Spoiler içeriyor
alev alatlı kitabı “nasihatname ı” olarakta geçer. günümüz turkiye'sinde ki beyin göçü yada ekonomik zorluklardan amerika yada avrupaya gitmek isteyenler de ders kitabı olabilecek düzeyde .şaka yapıyorum … aslında başlangıç olarak yada kitabın tanıtımı bu şekilde olamamalı çünkü içerik avro-amerikan…devamıalev alatlı kitabı “nasihatname ı” olarakta geçer.
günümüz turkiye'sinde ki beyin göçü yada ekonomik zorluklardan amerika yada avrupaya gitmek isteyenler de ders kitabı olabilecek düzeyde .şaka yapıyorum …
aslında başlangıç olarak yada kitabın tanıtımı bu şekilde olamamalı çünkü içerik avro-amerikan medeniyetinin geçmişten günümüze tarihi olaylarla gerçek kesitlerle anlatmış ,anlatmış derken bence tam bir baş yapıt bugünü anlamak için geçmişi anlamak gerekir desturumuz bu. ama ablamız o kadar donanımlı ki bu kadar bilgiyi kısa kısa cümlelere anlatıyor ki müzik sinema filozoflar sanat tarih dil din hayat ticaret felsefe matematik bilim edebiyat coğrafya ne bilim inanılmaz bir kültür karşısında verdiği örnekler ve kıyaslamalarla insanın aklını alıyor inanılmaz etkileyici ben çok büyük keyif aldım okurken heyecanlandım kızdım küstüm küfrettim yazarımız gibi “ yavrularım” size şu kadarını demek isterim vizyon ancak başka insanların tecrübeleri ve yaşanmışlıkları ve bilgilerini öğrenerek kazanılır .
Güneş her gün daha mütekâmil bir dünyaya doğmaz.
Tarih ezelden ebede dümdüz uzanan doğrusal bir hat değil, devirli bir oluşumdur.
Gün olur, en gerideki en öndekinden ileride olur.
Aristarkus, kopernik’e zıpçıktı astrolog’ diyen devrimci martin luther’den daha ilericidir.
Ahmet yesevi, kadızade mehmet’in çok ötesinde.
‘nasihatname’ dediğim kalıp, bu yolda bir temrin aslında.
Elim henüz kalem tutarken, tecrübemi tecrübenize, bildiklerimi bildiklerinize, hadi lafı dolandırmayayım, ömrümü ömrünüze katarak, 21.
Yüzyıldaki yolculuğunuzda size belirli bir avans sağlama gayreti.
Isterim ki, elinizden geleni değil, yapılması gerekeni yapın, dünyaya bir de benim pencerelerimden bakın.
Istemediklerinizi kapatın, yenilerini açın.
Istihkâmlarınızı güçlendirin, zor zamanları fırsata çevirin.
Benim yaşıma geldiğinizde, benim hiç olamadığım kadar hakîm, fehim, müstakim, emin, mekin ve metin olun. aziz ülkemize gelince; ille bir şeye benzetecekseniz, her budağından sürgün atan salkım saçak bir böğürtlen çalısına benzeteceksiniz türkiye’yi.
Bir sürgünü çiçeğe dururken, diğerinin kurumakta, ötekisinin meyve vermekte olduğunu görün.
Tek bir sürgüne takılıp kalmayın, bütüne bakmayı âdet edinin.
Unutmayın ki, düz akılla anlaşılmaz, pergele, cetvele gelmez, kendine has bir kimliği vardır türkiye’nin.
Batmaz.
Batarsa, okyanuslar taşar.” alev alatlı hafazanallah!-nasihatname 2 “gelin, amerika birleşik devletleri’nde yüzyıllar önce sahneye konulan yeni dünya düzeni’nin ‘tek din’ ilkesinin ete kemiğe büründürülmesi sürecinden söz edelim.
Yeni dünya düzeni’nde mevzubahis olan ‘tek din’, yahudilikle hıristiyanlığın füzyonu olan evangelizm’dir.
Evangelizm’in ne olduğunu bilmezsek, amerika birleşik devletleri’nin niye bu kadar ısrarla ve kayıtsız şartsız israil’i desteklediğini anlayamayız.
Abd’nin ırak’ta, orta doğu’da, hatta kara afrika’da ne yapmak istediğini de doğru okuyamayız.
Eski ahit’te eritilmiş, tevhit edilmiş hıristiyanlığın temellerinin daha 1867’de kurulan ‘kiliseler konseyi’ tarafından atıldığını bilesiniz.
Abd’nin israil düşkünlüğü, jeopolitik çıkarların ya da daha şimdiden alternatif enerji kaynaklarıyla ikame edilme yolundaki petrolün ötesinde spiritüel bir tutkuya dönüşeli nicedir.
Bir amerikan yerlileri eksikti diye düşünürüm, bir de reis tekumseh’in kemiklerinin sızladığını.
How is a 14-karat gold jewelery known as green / white / red gold in jewellery and falling into the fantasy class calculated? Let me inform you a little. The code for 14 carat gold is 585. that is, if…devamıHow is a 14-karat gold jewelery known as green / white / red gold in jewellery and falling into the fantasy class calculated?
Let me inform you a little. The code for 14 carat gold is 585. that is, if you have 1 kilo of 14-karat gold, 585 grams of it is pure gold and the rest is another material.
jewelery work is counted as milyem and it is added over 585 as each gram account. let's say you buy a dorica chain, let's get 150 mil.
Did it happen to you that I am 0.735 million per gram?
Well, there is also the profit that the jeweler will receive, let's add my 150 million dollars to it. it gave you 0.885 million per gram. which means;
If you buy it, you will pay 885 grams of pure gold for 1 kg of 14 carat gold.
Let's say you wanted to sell it as soon as you bought it, then the tail of the calf is cut off because now the gold purchased will be scrap, the jeweler will buy back your jewelry, which he bought 885 grams of money from you, as 0.575 or 0.570 milliem per gram, because the workmanship will burn, the selling fee will burn, and you will get 1 kg. We have calculated the mathematics of this so far, it is correct, but the biggest detail that is overlooked is that our product is not designed to make a profit or make money. it is gold jewelry that is bought to make you look nice and to combine it with quality or accessories. If you want to make money, you should buy ornaments (quarter / half / full etc.) etc. luxury brands denim blouse bags etc. at gold prices. it sells so that there is no return in any way, that is, it is not possible to give money again when you sell it.
Kuyumculuk da yeşil /beyaz/kırmızı altın olarak bilinen ve fantezi sınıfına giren 14 ayar altın bir takı nasıl hesaplanır ? biraz bilgilendireyim sizi. 14 ayar altının kodu 585'tir. yani 1 kilo 14 ayar altınınız varsa bunun 585 gramı saf altın kalanı…devamıKuyumculuk da yeşil /beyaz/kırmızı altın olarak bilinen ve fantezi sınıfına giren 14 ayar altın bir takı nasıl hesaplanır ?
biraz bilgilendireyim sizi. 14 ayar altının kodu 585'tir. yani 1 kilo 14 ayar altınınız varsa bunun 585 gramı saf altın kalanı başka bir malzemedir.
takı işçiliği milyem olarak geçer ve her gram hesabı olarak 585'in üzerine eklenir. diyelim ki bir dorica zincir alacaksınız, işçiliği 150 milyem olsun.
oldu mu size gramda 0,735 milyem.
ee bir de kuyumcunun alacağı kâr var, 150 milyem de ona ekleyelim. etti size gramda 0,885 milyem. bu da demektir ki;
satın almanız halinde 1 kg 14 ayar altın için 885 gram saf altın parası ödeyeceksiniz.
diyelim ki aldığınız anda satmak istediniz, işte o zaman dananın kuyruğu kopar çünkü artık satın alınan altın hurda olur, kuyumcu sizden 885 gram parası aldığı takınızı gramında 0,575 veya 0,570 milyem olarak geri alır, çünkü işçilik yanar, satış ücreti yanar, siz de 1 kg'da 315 gram zarara girmiş olursunuz buraya kadar bunu matematiğini hesapladık ki dogrudur ama gözden kaçan en büyük detay şudur takı aksesuar vs ürünümüz kar yapmanızı yada para kazanmanız için tasarlanmıyor bir diğer taftan ürünü seçme amacınızla da doğru orantılıdır yukarda hemen satarsak dedik uzun vadede herzaman kazandıran da yine altın takıdır kaldı ki takı sizi hoş göstermek görüntünüze kalite yada aksesuar ile kombine yapmak için alınır eğer ki para kazanmak isteniyorsa ziynet (çeyrek/yarım/tam vs) almalısınız ki onlar bile alım/satında belli bir rakam değişimi olur birde satılan 14/18/22 vs altın fiyatların da lüks markalar kot bluz çanta vs. satmaktadır ki hiç bir şekilde dönüşü yani satınca yine para verilmesi söz konusun değildir
hiçbir zaman anlamadı insanoğlu. dünya birine kalacak olsaydı süleyman'a kalırdı. ölüm satın alınsaydı nemrut tutar alırdı. çıkmadık canlara derman bulurdu, lokman hekim ölmedi mi? bu yüzden hiç korkmadık biz, umudumuz hep Allah’tandı. derdimize yüksel dedik, istediğin kadar yüksel! nasıl olsa…devamıhiçbir zaman anlamadı insanoğlu.
dünya birine kalacak olsaydı süleyman'a kalırdı.
ölüm satın alınsaydı nemrut tutar alırdı.
çıkmadık canlara derman bulurdu,
lokman hekim ölmedi mi?
bu yüzden hiç korkmadık biz,
umudumuz hep Allah’tandı.
derdimize yüksel dedik, istediğin kadar yüksel!
nasıl olsa geçmeyecek misin?
zalimlere güçlen dedik, dilediğin kadar güçlen!
nasıl olsa düşmeyecek misin?
öyle oldu, olacak.
bu dünya iyiyle kötünün arasında bir yerde
ama günü geldiğinde iyilerden taraf olacak.
Spoiler içeriyor
1 Yıl Fransa Elçiliği Yapan Yirmisekiz Mehmet Çelebi'nin Orada Şoke Olduğu Şeyler 1720 yılında Fransa'ya elçi olarak atanıp yaklaşık 1 yıl (11 ay) orada kalan Osmanlı devlet adamı Yirmisekiz Mehmet Çelebi'nin yaşadığı ve gördüklerini anlattığı Paris Sefaretnamesi kitabından birkaç eğlenceli…devamı1 Yıl Fransa Elçiliği Yapan Yirmisekiz Mehmet Çelebi'nin Orada Şoke Olduğu Şeyler
1720 yılında Fransa'ya elçi olarak atanıp yaklaşık 1 yıl (11 ay) orada kalan Osmanlı devlet adamı Yirmisekiz Mehmet Çelebi'nin yaşadığı ve gördüklerini anlattığı Paris Sefaretnamesi kitabından birkaç eğlenceli bölüm.
1 Yıl Fransa Elçiliği Yapan Yirmisekiz Mehmet Çelebi'nin Orada Şoke Olduğu Şeyler
kadınlar
"fransa'da erkekler karılara çok itibar ettikleri için karılar akıllarına eseni yaparlar ve canlarının istediği yere giderler. en yüksek bir beyzade en alçak seviyedeki bir kadına haddinden fazla riayet ve hürmet eder. avratların sözü geçer, hatta fransa avratların cennetidir, zira hiç zahmet ve meşakkatleri yoktur, istedikleri her ne ise hemen yerine getirilir deyu söylerler."
"paris sokakları çok kalabalık görünür, zira avratlar sokaklarda ev ev gezerler, asla evlerinde oturmazlar. erkeklerle kadınlar bir arada olduklarından şehrin içi ziyade kalabalık görünür. dükkanlarda oturup, alışveriş edip, pazarlık eden avratlardır."
(mehmet çelebi ve yanındaki osmanlı heyeti ramazan ayında iftar yaparken, fransız kadınları onları izliyor)
"bu esnada ramazan-ı şerif geldi, oruç tuttuk ve geceleri cemaatle teravih namazı kıldırdık. bu esnada merşal gelüp ayan ve ekabirden selam getürüp ’rica ve niyaz ideriz ki, hanımlarımız gelüp iftar eyledüğünüzü ve yemek yedüğünüzü seyretmek isterler. eğer ki izniniz olursa cümlemizi sevindirirsiniz ve belki kralımız dahi hazzeder’ dediler. çaresiz kalup: ’elimizden ne gelür, hoş geldiler, safa geldiler’ dedik, gitti. anı gördüm ki akşama yarım saat kaldıkda bir iki yüz avret, altın ve ziynet içinde ve elmaslara batmış halde gelüp, karşu be karşu sandalyelere oturdular. güya konağımız kadınlar evine dönüp doldu, taştı. sonra etrafımızda olanlardan dahi iznimizi haber alanlar bir taraftan gelmede. birkaç bin kadın içinde kaldık. sanki düğün evine döndü. hele her ne hal ise bu azabı çeküp iftar ettük ve yemek yedük. bundan sonra teravih namazını gece eda eyledük. bunlar, teravih kıldığımızı ertesi günü haber almışlar. yine iftara yarım saat kalınca bir iki bin avret kızlar çıkageldiler. her biri şekerleme ve çörekler getirdiler. iftar ve taam eyledik. sahura kadar kaldılar. bunlar gitmezler, saat üçe varınca otururlar. meğer bunlar namazı beklerler imiş. çare yok, abdest alup namazı kıldık. tekrar izin istediler. her gece bunlar gelüp iftar ve taam ile namazımızı temaşa etmek için yalvarır oldular, izin verdük. cemaatle oturup gece teravihi tamam eda idüp ilahiler ve tespihlerle bütün kadınlar bizi seyretti ve hayran oldular."
çalar saat
"başka bir odada kral'ın yatağını gördük. oldukça kıymetli ve son derece ince işçiliği olan bir yataktı. odanın birinde üstünde horoz bulunan bir saat gördük. saatin zamanı gelince horoz kanatlarını çırpıp ağzını açıyor ve bizim bildiğimiz horoz gibi üç defa ötüyordu. horoz öterken bir kapı açılıyor ellerinde gümüş kalkan ve topuz bulunan iki kişi dört çeyrek çalıp kayboluyor. bu kapılar kapanınca başka bir kapı açılıyor, ortaya tahtına oturmuş bir kral çıkıyor. onun üzerinde de başka bir kapı açılıyor, elinde bir taç olduğu halde güya bir melek çıkıp, elindeki tacı kralın başı üzerinde tutuyor, yine aynı anda bir güneş doğup ortalığı aydınlatıyordu. bu sırada saat harekete başlayıp bir devir tamamlandığında, daha önce dışarı çıkmış olan şekilcikler yine çıktıkları yerlere girip ortalıktan kayboluyorlardı. sonunda da kapılar kapanıyor, saat çalışıyordu. saatten başka o kadar çok tuhaf şeyler gördük ki, gördüklerimin hepsini anlatamam. başka bir bölümde ince hesaplarla yapılmış, birbirinden geçme sayılamayacak kadar çok odaları ve daireleri olan akıl almaz yerler gördük. versay öyle bir saraydır ki, avrupa'da bile bir eşi yoktur, diye ün yapmıştır. "
ahır, havuz, fışkiye
sarayın tam karşısına birine büyük ahır, diğerine küçük ahır adını verdikleri iki ahır yapmışlar. ahırların her biri, bağ ve bahçeleriyle, bir sürü dayalı döşeli odasıyla koskoca bir saraydır. atları bağladıkları yerleri bile o güne kadar görmediğimiz bir şekilde, kârgir ve kubbeli kemerlerle yapmışlar. ahırdaki bu göz kamaştırıcı durumu görünce kendimi tutamamış ve : "bir ahır için bu kadar masrafa ne lüzum vardı?" diye sormuştum. bana : "ahırımız mahsus öyle yapılmıştır. fransa kralının ahırı kayser'in sarayından daha güzeldir, denilmesi için böyle masrafa girilmiştir." dediler. bahçelere akıttıkları sulara da çok büyük emekler harcamışlardı. bütün yolları gezip dolaştık. yüksekçe bir tepenin üstünde bir havuz vardı, bütün sular o havuzda toplanıyormuş. onun yakınlarında, yüz metreye yakın, merdivenle çıkılabilen büyük bir mahzen yapmışlar, en üstünde bakırdan, büyük bir havuz var. yine bakırdan beş tane, içine adam sığabilecek büyüklükte künkler koymuşlar, içinden sular akıp havuzu dolduruyorlardı. bu havuzdan da çeşitli yanlara akıp gidecek yollar yapılmış, bu yollarla nereye istenirse oraya su akıtılabiliyordu. çevredeki bütün suları yaptıkları özel yollarla bir araya toplamışlar, sanki ortaya büyük bir nehir çıkmış. bu nehire benzeyen su da tepedeki havuza akıyordu. bu bahçe de, dünyanın garip şeylerinden sayılmaya değer, oldukça güzel bir yerdir. "
ameliyathane, insan ve hayvan kadavraları, bitkiler
"paris'te öyle tuhaf bina, saray ve bahçeler vardır ki, hepsini anlatmam mümkün değil. kral'ın bahçesi olan bir bahçe gördük. bu bahçede birkaç daire bulunuyordu. dairelerden birisi ameliyathane imiş. ameliyathanenin ayrıca özel bir doktor hocası da vardı. memlekette ne kadar kuş çeşidi varsa hepsinden tutup keserek burada ayrı odalara koymuşlardı. başka bir bölümde kocaman bir fil gördük: fili parçalara ayırıp zincirlerle bağlamışlar, bunu gören, fil ayakta duruyor sanır. fakat fil etten ve yağdan ayrılmış olup, kemiklerinin birbirinden ayrılmaması için her organı değişik demir tellerle tutturulmuştu böyle olduğu halde bütün organları rahatça seyredilebiliyordu. dairenin diğer taraflarındaki bütün kuşlar bunun gibiydi. kuş ve hayvanlardan başka kadın, erkek, çoluk, çocukta cesetler halinde duruyorlardı. bütün organları rahatça seyredilebiliyor. etlerin, yağ, damar ve sinirlerin daha iyi görünmesi için de her organı ayrıca balmumundan yapmışlardı. hepsini teker teker incelemek mümkündür. buradaki iskeletler öğrencilere ders sırasında da gösteriliyormuş. damar ve sinirlerin renkleri aynen aslına benzetilmişlerdi. bu gibi incelik isteyen işlerde fransızların dikkat ve titizliklerine diyecek yoktur. binanın bir dairesi de tıbbiye'dir. onun da ayrıca bir yönetici hocası bulunmaktadır. bahçenin tamamı tıbbiye'nin emrine verilmiş. oradan eczahane'ye gittik. çeşitli odaları ayrı ayrı hücrelere ayırmışlar, birçok şişeye de çeşitli ilâçları toplamışlar. dünyada ne kadar ilâç varsa, hepsinden burada bulmak mümkündür. ayrıca, saymakla bitmeyecek kadar çok, deniz ve karalardan taşlar, ağaçlar, tuzlar ve madenler toplamışlardı. buradan bahçeye çıktık. bahçeyi söyle bir dolaştığımızda, tıp kitaplarında sadece adlarını duyduğumuz birçok bitkiyi burada gördük. bu bitkileri toplamakta o derece titizlik göstermişler ki, acem ve özbek ülkesinde yetişen bitkilerden bile getirip dikmişler. hint'ten, çin'den, özellikle amerika'dan bir sürü görülmemiş bitki ve ağaçları getirmişlerdi. sayılamayacak kadar çok olan bu bitkileri görmeyenlere anlatmak oldukça zor; bir yerde mümkün değil! paris'in hatırı sayılır soğuk bir havası olduğundan, amerika kıtası bitkilerinin yetişmesi için uygun değildir. bunun için de çare bulmuşlar: limonluk gibi kışlıklar yapıp, dört yanını camla çevirmişler. boş olan alt bölümlerine de ocaklar yapmışlar, şiddetli kış günlerinde amerika havasını andıran bir hava meydana getirmek için bu ocaklarda ateş yakıyorlarmış, yani bizdeki hamam gibi altlarından ısıtılıyorlar. havasının ılık olması için de bakır döşemişler, bunu kullanıyorlardı. "
Spoiler içeriyor
Hakkında birçok efsane dolaşan Osmanlı saray kurumu Harem tam olarak ne işe yarıyordu? Osmanlı'nın En Çok Merak Edilen Saray Kurumu Olan Harem'de Ne Yapılıyordu? amacı öncelikle padişaha, hanedan ailesinin erkek çocuklarına ve osmanlı devlet adamlarına saraylı, saltanat terbiyesine uygun hanımlar…devamıHakkında birçok efsane dolaşan Osmanlı saray kurumu Harem tam olarak ne işe yarıyordu?
Osmanlı'nın En Çok Merak Edilen Saray Kurumu Olan Harem'de Ne Yapılıyordu?
amacı öncelikle padişaha, hanedan ailesinin erkek çocuklarına ve osmanlı devlet adamlarına saraylı, saltanat terbiyesine uygun hanımlar yetiştirmek olan bir saray kurumudur harem.
"yasaklanmış yer" anlamına gelen harem, osmanlı sarayında izinli olmayan erkeklerin hiçbir şekilde içine giremediği, padişahın ailesinin yaşadığı alana verilen isimdir. padişahın kendisi ile birlikte eşleri, çocukları ve hizmetçilerinin yaşadığı yerdir. padişah haricindekiler harem dairesine rahatça girip çıkmaz, tüm ihtiyaçlarını bu alanda giderirlerdi.
osmanlıların kuruluşundan itibaren harem teşkilatı da şekillenmeye başladıysa da, asıl teşkilatlanma fatih sultan mehmed zamanında gerçekleşmiştir. bu teşkilat, devlet yapısındaki genel eğilime uygun bir biçimde devşirme sistemi ile birlikte gelişmiştir. topkapı sarayı'nın harem kısmı sarayın inşası ile birlikte tamamlanmışsa da hareme asıl yatırımı yapan padişah 3.murad olmuştur. onun zamanında saray kısmına birçok yeni bina inşa edilmiş, buranın sakinlerinin ve görevlilerinin sayısı arttırılmıştır. on yedinci yüzyılla birlikte devlet sistemindeki bozulmalara paralel olarak haremde de bozulmalar görülmüş, padişahların çok küçük yaşta tahta çıkmaları neticesinde haremin devlet idaresindeki nüfuzunda artış görülmüştür.
bu dönemden sonra rutin bir biçimde devam eden harem hayatında ikinci kırılma lale devri ile birlikte yaşamış, harem yavaş yavaş dışa açılmaya başlamıştır. ii. mahmud döneminden itibaren ise harem kadınları ferace ve çarşaf giyerek bazı mesire yerlerine gitmeye ve kendilerine ayrılan mekânlarda gezintiler yapmaya başlamışlardır. mehmed reşad döneminde ise bir ilk gerçekleşmiş ve haremin de başı olan başkadın efendi mehmed reşad’ın bulgar kral ve kraliçesine vermiş olduğu ziyafette törende hazır bulunmuştur.
harem’in nüfusu zamanına göre değişiklikler arz etse de genellikle 400-500 kişi arasında olmuştur. harem nüfusunu kabaca şu şekilde ayırabiliriz: hadım ağa olarak anılan muhafızlar, cariye olarak anılan hizmetkârlar ve sultanın ailesi.
hadım ağalar hareme özel olarak gönderilmiş, daha çok kuzey afrika kökenli saray muhafızlarıdır. kaldıkları yerler ve taşlıkları harem’im cümle kapısından önceki alandır. cümle kapısından öteye kendileri geçmedikleri gibi başkalarını da geçirmezlerdi.
cariyeler ise fetihler aracılığı ile dünyanın dört bir yanından “esir hukuku”na uygun olarak getirilen kızlara verilen isimdir. saraya 9-11 yaşlarında getirilir. uzun ve disiplinli bir eğitimden geçirilir ki bunun içersine saray adâbı, musikî, okuma-yazma, din dersleri vs. de dahildir. saray’daki tüm cariyeler sultan’ın eşi olmadığı gibi saraydaki cariyelik süresini doldurup 30 yaşına basan hizmetçiler halen gözde olarak seçilmemiş ya da başka bir görev almamış ise yeterli bir ücretle emekliye ayrılır, şu anda yerinde istanbul üniversitesi’nin olduğu saray-ı atike’ye (eski saray) gönderilirlerdi.
köle azat etmeyi tavsiye eden islam esir hukuku harem’de kendini göstermiş, buraya gönderilen kız çocukları 9 yıllık bir eğitimden sonra hür kabul edilmişlerdir. cariyeler zamanla güzel, akıllı ve becerikli iseler; gözde, odalık, ikbal, haseki, kadın efendi ve başkadın efendi şeklinde mertebe edinirlerdi harem'de. içlerinden bir tanesi bir gün valide sultan, yani harem’in en önemli kadını haline gelebilirdi. çünkü osmanlı sultanları, devlet içerisinde saraya yakın, nüfuzlu başka bir merkez oluşmasına ve kendilerine alternatif olacak bir ailenin vücuda gelmesine mahal vermemek için, saray dışından evlenmezler ve eşlerini harem'deki cariyelerden seçerlerdi.
topkapı sarayının haremi bu biçimde bir işleyiş üzerine osmanlı devleti’nin yıkılışına dek devam etmiştir. 1856 senesinde resmi saray erkanının ve hanedan mensuplarının dolmabahçe sarayı’na taşınması neticesinde, harem halkı da dolmabahçe’ye taşınmış, topkapı sarayı'ndaki harem eski sultanların harem halkının kullanımına tahsis edilmiştir. cumhuriyetin ilanı ile birlikte harem'in eski binalarının bazı kısımları sarayın müze haline getirilmesi neticesinde ziyarete açılmıştır.
+***quentin tarantino'nun en sevdiği filmler 2000 den sonrası 1. battle royale (2000) (en çok sevdiği film buymuş. diğerleri alfabetik sırayı takip ediyor) 2. anything else (2003) 3. audition (1999) 4. the blade (hark tsui 1995) 5. boogie nights (1997) 6.…devamı+***quentin tarantino'nun en sevdiği filmler 2000 den sonrası
1. battle royale (2000) (en çok sevdiği film buymuş. diğerleri alfabetik sırayı takip ediyor)
2. anything else (2003)
3. audition (1999)
4. the blade (hark tsui 1995)
5. boogie nights (1997)
6. dazed & confused (1993)
7. dogville (2003)
8. fight club (1999)
9. friday (1995)
10. the host (2006)
11. the insider (1999)
12. joint security area (2000)
13. lost in translation (2003)
14. the matrix (1999)
15. memories of murder (2003)
16. police story 3: super cop (dir. stanley tong).
17. shaun of the dead (2004)
18. speed (1994)
19. team america (2004)
20. unbreakable (2000)
**Netflix’te izleyebileceğiniz en iyi filmleri listeledim benim 2-) THE IRISHMAN 2. Dünya Savaşı sonrası Amerika'daki organize suç dünyası, gazi, dolandırıcı ve 20. yüzyılın en azılı isimlerinin yanında çalışmış bir mafya tetikçisi olan Frank Sheeran'ın gözünden anlatılıyor.Gereksiz olması dışında ihtiyarları izleyebilirsiniz.…devamı**Netflix’te izleyebileceğiniz en iyi filmleri listeledim benim
2-) THE IRISHMAN
2. Dünya Savaşı sonrası Amerika'daki organize suç dünyası, gazi, dolandırıcı ve 20. yüzyılın en azılı isimlerinin yanında çalışmış bir mafya tetikçisi olan Frank Sheeran'ın gözünden anlatılıyor.Gereksiz olması dışında ihtiyarları izleyebilirsiniz.
3-) PK
Başka bir galaksiden gelen Peekay'ın; gerçek tanrıyı aramasını konu edinen film izleyenini karakterinin bu arayışı üzerinden felsefik yolculuklara çıkarırken, aşk ve hayat dolu sıcacık bir hikayeye odaklanır.
4-) BEASTS OF NO NATION
Beasts of No Nation Cary Joji Fukunaga'nın yazıp yönettiği savaş dram filmi. Film ülkesinde korkunç bir savaşa maruz kalan bir çocuğun yaşadıklarını anlatıyor.
5-) UPGRADE
Bir soygun sırasında eşini kaybeden ve felç kalan adamın deneysel bir tedavi sonrası vücudunun kazandığı üstün yeni özelliklerle birlikte intikam arayışını konu ediyor.
6-) DİRİLİŞ
Hugh Glass (Leonardo Di Caprio) adındaki efsanevi bir tuzakçının bir boz ayı tarafından ölümcül bir biçimde yaralandıktan sonra kendi ekibi tarafından ölüme terk edilmesini anlatıyor.
7-) THE PLATFORM
Her katında sadece iki kişinin bulunduğu ve çok katlı olan bir hapishanede yaşanılan sınıfsal ayrımları ve haksızlıkları anlatıyor. Hapishanede dağıtılan yemekler ilk başta eb üst katta olanlara veriliyor, artan yemekler ise bir alt kattakine gidiyor.izlenmesi keyifli heycanlı hatta korkutucu küp yada testere tarzı .
8-) LION
5 yaşındayken abisiyle çalışmaya gittiği gün kaybolup polisler tarafından esirgeme kurumuna yerleştirilip sonrasında bir aileye evlatlık verilir. Ancak ailesini bulma isteği giderek bir saplantıya dönüşür.
9-) FELEKTEN BİR GECE
Arkadaşlarının düğününden iki gün önce bekarlığa veda partisi vermek için Las Vegas'a giden dört arkadaşın, sarhoş oldukları parti gecesinin sabahında odalarında bir kaplan, tavuklar ve bir bebek ile uyanmaları üzerine gelişen olayları konu alır.İzlemeyen yoktur sanırım.
10-) PERFUME
Kusursuz bir kokuyu yaratmak için bir dizi cinayet işleyen katilin peşine düşen dedektiflerin hikayesini konu ediyor.Bu arada aynı isim de bir film daha var fakat müthiş bulun izleyin.
11-) MIRAGE
Vera Roy ve David Ortiz adli genç çiftin yeni taşındıkları evde henüz ilk günlerini geçirirken başlayan büyük bir fırtına ile gelişen fantastik olayları konu ediyor.
12-) SNOWPIERCER
Dünyanın bir buz küresine dönmesinden yedi yıl sonra yeryüzünde yaşayan son insanların 1.001 vagonlu trendeki hiç bitmeyen yolculuğunu anlatıyor.Dizisi de var şuanda.
13-) GREEN BOOK
Zekice kurgulanmış mizahı, keyifli müzikleri dostluk dolu hikayesi ile sıcacık bir yol filmi. 1960'ların başlarındaki ırk sınıf ve toplumsal kısıtlamaları aşan gerçek bir arkadaşlığı konu alıyor.
14-) AŞK VE GURUR
taşralı bir beyefendinin kızı olan Elizabeth Bennett ile varlıklı ve soylu toprak sahibi Fitzwilliam Darcy arasındaki çatışmayı anlatır.Kitaptan uyarlama ama kitabı daha güzel.
15-) BENJAMIN BUTTON'IN TUHAF HİKAYESİ
Film seksenli yaşlarında doğup, geriye doğru yaşlanan bir adamın hikayesini anlatıyor.Kesin hepiniz izlediniz yine kitaptan uyarlama mükemmel den hallice.
16-) KOÇ CARTER
Koç Carter oyuncularının sahada kazananlar olmasının yanında, sınıflarında da çok başarılı olmalarını istemektedir.Yine mi bu adam demeyin spor kategorisinde üstlerde olan bir film beyazlar beceremez vardır onu da izleyin derim.
17-) INTO THE WILD
Bir metropolden vahşi hayata, kirlilikten saflığa ve temizliğe dönüş hikayesidir.izlediğim en iyi 3 filmden 4.olanı yada ilk on bilemedin 11 . Yani iyi bir film .
18-) THE TRUMAN SHOW
Güzel bir eşe ve mutlu bir hayata sahip olan Truman, bir gün öldüğünü zannettiği babasını bir gün caddede gördüğü ana kadar hayatı olduğu gibi yaşar.Çok tarz bir film bu arkadaşlar.
19-) KADIN KOKUSU
Özel bir kolejde okuyan Charlie, paraya ihtiyacı olduğundan kör bir adama, bakıcılık yapmaya razı olur ama iş, umduğu kadar basit olmayacaktır. Çünkü Emekli Albay Frank Slade' in haftasonu için çok özel bir planı vardır.Al pacino yapıyor bu işi.
20-) EXTRACTION
Silah satıcıları ve kaçakçılara ait bir dünyada, uyuşturucu lordları arasında geçen savaşta piyon olan genç bir çocuğun hikayesini konu ediliyor.
İyi seyirler dilerim ..