İlk kez Livaneli’nin bir kitabını okudum. Yaşım, yaşamım ve okuduğum kitaplara bakılırsa bu kitabı yorumlamak için kendimi henüz toy görüyorum. Ancak bu yaştaki birinin nasıl yorumlayacağını da açıkçası merak etmiyor değilim. Kitabın baştan sonu mesajlarla dolu. Belki benim anlamlandıramadığım mesajlar…devamıİlk kez Livaneli’nin bir kitabını okudum. Yaşım, yaşamım ve okuduğum kitaplara bakılırsa bu kitabı yorumlamak için kendimi henüz toy görüyorum. Ancak bu yaştaki birinin nasıl yorumlayacağını da açıkçası merak etmiyor değilim.
Kitabın baştan sonu mesajlarla dolu. Belki benim anlamlandıramadığım mesajlar bile olmuştur. Ama kitapta barınan tüm mesajlar gerçekçilik üzerine kurulu. Gündemimizden düşmeyenler, perde arkasında yaşananlar, herkesin gördüğü halde görmeyip duyduğu halde duymayıp yargıladığı olaylar, hakkında konuşmaya cesareti olmadığı olayların hepsi; sanki hepsi sürü halinde bu kitabın içine boşaltılmıştı. Yargı dağıtma tabiri değil de, “Kağıttan bir sınavda değiliz, üç yanlış bir doğruyu götürmez; biir yanlış tüm doğruları götürür.” Haykırışı gibiydi. Daha ilk sayfalarında bile bir Türk ve Müslüman olmak ele alınmıştı. Irkçılıktan, evliliğe, kadın giyinimine, iş hayatına, soykırıma ve ülkeler arası yakın tarih skandallarına kadar her konuya değinilmişti. Ülkemizde hala zorluklar çekerek yaşamakta olan Ermenililer ve Kürtlerden, Kırım Türklerine, Almanya faşizminden kaçıp Türkiye’ye sığınan/sığınamayan Yahudi’lere kadar birçok konuda da görüşlerini kitapta açıklamış. Hatta kendi tarihimizdeki dile getirilen/dile getirilmeyen tüm ayıpları sert bir şekilde eleştirmiş ve aynı zamanda diğer ülkeleri de eleştirerek; hiçbir hükümetin, hiçbir kurumun, hiçbir devletin masum olmadığını belirtmiş.
Beni en çok etkileyen düşüncesi; öldürülen anne ve babasına rağmen öldürenleri değil, eline bir silah alıp bir insanı öldürmemiş dahi olsa bu iktidarın başında bulunan yani bu kararı veren baştaki kişiden nefret eden anneannenin düşüncesi oldu. Kararları vererek izlediği yollar insana ölüm ve hüzün hükmünü giydirerek sonuçlandırmış ve hatta hala sonuçlandırmaktalar.
Etrafta konuşulmayan bu konuları açıkça bu kitapta öğrenmek ve okumak beni bir tık öfkelendirmişti. Sonuçta yıllar önce yaşanan olayları insanlar hala rahatça hala konuşamıyorsa, hiçbir şey değişmemiş demektir. Asıl perdenin arkasında kalanlar da bunlar işte…
Maya’nın dediği gibi “Birilerinin saçma iktidar mücadelesi yüzünden, insanlar birbirine kavuşamamış ve acılar yaşanmış. İnsanların mutluluğu, iktidar oyunları arasında ne kadar da zavallı bir konu haline gelmiş. …”
“Bu kitabın bir dili olsa, acı ama gerçekleri yüzümüze vursa keşke…” dediğim noktalar o kadar çok oldu ki. Saçma iktidar oyunları arasında kalan, sayelerinde acılar yaşayan, kavuşamayan, ayrı düşen, isim/soyad değiştirmek zorunda kalan, yaşamak için rol yapmaya zorlayan ve hatta yetmezmiş gibi zorunlu din ve milliyet değiştirmek durumunda kalan insanları anlatıyor. Her şey gerçek, yapmacık hiçbir unsur yok. Kitabı okudukça içindeki anlam yüklü yazılarla, kitabın ne kadar ağır olduğunu anlayabiliyorsunuz ve daha sonra zihnimde yankılanan o sözcükleri tekrar tekrar ve tekrar duyuyorum. “Şimdi o kitabın ağırlığı kadar, o masum insanların omuzlarındaki ağırlığı düşün…”
Sadece dış dünya ile ilgili unsurlar yer almıyor. Livaneli ara ara ülkemizdeki benzer olaylara da atıfta bulunuyor. 6-7 Eylül olaylarına gönderme yaparken, olayı hatırladıkça topraklarımızın sızladığını da hissedebiliyorum. Bu kitap ve Livaneli’nin kalemi bana bazı şeyler öğretti bazı şeyleri hatırlattı. Ancak ne olursa olsun bunun Livaneli’nin düşünceleri olduğunu asla unutmamalıyım/unutmamalıyız.
Bir odaya 1 pencereden de bakabilirsiniz, 1000 pencereden de bakabilirsiniz. Bunu ancak ve ancak siz karar verdiğinizde, diğer pencerelerinde olduğunu görmeye başladığınızda fark edebilirsiniz.
Livaneli kitabında konuşma Türkçesi’ni kullanarak yazmış bu nedenle okunması gayet kolay. Anlaşılır bir dil hakimiyet sürerken farklı teknikleri de gözlemleyebiliyoruz. Alışık olmadığım teknikleri üzerinden geçerken beklemediğim bir şekilde kitabın akıcılığının hiç bozulmadığını fark ettim. Dürüst olmak gerekirse bu hoşuma gitmişti ancak başka yazarların da her kitabında bu akıcılığı bulmak istemem. Her şey dozunda olmalı ve bunun da sadece Livaneli’ye ait olmasını isterdim. Umarım diğer ve bundan sonraki her kitabında bu tekniğe rastlarım.
Sıkılmadan okunabilecek, okurken yer yer duygulanacak ve belki de yer yer sinirleneceksiniz. Ancak her kitap farklı bir dünya, her yazar farklı bir evrendir. Okuduğunuza pişman olmayacağınızı düşündüğüm bir eser. Keyifle okumanız dileğiyle.
İyi okumalar…