Gogol okumalarımdaki son durak olan Ölü Canlar romanını, İş Bankası Yayınları'ndan Mazlum Beyhan'ın muhteşem çevirisi ve dipnotlarıyla okudum ki oldukça açıklayıcı ve aydınlatıcıydı. Kitapla ilgili düşüncelerime ve içeriğine geçmeden önce kitapla ve Gogol'le ilgili bazı bilgileri paylaşmak istiyorum sizlerle ki…devamıGogol okumalarımdaki son durak olan Ölü Canlar romanını, İş Bankası Yayınları'ndan Mazlum Beyhan'ın muhteşem çevirisi ve dipnotlarıyla okudum ki oldukça açıklayıcı ve aydınlatıcıydı. Kitapla ilgili düşüncelerime ve içeriğine geçmeden önce kitapla ve Gogol'le ilgili bazı bilgileri paylaşmak istiyorum sizlerle ki bence oldukça önemli.
Öncelikle Gogol'un, konusunu Puşkin'in tavsiye ettiği Ölü Canlar romanı, aslında üç cilt olarak tasarlanmış ve Dante'nin İlahi Komedya'sı örnek alınarak yazılmış. Ölü Canlar’ı yazarken Puşkin’in ölüm haberini alan ve o zamana kadar Puşkin’i düşünmeden, dikkate almadan hiçbir şey yazmayan Gogol için bu haber büyük bir yıkım olmuş. Puşkin’in ölümünün yıkıcı etkisine karşın romanının ilk cildini 1842'de tamamlayıp yayımlamış.
"Manik Depresif Psikoz" diye adlandırılan bir hastalığı olan Gogol’ün, maalesef o dönemde hastalığına doğru tanı konulamadığı için doğru bir tedavi de uygulanamıyormuş. "Manik" durumdayken gayet enerjik, sanat gücü ve yaratıcı düşünceleri doruğa ulaşırken "Depresif" durumda olduğu zamanlarda ise herşey kararıyor, dünya ile bağlantısı kopuyormuş. İkinci krizini geçirdiği 1842 yılında bunu şöyle anlatmış:
"Alışılmış, dönemsel hastalığımın tutsağıyım yine: İki üç hafta boyunca odamda kımıltısız kalıyorum. Kafam odunlaşıyor. Dünyayla bütün bağlarım kopuyor."
Üçüncü krizini geçirdiği 1851'in Aralık ayı ile 1852'nin Ocak ve Şubat aylarında kendisini oldukça rahatsız eden Ölü Canlar romanının 2. cildindeki kilitlenmişliğine faydası olur düşüncesiyle hacca bile gitmiş ancak bedenine bulamadığı şifayı ruhuna da bulamayıp büyük bir hayal kırıklığı yaşamış ve 10 yıldır üzerinde çalıştığı 2. cilde ait bütün el yazmalarını ateşe atmıştır.
İşte bu ateşten kurtarılan 2. cildin yanan ve tümüyle okunmaz hale gelen bazı sözcük ve satırları; cümlenin gelişi, metnin öncesi ve sonrası düşünülerek Rusça basım editörlerince tamamlanmış ve İş Bankası Yayınları da romanı 1 ve 2. cildi biraraya getirerek okuyucuya sunmuştur.
Kitabın başında Gogol’ün okuyucuya hitaben yazdığı, benim oldukça samimi bulduğum ve beğendiğim 4 sayfalık bir yazısı var. Kitabını yazmasındaki amacı oldukça net ve samimi bir dille yazarak, okuyuculardan da kendisi ya da romanıyla ilgili her türlü eleştiriye açık olduğunu bildiren bir mektup tadındaydı. Kesinlikle okumadan geçmeyin derim.
Kitaba gelecek olursak; Çiçikov adlı baş kahramanın, Rusya'da şehir şehir dolaşarak toprak sahiplerinin malı olan köylüleri satın almak için yaptığı düzenbazlıkları anlatmaktadır. Ancak Çiçikov'un alacağı köylüler, yaşayan değil de ölü canlar olunca olaylar biraz karmaşık bir hal alıyor.
Aslında yazar, Rusya'nın feodal yapısına bir eleştiri niteliğinde yazıyor romanını ve kitabın başındaki yazısında da bunu şu sözleriyle anlatıyor:
"Arabasıyla Rusya topraklarını dolaşıyor kahramanım ve soylulardan sıradan halka dek, değişik sınıf ve tabakalardan pek çok insanla karşılaşıyor. Rus insanının eksiklerini, ayıplarını göstermek için yazdım onu; yoksa üstünlüklerini, erdemlerini göstermek için değil. Yine, onun çevresini oluşturan insanları da zayıf, eksik yanlarımızı göstermek için yazdım."
Aslında Gogol’ün amacı; Cehennem'i anlattığı ilk ciltte romanın baş kahramanı Çiçikov'un kendi çıkarları uğruna yaptığı kötülükleri anlatmak ve Cennet'i anlatacağı 2. ciltte ise, Çiçikov'un ahlak ve vicdan sahibi olduğu, iyi ve olumlu tipler ile devam etmekmiş.
Maalesef buhranı sebebiyle eksik kalan 2. ciltte de her ne kadar eksik olsa da bu düşüncesini romanına aktardığını görebilmekteyiz.
Romandaki karakter tahlilleri, kişilik analizleri, yer betimlemeleri ve tespitleri çok iyiydi. Bunda çocukluğunu çiftlikte geçirmesinin, memur olarak görev yapmasının ve tabii ki en önemlisi gözlem yeteneğinin çok iyi olmasının da önemli bir etkisi vardır diye düşünüyorum. Bazı bölümlerde yazarın verdiği bilgiler biraz gereksiz uzatılmış gibi geldi öyle ki bir an konudan uzaklaşıyor ve sonra kaldığınız yerden devam ediyorsunuz. Kitabın bitmemiş olması, sonunun havada kalması ve karakterlerden ayrılmış olmam beni ne kadar üzse de bence bu önemli eseri mutlaka okumanızı tavsiye ederim. Kitapla kalın...
Notum : 8/10