Çok güzeldi... Bana hissettirdikleriyle şok oldum şu an. Hikayenin hacmine baktığımda sadece kırk üç sayfa ama o kadar çok değişik duygular arasında gezdim ki. Bu kadar kısa olan ama bana bu kadar duygu yaşatan bir hikaye daha hatırlamıyorum. Yarım saatte…devamıÇok güzeldi... Bana hissettirdikleriyle şok oldum şu an. Hikayenin hacmine baktığımda sadece kırk üç sayfa ama o kadar çok değişik duygular arasında gezdim ki. Bu kadar kısa olan ama bana bu kadar duygu yaşatan bir hikaye daha hatırlamıyorum. Yarım saatte bitirdim, bitirir bitirmez de gönderi yazmaya geldim ama hala çok etkisindeyim. O yüzden çok objektif olmayabilir yorumum :)
Kovrin'le birlikte yavaş bir şekilde girdik hikayeye. Önce o sakinliği, durgunluğu yaşattı. Sonrasında olaylar gerçekleştikçe tüm o çılgın duyguları o kadar iyi hissettirdi ki Çehov'a bir kez daha hayran kaldım. Hala duygular arasında geçiş yaparkenki "Şu an çok güzel bir hikaye okuyorum!" heyecanını yaşıyorum. Ellerim hafif titriyor ama hikaye beni heyecanlandırdığından mı soğuktan mu çözemiyorum, hiç beklemediğim anda maden bulmuş gibi oldum.
Ben durum hikayelerini sevmediğimi düşünürken ilk kez Çehov'dan Altıncı Koğuş'u okumuştum ve bayılmıştım. Sonrasında daha çok Çehov okumaya karar vermiştim ama zaten ilk Altıncı Koğuş'u okuduğumdan, çok sevdiğimden ve en bilinen hikayesi de o olduğundan daha çok beğeneceğim, etkileneceğim bir hikayesi olacağını düşünmemiştim. Ama şu an favorim Kara Keşiş oldu. Altıncı Koğuş anlattıkları bakımından çok daha dolu bir hikayeydi ama Kara Keşiş'in duyguları bu kadar geçirmesi, onu gözümde ilk sıraya yükseltti.
Mükemmel bir hikayeydi. Kırk üç sayfa zaten, dediğim gibi yarım saatte bitirdim ama bu deneyimi bazen yüzlerce sayfalık kitaplar bile yaşatamıyor. Niceliğin değil niteliğin önemli olduğunu bir kez daha deneyimledim. Kendimi tutuyorum ve daha fazla uzatmıyorum ama aslında herhalde bıraksam daha bayağı bir yazarım. Şiddetle tavsiye ediyorum. Kesinlikle okuyun.
"Dikkatle okuyor, notlar alıyor ve açık pencerelerden dışarıya ya da masanın üstündeki vazolarda duran, çiy taneleri yüzünden hâlâ ıslak çiçeklere bakmak için ara sıra başını kaldırıyor, sonra yeniden kitaba eğiyordu, sanki tüm damarları keyiften tir tir titreyip kıpır kıpır ediyordu."
(Bu alıntı kitabı okurken ben ^^)
"İşin kendisi güzel, hoş ve sağlıklı, ama savaş ve ihtiras burada da eksik değil, -diye düşündü Kovrin.- "Her yerde, rekabetin olduğu tüm alanlarda sinirlilik ve yüksek hassasiyet fikir insanlarının ayırt edici özelliği. Belki de böyle olması gerek."
"Dert ettiği şeyin ehemmiyetsizliğine nispetle çektiği acının derin oluşu, Kovrin'in ona daha fazla acımasına sebep oluyordu. Bu varlığı bütün gün, hatta belki de
ömür boyu mutsuz etmek için nasıl da yetiyordu küçücük bir şey!"
"Bütün dünyanın inandığı deha sahibi insanların da hayaletler görmediğini nereden biliyorsun? Biliminsanları şimdilerde dehanın delilikle akraba olduğunu söylüyor. Dostum, sadece sürüden ayrılmayan sıradan insanlar sağlıklı ve normaldir."
"Meşhur olmanın çekici tarafı yok senin için. İsminin mezar taşına kazınmasında, sonra da zamanın bu yazıyı üstündeki altın kaplamayla birlikte silip götürmesinde gurur verici, eğlendirici ya da öğretici ne olabilir? Dahası, ne mutlu ki, sayınız zayıf insan belleğinin bütün isimleri aklında tutabilmesi için çok fazla."
"Mutluluk beni de Polykrates gibi bir parça endişelendiriyor artık. Sabahtan geceye kadar sadece sevinç duyuyor olmam, bu sevincin benliğimi tümüyle esir alması ve tüm diğer hisleri bastırması bana tuhaf geliyor. Üzüntü, keder ya da sıkıntı nedir bilmiyorum artık. İşte uyumadım yine,
uykusuzluktan mustaribim, ama sıkılmıyorum. Cidden söylüyorum: Tereddüt etmeye başladım."
"İyi kalpli akrabalar ve doktorlar esrime ve ilhamlarını tedavi etmeye kalkmadığı için Buddha, Muhammed ya da Shakespeare ne kadar da şanslymış! -dedi Kovrin.-"
Spoiler!!!
Kovrin delirirken ama delirdiğini düşünmezkenki o mutluluk halindeki, sonrasında delirdiğini anladığında çaresizlik halindeki, en sonundaysa yüke dayanamayıp yeniden kendini kaybetmesiyle oluşan vecd halindeki tüm duygular bana da geçti. Bence hikayenin olay örgüsü; giriş, gelişme ve sonuç bakımından aşırı muntazam, güzel ilerliyordu. Finali de dahil her yerine bayıldım.
"-Efsane, serap, ben: Hepsi uyarılmış hayal gücünün ürünü. Ben bir hayaletim.
-Yok musun yani? -diye sordu Kovrin.
-İstediğin gibi düşünebilirsin, -dedi keşiş ve hafifçe gülümsedi.
- Ben senin hayal gücünde varım, hayal gücünse doğanın bir parçası, demek ki, doğada da varım."
"-Peki ebedi hayatın amacı ne? -diye sordu Kovrin.
-Her türlü hayatın amacı neyse o, yani haz. Hakiki haz bilgidedir, ebedi hayatsa bilgi için sayısız ve tükenmez kaynaklar sunar ki şöyle denmiştir bu manada: Babamın
evinde çok yer var kalacak.*
*İncil'den (Yuhanna 14:2). (ç.n.)"
"Deliriyordum büyüklük hezeyanına kapılmıştım, fakat neşeli, zinde ve hatta mutluydum, ilginç ve orijinal biriydim. Şimdi daha makulüm ve daha sağlıklıyım, fakat
herkes gibiyim: Vasatım, sıkıcı geliyor yaşamak. Ah, ne büyük gaddarlık ettiniz bana! Halüsinasyonlar görüyordum, ama kime zararı vardı bunun? Soruyorum, kime?"
"Senin sıra dışı bir insan, bir dahi olduğunu düşünmüştüm, seni sevmiştim, meğer bir
deliden başka bir şey değilmişsin..."
"Kovrin vasat olduğunu şimdi apaçık görüyor ve bunu seve seve kabulleniyordu, çünkü fikrince, her insan olduğu şeyden memnun olmalıydı."