Nihal Atsız’ın kaleme aldığı Kür-Şad ve Kırk çerisinin koca Çin devletine meydan okuyuşu anlatılıyor. Öztürkçe kelimeler, çok sade dil kullanılmış bir çırpıda okunuyor. Almila’ya aşık olup Bögü Alp ile kımız içiyorsunuz. Yumru ile güreş tutup Kür-Şad ile ok salıyorsunuz. Atalarımızın…devamıNihal Atsız’ın kaleme aldığı Kür-Şad ve Kırk çerisinin koca Çin devletine meydan okuyuşu anlatılıyor. Öztürkçe kelimeler, çok sade dil kullanılmış bir çırpıda okunuyor. Almila’ya aşık olup Bögü Alp ile kımız içiyorsunuz. Yumru ile güreş tutup Kür-Şad ile ok salıyorsunuz. Atalarımızın ve töremizin temellerini öğreniyoruz.
Kitabı okurken Orta Asya bozkırlarında geziyor ok salıyor ava gidiyorsunuz. O bozkırlarda at koşturuyor çadır kuruyorsunuz. Türk töresini Türklük için savaşan erleri görüp onlara katılıyor o savaşta bir alp de siz olup kılıç savuruyorsunuz. Kür Şad, Onbaşı Pars, Almıla, Urungu, Ay Hanım, İşbara Han, Yamtar'ı tanıyıp onların hayatlarına dokunuyor güç buluyorsunuz. O yağmurlu gecede Çin sarayını basan 40 yiğidin bir parçası oluyorsunuz.
"En sonra ölüm kızı onun eline bir sağrak sundu. Kür Şad acı sağrağı gözünü kırpmadan içti. Atının yelesini kapandı. Başını dayadı. Sağ elinde kılıç hala sımsıkı duruyor, sol eli sarkıyordu.
Kür Şad ölmüş, fakat attan düşmemişti.
Ölmüş fakat yenilmemişti..."
Uzun süre etkisinden kurtulamadığım, Türklük duygumun şahlandığı mükemmel bir eser. Böyle kutlu bir konunun ve böyle muhteşem bir kitabın ise halen beyazperdede (sinema veya dizi olarak) canlandırılmamasıda hayret edici bir olaydır. Bizler böylesi ne destansı bir hikayeyi anlatan büyük Türkçü Atsız atanın Ruhu şad, Durağı uçmağ olsun.
Çin kaynaklarında geçen “chieh-she-shuai” ismini Kür Şad olarak Türkçeye kazandıran kişi Hüseyin Nihal Atsız'dır.Çin kaynaklarında Cie she shuai olarak geçen ve yanındaki kırk kişiyle saraya saldıran bir Türk'ten bahsedilir. İşte bu kaynaklardan yola çıkarak bu olay destanlaştırılır. Atsız bu isme nasıl ulaştığını şöyle anlatır: "Ben Çin kaynaklarında geçen Chieh-shê-shuai = Chie shih shuai = Cie şı şuay adının Türkçesinin ne olabileceğini çok düşündüm. Bir defa kağan çocuğu olmasından yani “Tigin” olmasından dolayı alacağı son idari unvan “Şad” olabilirdi. Geriye bu unvandan önceki ismi tahmin etmek kalıyordu. 1893’te Vilhelm Thomsen’in Göktürk alfabesini çözmesinden sonra kül okunan kelimenin varyantı (dildeki çeşitlenme) olarak kür kelimesi düşünülmüştü. Yani bir l ~r alternansı olabilirdi. Bu alternansa göre kül kelimesinin varyantı kür kelimesi idi. Bu kelime Türkiye Türkçesi’nde “gür” şeklinde yaşamaktadır. Bir insanın “saçı, kaşı, bıyığı, sakalı” gür olabilir. “Ses, su” gür olabilir. Örnekleri çoğaltmak mümkündür. Bu yüzden ben Çince cie kelimesinin Eski Türkçe karşılığının kür kelimesi olduğunu düşündüm ve Çince Cie şı ibaresinin Türkçesinin Kür Şad olabileceği kanaatine vardım. Bu yüzden Bozkurtların Ölümü adlı eserimde roman kahramanının adını Kür Şad olarak koydum. Bana göre de çok yakıştı." bu eserde de buradan yola çıkarak bu ismi kullanmıştır.
Bu isim o kadar benimsenmişti ki Türk halkı yıllardır çocuklarına bu ismi veriyor. Öyleki ben uzun yıllar Kür Şad isminin Atsızın bir uyarlaması değil de sanki Teoman MeteHan Atilla gibi gerçek isimli şahsiyetler olduğunu bilirdim.
“Madem ki unuttunuz Kür Şad adlı çeriyi hatırlatırız yağmur kokan o geceyi”