2008 model kango şiirimin telif hakkını almak isteyen arkadaş varsa satarım .ama hakettiği fiyata benim için anlamı büyük mühim bir şiir çünkü gelen parayla tavuk pilav alıcam kendime açım
Pskoloğumun beni çağırmasını beklerken geçenlerde sattığımız 2008 model kangoya yazdığım dizeleri size göstermek istedim Dikkat aruz aruz olalı böyle işkence görmedi! ( 18 yılın hatrına) Babamın arabasıydın sen, Kardeşimden ayırmadım seni Her sabah ilk seni uyandırdı, her akşam son kapını…devamıPskoloğumun beni çağırmasını beklerken geçenlerde sattığımız 2008 model kangoya yazdığım dizeleri size göstermek istedim
Dikkat aruz aruz olalı böyle işkence görmedi!
( 18 yılın hatrına)
Babamın arabasıydın sen,
Kardeşimden ayırmadım seni
Her sabah ilk seni uyandırdı,
her akşam son kapını o kapattı senin
Yıllarca yalvardım baba bi kere süreyim diye
Babam dedi kızım zarar görür
Söylendim Köy yollarında içine etmedikmi diye
O yollarda çektiğin acıların izi hala sendemi 2008 model kango
Küçüklüğümde arkada bagaja atarlardı
10 kiloluk un çuvalı gibi beni
Annem verirdi içi boş bi yastık
Hiç bi yerde o kadar huzurlu hissetmedim içinde havasız Kokulu battaniyede içinde yattığım gibi
Yıllarca şu soruyu duydum
Enişte sattınmı senin kangoyu
Babam hep bir huzursuzluk duyardı bundan
Ablamı verdik seni vermedi 2008 model kango
Gittiğin gece babamı uyku tutmadı
Gece kalktı yoğurt kaşıkladı
Babam için bu bi kadeh rakıya bedeldi
Babam seni atlatamadı 2008 model kango
Bir gün gittin.
Ne gürültü koptu,
ne kıyamet…
Sadece babam o gece uyumadı.
Beni satsa daha iyi uyurdu
Şimdi yolda her eski Kangoo gördüğümde
bir araba geçmiyor önümden.
Babamın gençliği geçiyor.
Benim çocukluğum geçiyor.
Yarım yamalak açılan arka camdan minik bir esinti geçiyor üzülüyorum
Seni özlüyorum 2008 model kango
Bugün size Yeni Türkü’nün “Gurbete Kaçacağım” şarkısıyla geldim. Bazı şarkılar vardır, dinlerken bavul hazırlama isteği uyandırır. Bu da onlardan biri. Ama bavula kıyafet değil de biraz umut, biraz sessizlik, biraz da unuttuğunu sandığın kendini koymak istersin. Şarkının adı “Gurbete Kaçacağım.”…devamıBugün size Yeni Türkü’nün “Gurbete Kaçacağım” şarkısıyla geldim.
Bazı şarkılar vardır, dinlerken bavul hazırlama isteği uyandırır. Bu da onlardan biri. Ama bavula kıyafet değil de biraz umut, biraz sessizlik, biraz da unuttuğunu sandığın kendini koymak istersin.
Şarkının adı “Gurbete Kaçacağım.” Küçükken gurbeti hep başka bir şehir sanırdım. Büyüyünce anladım ki bazen insan aynı odanın içinde bile gurbette hissedebiliyor..
Bu şarkıyı dinlerken aklıma hep aynı düşünce geliyor: İnsan gerçekten kaçtığı yerden kurtulabiliyor mu? Yoksa valizin en ağır yükü yine kendi kalbi mi oluyor? Çünkü bazen kilometrelerce uzağa gitsen de taşıdığın yorgunluk seninle geliyor.
Benim için “Gurbete Kaçacağım”, pes etmekle yeniden başlamak arasındaki ince çizgi gibi. Gitmek istiyorsun ama aslında aradığın şey başka bir şehir değil; başka bir hayat, başka bir his, belki de biraz nefes alabileceğin bir gün.
Her dinlediğimde bana şunu hatırlatıyor: Bazen kaçmak istediğin yer dünya değil, sana ağır gelen hayatın ta kendisi. Ve belki de en uzun yolculuk, başka bir şehre değil, yeniden kendine dönebilmektir.
Bu arada şarkı aslında yaşar miraç’ın şiirinden bestelenme🤍
gurbete kaçacağım
o lacivert ülkeye
o üzünç denizine
uzayan iskeleye
ansızın sormaksızın
neler kalır geriye
gurbete kaçacağım
o kimsesiz ülkeye
o geri dönülmeze
bağlanan ilk köprüye
umarsız durmaksızın
acılar tüketmeye
gurbete çıkacağım
o duvaksız tepeye
o yolunda gözyaşı
çeşmesi kuru köye
kopup yalnızlığımdan
kopup sonsuzluğumdan
gurbete kaçacağım
gurbete tükenmeye
çocuklarını istismar eden ana babalara yalnızca 'katı' denildiği; iliklerine kadar sömürülen kadınların ruhsal yaralanmalarına 'sinir krizi' adı verildiği; sımsıkı korselere sokulan, sımsıkı gemlenen ve sımsıkı dizginlenen kız ve kadınların 'edepli,' 'zarif' görüldüğü bir zamandı ve hayatın sayılı anlarında yakalarını kurtarmasını…devamıçocuklarını istismar eden ana babalara yalnızca 'katı' denildiği; iliklerine kadar sömürülen kadınların ruhsal yaralanmalarına 'sinir krizi' adı verildiği; sımsıkı korselere sokulan, sımsıkı gemlenen ve sımsıkı dizginlenen kız ve kadınların 'edepli,' 'zarif' görüldüğü bir zamandı ve hayatın sayılı anlarında yakalarını kurtarmasını beceren diğer kadınlar ise 'kötü' damgası yediler.
Anaokulunda yanağımdan makas alıp seninle evlenicem diyen çocuk bugünkü overthink konumda sendin.öğretmen seçe seçe seninle beni seçtide dans gösterisinde seninle dans etmiştik.allahın cezası senin yüzüne okula gelmeye utanıyodum .beni tüm sınıfın önünde utandırmıştın.
Size daha önce babamla olan ilişkimden biraz bahsetmiştim.Babam için hiçbir zaman yeterli olamadım gibi hissediyorum. Doğrusu sevgisini de hiç hissedemedim. Başımı okşadığını, bana sarıldığını ya da “Seninle gurur duyuyorum.” dediğini hatırlamıyorum.dediğim gibi çekindiğimiz bir fotoğrafım dahi olmadı .hep aynı evde…devamıSize daha önce babamla olan ilişkimden biraz bahsetmiştim.Babam için hiçbir zaman yeterli olamadım gibi hissediyorum. Doğrusu sevgisini de hiç hissedemedim. Başımı okşadığını, bana sarıldığını ya da “Seninle gurur duyuyorum.” dediğini hatırlamıyorum.dediğim gibi çekindiğimiz bir fotoğrafım dahi olmadı .hep aynı evde iki yabancı gibiyiz Belki de bu yüzden sevilmenin nasıl bir hisolduğunu hiç öğrenemedim.İnsan çocukken kendini önce anne babasının gözlerinde tanımaya çalışıyor. Ben bazen babamın bana bakışında, hayattaki en büyük hatasıymışım gibi hissediyordum. Belki gerçekten öyle düşünmüyordu, bunu kesin olarak bilemem. Ama bir çocuk, hissettiği şeyle büyüyor. Ben de o hisle büyüdüm.
Yıllarca kendimi teselli ettim. “O da sevgi görmediği için böyledir.”, “Belki sevgisini gösteremiyordur.” dedim. Bunları söylemek bana iyi geliyordu çünkü gerçeği kabul etmek daha ağırdı.Ama artık kendimi kandıracak yaşta değilim.Bazı eksiklikler sadece açıklanabiliyor, telafi edilemiyor.Belki de bütün bunların bana bıraktığı en büyük izlerden biri şu oldu
Ben insanlara çok çabuk güveniyorum.
Karşımdaki insanın benim kötülüğümü isteyebileceği ihtimali aklıma bile gelmiyor. Herkesin benim iyiliğimi düşündüğünü, beni üzmek istemeyeceğini sanıyorum. Birinin söylediği güzel bir söze hemen inanıyorum. Samimiyet gördüğümü düşündüğüm anda bütün duvarlarımı indiriyorum.Sonra hayal kırıklığı geliyor.Belki de bu yüzden kırılmalarım bu kadar çok ve derin oluyor. Çünkü ben insanlara oldukları gibi değil, olmasını umduğum hâlleriyle güveniyorum.
Yine de bu huyumdan nefret edemiyorum. Dünyaya şüpheyle bakmak yerine güvenerek bakmayı seçmiş olmak belki bir zayıflık değildir. Sadece yanlış insanlara denk geldiğinde insanın canını çok acıtıyor.
Sanırım öğrenmem gereken şey, herkese kapımı kapatmak değil.Kapıyı kime açacağımı biraz daha iyi seçebilmek.Sevgi, bir bakışta hissedilen şeydi. Bir dokunuşta, bir “iyi misin?” sorusunda saklıydı. Ben onu hiç orada bulamadım.İnsanlar tarafından çok kırıldım.
İnsanlar tarafından çok hayal kırıklığına uğradım.Her seferinde “Bu son olur.” dedim. “Bu kadar da saf olma.” dedim kendime. Ama ne zaman biri bana samimi gelse, yine en baştan inandım.Belki de içimde hâlâ insanların iyi olduğuna inanmak istiyorum akıllanamadım bu konuda .gerçi ben hatalarından ders alan bir insanda hiç bir zaman olmadım doğrusu
Bazen düşünüyorum da, insan en çok sevgiye aç kaldığı yerden yaralanıyor galiba.Sevgiyi hep başkalarında aradım ama kimsenin, çocukluğunda eksik kalan sevgiyi tamamen tamamlamaya gücü yetmiyor.Bunu kabullenmek zor.Çünkü insan bazen kırıldığı için değil, yine de inanmaktan vazgeçemediği için yoruluyor.Hatta etrafımdakiler beni yıllardır “çok saf” biri olarak bilir. Kimisi şakayla karışık allahın enayisi der. Eskiden buna güler geçerdim ama zamanla insan ister istemez düşünmeye başlıyor.Belki gerçekten fazla güveniyorum.Belki insanların söylediklerini olduğu gibi kabul ediyorum.Belki de herkesi kendim gibi sandığım için hayal kırıklığına uğruyorum.Ben birine kötülük düşünmediğim için, karşımdaki insanın da bana kötülük düşünmeyeceğine inanıyorum. İnsanların sözlerinin arkasında kötü bir niyet aramıyorum. Bu yüzden kandırıldığım da oldu, kullanıldığım da oldu, hayal kırıklığına uğradığım da
Yine de bütün bunlara rağmen içimdeki o güvenen tarafı tamamen öldüremedim.
Belki bir gün daha temkinli olmayı öğrenirim.
Ama umarım bunu öğrenirken iyi bir insan olmayı kaybetmem.Yine de bütün bunlara rağmen içimdeki o güvenen tarafı tamamen öldüremedim Neyse dostlar bu benim için yazması en zor iç dökmelerden biriydi ve bu son olacak kısacası kurutuldunuz .boklu dere dertlenmeleri bitmiştir.
Spoiler içeriyor
DİZİNİN TAMAMINI ANLATTIM SONRA BANA GELİP SAYDIRMAYIN Bazı dizileri izlersiniz çok seversiniz ve biter Bazıları ise bitmez İçinize yerleşir Aradan aylar yıllar geçse bile aklınızın bir köşesinde yaşamaya devam eder Fleabag benim için tam olarak böyle bir dizi.kaç kere izledim…devamıDİZİNİN TAMAMINI ANLATTIM SONRA BANA GELİP SAYDIRMAYIN
Bazı dizileri izlersiniz çok seversiniz ve biter Bazıları ise bitmez İçinize yerleşir Aradan aylar yıllar geçse bile aklınızın bir köşesinde yaşamaya devam eder Fleabag benim için tam olarak böyle bir dizi.kaç kere izledim saymadım bile biri bana en sevdiğim diziyi sorduğunda düşünmeden verdiğim cevaptır fleabag.Şimdiye kadar yüzlerce film onlarca dizi izledim Ama hiçbirinin bende bıraktığı his Fleabag kadar derin olmadı
İlk bakışta küfürlü dağınık umursamaz ve komik bir kadın izliyormuşsunuz gibi geliyor Sürekli yanlış kararlar veren sınır tanımayan hayatını mahvetmekte usta biri İlk bölümlerde kahkahalar atıyorsunuz Ama sonra yavaş yavaş fark ediyorsunuz ki izlediğiniz şey aslında bir komedi değil.Bu yasın suçluluğun yalnızlığın ve kendinden nefret etmenin hikâyesi
Fleabag sürekli şaka yapıyor çünkü durursa ağlayacak Sürekli konuşuyor çünkü sessiz kaldığında kafasının içindeki seslerle baş başa kalacak Yanlış insanlarla birlikte oluyor çünkü kendini doğru bir sevgiyi hak edecek kadar değerli görmüyor Sürekli kendini sabote ediyor çünkü mutlu olmayı hak ettiğine inanmıyor
Sanırım beni en çok etkileyen şey Fleabag’in kusursuz biri olmaya hiç çalışmamasıydı Yanlış kararlar veriyor insanları kırıyor yalan söylüyor kaçıyor
İlk sezon boyunca onun neden bu kadar dağınık olduğunu anlamaya çalışıyoruz Babası sevgisini gösteremiyor Ablasıyla arasında görünmez duvarlar var Üvey annesi sürekli onu küçümsüyor Ama dizinin gerçek yükü bunlar bile değil
Boo Sanırım televizyon tarihinde beni en çok sarsan karakterlerden biri oldu Onu çok az görüyoruz ama Fleabag’in hayatındaki en gerçek sevgiyi hissedebiliyoruz Birlikte kurdukları kafe paylaştıkları hayat birbirlerine duydukları güven sonra gerçeği öğreniyoruz boonun sevgilisiyle birlikte olan kişi fleabag ve bunu öğrendiğinde intihar ediyor ilk izlediğimde gerçekten nefesim kesilmişti Çünkü o ana kadar onu anlamaya çalışıyordum O sahneden sonra ise neden kendinden bu kadar nefret ettiğini anlamaya başladım.kız meğer enişteciymiş affedemezsin tabi kendini diyorum başka insan mı kalmadı hayatta
Bence Fleabag’in bütün o anlamsız ilişkileri kendini sürekli küçük düşürmesi hayatını bilinçli şekilde mahvetmesi hep bunun sonucu Kendine verdiği bir ceza
Bu yüzden bu dizi bana göre sadece yas üzerine değil Kendini affedememek üzerine
tabii ki rahip
Başta bunun sadece imkânsız bir aşk hikâyesi olduğunu sanıyorsunuz Ama aslında ikisi de birbirinde eksik olan parçayı görüyor Rahip herkesin güldüğü o kadının arkasındaki kırık insanı görüyor Fleabag ise hayatında ilk kez gerçekten dinlendiğini gerçekten görüldüğünü hissediyor Ve dizinin benim için en zekice yazılmış tarafı Fleabag’in sürekli kameraya bakması İlk başta bunun sadece eğlenceli bir anlatım tekniği olduğunu düşünüyorsunuz Sonra anlıyorsunuz ki değil
Biz onun kaçışıyız
Canı sıkıldığında bize dönüyor Utandığında bize dönüyor Ağlayacağı zaman bize dönüyor Duygularıyla yüzleşmek zorunda kaldığında yine bize bakıyor Çünkü bizimle konuştuğu sürece gerçek hayatın içinde olmak zorunda kalmıyor Sonra rahip o unutulmaz cümleyi söylüyor
Where did you just go
Belki de televizyon tarihindeki en güçlü anlardan biriÇünkü ilk kez biri onun kaçtığını fark ediyor İlk kez biri o görünmez duvarı görüyor İlk kez biri onun gerçekten nereye saklandığını anlıyor
Ve belki de Fleabag tam o anda âşık oluyor
Çünkü ilk kez biri onu gerçekten görüyor
Ama tabiki bu imkansız bir aşk hikayesine dönüyor.neyseki rahibin dediği gibi It'll pass
Ve final Fleabag gülümsüyor el sallıyor
Sonra arkasını dönüp yürümeye başlıyor
İlk izlediğimde sadece üzülmüştüm Sonra tekrar izleyince anladım.Bütün dizi boyunca biz onun sığınağıydık Ne zaman canı yansa bize geliyordu Bizimle konuşuyordu Şakalaşıyordu Kendinden kaçıyordu.Finalde ise ilk kez bize ihtiyacı kalmıyor
Fleabag bana bir karakter gibi gelmedi hiçbir zaman.Gerçek biri gibiydi