"Ne kadar garipti, şu "azap" kelimesi "acı, elem, keder" demekti ama aynı zamanda "lezzet" de demekti." İskender Pala’nın daha önce birkaç kitabını okumuştum. Kurgusu hoşuma gitmişti. İçinde şiirler içermesini de beğenmiştim. Bu kitap diğer okuduklarıma göre daha farklıydı. İçeriği beyitlerle…devamı"Ne kadar garipti, şu "azap" kelimesi "acı, elem, keder" demekti ama aynı zamanda "lezzet" de demekti."
İskender Pala’nın daha önce birkaç kitabını okumuştum. Kurgusu hoşuma gitmişti. İçinde şiirler içermesini de beğenmiştim. Bu kitap diğer okuduklarıma göre daha farklıydı. İçeriği beyitlerle dolu olan denemelerden ve sonunda da bir öyküden oluşuyor. Divan edebiyatı ağırlıklı bir kitap olduğu için yazarın anlattığından fazlasını anlayamadım. Kelime bilgim çok zayıf kalıyor. Öyle olunca akıcı bir anlatımı yok. Yavaş ilerliyor. Lakin bu kitap kötü demek değil. Belki de okuduğum en güzel kitaplardan birisi diyebilirim. Bizim gibi Divan edebiyatına uzak insanlar da nasiplenebiliyor. Tanımadığım, duymadığım isimleri bu kitap vesile ile duymuş, kısmen tanımış oldum.
Çok derin bir edebiyatımız var. Öyle şiirlerimiz var ki şair ne kadar da çok anlamlar yüklemiş. Bunun sebebi kelimelerin de anlam zenginliğine sahip olması diyebilirim.
Kitap birçok yazıdan, yazılarda bölümlerden oluşuyor. Her bölüm olmasa da bazı bölümler hakkındaki düşüncelerimi de tek tek yazdım. Böyle yaptığım zaman ileride incelememi okuduğumda bana hatırlama konusunda çok yardımcı oluyor. Aşırı unutkan biri için başka türlüsü olmuyor.
Kitabımıza başlayınca Önsözünü okumadan geçmeyin, çünkü o da bir bölüm diyebilirim. Aşk'ın içinin çağımızda nasıl boşaltıldığına değinmiş. Her yazıda olduğu gibi yazıların içerisine koymuş olduğu divan edebiyatından dizeleri yanında günümüz Türkçesiyle açıklamış olmasa kitaptan pek de bir şey anlamazdık. Kitapta içerisinde ayetler, hadisler ve Eflatun gibi başkalarına ait sözlerde yer alıyor. Çok beğendiğim alıntıların olmasının yanında bilmediğim kelimelerde sayıca oldukça çoktu. Sözlükten bakmak gerekiyor.
-->Mukaddime-i Aşk
-->Aşk-ı İnsanî
"Sevgi Neydi" yazısı Ayine kitabından alınmış. Sevgi, iki heceden oluşuyor diyor. Bu iki kelimenin, sevginin, ne kadar da çok anlama geldiğini bizlere her cümlesi soru şeklinde hatırlatıyor. Diğer bölümlerin sonunda da hangi kitaptan alındığı belirtilmiş.
"Göz Görünce Bir Kez Geriye Ne Kalır?" yazısı Gözgü kitabından alınmış. Bir aşkın nasıl başladığını anlatıyor. Kalp ile göz arasındaki ilişkiye değiniyor. Veys ü Ramin, Hüsrev ile Şirin, Kays ile Leyla hikâyeleriyle örnek veriyor.
"Aşka Methiye", Eflatun'un bir sözüyle başlıyor. Onun yanıldığını düşünüyor. Yusuf peygamberin hikâyesinden bahsetmesi yanında atom, patoloji gibi bilime de söz vermiş. Üç çeşit aşkı tarif ediyor. Aşk beşeridir, platoniktir ve ilahidir diyor. Ayine kitabından alınmış.
"Aşk Yolunun Sonu Melekliğe Çıkar " yazısında divan şairinden bahseder. Aşk onun için nedir, ne değildir sorusunun cevabını vermiş diyebilirim. Her şey onlar için mükemmel olmalıymış. Kara en kara, beyaz en beyazmış. Bu ölçünün ortası yokmuş. Vuslat'ı anlatmış. Burada şiir bilgini olan tanımadığım Asma'î'nin başından geçen bir olayı anlatır. Divane Güzeller kitabından alınmıştır.
"Aşk, Sarmaşık Demektir" yazısında Bursalı İsmail Beliğ'in bir beytini alıntılamış. Klasik olan bu şiiri açıklamış. Meğer bu dizeleri okuyunca ben hiçbir şey anlamıyormuşum. Oldukça derin manalar içeriyormuş ve Gazel Yeniden eserinden alınmıştır.
"Aşk Yetenek İster" yazısında Fuzuli'nin aslında çok duyduğumuz bir beytini yorumluyor. Bir beyiti, kelimelerini bilmekle anlayamayacağımızı gösteriyor. Mir'at kitabından alınmıştır. Bu arada bu kitap isimlerini daha önce duymadım. Sadece popüler olan kitaplarını biliyormuşum. İskender Pala kitaplarını okumayı arttırmam gerekiyor.
"Sevgilinin Adını Dile Düşürmek " yazısında Doğulu ve Batılı şairlerin sevgiliden şiirlerinde nasıl bahsettiklerini anlatmış. Batılılar teşhir ederken, doğulular gizemden yana olduğunu görüyoruz. Tarihe adını yazdıran o meşhur isimleri sıralamış. Edgar A. Poe'nun Annabell Lee'si, Dante'nin Beatrice'si, Tanpınar'ın Leyla'sı, Bedri Rahmi'nin Karadutu... Liste böyle uzayıp gider.
"Gamze mi? Neuzübilleh" yazısında çok sevdiğim, Müzeyyen Senar'ın seslendirdiği "Gamzedeyim, deva bulmam Garibim bir yuva bulmam" beyti üzerinden gamzeyi yorumlamış. Başka beyitlerle de açıklamasını genişletmiş. Meğer gamze ne çok anlama geliyormuş.
-->Aşk-ı Hayalî
"Önce Ruhları Yontmalı" yazısı ruh üzerine yazılmış. Ruhu yontmamızdan bahsetmiş. Beyitlerle daha iyi bir açıklanma yoluna gitmiş.
"Şakayık" yazısına ismini veren kelime gelincik çiçeği demekmiş. Bu kelime ile kadın arasındaki ilişkiyi görüyoruz. Kadından bahsediyor. Ayrıca yazar cümlelerini günümüz pop şarkılarındaki sözlere dokundurarak, ah nerde o eskiler dediğimiz zamanları anlatıyor. Karşılaştırıyor.
"Sevilenin Mutluluğu Sevenin Gayretiyledir" yazısı Gözgü kitabından alınmış. Bu yazıda 'Gayret' ne imiş onu öğrendim. Meğer bildiğimden farklı anlamlara geliyormuş. Fuzuli'nin beytinde gayreti açıklarken şarkı sözlerinden destek almış. Yazının sonunda Gülistan isimli eserden bir kıssa alıntılamış. Gayret olmadan sevgi olmuyormuş. Ama bu gayret farklı bir gayret. Kıskanma gibi bir anlamı varmış.
"Aşk Bir Düşüncedir..." yazısında gençlere seslenmiş diyebilirim. Teknolojinin aşkı azaltmasına, değersizleştirmesine değinmiş.
-->Aşkı İlahî
"Mutlak Güzellik" yazısı Kırk Güzeller Çeşmesinden alınmış. Adından anlaşıldığı üzere güzellik kavramından bahsediliyor. Mevlana mesnevisinden bir parça ile başlıyor.
"Gönül Çalab'ın Tahtı" başlığını görünce Yunus Emre'den bir şeyler vardır diye düşündüm ama göremedim.
"Gözleri Yıkamalı, Başka Şekilde Görmeli " yazısı Mirat kitabından alınmıştır. Millet olarak bazı tasavvuf ehlinin sözlerinin yanlış anlaşıldığını açıklamak istemiş. Bu sözlerden biri de Yunus Emre'ye ait olan "Ete kemiğe büründüm, Yunus diye göründüm" sözüdür. İnternette araştırırsanız bu söz hakkında bayağı bir tartışma okursunuz.
"Kanadını Aşk Mumuna Yandıran Pervane" kitap içerisinde geçen en uzun bölüm. Tasavvuf, Tekke edebiyatı üzerinden yine birçok şairlerden beyitler verilmiş. Açıklanmış. Zahit ve Rint ’in ne olduğunu burada öğrendim.
--> Hikaye-i Aşk
“Pervanenin Kanatlarında “ yazısı aslında bir öykü. Yaşanmışlıklarla dolu, anladığım kadarıyla gerçek ya da gerçek bir kişinin hayatından yola çıkarak kurgulanmış güzel bir aşk öyküsü diyebilirim. Kitapta anlaşılırlığı en yüksek olduğu için en beğendiğim bölümdü diyebilirim. Diğer bölümlere lafım yok çünkü hepsi birbirinden güzeldi. Sadece akıcı değildi. O da benim cahilliğimden kaynaklı. Ebubekir Efendi ile Tiryandafila asıl adıyla Despina’nın aşkını anlatır. “Kırk yıllık Kani, olur mu Yani” sözü bu şairimize aitmiş.
“Sûz-i Dil-Ârâ” yazısında ise Osman Nevres’i, Gül ve Bülbülünü, Tanburi Ali Efendi’yi, Midilli ve Sakızın aşklar ve şarkılar ile bize ait olduğunu yazarak kitabı sonlandırmış.