Spoiler içeriyor
The Craft uzun zamandır ilgimi çeken ve izlemek istediğim bir filmdi. Özellikle son zamanlarda Instagram'da repliklerinin kullanılması, artık bu filmi izleyeyim düşüncesini fitilledi ve dün gece bu filmi izledim. Filmimiz şehre yeni taşınan bir kızla başlıyor, bu kız okuldaki yeni…devamıThe Craft uzun zamandır ilgimi çeken ve izlemek istediğim bir filmdi. Özellikle son zamanlarda Instagram'da repliklerinin kullanılması, artık bu filmi izleyeyim düşüncesini fitilledi ve dün gece bu filmi izledim.
Filmimiz şehre yeni taşınan bir kızla başlıyor, bu kız okuldaki yeni kız olduğu için okuldaki öğrenciler tarafından sevilmiyor ve dışlanıyor.
Tüm okul tarafından dışlanan garipsenen, "cadı" diye çağırılan ve herkes tarafından onlardan uzak durması tembih edilen bu kızlarla ana karakterimiz (Sarah) tüm uyarılara rağmen tanışıyor ve aralarında bir bağ oluşuyor.
Her karakterin ayrı bir hikâyesi, ayrı bir yarası, ayrı bir mücadelesi var. Bu kızlar toplum normları içinde olmamanın getirdiği yalnızlığın boşluğuyla, diğerleri gibi olmamanın cezasını çekiyorlar.
Mesela Rochalle ırkçılığa karşı savaşan siyahi bir kız, Boonie ise vücudundaki yanıklardan dolayı özgüven eksikliği yaşayan ve çirkin olduğu için zorbalanan biri.
Gelelim bence filmin ana karakterine, The Craft'ı The Craft yapan ve kült hâline getiren o karaktere, Nancy.
Bu filmi gerçek manada taşıyan ve günümüzde bile alt kültür tarzına yön veren ikonik bir kadın.
Mesela The Craft Nancy'den meşhur alıntılar,
"We are the weirdos mister."
"Jealous? You don't even exist to me!"
"-You are a witch!
+Uhh!
-They were right!
+They usually are."
"Oh he is sorry! He is sorry. HE IS SORRY HE IS SORRY!"
Nancy'in aile yapısı, onun öfkesini anlamamıza yardımcı oluyor, üvey babasının yalnızca derme çatma ve bir karavan genişliğindeki evlerinde oturup içki içmesi, annesinin ise gördüğü şiddete rağmen o adamdan ayrılmayıp Nancy'i sürekli ezmesi, zaten kendi evinde kendi ailesinde bile barınamayan bir ergenin okulda da farklı bir tarza sahip olduğu için dışlanıp zorbalanan bir kız olarak hayatına başka bir çamur atıyor.
Sarah da dahil olmak üzere bu kızların içlerindeki o boşluğu dolduracak bir şey onları bir araya getiriyor, büyü.
Başlarda zararsız eğlenceleri olan büyü, gün geçtikçe birbirlerine daha çok kaynaştırır bu dörtlüyü.
Her şeyi birlikte yapmaya ve birbirlerini iyileştirmeye başlarlar, her şeyin boka sarması ile fazla uzun sürmez çünkü bu kızlar topluma karşı oldukça öfkelidirler, yıllarca kendilerine yaptıkları zorbalıklardan dolayı o insanlara büyü yapmaya başlarlar. Sarah bu durumu fazla abartmamaları gerektiğini söylese de iş işten geçmiştir bir kere, önceleri sadece "ucube" olan kızlar şimdi olağanüstü güçlere sahip "cadı"lardır ve kendilerine yaptıkları şeyler yüzünden kötüleri cezalandırmak için kötünün ta kendisi olurlar.
Özellikle Nancy, Manon'la bağlantı kurup en derinden kafayı sıyırıp deliren, kendisini Manon'un (tanrı) kızı olarak tanıtmaya başlar ve yaptığı her şeyi diğer insanlar hak ettiği için yaptığını söyler.
Gün geçtikçe birbirlerini de yemeye başlayan bu kızlar arasında kendini kurtarmak isteyen Sarah kızları yaptıkları şey yüzünden uyarır ve çemberden çıkmak istediğini söyler. Kızlardan aldığı cevap ise oldukça keskindir ve bu karar onlarlı oldukça sinirlendirmiştir. Onlar da Sarah'a bir ceza keserler,
Ölüm.
Sarah, Nancy ve diğer kızlardan kaçarken büyü yapmak için kullandıkları malzemeleri aldıkları dükkana kaçar ve oradaki kadına olanları anlatıp yardım ister, kadın Sarah'ı daha önce asla girmelerine izin vermediği bir yere götürür ve ona Manon'la bağlantı kurması gerektiğini söyler; Sarah, Nancy'i delirten şeyin bu olduğunu söyleyerek bunu reddetse de orada Manon'la bağlantı kurmaya başladığı sırada kendisini doğururken ölen annesinin aslında cadı olduğunu öğrenir, bunu öğrendiği sırada delirmiş Nancy ve kız grubu tarafından saldırıyla uğrar ve koşarak evine kaçar.
Evine vardığında babasını ve üvey annesini göremeyince daha da korkan Sarah'a televizyonda yayınlanan bir haber kötü haberi verir. Babasının ve üvey annesinin bindiği uçak patlamış ve düşmüştür.
Bu haberi öğrenen Sarah daha ne olduğunu anlamadan evin etrafını çevreleyen yılan, fare ve kurtçuklar eve de dolmaya tuvalet giderinden, musluklardan taşmaya başlar, daha sonra Nancy gelir ve Sarah'ın bileklerini keserek aslında öldürülen herkesin kendisi tarafından öldürüldüğünü yazan bir mektup hazırlar Sarah'ın el yazısıyla.
Diğer kızlar başta buna fazla karışmasalar da gücün getirdiği canilikle Sarah'a saldırırlar ve onu öldürürler.
Daha doğrusu onlar öyle sanar, Sarah ise Manon'la bağlantı kurar ve onun güçlerine sahip olur. Nancy ile amansız bir kavgaya başlarlar ve en sonunda Nancy'i bir daha kötülük yapmaması için mühürler.
Filmin ilerleyen sahnelerinde gördüğümüz kadarıyla Nancy tımarhaneye kapatılmıştır ve diğer kızlar da güçlerini kaybetmiştir. Ayrıca babasının ve üvey annesinin bindiği uçak aslında hiç var olmamıştır sadece kızların oynadığı bir oyundur ve babası gayet iyi durumdadır. Sarah ise hâlâ güçlere sahiptir ama bunu kötülük için kullanmaz.
Çünkü, "ne yaparsan sana 3 katı döner".
The Craft kesinlikle arada bir izleyip feminen öfkenin, intikamın ve kadın ruhunun inceliklerini romantize etmeden olduğu gibi anlattığı için beni keyiflendirecek bir film olacak.
Özellikle de alt türden biri olarak, gotik müzik unsurlarına, mimarisine, edebiyatına, düşünce yapısına, resimlerine, kıyafetlerine, kısacası kültürüne aşık biri olarak, romantik gotik olarak Nancy'nin 90lar gotik modasını temsil eden ikonik biri olduğunu da göz önüne alarak belki de şaşırtıcı bir şekilde finalini çok beğendim. Üzücü ama tatmin ediciydi benim için.
Herkes gibi Nancy de aştığı sınırların, canını yaktığı insanların hesabını vermek zorundaydı. Zaten ana tema da tam olarak bu değişim ve kendini kaybetme olduğu için insanların beğenmemesine çok şaşırdım.