"ve sen boynunu öperken beni sarhoş bir okyanusla titreten hayat sevgilim olur musun. Ben savaşarak senin bulanık saçlarından tutup kibirli güzelliğini çıkartıyorum ortaya dünya kirletilmez bir inatla dönüyor altımıza yıldızlar seriliyor yüzüm suya davranıyor koşaraktan..." Hayat, romantizmin eşiğinden geçmeyebilir. Çoğu…devamı"ve sen boynunu öperken beni sarhoş
bir okyanusla titreten hayat
sevgilim olur musun.
Ben savaşarak senin
bulanık saçlarından tutup
kibirli güzelliğini çıkartıyorum ortaya
dünya kirletilmez bir inatla dönüyor
altımıza yıldızlar seriliyor
yüzüm suya davranıyor koşaraktan..."
Hayat, romantizmin eşiğinden geçmeyebilir. Çoğu zaman geçmez de. Gün boyu gerçeklerle ezilirken bizi alıp köşeye sıkıştıran tatlı hayallerimiz olsun isteriz. Her dönüşümüzde bir umut sıkıştırırız sol yanımıza. Bu dünyadan bir parça güzellik katabilmek için elimizi çabuk tutmaya çalışırız. Katamadığımız şey yine gerçekler olur. Her şeye rağmen, tüm yıkılan hayallere, tükenen ümitlere rağmen bir kıvılcım bile yeniden ayağa kaldırabilir bizi. Kalkıp tekrardan aşka direnebiliriz mesela. Dağları aşabilir, dünyayı okuyabiliriz. İnanırız çünkü, her şey sahte bile olsa bir yerlerde mutlu olabileceğimize.
Neden bilmiyorum her başladığımda yarıda bırakıyorum. Ryan Gosling'i izlemeye severim ama konuyu ve filmin tarzını daha önceden duymuş olmam işin esprisini kaçırmış olmama neden olmuş gibi.
Adam Sandler komedisini severim. Önceden hayal meyal hatırladığım bir filmdi tekrar seyretmek çok huzurlu hissettirdi. Bu tarz Amerikan mizahı, aile temalı filmleri izlemek keyif veriyor. Bu ve benzeri filmleri listemde tutuyorum kafa tazelemek için birebirler. Sizin de aklınıza gelen varsa…devamıAdam Sandler komedisini severim. Önceden hayal meyal hatırladığım bir filmdi tekrar seyretmek çok huzurlu hissettirdi. Bu tarz Amerikan mizahı, aile temalı filmleri izlemek keyif veriyor. Bu ve benzeri filmleri listemde tutuyorum kafa tazelemek için birebirler. Sizin de aklınıza gelen varsa önerebilirisiniz.
Spoiler içeriyor
İşsiz güçsüz, her biri bir yöne doğru yoksulluğa evrilen kardeşlerini bir arada tutup iş sahibi olmaları için çabalayan Leyla, diğer yönde evlatlarına bir şey bırakmayan bencil ve saygınlık kazanmak için her şeyden vazgeçecek bir baba. Film boyunca ne zaman köşeyi…devamıİşsiz güçsüz, her biri bir yöne doğru yoksulluğa evrilen kardeşlerini bir arada tutup iş sahibi olmaları için çabalayan Leyla, diğer yönde evlatlarına bir şey bırakmayan bencil ve saygınlık kazanmak için her şeyden vazgeçecek bir baba. Film boyunca ne zaman köşeyi dönecekler diye düşündüğüm kardeşlerin önünde sürekli bir engel vardı. Alireza'nın mutlu olmaktan korkması gibi, hep bir pürüz çıktı. Leyla elinden gelen her şeyi yapmaya çalışsa da bir şekilde tersine döndü her şey.
Diyaloglar ve dram oldukça etkileyiciydi. Son sahnede babanın ölümünün adeta bir kutlamayla sunulması, Alireza'nın kalkıp oynaması ve Leyla'nın yüzünün gülmesi sanırım artık babanın da evlatların da huzura erdiğinin göstergesiydi.
Spoiler içeriyor
Özlemişiz ne yalan söyleyelim. Harika bir nostalji* hissi yaşattı. İkinci film bizi biz yapan şeyin sadece doğrularımız değil doğru ve yanlışlarımızın toplamı olduğunu oldukça eğlenceli ve bir o kadar da duygusal sahnelerle anlattı. Yeni eklenen duygularda favorim gıpta. Filmden o…devamıÖzlemişiz ne yalan söyleyelim. Harika bir nostalji* hissi yaşattı. İkinci film bizi biz yapan şeyin sadece doğrularımız değil doğru ve yanlışlarımızın toplamı olduğunu oldukça eğlenceli ve bir o kadar da duygusal sahnelerle anlattı. Yeni eklenen duygularda favorim gıpta.
Filmden o kadar kopmadım ki çok kısa geldi bana. Belki vardır bilmiyorum ama dizisi falan çıksa çok iyi olur :)
İzlediğim en huzur dolu kdramalardan biriydi. İçinizi ümit, sevgi ve iyi olan her şeyle dolduracağına eminim. Her bölümde nahif karakterlerin, harika doğa manzaralarının, arkadaşlıkların ve ilişkilerin nasıl olması gerektiğini gösteren bir yapımdı. Yeo-Reum'un şirketteki işinden sıkılıp bir sahil kasabasına taşınması…devamıİzlediğim en huzur dolu kdramalardan biriydi. İçinizi ümit, sevgi ve iyi olan her şeyle dolduracağına eminim. Her bölümde nahif karakterlerin, harika doğa manzaralarının, arkadaşlıkların ve ilişkilerin nasıl olması gerektiğini gösteren bir yapımdı. Yeo-Reum'un şirketteki işinden sıkılıp bir sahil kasabasına taşınması ve hiçbir şey yapmamaya, kafasını dinlemeye çalışmasıyla başlayan hikaye Yeo-Reum'un daha sonra karşılaşacağı kütüphanede çalışan Dae-Beom ile değişmeye başlar. Yeo-Reum burada herkesi yeni yeni tanırken onların hikayelerine de tanıklık edecektir.
Yanlış filmi izlediğimi son yarım saatte anladım.Yanlış film demeyelim de orijinal olan diyelim. Bu film de çok iyi Elizabeth Olsen'in yeri ayrı. Şimdi tekrar ilk filmi izleyeceğim. İkisini de izlemiş olan biri varsa orijinali izlemem için beni ikna edebilir mi?
Spoiler içeriyor
Himym dizisinden tanıdığımız Ted Mosby ve Scarlet Witch Wanda'nın başrolü paylaştığı bu film içinde kendiniz için birçok hayat dersi bulabileceğiniz bir yapıt. Kendisi 35 yaşında olan Jesse bir gün eski üniversitesine hocasının emekliliği için tekrar döner orda tanıştığı 19 yaşındaki…devamıHimym dizisinden tanıdığımız Ted Mosby ve Scarlet Witch Wanda'nın başrolü paylaştığı bu film içinde kendiniz için birçok hayat dersi bulabileceğiniz bir yapıt.
Kendisi 35 yaşında olan Jesse bir gün eski üniversitesine hocasının emekliliği için tekrar döner orda tanıştığı 19 yaşındaki Zibby'le vakit geçirdikçe birbirlerinden hoşlanmaya başlar. Ama Jesse hem yaş farkından dolayı bu ilişkide bir adım atamamakta hem de flört etme konusunda sıkıntı yaşamaktadır. Edebiyat, klasik müzik ve sanatın birçok yönünde mektuplaşmaya başlarlar.
Filmi bir dengesizlikle saran örgülerden biri hiç kimsenin kendi yaşını yaşamıyor olması. 19 yaşındaki Zibby 30larında hissederken Jesse daha genç ve kendi tabiriyle çocukça, profesör ise 70 yaşında değil de 19 yaşında gibi hissediyor.
Liberal Arts film boyunca üniversitede her şeyin ne kadar mümkün ve özgürce olduğunu yansıtıyor. Zibby çok yönlü ve sıcakkanlıyken hayata atılmış Jesse artık durgun ve hayata tek yönden bakan biri.
Filmin kırılma noktası sayabileceğim bazı sahneler ve replikler var. Jesse'nin romantik dönem hocasıyla yatmasından sonra kendisine söylenen bu söz ne kadar sert olmadığı, hayata karşı yumruk atmayışıyla ilişkilendirilebilir: "Şu fazla duygusal küçük kalbinin etrafına duvar ör."
Profesörden: "Ayrılamadığın her yer bir hapishanedir."
ve Jesse'nin sevgilisi olan Ana'nın kitaplar hakkında bir sınır koyulmasının gerekliliği hakkındaki yorumu: "Aslında hayat hakkında okumanın, hayatı yaşayacak zamanı elimden aldığını hissetmeye başladım."
"Yaşamım hakkında düşündüğümde, arada sırada kendimi sahile vuran bir ağaç parçasından farklı değilmişim gibi hissettiğim oluyor. Deniz feneri yönünden esen alize rüzgârları, başımın üzerindeki okaliptüs dallarını hafif hafif oynatırken." ... "Benim daha çok yalnızlığı seven bir karakterim vardır. Hayır, biraz…devamı"Yaşamım hakkında düşündüğümde, arada sırada kendimi sahile vuran bir ağaç parçasından farklı değilmişim gibi hissettiğim oluyor. Deniz feneri yönünden esen alize rüzgârları, başımın üzerindeki okaliptüs dallarını hafif hafif oynatırken."
...
"Benim daha çok yalnızlığı seven bir karakterim vardır. Hayır, biraz daha net ifade edecek olursam, tek başına olmaktan pek bunalmayan bir karakterim vardır."
...
"Bir manzara içerisinde başkalarından farklı bir sapmayı görebiliyor, başkalarından farklı şeyler hissediyor, başkalarından farklı sözcükleri seçebiliyorum... Benim ben olmam, başka biri olmamam, benim için önemli bir servet."