fransız felsefeci ve dilbilimci barbara cassin'e ait odysseus, aeneas ve arendt üzerinden felsefi bir sorgulama metni. nostalji nedir? köken: nostos ( dönüş) + algos ( acı, eziyet) " geri dönüş acısı" insanın uzakta olduğunda çektiği eziyet ve dönmek için katlanılan…devamıfransız felsefeci ve dilbilimci barbara cassin'e ait odysseus, aeneas ve arendt üzerinden felsefi bir sorgulama metni.
nostalji nedir?
köken: nostos ( dönüş) + algos ( acı, eziyet) " geri dönüş acısı" insanın uzakta olduğunda çektiği eziyet ve dönmek için katlanılan sıkıntı. isviçre almancasından 17. yüzyılda literatüre geçen bir hastalığın adıdır nostalji. askerlerin yurtlarına dönmek için çektikleri sıla özlemi onları hasta edecek kadar kötüleştirip evlerine döner dönmez de iyileştikleri görülünce icat edilen bir sözcük.
haliyle nostalji; evden ayrılmak kök salınan yerden kökün sökülmesi anlamına geliyor, diyebiliriz başlangıçta. bu kökünden sökülme metaforu adamotu bitkisinine dair mitleri anımsattı. kökleri insan biçimli olan bu bitki topraktan sökmeye kalktığınızda feci çığlıklar atarak kulakları sağır edip öldürdüğü efsanesini. her mit insanın gerçekliğine bir gönderme yaptığına göre belki de ait olunan yerden koparılmak nostaljisi de böylesi ölümcül bir anlamla doğmuştu.
odysseus ve bitmeyen yolculuğu
odysseus mitini çok severim. özellikle antik yunan mitlerine dair luc feryy'nin yorumlarını. odysseus evine dönmüş ve iyi bir hayatın ne olduğunu öğrenmişti yolculuğundan. sonsuzluk, şan şöhret, kadın tutkusu, kahramanlık savaşları değil; iyi hayat evi kendi fani kimliği eşi penelopeia ve çocuklarıydı.
antik yunan'ın zamanı her şeyin kendi olduğu yerde bulunması demektir. bu haliyle zaman bir tablodur. odysseus tıpkı adamotu bitkisi gibi kökünden söküldüğünde bu uyum harmoni bozulur. odysseus çıktığı yolculukta aslında en iyi zamanın yine bu uyuma dönmek ve tanrıların zamanını kabul etmeyi öğrenecektir. bir bakıma tanrısal zamana karşı bir eyleme girişiyor ve tanrıların ona verdiği yere geri dönüyor. bu anda işte kutsal zamanı kavradığı, tanrısal zamana yeniden uyumlandığı içintanrılar onun için zamanı genişletir.
pekala, barbara cassin ise buradan sözü alıyor. ilginç ve özgün kısmı da bu. şiir böyle bitiyor olabilir, diyor. fakat yolculuk henüz tamamlanmamıştı. odysseus'un yapması gereken bir şey daha vardır: yolculuğu sırasında poseidon'un oğlu tepegöz'e meydan okuyup gözünü kör ettiğinden poseidon'u yüceltmek için kayık küreğini denizlerin hiç ulaşmadığı en uzak karalara götürüp dikecektir. kayık küreğinin harman küreği sanılacağı bu uzak topraklarda poseidon'u şereflendirecektir. o halde odysseus'un yolculuğu, gezginligi niçin henüz/ hala son bulmuyor olabilir?
aeneas ile nostaljinin dönüşümü
odysseus'u bir soru ile yarım bırakıp antik roma mitine geçince bu kez nostalji de farklı boyut edinir. kimlik sorunu daha da derinleşip karmaşıklaşır. odysseus sabit olan evine dönmenin ve gezgin ruhun nostaljisini duyarken ve döngüsel bir zamanı yaşarken aeneas ileri gitmek, sürgün edilmek ve evini sırtında taşıyıp kimliğini başka topraklarda kurmak zorundadır. insan ne zaman evindedir sorusu artık toprağa bağlı bir sabit olmaktan çıkar. ruhumuz, bilincimiz bize eşlik ettiği sürece nerede olursak olalım evimizde hissetmek mümkündür belki de. hepimiz sürekli olarak yerlerimizden edilirken döngüsel bir zaman anlam kaybına uğrar. artık hepimiz sürgün yaşamlar içindeyizdir; göç, tehcir ve fetihlerle..
arendt ile dilin nostaljisi
o halde ne kaldı geriye? odysseus sürekli yolculuk etti, eve dönüş hakkını da cebinde saklı tutarak. aeneas ileri gitmek zorundaydı sürgün edildiği için ve evini başka topraklara götürüp kuracak var edecekti yeniden yeniden. farklılıklar ve uyumluluk içinde.
arendt ise yeni bir yorum getirecektir nostaljiye ve evinde olmaya. çünkü ona göre kökünden sökülmek alman halkından vatanından evinden ayrılmak değildi. dilinden sürgün edilmek; ana dilinden sökülmesiydi acı verici olan.
arendt'ın sevgi ile politikanın ayrımlarına dikkat çekmesi çok önemli. şöyle diyor:
" ..hayatım boyunca herhangi bir halkı ya da topluluğu sevmedim. ne alman halkını ne fransız halkını ne amerikan halkını ne işçi sınıfını ne de buna benzer grupları. ben sadece arkadaşlarımı severim ve başka bir tür sevgi elimden gelmez. ..bir gruba ait olmak ilk olarak doğal bir olgunun verisidir: her zaman doğuştan herhangi bir gruba ait olursunuz. sevgi ve arkadaşlığın temeli buradadır. ama bunu ikinci anlamda bir gruba, örgütlü politik, ortak çıkarlarla dünyaya bağlı bir gruba ait olmakla karıştırmak fecidir. sevgiyi masaya yatırmak bu yüzden apolitik ve akozmiktir."
heidegger nasıl dil, varlığın evidir diyorsa arendt da ana diline nostalji duymakta ve sevdiği ait olduğu şeyin bu dil ve kültür ile yaratıcı bağların koparılmasıdır esas sorun. ana dille yaratıcı bağ koptuğunda geriye klişeler ve propaganda kalır çünkü. insanın dile karşı sorumluluğu dili iletişim aracı olarak kullanabilmesi değil dil ile düşünebilmesi hayal edebilmesi ve icra edebilmesidir. insanın temel sorumluluğu da bu. ve tam da bu yüzden dil politiktir.
aristoteles'in insanı hayvandan ayırırken politik bir hayvan olarak niteler. dil yalnızca iletişim aracına indirgendiğinde klişelerle konuştuğumuzda ne yaratma ne zevk ne de sağ duyu kaldığında ortada bir dilin varlığından söz etmek dahi mümkün olmaz. insanı hayvandan ayıran bir şey de silinmiş olur böyle durumda.
şimdi o kadim soruna dönelim:
insan ne zaman evindedir?
geçmişten günümüze ev çok fazla anlam değiştirdiğine göre cassin evinde olmayı yeni bir bakışla yorumlar tüm bu düşünme süreci sonunda.
insan bir bitki gibi toprağa bağlı değildir, aksine köklerle bağlı olmayı reddeden bir canlı. ama bu yersiz yurtsuz olduğu anlamına da gelmez. dünyanın çıkış noktası değil de varış noktası olarak algılayabilsek evimizin dünyanın kendisi olduğunu da fark edebiliriz. yalnızca kendi kişisel tarihimiz değil, dünyanın kendi tarihi, bizim gibi olan ve olmayan tüm insanlık geçmişi henüz varmadığımız ve kesin olarak var olmayacağımızı bildiğimiz gelecek.. ana dilimiz ve diğer diller.. yakınlarımız.. sevdiklerimiz yaratma ve sevme yeteneğimiz aynı zamanda politik bir dilde icra edebilmemiz..
nihai olarak bir dile de bir eve de sahip olunamaz. çünkü insan insanlara aittir. insanlar arasında çoğul olarak var olabilir. her insanın insanların tekil hali olduğu; her birey bütünlüğünün merkezinde özel bir çoğulluk barındırdığı için de olduğu haliyle kabul edilebildiği zaman, insan evindedir.
kayık küreği harman küreği olarak özümsendiğinde değil yani iki ayrı kürek kendi özgün biçimlerinde yan yana var kalabildiğinde evimizdeyizdir.
sevdiklerimiz, dillerimiz, dostluk bağlarımız, özgür düşünce ve yaratıcılığımızla politik bir varlık olarak kendi özgün otantik varlığımızla kendimizi var edebildiğimiz her yerde evimizdeyizdir.
evin de yıkılabileceğini, yeniden kurulabileceğini evin de ölümlü olduğunu bildiğimiz zaman evimizdeyizdir.
" ..masum kurbanların yenik düştüğü her yerde evimizdeyizdir."