🌃 "Gelmiş geçmiş en iyi günlerdi, gelmiş geçmiş en kötü günlerdi; hem bilgelik çağıydı hem ahmaklık; hem inancın devriydi hem şüpheciliğin; hem aydınlık hem karanlık bir mevsimdi; umudun baharı, umutsuzluğun kışıydı; hem her şeyimiz vardı hem hiçbir şeyimiz yoktu; hepimiz…devamı🌃
"Gelmiş geçmiş en iyi günlerdi, gelmiş geçmiş en kötü günlerdi; hem bilgelik çağıydı hem ahmaklık; hem inancın devriydi hem şüpheciliğin; hem aydınlık hem karanlık bir mevsimdi; umudun baharı, umutsuzluğun kışıydı; hem her şeyimiz vardı hem hiçbir şeyimiz yoktu; hepimiz ya doğruca
cennete gidecektik ya da tam aksi istikamete -özetle; şu an içinde bulunduğumuz döneme öyle benzer bir dönemdi ki dönemin, sesi en çok çıkan otoriteleri bu günler hakkında -olumlu anlamda da, olumsuz anlamda da- ancak ve ancak "en" sözcüğü kullanılarak konuşulabileceğini iddia ediyorlardı. "
Bu kitaba başlamamın öncesinde elime kitap almayalı rahat 1 ay olmuştu. Böyle ağır bir kitapla başlamak belki bu süreyi uzatacaktı, haftalar haftaları kovalayacak ve ben bu kitaptan kaçmak uğruna her şeyi yapacaktım. Ama başladım işte.
İlk paragrafı okumaya (gönderinin başındaki alıntı) başlayınca devamını bırakamadım zaten. Ve ben bu kitabı yoğunluğuma rağmen 1 hafta sayılabilecek bir sürede bitirdim.
Nereden başlasam, neye başlasam bilmiyorum ki. Bu kadar seveceğimi tahmin etmemiştim.
Şöyle ifade edeyim : Bu kitap öyle her yerde okuyacağınız öylesine bir kitap değil. Ben okulda ve odamda okuyamadım çünkü dili ağır bir kitap, odaklanma istiyor yani. O yüzden çoğu zaman etütt odasında okudum. Ama sabah otobüste, okulda veya odada da kitap okumak istediğim için başka bir kitaba başlamayı düşündüm. Ama işte sadece düşündüm. Nedense bu kitapla arama başka bir şey sokmak istemedim.
Not: Kitabı gerçekten çok dikkatli okumak gerekiyor. İlk başlarda önemsiz görünen detaylar, öylesine sandığınız karakterler olayların ilerleyişinde kilit nokta oluyor.
Yazar karakterleri uzun uzun, sayfalarca analizler yaparak anlatmamıştı ama her karakter sanki yıllardır yanı başımda yaşamışçasına tanıdıktı kitap bittiğinde.
Hepsinin hayatındayım, hepsi hayatımdaydı.
Kitabı okuyana kadar giyotinin(fettan dilberin) ne olduğunu bile bilmezdim. Bir yerde görsem herhalde kimyasal bir terim sanırdım ama kitabı okuduktan sonra giyotinin şarabı, haksız yere akıtılan benim kanımdı. Sokaklarda dans eden çılgın kalabalığın içindeki şaşırmış bendim. Gelenin gidenden farkı olmadığını, acımasızlığın, korkunun daha ağır bir yük haline geldiğini fark eden, o yükü taşıyan bendim.
Ve o son... Ne hissedeceğimi bilemediğim, hem göğsümün ortasına fil oturtan hemde kuş kadar hafifleten o son. Duvara öylece bakıp, sızlayan burnumla tebessüm ettiğim son.
🌃
"Her insanın bir başkası için sonsuz bir muamma oluşu, üzerinde düşünülmesi gereken muazzam bir hakikattir."
🌃
"Şahsen hayattaki en büyük arzum bu dünyaya ait olduğumu tamamen unutmak. Bu dünyada bana yarayacak
-şu şarap hariç- bir şey yok; bende de dünyaya yarayacak
bir sey yok zaten."
🌃
" Bir daha bana yaklaşmayacağını sandığım pişmanlık duygularıyla kıvranıyorum, bir daha duymayacağımı sandığım sesler beni uçurumdan yukarıya çıkmak zorunda bırakıyor."
🌃
"Size bir şey sormak istiyorum; çocukluğunuz size çok
uzak geliyor mu? Annenizin dizinin dibinde oturduğunuz
günler çok mu gerilerde kaldı?"
Mr. Lorry, Carton'ın yumuşayan tavrIarına karşılık şöyle yanıt verdi:
"Yirmi yıl öncesini soruyorsanız evet; hayatımın şu anındaysa hayır. Sona yaklaştıkça dairesel hareket eder oldum; giderek başlangıç noktasına yaklaşıyorum. Belki de bu, yumuşak geçişi sağlayacak bir tür hazırlıktır. Şu an yüreğimde, genç ve güzel anneme (oysa ben nasıl da yaşlıyım! ) ve dünya denen yerin sırrına eremediğim, kusurlarımın sağlamasının henüz yapılmadığı günlere dair çoktandır uykuya yatmış hatıralar canlandı."