Zorba, Çağdaş Yunan Edebiyatı'nın ve 20. yüzyılın en önemli yazarlarından biri olan Nikos Kazancakis'in 1946 yılında kaleme aldığı bir olgunluk dönemi eseridir. Aslında bir nevi yaşam klavuzu da diyebiliriz çünkü kitabı bitirdikten sonra hayata bakışınıza farklı bir pencere açıldığını göreceksiniz.…devamıZorba, Çağdaş Yunan Edebiyatı'nın ve 20. yüzyılın en önemli yazarlarından biri olan Nikos Kazancakis'in 1946 yılında kaleme aldığı bir olgunluk dönemi eseridir. Aslında bir nevi yaşam klavuzu da diyebiliriz çünkü kitabı bitirdikten sonra hayata bakışınıza farklı bir pencere açıldığını göreceksiniz.
Kitabın başında bulunan "Yazarın Önsözü" kısmında Kazancakis, yaşadığı dönem içerisinde Homeros, Buddha, Bergson, Nietzche ve Zorba gibi isimlerden etkilendiğini belirtmiş. Hatta "Eğer bugün, dünyada bir ruh kılavuzu, Hintlilerin dediği gibi bir guru, Aynaroz papazlarının dediği gibi bir yeronda seçmem gerekseydi, kesinlikle Zorba'yı seçerdim." diyerek de Zorba'nın kendisi için ne kadar önemli olduğunu da bir kez daha vurgulamıştır.
2. Dünya Savaşı yıllarında geçen roman, adı kitapta hiç geçmeyen ve bizim sadece Patron olarak bildiğimiz entelektüel bir yazarın ağzından anlatılıyor. Hayattan pek fazla bir beklentisi olmayan, bir süre kendisini dinlemek isteyen ve Girit'te bir linyit madeni kiralayan yazar, bindiği gemide Aleksi Zorba ile tanışır ve onu ustabaşı olarak işe alır. Aradan geçen bir kaç aylık zaman diliminde de Zorba, genç yazarı derinden etkileyecek ve kendi ilginç hayat felsefesini genç yazara kabul ettirdikçe, yazarın hayata bakış açısı da yavaş yavaş değişime uğrayacaktır.
Peki yazarı yani nam-ı diğer Patron'u bu kadar etkileyen Aleksi Zorba nasıl biridir? Feleğin çemberinden geçmek diye bir deyim vardır. İşte bu deyimin tam karşılığını ben Zorba karakterinde tam anlamıyla gördüm diyebilirim. Hayatı çok seven, yaşamı bir macera olarak gören ve yenilgileri umursamadan her dakikanın tadını çıkaran, içinde bulunduğu anın keyfini süren, yemeyi, içmeyi seven bundan mutlu olan ve mutlu olunca da santurunu çalıp, dans eden bir çılgın diyebiliriz. Evet böyle bir karakteri gören biri deli diye tanımlayabilir Zorba'yı belki ama ben kesinlikle ona çılgın kelimesini daha çok yakıştırdım.
Bunun yanı sıra Zorba iç sesini dinleyen ve düşüncelerini korkusuzca dile getiren, pişmanlıklarını geride bırakan ve yalnızlaşma pahasına bile olsa sevdiklerini terk ederek özgür yaşamı seçen bir karakterdir. Zorba hiç bir yere ait değildir çünkü Zorba'nın vatanı ve evi özgürleştiği ve mutlu olduğu yerdir. İnsanları Ermeni, Rum, Türk, Rus, Yunan diye ayırmayı bırakıp sadece iyi ve kötü diye ayrım yapan ama bir süre sonra o ayrımı da bırakıp sadece "insan" olarak gören bir karakterdir. Geçmiş ya da gelecekle de ilgilenmez Zorba, çünkü o içinde bulunduğu şu anı yaşar.
Son olarak da, bir kadın gözüyle Zorba'nın kadınlar özellikle de dul kadınlar hakkındaki görüşleri beni biraz üzdü açıkçası. Her ne kadar kadınlara karşı düşünceli, naif ve kibar biri olsa da kadınları sadece cinsel bir obje olarak görmesini Zorba'ya çok yakıştıramadım.
Kitabı okurken sık sık düşüncelere daldığım anlar, hayatı, yaşamı, varlığımı, doğumu, ölümü, özgürlüğü, mutluluğu sorguladığım zamanlar oldu. Aslında kitap, insanları cesaret edemediklerine, insanlara dayatılan kurallara, uymak zorunda kaldığımız sisteme başkaldırarak, çıkarsız insan ilişkileriyle de mutlu bir yaşam sürebileceğimizi anlatıyor.
Beni oldukça etkileyen bir kitap oldu ve bir an keşke ben de Zorba gibi biriyle karşılaşabilseydim ya da Zorba gibi hiç kimseyi umursamayacak kadar cesur olabilseydim diye düşünmedim değil. Hayatınıza farklı bir bakış, bir renk, bir dokunuş katacak bu eseri mutlaka okumanızı tavsiye ederim. Kitapla kalın...
Notum : 9/10