Spoiler içeriyor
Bir devrin değil, her devrin romanı... Eric Arthur Blair ya da bilinen takma adıyla George Orwell, 1984 adlı romanını İskoçya'da veremle mücadele ederken, 1947-1948 yılları arasında yazmıştır. Rus yazar Zamyatin'in "Biz" adlı eserinden esinlenilen romanın ismiyle ilgili de bir kaç…devamıBir devrin değil, her devrin romanı...
Eric Arthur Blair ya da bilinen takma adıyla George Orwell, 1984 adlı romanını İskoçya'da veremle mücadele ederken, 1947-1948 yılları arasında yazmıştır. Rus yazar Zamyatin'in "Biz" adlı eserinden esinlenilen romanın ismiyle ilgili de bir kaç söylence vardır. İlk başta "Avrupa'daki Son Adam" (The Last Man in Europe) ismiyle yazılmış ancak ABD ve Birleşik Krallık'ta aynı anda satışa sunulan kitabın yayımcısı, pazarlama açısından romanın adını Bin Dokuz Yüz Seksen Dört olarak (Nineteen Eighty-Four) değiştirmiştir. Diğer söylence ise, romanda öykünün geçtiği yıl olarak ilk önce 1980 yılı seçilmiş ancak kitabın tamamlanması Orwell'ın hastalığı yüzünden uzadığı için sonrasında 1982 olmuş ve daha sonra da 1984'te karar kılınmıştır.
Sonradan, romanına neden 1984 yılını seçtiğini ise yakın dostu ve yazar Julian Symons'a "Kitabın yazımını 1948 yılında tamamladığım için, 1948'in son iki rakamının yerlerini değiştirmeye karar verdim" şeklinde açıklamıştır.
İlk kez 8 Haziran 1949'da basılan roman, İngiliz yazar Aldous Huxley'in Cesur Yeni Dünya romanıyla birlikte İngiliz Edebiyatı'nın ilk ve en ünlü anti-ütopik edebi eserlerindendir. Kitap birçok farklı dile çevrilmiş ve Türkiye'de de ilk kez Erdal Öz tarafından Can Yayınları'ndan 1984 yılında Türkçe olarak yayımlanmıştır.
20. yüzyıl İngiliz edebiyatının önde gelen yazarlarından biri olan Orwell, en çok, dünyaca ünlü 1984 adlı romanı ve bu romanda yarattığı Big Brother (Büyük Birader) kavramı ile tanınır. Eserlerinde yer alan netlik, zeka, toplumsal adaletsizliğe karşı farkındalık ve totalitarizme karşı duruşu ise onun imzası niteliğindedir.
Daha önce Hayvan Çiftliği kitabıyla, kalemini tanıma fırsatı bulduğum Orwell'ın 1984 adlı kitabı alegorik, distopik ve aynı zamanda da politik bir romandır. Romanın hikayesi distopik bir dünyada geçer. Özellikle kitapta oldukça sık geçen Big Brother (Büyük Birader) ve "düşünce polisi" kavramlarını, yazar, sadece yazıldığı döneme değil günümüze de kazandırmıştır.
Peki bu kadar tartışılan ve büyük yankı uyandıran, 1948'de 1984 öngörülerek yazılan ancak günümüze kadar ayak uydurabilen bu roman ne anlatmaktadır derseniz aslında okuduğunuz zaman günümüze uyan o kadar çok benzerlikler bulacaksınız ki 1948 yılından sanki 2020'li yılların nasıl bu kadar birebir öngörülerek yazıldığına hayret edeceksiniz. O yüzden aslında 1984 sadece bir devrin değil her devrin romanı olma özelliğini de taşır.
Roman, Okyanusya adlı distopik bir dünyada yaşayan toplumun hikayesini Winston Smith karakteri üzerinden anlatmaktadır. Totaliter bir, merkezî tek parti tarafından yönetilen ve başında Big Brother (Büyük Birader) bulunan, konuşma dili İngilizce ve resmi dili Yeni Söylem olan Okyanusya'da; İç Parti Üyesi (Yüksek Kesim - devletin beyni), Dış Parti Üyesi (Orta Kesim - devletin eli kolu) ve nüfusun %85'ini oluşturan Proleterler (Aşağı Kesim - köle halk) olmak üzere üç çeşit halk statüsü vardır.
Büyük Birader'e bağlı; Gerçek Bakanlığı, Barış Bakanlığı, Bolluk Bakanlığı ve Sevgi Bakanlığı gibi 4 bakanlık tarafından yönetilen Okyanusya'da bakanlıkların isimleri de tam bir ironidir aslında. Gerçek Bakanlığı; gerçekleri saklamak, şimdiki zamanda gelişen olayları, yalan yanlış arşivdeki tüm gazete, kitap, dergi, broşür, poster ve kayıtlardan düzeltmek ve geçmişi şimdiye göre şekillendirmekle görevlidir. Donanma ve ordudan sorumlu olan Barış Bakanlığı, Avrasya ve Doğu Asya ile savaşmakla görevlidir ve aslında amacı savaş kazanmak da değildir. Gıda, erzak ve malların paylaştırılmasını denetlemekle görevli olan Bolluk Bakanlığı, her ne kadar ekonomi ve üretimden sorumlu olsa da aslında daimi yoksulluk, kıtlık ve mali kıtlık durumunun sürdürülmesinden sorumludur. Büyük bir güvenlik ve baskı aygıtının (tele-ekran) yanı sıra sistematik bir beyin yıkamayla desteklenen, korku yoluyla Büyük Birader'e bağlılığı güçlendiren Sevgi Bakanlığı, aslında korku, acı ve işkencenin uygulanmasından sorumludur.
Topluma, tüm insani duygulardan arınmalarını emreden Büyük Birader; işte bu bakanlıklar ve İç Parti Üyleri'nin denetimiyle ülkede aşk, sevgi, cinsellik, mutluluk, hayal kurmak, düşünmek, sorgulamak gibi kavramlar ile evlilik, günlük tutmak, şarkı söylemek, dans etmek, sohbet etmek, eğlenmek gibi en basit insani eylemleri bile yasaklamıştır. Evlilikler, tamamen devlet kontrolüyle ve yalnızca devlete hizmet etmek amacıyla çocuklar yetiştirmek için yapılmaktadır.
Evlerde, sokaklarda, iş yerlerinde tele-ekran adı verilen aygıtların bulunduğu ve 7/24 insanların gözetlenip, seslerinin dinlenerek kayıtlarının alındığı, yaşamlarının her anına müdahale edildiği bir ortamda yaşamanın zorluklarını okurken bu kadar da olmaz diyeceksiniz.
Yazılı hiçbir kuralı olmayan ancak herşeyin suç olduğu bir ülkede, suçlu görülen insanlar hiç ummadıkları anlarda, gece evlerinden uykudan uyandırılarak alınıyor, romanın sonlarına doğru adı sıkça geçen 101 nolu odada (birçok filmde de metafor olarak 101 nolu odaya gönderme yapılmıştır) kişinin en kötü kabusu ya da korkusuyla yüzleştirildikten sonra buharlaşıp yok oluyor ve tüm kayıtlardan yok edilerek hiç var olmamış gibi gösteriliyordu.
Oldukça zekice ve detaylıca kurgulanan kitabı okurken ilk sayfadan itibaren bir sorgulama sürecine giriyor, ana karakter Winston gibi geçmişi, şimdiyi ve gelecek zamanı sorgulamaya başlıyorsunuz. 1984, kitapta da denildiği gibi, bir insanlık karabasanı. Kurgulanan dünya her ne kadar karanlık, ümitsiz ve korkunç olsa da aynı zamanda insanda hayranlık uyandıran bir mantığı var. Bu yüzden bu kült eseri herkesin mutlaka okumasını tavsiye ederim. Kitapla kalın...
Notum : 10/10