Spoiler içeriyor
Toplumlar, kendi devletlerinden korkmamalı. Devletler, kendi toplumlarından korkmalı. Bu maskenin ardında etten fazlası var. Bu maskenin altında bir fikir var Bay Creedey ve fikirlere kurşun işlemez Bilgi de hava gibi hayatidir. Kimse bilgiden mahrum bırakılmamalıdır. fikirlerin gücüne bizzat şahit oldum.…devamıToplumlar, kendi devletlerinden korkmamalı.
Devletler, kendi toplumlarından korkmalı.
Bu maskenin ardında etten fazlası var. Bu maskenin altında bir fikir var Bay Creedey ve fikirlere kurşun işlemez
Bilgi de hava gibi hayatidir. Kimse bilgiden mahrum bırakılmamalıdır.
fikirlerin gücüne bizzat şahit oldum.
Fikirler adına öldürülen ve fikirleri savunurken ölen insanları gördüm. Yalnız, bir fikri öpemez, ona dokunamaz veya onu tutamazsınız.
fikirler kan ağlamaz, acıyı hissetmezler.
sevmezler...
sabret bu müzik adalet için çalacak ve ben bu konçertoyu bizden alındığı günlere ithaf ediyorum
ve adalet gözettiğini sanan sahtekarlåra tabi ki.
Aptal politikacılar problem değildir. Problem, onları seçmekten vazgeçmeyen aptalların varlığıdır.
bina nasıl bir sembolse bina yıkmak da bir semboldür ve sembollerin anlam kazanması için insanlara ihtiyacı vardır. tek kişinin bir binayı yıkmak istemesi bir şey ifade etmez ama binlerce
insanın o binayı yok etmek istemesi bir devrimi başlatır
Yaş sekiz kanal 7 de yeraltı canavarı filmi var .büyülenmiş gibi hissediyorum .korkuyorum da koltuktan inemiyorum.alçak yüksek oynayıp canavarlardan kaçıyorum falan .koltuktan koltuğa atlıyorum yeraltı canavarının bug’ını bulmuşum sanırsın.
İçimden sadece susmak geliyor delicesine susmak herkes konuşsun ama ben susayım .kimse bana neyin var niye durgunsun diye sormasın ben sadece susayım.öylece etrafı izleyeyim .hatta herkes sussun etrafı bi sessizlik kaplasın bi kafamızı dinleyelim
insanları anlatırken kimseyi tamamen haklı ya da haksız göstermeyen bi diziydi.Her karakter kendi içinde kırılmış, yalnız ve anlaşılmayı bekleyen insanlardı. Diziyi etkileyici yapan şey de buydu; kimse “kötü” değildi, herkes kendi yükünü taşıyordu. Meryem saf ve sakin görünse de aslında…devamıinsanları anlatırken kimseyi tamamen haklı ya da haksız göstermeyen bi diziydi.Her karakter kendi içinde kırılmış, yalnız ve anlaşılmayı bekleyen insanlardı. Diziyi etkileyici yapan şey de buydu; kimse “kötü” değildi, herkes kendi yükünü taşıyordu.
Meryem saf ve sakin görünse de aslında etrafındaki herkesin duygusunu taşıyan bir karakterdi. Sessizliği bile çok şey anlatıyordu. Peri ise modern ve eğitimli kimliğinin altında kendi önyargılarıyla boğuşuyordu. Meryem’le karşılaşmaları sadece iki insanın değil, iki farklı hayatın yüzleşmesi gibiydi.
Yasin karakterinde sürekli bastırılmış bir öfke vardı. Sevgisini bile sertlikle göstermeye çalışan biriydi ama Meryem’e olan bağlılığı hissediliyordu. Bu yüzden onu izlerken hem sinirlenip hem de anlayabiliyorduk. Ruhiye ise dizinin en ağır hikâyelerinden birini taşıyordu. Konuşmadan bile insanın içine dokunan bir acısı vardı.
Hayrunnisa daha özgür olmak isteyen genç bir karakter olarak dizinin içinde nefes gibi hissettiriyordu. Hoca ise dışarıdan her şeyi çözmüş görünse de kendi içinde eksikleri olan biriydi. İnsanlara yol göstermeye çalışırken bazen en yakınındakini tam anlayamıyordu.
Gülbin karakteri de aidiyet duygusunu en yoğun yaşayan kişilerden biriydi. Güçlü görünmesine rağmen içinde büyük bir yalnızlık vardı. Kurduğu yüzeysel ilişkiler bile aslında gerçek bir bağ kurmakta ne kadar zorlandığını gösteriyordu.
Hiç olmadığım kadar mutlu hissediyorum kendimi dışarı atasım var .durup durup oynayasım bağırarak şarkı söyleyesim var.içimden hem resim müzik ne hobi varsa yapmak geliyor . Herkesle konuşmak istiyorum öyle bi enerji.Ama içimde garip bi bunalım sıkıntıda var .dokunsan ya ağlayacağım…devamıHiç olmadığım kadar mutlu hissediyorum kendimi dışarı atasım var .durup durup oynayasım bağırarak şarkı söyleyesim var.içimden hem resim müzik ne hobi varsa yapmak geliyor . Herkesle konuşmak istiyorum öyle bi enerji.Ama içimde garip bi bunalım sıkıntıda var .dokunsan ya ağlayacağım ya kahkaha atıp altıma edeceğim .