Yine çok güzel bir Dazai eseri. Dazai'den ilk kitabımı okuduktan sonra o kadar sevmiş, ayrıca biyografisine de öyle ilgi duymuştum ki çıkardığı tüm kitapları İnsanlığımı Yitirirken'e kadar sırasıyla okumaya karar vermiştim. Ben okudukça İthaki yeni kitaplarını basıyor ben bir türlü…devamıYine çok güzel bir Dazai eseri. Dazai'den ilk kitabımı okuduktan sonra o kadar sevmiş, ayrıca biyografisine de öyle ilgi duymuştum ki çıkardığı tüm kitapları İnsanlığımı Yitirirken'e kadar sırasıyla okumaya karar vermiştim. Ben okudukça İthaki yeni kitaplarını basıyor ben bir türlü İnsanlığımı Yitirirken'e yetişemiyorum, o ayrı bir mesele. (Okuyabilirsem...) Bu kadar ön hazırlık yaparak okuduğum ilk kitap olacak.
Bu kitabına gelirsem sanatoryumda kalan Tarlakuşu lakaplı gencin arkadaşına mektuplarından oluşuyordu. Savaş ve atom bombası zamanında geçtiği için bunların ana karakterimiz ve ülke üstündeki etkileri de tüm kitap boyunca hissediliyordu. Ben bu etkinin yansıtılış biçimini gerçekten beğendim. Atom bombasının Japon halkı üzerinde bıraktığı etki hakkında dolaylı biçimde biraz fikrim oluştu.
Tüm kitap çok akıcı bir şekilde bitti. Ana karakterin yavaş yavaş kişiliği ve hayatında izleyeceği yol hakkında daha fazla bilgi edinmesini, adım adım ilerlemesini zevkle okudum. 20 yaşında bir gencin fikirlerinin ve hayat hakkındaki görüşlerinin zamanla değişimi ve her yeni fikriyle birlikte nasıl da karakterinin daha da oturduğunu Dazai çok iyi işlemiş. Ben de Tarlakuşu'nun yakın yaşlarında olduğum için buna çok empati kurdum.
Şimdiye kadar okuduğum çoğu Japon edebiyatından kitapta olduğu gibi bu kitapta da aşk olabildiğince sade ve gizemliydi. Bu edebiyatta Japon kültürünün bu yansımasına bayılıyorum. Abartılı ve her şeyin bağıra bağıra yaşandığı ve tüm ana olayın aşk olduğu aşk hikayelerini sevmiyorum. Pandora'nın Kutusu'nun ana odağı aşk değildi, aksine bu neredeyse yan konuydu. Aynı hayatın da çeşitli parçalarının hep birlikte karışık olarak ilerlemesi gibi aşk da diğer hayatın parçaları gibi hikayeyle birlikte yavaşça ilerledi,gelişti. Bu bana çok daha hoş ve diğer klasik aşk hikayelerine kıyasla çok daha gerçekçi geliyor.
Kitabı genel olarak beğendim. Finalde tüm konu güzelce toparlandı. Çok akıcıydı ve okuması çok zevkliydi. Dazai'ın üslubunu, dilinin sadeliğini çok seviyorum. Bu kitabı da hayal kırıklığına uğratmadı. Tavsiye ederim.
Spoiler!!!
Finale doğru Tarlakuşu Take Hanım'a aşık olduğunu itiraf edene kadar ona aşık olduğunu anlamamıştım. İtiraf ettiğinde o ikisini gerçekten yakıştırdım ve birlikte olmalarını istedim ama finalde Ma-bo'yla olunca pek de ısınamadım. Take Hanım için de gerçekten üzüldüm.
"Bir insanın her bir hareketine anlam yüklemek, zaten eskimiş 'düşüncenin' hatası değil mi? Zoraki açıklamalar sıkça yalanların çarpıtılmasıyla sonuçlanır."
"O günden beri kendimi yeni yapılmış, büyük bir gemideymişim gibi hissediyorum. Bu gemi nereye gidiyor acaba? Bunu ben bile bilmiyorum. Hâlâ, sanki düşten bir sahne gibi geliyor. Gemi usulca kıyıdan ayrılıyor. Bu rotanın dünyada hiç kimsenin tecrübe etmediği, tamamen yeni, bakir bir rota olduğuna dair belli belirsiz bir önsezi duyuyorum. Ancak şimdilik yeni, büyük gemiyle karşılanıp cennetteki bir rotanın insafına kendimi bırakarak usulca ilerliyorum."
"Ne yapmalıyım? Hiçbir yol yokmuş gibi sanki, hiçbir şey. Benim böyle umarsızca yaşamamın sadece insanları rahatsız ettiğini ve tamamen anlamsız olduğunu düşününce daha da katlanılmaz geliyor. Senin gibi yetenekli biri anlar mi bilmiyorum ama dünyada 'Benim yaşıyor olmam insanlara rahatsızlık veriyor. Ben lüzumsuz bir adamım,' farkındalığı kadar acı veren bir düşünce yok."
"Çok gülen bir insan, aynı zamanda çok ağlayan değil midir?"
"Yaşarken, herkes eksiktir. Böcekler ve küçük kuşlar, hayatta oldukları ve hareket ettikleri sürece mükemmeldirler; ancak öldükleri anda sadece birer ceset olurlar. Ne tamamlanır ne de eksilirler, sadece hiçliğe dönerler. İnsanlar içinse durum tam tersidir. Bu noktada, insanın öldükten sonra en insani hâline dönüştüğü paradoksu da geçerli oluyor herhalde."
"Ölmenin ya da yaşamanın, bir insanın mutluluğunu ya da üzüntüsünü belirleyen kilit nokta olmadığını anlamaya başladım. Ölüler tamamlanmış bir hâlde ve yaşayanlarsa ellerini birleştirmiş, yelken açmak üzere geminin güvertesinde duruyor. Gemi iskeleden ayrılıyor."
"Sevmek ve sevilmek, tıpkı mayıs esintisinde hışırdayan ağaç yaprakları gibi."
(Bu benzetmeye bayıldım.)
"Dürüst insanlar iyidir. Basit insanlar kıymetlidir."
"Bu yol nereye gidiyor? Bunu büyüyen bir asmaya sormalısın. Asma sana cevap verecektir:
'Hiç bilmiyorum. Ama güneşe doğru büyüyorum.'"