Spoiler içeriyor
édouard louis kitabı. dün başlarken 92 doğumlu yani akranım olduğunu öğrenince biraz bozuldum. tamam önceleri on altı on yedide bile yazanlar var ama onlar geçmişte kalmıştı bana göre, dahiydiler falan. şimdi bunca gösterge bombardımanı altında dikkat dağıtacak milyon şey varken…devamıédouard louis kitabı. dün başlarken 92 doğumlu yani akranım olduğunu öğrenince biraz bozuldum. tamam önceleri on altı on yedide bile yazanlar var ama onlar geçmişte kalmıştı bana göre, dahiydiler falan. şimdi bunca gösterge bombardımanı altında dikkat dağıtacak milyon şey varken mümkün değildi bu. edebiyat öldü mü, üslup tükendi mi, siyaset tıkandı mı diye teorize sorunlara kendimi boğarken önümde benimle aynı yaşta ve günümüzün en etkili genç yazarlarından diye tanıtılan biri duruyor. [hay sikeyim..] kesin bir diplomat çocuğu, beyaz yaka zart zurt büyük dedesi papyonlu olan entelektüel bir ortamda büyümüştür dedim. ikinci cümlede işçi çocuğu olduğu yazıyor. [ bu kadarı da fazla ama!] klasikler dururken bu tırt çaylak yazarlara vakit ayırmak diye hala bok atmaya çalışırken mecbur okudum elime aldığım için. ve çok hoşuma gitti. bir aralık arkadaşıma kendimden yakınırkenki şöyle bir diyaloğumuzu anımsattı bu bahaneler eşliğinde arzu edileni erteleme ve kendimi yeterli görmeme semptomuma dair:
- iyisin ve kendini hırpalıyorsun. her şeyi yapabilme ve bunu sağlayacak motivasyonu verecek her şeye sahipsin. kurtar kendini şu histen.
- söylemesen fark etmeyecektim ama! nefret ediyorum.
- etmiyorsun.
- ediyorum.
- etme.
- gözlerimi deşmek istiyorum. şu ana dek hiçbir şey görmedim zaten.
- kendini sadece böyle ifade etmeye alıştın.
- hiçbir şey neden yeterince umrumda olamıyor! hep atlıyorum üzerinden durup bakmak derinine inmek varken.
- bak bundan sonrası sadece yıkılarak ilerlediğini düşünmek olur.
- doğruyu söylüyorum. hiçbir yetimi kullanamıyorum.
- hayır, sen kendini kıyaslamaktan alıkoyamıyorsun.
- koklayamıyorum, tadamıyorum, duyamuyor, göremiyorum. uzaklaşıyorum yaşamdan.
- kendini dip olarak görüyorsun, asıl dibi görmeyi dene. böylece yerini anlarsın. hep yukarıya bakınca sadece yukarıda sandıklarının içinde olduğunu düşünürsün. seni seviyorum. bunun da sebepleri var, senin olan, senin parçan olan sebepler. senin gördüğün, aldığın, bildiğin şeylerdir o sebepler.
- böyle neyi nasıl yazabilirim ki?!
- görmediklerinden değil, gördüklerindensin. yazar gördüklerini düşünür, her şeyi görmeyi değil.
***
gülümsedim şimdi, haklılığını anımsayarak. işte yazmıştı yaşıtım birisi. babamın sikik hayatını kim merak eder, kim okur diye düşünmeden. doğrudan siyaset ile özel hayat ilişkisini cesurca kurarak, politika yapıyor diye elestirilme kaygısı duymadan. olduğu gibi yalın ve güzel bir gözlemle gördüğünü ifade ediyor ve çağına tanık olmasını beceriyordu. çağındaki sorunlardan her yazarın sorumlu olduğu gibi. neyi söyleyip neyi söylemediğinden sorumlu olarak. bugün özellikle içine doğduğum ve yetiskinlige dek birlikte geldiğim son yirmi yıllık dönemi hiç yaşamamış ve hiç etkilenmemiş gibi nasıl üzerinden geçip gidebiliriz ki? bunları kim anlatacak ve anlatmaya cesaret edecek tıpkı louis gibi.. bahaneleri rasyonelize etmenin ne anlamı var..
neyse artık kitaba döneyim:
" baba kendi hayatını anlatma imkanından mahrumdur, oğulsa asla alamayacağı bir yanıtı beklemektedir." (e. louis)
biçim olarak babaya yazılmış bir mektup gibi. doğrudan ona hitap ediyor yazar ki otobiyografik zaten.
temel sorumuz şu evet: baba seni kim öldürdü?
- toksik erkeklik mi?
- homofobiklik, eğitim karşıtlığı, cahillik mi?
- hayal kırıklığına uğratan evlatların ve özelde ben mi? [ gey olduğum için? ]
- babanın sen beş yaşındayken evi terk etmiş olması mı? annene sürekli şiddet uygulaması mı?
- annemin seni terk etmesi mi?
- paran ve koşulların uygun olmadığı için düşlerini gerçekleştirememiş olman mı?
- dünyanın gerçekliğinden yani tarihten, biyolojiden, siyasetten bihaber oluşun mu?
- gençliğinin elinden çalınmış olması mı?
- tıpkı ailenin yaptığı gibi senin de fabrikaya girip sanki kaderin buymuş gibi çalışman mı?
- fabrikada beline bir ağırlık düştüğü için artık yürüyemez olman mı?
-2006'da cumhurbaşkanı jacques chirac ve sağlık bakanı artık çok sayıda ilacın devlet tarafından karşılanmayacağını söylediği için ilaçlarını satın alman zorlaştığı için mi?
- 2007'de cb adayı sarkozy senin gibi çalışamaz durumda olanlar devletin kamburu oluyor diyerek seni aşağıladığı için mi?
- 2009'da sarkozy hükumeti "aktif dayanışma yardımı" adı altında seni çalışmak zorunda bıraktığı için mi?
-2016'da hollande'ın cumhurbaşkanlığında "çalışma yasası" çıkarak seni daha fazla çalıştırıp belini daha da eğmeleri mi?
- 2017'de macron reformlara engel olan tembeller diyerek seni ve senin gibi çalışamaz durumda bırakılan sakatlanan insanları suçladığı için mi? aynı yıl yoksullardan ayda 5 euro keserken zenginlere vergi indirimi ilan ettiği için mi?
evet, özetle tüm bu ismini saydığı adamlar, siyasiler, egemenler hiç tanımadıkları babasının doğrudan bizzat belini ezmiş, senelerce gençliğini yaşamasına imkan tanımayıp otomat gibi çalışmaya maruz bıraktıktan sonra sakatlayıp hurdaya ayırmış ve böyleyken bile zorla çalıştırıp yatağa bağlamıştır. siyaset nedir? tam da budur: babamı öldüren şey. böyleyken onunla nasıl ilgilenmez ve babamın katili olduklarını görmezden gelebilirim ki diyen bir roman.
ne üzücü ve benzer bir deneyim. ben de bir işçi çocuğu ve aynı süreçlerden geçmiş birisi olarak -sadece eşcinsel değilim fazladan azınlık dezavantajım yok- gerçekten tam olarak böyle şeyler yaşadım. egemenlerce yönetilen fiziksel veya kültürel emek gücünden başka verecek bir seyi olmayan toplumsal sınıfım gibi. babamla aramızdaki tüm gerilim ve çatışmalar siyasetten bağımsız olmadı hiç. seneler sonunda o değişti. ama benim söylemlerimle değil, yaşam ona da sert biçimde öğretti gerçekliği. egemenlerin insanın belinin ağzına sıçmasının gençliği, insan gibi yaşamı yaşama sevincini çalıp hepimizin katili olmalarının yanında inançlı olup olmamanın, eşcinselliğin, giyim tarzının vs. aslında hiçbir şey olduğunu gösterdi.
romanın son cümlesi gibi " haklısın, galiba bir devrim şart." denecek bilinç düzeyine gelen ebeveynler ama tüm yaşamlarını kurban vererek.
babalar çocuklarını değil, çocuklar onları değiştirebilse iste o zaman daha iyi hayat mümkün olabilecek elbet.