Spoiler içeriyor
İngiliz yazar John Fowles'a ait olan bu sorgulamaya teşvik edici roman, bir şans vermeye gerçekten de değer. Klasik romanların aksine bu yapıtın arkasında köklü ideolojik fikirlere rastlayabiliyoruz. Özetlemek gerekirse, ana karakterimiz olan Frederick'in Miranda adlı genç ve sanat okulunda öğrenci…devamıİngiliz yazar John Fowles'a ait olan bu sorgulamaya teşvik edici roman, bir şans vermeye gerçekten de değer. Klasik romanların aksine bu yapıtın arkasında köklü ideolojik fikirlere rastlayabiliyoruz. Özetlemek gerekirse, ana karakterimiz olan Frederick'in Miranda adlı genç ve sanat okulunda öğrenci olan bir kıza saplantılı bir şekilde bağlanmasıyla başlıyor her şey. Ancak görüyoruz ki Frederick, bütün merakı ve saplantısına rağmen bu altın saçlı ve dupduru güzellikteki kıza asla açılamıyor, yalnızca uzaktan seyretmekle yetiniyor. Bunun en büyük sebeplerinden birisi de ikisi arasındaki kişisel ve sınıfsal uçurumlar. Miranda orta sınıfın üzerinde bir aileye mensup ve entelektüel olarak yeterli biriyken, Frederick belediyenin ek binasında çalışan ve kelebek koleksiyonu yapmaktan başka bir uğraşı olmayan basit bir memurdur ve ayrıca da sosyopat eğilimleri olan asosyal bir kişiliktir. Şanslıdır ki, ona çıkacak olan ikramiye belki de hayatındaki en büyük arzusu olan Miranda'ya ulaşmasını sağlayacaktır. Özgüvensiz ve entelektüel açıdan yetersiz olan bir adama güç verecektir para anlaşılan. Her şey birdenbire gelişir ve bir otobüs alıp birlikte yaşadığı halasının evinden ayrılarak kendisine müstakil ve şehirden uzakta bulunan bir ev alır. Evi gezerken farkeder ki evin içerisinde bir mahzen bulunur. O anda aklına Miranda' yı burada alıkoyma fikri gelir. Evi satın aldıktan sonra, mahzenin tüm teşkilatını hazırlar; demir kapılar, sevebileceği kitaplar ve kız için aldığı giysiler gibi. Kurduğu kumpas sorunsuz işler ve kızı buraya getirmeyi başarır. Kitabın ilk bölümünde bu olaylar Frederick'in bakış açısından anlatılır ve ona göre bu bir alıkoyma değil, kendisini sevdiği kıza tanıtmak için bir fırsattır. Sanıyordur ki, Miranda'ya istediği her şeyi alarak onun kedisini sevmesini sağlayacaktır. Gel gör ki, Miranda kendi içsel çatışmaları ve sorgulamalarından başka hiçbir şeyle ilgilenmez. Onu esir alan adamı kendisini bırakması için ikna etmeye, hatta onu anlamaya dahi çalışır, ancak hiçbiri işe yaramaz kaçmaya çalışmak da dahil. Sonlara doğru Miranda mahzende gerek havasızlıktan gerekse de dışarıdan ona bulaşan bir hastalıktan yataklara düşer. Caliban lakabını taktığı Frederick ona inanmayıp rol yaptığını düşünür ve bu yüzden onu hastaneye götürmeye tenezzül etmez. Kız hayalini kurduğu özgürlüğü ancak ölümle elde eder. Sonuç olarak bu romanda karakterler ve olaylar aracılığıyla özgürlüğün önemini, yalnızlığın bir insana neler yaptırabileceğini, tutsaklığın can yakan etkisini ve paranın verdiği gücün entelektüel kapasiteyi katiyen etkilemediğini görüyoruz. Siz de sorgulamayı seviyor ve bu konular üzerinde kafa yormak istiyorsanız, önerimdir. 🙂