavsiye ederim. Şimdiden okuyacaklara iyi okumalar :)
Bugün dünya kitap okuma günüymüş. Gününüz kutlu olsun okursever arkadaşlarım. Uzun zamandır düzenli kitap okuyamıyordum. Bu vesileyle belki başlarım dedim ve aldım çayımı, geçtim her zamanki koltuğuma. José Maruo De Vasconcelos'un Güneşi Uyandıralım isimli kitabını okuyorum. Şu anlık güzel gidiyor.…devamıBugün dünya kitap okuma günüymüş. Gününüz kutlu olsun okursever arkadaşlarım. Uzun zamandır düzenli kitap okuyamıyordum. Bu vesileyle belki başlarım dedim ve aldım çayımı, geçtim her zamanki koltuğuma.
José Maruo De Vasconcelos'un Güneşi Uyandıralım isimli kitabını okuyorum. Şu anlık güzel gidiyor. Peki siz ne okuyorsunuz ? Tavsiye eder misiniz ?
Ağustos ayı özetim diye bir başlık atarak izlediklerimi ve okuduklarımı paylaşmak isterdim fakat bu ay benim için o kadar verimsiz oldu ki liste yapacak bir şey bile bulamıyorum. Son zamanlarda her ay verimsiz geçiyordu, hiçbir şey yapma isteğim yoktu. Bunun…devamıAğustos ayı özetim diye bir başlık atarak izlediklerimi ve okuduklarımı paylaşmak isterdim fakat bu ay benim için o kadar verimsiz oldu ki liste yapacak bir şey bile bulamıyorum.
Son zamanlarda her ay verimsiz geçiyordu, hiçbir şey yapma isteğim yoktu. Bunun gelip geçici olduğunu biliyordum ve tam enerjimi toplamış verimli bir ay geçireceğim diye düşünürken babamın aniden hastaneye kaldırılması tüm dengeyi bozdu.
Arkadaşımın annesi vefat ettiğinden beri kaybetme korkusu zihnimi o kadar çok sarmıştı ki sürekli bunu düşünüp duruyordum ve sonunda belamı buldum.
Normalde babam pek anlayışlı bir insan değildir hatta iyi bir baba olduğu bile söylenemez. Sürekli bu durumdan şikayet eder, yaptığı her harekete sinir olurdum.
Babam hastane köşelerinde can çekişirken evde hiçbir şey yapmadan beklemek kadar zor bir şey yoktu. Sürekli dua ediyor beni sinir eden hareketler için bile "babam iyileşsin, evine gelsin de bir daha laf etmeyeceğim." diyordum. O günlerde bir arkadaşımın yakını vefat etti ve gerçekten bu dünyanın boş olduğunu anladım. Herkes kendini kötü habere hazırlamıştı sanki. Geceleri uyuyamıyor, uyusam bile kabus görerek uyanıyordum sonra ağlayıp tekrar uykuya dalıyordum.
Gerçekten benim için zor geçen bir sürecti. Hatta bu süreçte hayatımı ilgilendiren kararlar aldım. O an pişman olup olmayacağım beni ilgilendirmiyordu. Sadece babam çok istiyordu ve eğer bu kararı vermesem ömür boyu vicdan azabı çekeceğim diye düşünüyordum.
Çok şükür ki babam iyileştiğinde biraz pişman olsam da ailemin mutluluğu benim mutluluğumdur diyerek sustum.
Neyse genel olarak böyle bir ay geçirdim. Bu ayın sonlarına doğru Leyla ile Mecnun dizisine devam ettim ve uzun zamandır ilmihal okuma isteğim olduğu için evde bulduğum "Tam İlmihal Saadeti Edebiyye" isimli kitabı okumaya başladım fakat biraz detaylı araştırdığımda bir cemaatin başındaki adamın kitabı olduğunu öğrendim. Bu tarz kitapları okumak tehlikeli olduğu için, nereden geldiğini bilmediğim bu kitabı tekrar eski yerine gönderdim.
Umarım eylül ayı güzel ve verimli geçer de bir dahaki ay upuzun bir liste oluştururum.
Film çok etkileyiciydi. Müzikleri olsun, konusu olsun ve oyuncular olsun hepsi beni tatmin etti. Normalde korku filmleri izlemeyi sevmem çünkü uzun süre etkisi altında kalırım ama bir yandan da beni korkutacak bir şey izlemek isterim. Nasıl anlattım bilmiyorum biraz tuhaf…devamıFilm çok etkileyiciydi. Müzikleri olsun, konusu olsun ve oyuncular olsun hepsi beni tatmin etti.
Normalde korku filmleri izlemeyi sevmem çünkü uzun süre etkisi altında kalırım ama bir yandan da beni korkutacak bir şey izlemek isterim. Nasıl anlattım bilmiyorum biraz tuhaf bir insanım ama nasıl ki mazoşist insanlar acı çekmeyi seviyorsa ben de kendimi korkutmayı seviyorum.
Bu filmde de, her ne kadar çok korkutucu unsur olmasa da, gizem, gerilim ve müziklerin içimize işlemesi çok hoşuma gitti.
Konusu da çok orijinaldi. Masal okuyan adamın hikayesi beni çok duygulandırdı ve engelli kıza da çok üzüldüm.
Neysee genel olarak beğendiğim bir filmdi tavsiye ederim. 👌🏻
Sherlock Holmes dizisini izledikten sonra polisiye romanlarına, özellikle Sherlock Holmes serisine, merak sarmıştım. Fakat bir türlü fırsatını bulamamıştım. Neyse bir şekilde okumaya başladım. Yıllar önce John Verdon'un Şeytanı Uyandırma isimli romanını okumuştum fakat konusunu hatırlamadığım için sayılmıyor diye düşünüp okuduğum…devamıSherlock Holmes dizisini izledikten sonra polisiye romanlarına, özellikle Sherlock Holmes serisine, merak sarmıştım. Fakat bir türlü fırsatını bulamamıştım. Neyse bir şekilde okumaya başladım.
Yıllar önce John Verdon'un Şeytanı Uyandırma isimli romanını okumuştum fakat konusunu hatırlamadığım için sayılmıyor diye düşünüp okuduğum ilk polisiye roman etiketini bu kitaba yapıştırmak istiyorum.
Korku Vadisi, Arthur Conan Doyle'nin Sherlock serisinin yedinci kitabıdır. Ben daha önce dediğim gibi diziden aşına olduğum için çok fazla sıkıntı çekmedim ama sırayla okumanızı tavsiye ederim. Çünkü dizideki karakterle kitaptakinin biraz farklı olduğunu düşünüyorum. Sanki Benedict Cumberbatch Sherlock'a kitaptakinden farklı ve hoş bir hava katmış.
Neyse diziyi bırakıp kitaba dönecek olursak, Sherlock'a bir mektup geliyor ve bu mektubu gönderen kişi de mesajı şifreli olarak gönderdiği için öncelikle bu şifreyi çözmeye çalışıyorlar. Bir şekilde şifreyi çözdükten sonra, Bay Doughles'in başının tehlikede olduğu haberini alıyorlar. Olaylar bu şekilde ilerliyor. Acaba Bay Doughles Kim tarafından öldürüldü?
Öldürme sebebi neydi?
Siz bunları düşünürken kitabın sonunda çok farklı bir sonuçla karşılaşıyorsunuz. Bence güzel bir kitaptı yani polisiye seven birinin okumasını isterim.
TEMMUZ AYI ÖZETİ: 💠İZLEDİKLERİM: 🔹Şahane Hayat 🔹Harry Potter ve Ateş Kadehi 🔹Aya Seyahat 🔹Andrei Rublev 🔹Düşlerin Terzisi 🔹En İyi Teklif 🔹Ulak 💠OKUDUKLARIM: 🔹Senden Önce Ben 🔹Korku Vadisi - Sherlock Holmes