biliyorsun hala birine aşık olabilirim sana hiç benzemeyen çocuklarım olur adının hic anılmadığı bi hayat kurarım hayalimdeki yüzünü eskitir zaman . . . biliyorsun herkes bi yolunu bulup tamamlanir aslında herkes unutur babanin cuzdanindan caldigin paralar gibidir bazi şeyler belli…devamıbiliyorsun
hala birine aşık olabilirim
sana hiç benzemeyen çocuklarım olur
adının hic anılmadığı bi hayat kurarım
hayalimdeki yüzünü eskitir zaman . . .
biliyorsun
herkes bi yolunu bulup tamamlanir aslında
herkes unutur
babanin cuzdanindan caldigin paralar gibidir bazi şeyler
belli oluncaya kadar devam edilir
biliyorsun
unutabilirim
zaten ben kimleri unuttum
onlardan biri olur, hayatimin en kullanılmayan yerine kaldırılır suretin
tozlanırsın
üzerin örtülür . . .
biliyorsun
seni sevdim
bir gun kör olsaydinda severdim
ellerin olmasaydi mesela
ellerin olmasaydi sen bile kendini sevmezdin oysa
biliyorsun
kimsenin tek bi seçeneği yok bu hayatta
hala seni bana unutturacak insanlar
taniyabilirim
baska bi ses kazinir kulaklarima
biliyorsun
herkesin kendini kurtaracak bi bahanesi
var aslinda
oysa,
ölene kadar sevebilirdim seni
eğer biraz yardım etseydin bana?
" bekleyince yavaşlar, gecikince hızlanır ,üzülünce can yakar, mutlu olunca kısalır, acı çekince bitmek bilmez, sıkılınca uzar." zaman zaman zaman zaman
şems-i Tebrizi nin 40 kuralı 1.kural yaradanı hangi kelimelerle tanımladığımız, kendimizi nasıl gördüğümüze ayna tutar. şayet tanrı dendi mi öncelikle korkulacak, utanılacak bir varlık geliyorsa aklına, demek ki sende korku ve utanç içindesin çoğunlukla...yok eğer tanrı dendi mi evvela aşk,…devamışems-i Tebrizi nin 40 kuralı
1.kural
yaradanı hangi kelimelerle tanımladığımız, kendimizi nasıl gördüğümüze ayna tutar. şayet tanrı dendi mi öncelikle korkulacak, utanılacak bir varlık geliyorsa aklına, demek ki sende korku ve utanç içindesin çoğunlukla...yok eğer tanrı dendi mi evvela aşk, merhamet ve şefkat anlıyorsan, sende de bu vasıflardan bolca mevcut demektir.
2.kural
hak yol' unda ilerlemek yürek işidir, akıl işi değil. kılavuzun daima yüreğin olsun, omzun üstündeki kafan değil. nefsini bilenlerden ol silenlerden değil!
3.kural
kuran dört seviyede okunabilir. ilk seviye zahiri manadır. sonraki batıni mana. üçüncü batıninin batınisidir. dördüncü seviye o kadar derindir ki kelimeler kifayetsiz kalır tarif etmeye.
4.kural
kainattaki her zerrede allah'ın sıfatlarını bulabilirsin, çünkü o camide, mescidde, kilisede, havrada değil, her yerdedir. allah'ı görüp yaşayan olmadığı gibi, o'nu görüp ölen de yoktur. kim o'nu bulursa sonsuza dek o'nda kalır.
5.kural
aklın kimyası ile aşkın kimyası başkadır. akıl temkinlidir. korka korka atar adımlarını. "aman sakın kendini" diye tembihler. halbuki aşk öyle mi? onun tek dediği: " bırak kendini, koy gitsin! " akıl kolay kolay yıkılmaz. aşk ise kendini yıpratır, harap düşer. halbuki hazineler ve defineler yıkıntılar arasında olur. ne varsa harap bir kalpte var!
6.kural
şu dünyadaki çatışma, ön yargı ve husumetlerin çoğu dilden kaynaklanır. sen sen ol, kelimelere fazla takılma. aşk diyarında dil zaten hükmünü yitirir. aşk dilsiz olur.
7.kural
şu hayatta tek başına inzivada kalarak, sadece kendi sesinin yankısını duyarak, hakikat' i keşfedemezsin. kendini ancak bir başka insanın aynasında tam olarak görebilirsin.
8.kural
başına ne gelirse gelsin karamsarlığa kapılma. bütün kapılar kapansa bile, o sana kimsenin bilmediği gizli bir patika açar. sen şu anda göremesen de, dar geçitler ardında nice cennet bahçeleri var. şükret! istediğini elde edince şükretmek kolaydır. dileğin gerçekleşmediğinde de şükret.
9.kural
sabretmek öylece durup beklemek değil, ileri görüşlü olmak demektir. sabır nedir? dikene bakıp gülü, geceye bakıp gündüzü tahayyül edebilmektir. allah aşıkları sabrı gülbeşeker gibi tatlı tatlı emer, hazmeder. ve bilirler ki, gökteki ayın hilalden dolunaya varması için zaman gerekir.
10.kural
ne yöne gidersen git, -doğu, batı, kuzey ya da güney- çıktığın her yolculuğu içine doğru bir seyahat olarak düşün! kendi içine yolculuk eden kişi, sonunda arzı dolaşır.
11.kural
ebe bilir ki sancı çekilmeden doğum olmaz, ana rahminden bebeğe yol açılmaz. senden yepyeni taptaze bir "sen" zuhur edebilmesi için zorluklara, sancılara hazır olman gerekir.
12.kural
aşk bir seferdir. bu sefere çıkan her yolcu, istese de istemese de tepeden tırnağa değişir. bu yollara dalıp da değişmeyen yoktur.
13.kural
şu dünyada semadaki yıldızlardan daha fazla sayıda sahte hacı hoca şeyh şıh var. hakiki mürşit seni kendi içine bakmaya ve nefsini aşıp kendindeki güzellikleri bir bir keşfetmeye yönlendirir. tutup da ona hayran olmaya değil.
14.kural
hakk'ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine teslim ol. bırak hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın. "düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir" diye endişe etme. nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?
15.kural
allah içte ve dışta her an hepimizi tamama erdirmekle meşguldür. tek tek her birimiz tamamlanmış bir sanat eseriyiz. yaşadığımız her hadise, atlattığımız her badire eksiklerimizi gidermemiz için tasarlanmıştır. rab noksanlarımızla ayrı ayrı uğraşır çünkü beşeriyet denen eser, kusursuzluğu hedefler.
16.kural
kusursuzdur ya allah, o'nu sevmek kolaydır. zor olan hatasıyla sevabıyla fani insanları sevmektir. unutma ki kişi bir şeyi ancak sevdiği ölçüde bilebilir. demek ki hakikaten kucaklamadan ötekini, yaradan'dan ötürü yaradılanı sevmeden, ne layıkıyla bilebilir, ne de layıkıyla sevebilirsin.
17.kural
esas kirlilik dışta değil içte, kisvede değil kalpte olur. onun dışındaki her leke ne kadar kötü görünürse görünsün, yıkandı mı temizlenir, suyla arınır. yıkamakla çıkmayan tek pislik kalplerde yağ bağlamış haset ve art niyettir.
18.kural
tüm kainat olanca katmanları ve karmaşasıyla insanın içinde gizlenmiştir. şeytan, dışımızda bizi ayartmayı bekleyen korkunç bir mahluk değil, bizzat içimizde bir sestir. şeytanı kendinde ara ; dışında başkalarında değil. ve unutma ki nefsini bilen rabbini bilir. başkalarıyla değil, sadece kendiyle uğraşan insan, sonunda mükafat olarak yaradan'ı tanır.
19.kural
başkalarından saygı, ilgi ya da sevgi bekliyorsan, önce sırasıyla kendine borçlusun bunları. kendini sevmeyen birinin sevilmesi mümkün değildir. sen kendini sevdiğin halde dünya sana diken yolladı mı, sevin. yakında gül yollayacak demektir.
20.kural
yolun ucunun nereye varacağını düşünmek beyhude bir çabadan ibarettir. sen sadece atacağın ilk adımı düşünmekle yükümlüsün. gerisi zaten kendiliğinden gelir.
21.kural
hepimiz farklı sıfatlarla sıfatlandırıldık. şayet allah herkesin tıpatıp aynı olmasını isteseydi, hiç şüphesiz öyle yapardı. farklılıklara saygı göstermemek kendi doğrularını başkalarına dayatmaya kalkmak, hakk' ın mukaddes nizamına saygısızlık etmektir.
22.kural
hakiki allah aşığı bir meyhaneye girdi mi orası ona namazgah olur. ama bekri aynı namazgaha girdi mi orası ona meyhane olur. şu hayatta ne yaparsak yapalım, niyetimizdir farkı yaratan, suret ile yaftalar değil.
23.kural
yaşadığımız hayat elimize tutuşturulmuş rengarenk ve emanet bir oyuncaktan ibaret. kimisi oyuncağı o kadar ciddiye alır ki, ağlar perişan olur onun için. kimisi eline alır almaz şöyle bir kurcalar oyuncağı, kırar ve atar. ya aşırı kıymet verir, ya kıymet bilmeyiz. aşırılıktan uzak dur.
24.kural
mademki insan eşref-i mahlukattır, yani varlıkların en şereflisi, atttığı her adımda allah'ın yeryüzündeki halifesi olduğunu hatırlayarak, buna yakışır soylulukta hareket etmelidir. insan yoksul düşse, iftiraya uğrasa, hapse girse, hatta esir olsa bile gene başı dik, gözü pek, gönlü emin bir halife gibi davranmaktan vazgeçmemelidir.
25.kural
cenneti ve cehennemi illa ki gelecekte arama. ikisi de şu an burada mevcut. ne zaman birini çıkarsız, hesapsız ve pazarlıksız sevmeyi başarsak, cennetteyiz aslında. ne vakit birileriyle kavgaya tutuşsak, nefrete, hasede ve kine bulaşsak, tepetaklak cehenneme düşüveririz.
26.kural
kainat yekvücut, tek varlıktır. her şey ve herkes görünmez iplerle birbirine bağlıdır. sakın kimsenin ahını alma, bir başkasının hele hele senden zayıf olanın canını yakma. unutma ki dünyanın öteki ucunda tek bir insanın kederi, tüm insanlığı mutsuz edebilir. ve bir kişinin saadeti, herkesin yüzünü güldürebilir.
27.kural
şu dünya bir dağ gibidir. ona nasıl seslenirsen o da sana sesleri öyle aksettirir. ağzından hayırlı bir laf çıkarsa, hayırlı laf yankılanır. şer çıkarsa, sana gerisin geri şer yankılanır. öyleyse kim ki senin hakkında kötü konuşur, sen o insan hakkında kırk gün kırk gece sadece güzel sözler et. kırk günün sonunda göreceksin her şey değişmiş olacak. senin gönlün değişirse dünya değişir.
mevlana celaleddinin hem muridi hem mürşididir.Şemse şiiri gidişiyle söylettiklerine bakılırsa, özde de bir oldukları hissedilebilir: "duydum ki, bizi bırakmaya azmediyorsun. etme! başka bir yar, başka bir dosta meylediyorsun. etme! ey ay, felek; harabolmuş ziyan olmuş, sebebisin. bizi öyle harap, öyle…devamımevlana celaleddinin hem muridi hem mürşididir.Şemse şiiri
gidişiyle söylettiklerine bakılırsa, özde de bir oldukları hissedilebilir:
"duydum ki, bizi bırakmaya azmediyorsun. etme!
başka bir yar, başka bir dosta meylediyorsun. etme!
ey ay, felek; harabolmuş ziyan olmuş, sebebisin.
bizi öyle harap, öyle ziyan ediyorsun. etme!
ey makamı var ile yokun üstünde olan!
sen varlık sahasını terk ediyorsun. etme!
sen yüz çevirecek olsan, ay kapkara olur gamdan.(şems güneştir çünkü)
sen ayın da evini yıkmayı kastediyorsun. etme!
şekerliğinin içinde zehir olsa, dokunmaz bize
sen zehri şeker, şekeri zehrediyorsun. etme!
harama bulaşan gözüm, güzelliğinin hırsızı
ey hırsızlığa da değen! hırsızlık ediyorsun. etme!
aşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer,
aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun? etme!
isyan et ey arkadaşım; söz söyleyecek an değil!
aşkın baygınlığıyla ne meşk ediyorsun. etme!"
tennure ve ateş’ten alıntıdır: bir öğrencisi mevlana’nın önündeki masaya bir takım kitaplar bıraktı ve herkes yerini aldı. ‘bağışlayan ve esirgeyen allah’ın adıyla..’ diye söze başladı.mevlana’nın konuşması ağaçların,hafif bir rüzgar karşısında kıpırdanması kadar yumuşak,sözleri gösterişten uzak ve zarif, kabalığa kaçmadan sade…devamıtennure ve ateş’ten alıntıdır:
bir öğrencisi mevlana’nın önündeki masaya bir takım kitaplar bıraktı ve herkes yerini aldı.
‘bağışlayan ve esirgeyen allah’ın adıyla..’ diye söze başladı.mevlana’nın konuşması ağaçların,hafif bir rüzgar karşısında kıpırdanması kadar yumuşak,sözleri gösterişten uzak ve zarif, kabalığa kaçmadan sade olmalarına karşın şems’e bir devenin homurdanması gibi geliyordu.kulaklarını kapatmayı denediyse de o güzel ağzın açılıp kapanışı onu iyice çileden çıkardı.sonunda artık dayanamadı.ayağa kalkıp mevlana’nın önünde dizili duran kitapları işaret ederek ‘bunlar nedir?’ diye kullanılmamaktan çatlamış sesiyle sordu.
mevlana bakışlarını çinili kubbeden bu küstah yabancıya doğru indirdi.iki müridi kalkıp bu dilenciyi dışarı atmak için hareketlendiler ama mevlana onları durdurdu.
‘sen anlayamazsın...’ dedi şems.yarı acıyla,yarı iğrenmeyle söylendi. mevlana'ya yaklaştığında endişelenenlerin sesleri yükseldi.bir an durdu,sonra kitapları masanın üzerinden alıp koltuğunun altına yerleştirdi.ve dönüp mevlana’nın önündeki havuza doğru ilerledi.şems havuza girip de paha biçilmez kitapları birer birer suya bırakınca,mevlana ‘bu ne?’ diye bağırdı.
‘sen anlayamazsın’ diye cevap verdi şems.
‘dikkat et yabancı! elinde paha biçilmez hazineler tutuyorsun.altın,varak ve parşömen onların en değersiz yanlarıdır.’
ancak şems onu dikkate almadı.kitapları suya bıraktı.topluluktan gelen bir gürleme sesiyle beraber 3 kişi suya atlayıp kitapları şems’in elinden almak için itişmeye başladırlar.ama mevlana ‘nın haykırışı onları durdurdu:
‘bu adamın bir deli olduğunu düşünmüştüm,ama şimdi görüyorum ki esas çıldırmış olan benim müritlerim.burası kutsal bir mekan,kavga edip tartışabileceğiniz bir pazar yeri değil.’
müritleri havuzdan çıkıp şems’i yalnız bıraktılar.’güzel konuştun mevlana’ dedi derviş.havuz kitaplardan akan mürekkeple maviye boyanmıştı.şimdiden sayfalardan bazıları ciltlerinden ayrılmış suda yüzüyorlardı.mevlana harap olmuş kitaplara bakıp kendisi için ne kadar değerli olduğunu düşününce gözlerinden yaşlar boşandı.allah’a ulaşan merdivenin özenle,yıllarca acı çekişle,çabayla şekillenmiş basamaklarıydılar.mevlana’nın akan yaşları şems’i kendine getirdi ve kalbi yumuşadı.’bunlardan hangisi senin için en değerlisi?’
cevap vermekte aciz kalan mevlana başını salladı.şems durup kitaplardan birini sudan aldı.
‘attar’ın kendi elleriyle sana vermiş olduğu esrarname mi?’ diyip kitabı ona uzattı.mevlana yutkundu.kitap kupkuruydu,üzerindeki tozlar bile duruyordu sanki raftan yeni alınmış gibi.
‘belki de üzerinde o kadar uzun zaman incelikle çalıştığın maarif’tir.’
mevlana kitabı eline aldı.o da kuruydu.’mucize!’ diye bağırdı biri.mevlana gözleri yabancıya dikili öylece kalakaldı.
‘ermişliğe giden iki yol vardır’ dedi şems.kitapları işaret ederek ‘biri uzun yol’ diyip ardından da ‘ biri de kısa yol’ diye ekledi.
‘neymiş o kısa yolun adı’ diye sordu mevlana.
‘sevginin yolu’ dedi şems. mevlana sordu ‘peki ben nasıl öğrenebilirim o yolda yürümeyi?’
‘sevgi ders alınarak öğrenilmez.’dedi şems. ‘sen yakılmayı bekleyen bir lambasın, bende alevim.artık kitapları bırakıp benle gelme zamanıdır.’