Adalet diye birşey yok ama bazan böyle istasnai gerçekleri anımsayınca umut geri geliveriyor 🙏🙏🙏 Yıl 1884... Fransa... Almanya'yla yaptıkları savaştan dolayı büyük kayıplar veren, içte de derin çalkantılar yaşayan fransa... başarısızlığın nedeni olarak gösterilecek küçücük bir olay, bir kişi, ''bir…devamıAdalet diye birşey yok ama bazan böyle istasnai gerçekleri anımsayınca umut geri geliveriyor 🙏🙏🙏
Yıl 1884... Fransa... Almanya'yla yaptıkları savaştan dolayı büyük kayıplar veren, içte de derin çalkantılar yaşayan fransa... başarısızlığın nedeni olarak gösterilecek küçücük bir olay, bir kişi, ''bir günah keçisi arayan Fransa devleti''... ve imdada yetişen, Fransız haber alma servisi'ne geldiği iddia edilen imzasız bir mektup...
Bu mektuba göre, Fransa Genelkurmay'ında görevli bir subay, Almanlar’a çok gizli askeri bilgiler vermektedir. Mektupta ayrıca bir adet 'çizelge' gönderilmiştir. Bu çizelge, ordudaki işbirlikçi bir subay tarafından almanlar'a verilmek üzere hazırlanmıştır. ve içinde kimi askeri birliklerin durumu ile ilgili bilgiler vardır. yani, işlenen suçun kanıtı...
''Nereden geldiği, kimin hazırladığı belli olmayan bu belge'' ; fransız ordusu tarafından kurtarıcı olarak görülür. böylece ''savaştaki başarısızlık açıklanılabilecektir.''Bunun kanıtı eldedir artık ama ''bir de suçlu gerekmektedir.'' Uzun 'araştırmalar' sonucu, bu suçun mal edileceği kişi bulunur. Bu kişi ordu içinde bir subaydır. Genelkurmayda stajyerlik yapmaktadır. Üstelik bir yahudidir. Böylece olay, bir kişi ile açıklanan sönük bir olay olmaktan çıkacak;ırkçı, şoven bir dalga yaratılarak yahudiler hedef tahtasına oturtulacak, ordu da bu sayede işin içinden sıyrılmış olacaktır. Bu muhteşem 'buluşla' suçlu açıklanır: ''Yüzbaşı Dreyfus.''
Dreyfus ne olduğunu anlamadan, yaka paça gözaltına alınır. Tek kanıt, onun yazdığı iddia edilen bu belgedir. Bu yüzden suçun da 'itiraf ettirilmesi' gerekmektedir. çok ağır koşullarda sorguya çekilir. Ama Dreyfus ilk andan itibaren işlemediği bir suçu üstlenmeyi kabul etmemiştir.Çıkarıldığı askeri mahkeme tarafından vatan haini ilan edilir ve tutuklanır. Şimdi sıra medyadadır. Gazeteler, çarşaf çarşaf vatan haini dreyfus'u yazmakta, ona karşı halkı nefret duygularına sürüklemektedir. Dreyfuss ile birlikte yahudi düşmanı kampanyalar da başlar. Bir yandan hükümet ve ordu diğer yandan medya ..hepsi oluşan bu nefreti körüklemektedir. Sağcısından solcusuna herkes Dreyfus'a lanet yağdırmaktadır. Dreyfus’un ailesi, onurlarını kurtarmak için bir hukuk mücadelesi başlatır. Ama sesleri çok cılız kalır. Hatta kardeşi bile "nasıl olur da böyle bir insanı savunursun." denilerek hedef tahtasına oturtulur.Onun suçsuz olduğuna inananlar sadece ailesi değildir. Haber alma servisinde çalışan bir yetkili ve onun suçsuz olduğunu gösteren belgeleri bir şekilde ele geçiren meclis başkanı Dreyfus’un suçsuz olduğunu bilmekte ve büyük bir azap çekmektedir. ama verdikleri uğraşları da, onları koltuklarından etmekten başka bir sonuç vermez.
Dreyfus karşıtı dalga öyle büyüktür ki; karşısına kim çıkarsa çıksın, ezip geçmektedir. İşte tam da böyle bir dönemde, bir kişi gerçekleri öğrenir ve her şey tersine dönmeye başlar: Fransız ve dünya edebiyatının en büyüklerinden, yazdığı romanlarla büyük etkiler yaratan, ''Emile Zola''...
O, dava hakkındaki gerçekleri öğrendiği andan itibaren büyük bir üzüntüye kapılır. Suçsuz olan bir kişi hapishaneye atılmış, vatan haini ilan edilmiş, onuru ayaklar altına alınmıştır. Ve Dreyfus'a bu suçlamayı yapanlar, hakkında komplo hazırlayanlar; dışarıda özgürce dolaşmaktadır. Emile Zola bu durumu sindiremez. Ülkedeki adalet kavramının çok tehlikeli bir noktada olduğunu fark eder. Dreyfuss olayının tüm gerçekliğiyle ortaya çıkmasının hayati bir mesele olduğunu düşünür ve bu düşüncelerle, gelecek tüm tepkileri göze alarak; yalnız kalmak, linç edilmek pahasına da olsa savaşa başlar. Kalemini Dreyfus'un özgürlüğü için kullanacaktır artık. Ve uzun yıllar sürecek olan bir mücadeleye atılır. Önce, yazarı olduğu gazetede 'gerçek yürüyor' isimli bir yazı yayınlar. Bu yazıda Dreyfus olayının er ya da geç ortaya çıkacağını, gerçeğin sonsuza kadar gizlenemeyeceğini belirtir. Yazdığı bu yazının etkileri büyük olmuştur. Ancak gazete daha sonra aldığı tepkiler üzerine bir daha bu konudaki yazılarını yayınlamayacağını Zola’ya bildirir. Zola bu defa broşür olarak bastırdığı 'gençliğe mektup' ve 'Fransa'ya mektup' başlıklı yazılarında ''halkın adalet kavramının nasıl yitip gittiğini'', nasıl yanlış yönlendirildiklerini, çok büyük bir suça nasıl ortak olduklarını çok sert ve net bir dille anlatır. Yine 'cumhurbaşkanı'na açık mektup' isimli yazısında, cumhurbaşkanının var olan hukuksuzluğa son vermesi, adaleti savunması gerektiğini belirtir. Yazılarının etkisi büyük olur. Ülkede Dreyfus'u savunanlar ve karşısında olanlar şeklinde iki cephe oluşur. Yazıları kovuşturmalara uğrar. soruşturmalar ve davalar açılır. Tehditler alır, linç edilmek istenir. Ama o tüm bunlara rağmen aydın tavrını sürdürür. oldukça rahat bir yaşamı vardır, ekonomik sorunları yoktur, ''istese bu olaya hiç değinmeden, gözünü kulağını kapatarak yaşayabilir'' ama o haklı olduğu dava uğruna tüm bunlardan vazgeçmeyi göze almıştır. Yazılarını inatla sürdürür.
Gerçekleri tüm yanlarıyla ortaya koyduğu halde, ordu Dreyfus’un suçsuz olduğunu kabul etmez. ... ordu açısından da durum varlık yokluk meselesi olmuştur çünkü. kendisine açılan davada da Dreyfus olayını savunmaya devam eder....hakkında bir sene tutuklama kararı alınır ama teslim olmaz. Londra’ya geçip bir sene orada yaşar. Daha sonra yaşanan kimi gelişmeler Zola’yı haklı çıkaracaktır. Bu çizelgeyi kendisinin hazırladığını belirten bir subay bunu itiraf ettikten sonra intihar eder. Davasının yeniden gözden geçirileceğini öğrenen Zola ülkesine geri döner. Ve yeniden uzun yıllar sürecek olan hukuk mücadelesi başlar.
Zola'nın gerçeğe, adalete olan bu tutkusu, sonuç getirmiştir. Ülkede kaybolmuş olan bu duyguyu yeniden ortaya çıkaran Zola, Dreyfus'un da suçsuzluğunun kabul edilmesini sağlamıştır. Dreyfus davasında ise , Dreyfus'un kendi masumiyetini savunmasından çok Emile Zola'nın hayatı pahasına sürdürdüğü mücadelesi öne çıkmıştır. Emile Zola; adalete olan inancıyla, aydın tavrıyla, inatla, tüm baskılara rağmen mücadelesini... o'nun deyimiyle ''gerçek yürüyüşünü'' sürdürmüştür....