Spoiler içeriyor
hayatın tekdüzeliğinden sıkılmış bir adam intihar etmeye karar verdiği gün, hiç bilmediği bir numarayı arar ve onunla konuşmaya başlar. aranılan kişi bir kadındır.farklı farklı konularda sohbetler edilir. adam ve kadın, her konuda birbirine zıt düşünür. konuşma biraz ilerlediği vakit adam…devamıhayatın tekdüzeliğinden sıkılmış bir adam intihar etmeye karar verdiği gün, hiç bilmediği bir numarayı arar ve onunla konuşmaya başlar. aranılan kişi bir kadındır.farklı farklı konularda sohbetler edilir. adam ve kadın, her konuda birbirine zıt düşünür.
konuşma biraz ilerlediği vakit adam intihar etmekten vazgeçmiş, kadın intihar etmeye karar vermiştir. garip bir mevzudur açıkçası. kadın bu olana anlam veremeyip neden böyle olduğunu sorguladığı vakit, adamdan kendi numarasını vermesini ister. böylece intihar etme kararından vazgeçip vazgeçmediğini her gün onu arayarak anlayacaktır.
adam numarayı verir. fakat verdiği numara kendi numarası değildir. kadın'ın numarasını kadına verir. zira aslında bütün kurgu kadının zihninde dönmektedir. hayattan sıkılan ve anlamsızlığından yakınan kadının ölüm ile yaşam arasında zihninden geçenleri anlatır öykü.
kitapta birçok öykü var, lâkin aklıma kazınanı yukarıda anlattığım 'sanrı' adlı hikayesi oldu.
14 hikâye var, neredeyse hepsinde tek boyutlu düşünmekten sıyrılmış, olaylara birden fazla anlam yükleyerek bakan karakterler esas alınır. hatta birinde karakterimiz kedidir, sokaktaki yaşamından sıkılır ve evde yaşamak ister.
o hikâye kedinin ağzından yazılır, bir kedinin nasıl da insan gibi düşünebildiğini görmek(!) üzerimde sanıldığı gibi bir etki yaratmadı.
bir belgesel vardı, kediler üzerine. kediler ne düşünür'dü galiba adı. aklıma onu getiren bir hikâye oldu.
bir hikayesinde de üçüncü boyut kırılıyor, karakter okuyucu ile konuşmaya başlıyor.
birbirinden farklı gözükse de temelinde benzer hikayeleri anlatan bir kitap.
ismi ve kapağı gereği ilgimi çekti, sonrasında içeriğiyle kendine devam ettirtti.
tetikleyici unsurlara sahip bir kitap, bu yüzden daha olumlu bir ruh hâlinde okumak, okuyucular için iyi olabilir.
📌"herkes doğuştan insan olduğunu zannededururken, kaç kişi insan olmayı başarmanın bu kadar önemli bir şey olduğunu düşünürdü? kaçı dışını fazlaca önemsemeyip içiyle uğraşırdı?"
📌"farkındalıksızlar!"
📌"annemle, evdeki odamın bir duvarını adeta bir müzeye çevirmiştik, ölü çiçekler müzesi.. oysa o günlerde, o kurumuşluklar benim için dünyanın en canlı şeyleriydi. onca anlam yüklüyken içlerinde ve dışlarında..."
hikâyenin devamı ise şöyle gelişir:
📌"annem neden erken geldiğimi soruyordu. bense odama doğru koşuyordum. gözlerim kapalı içeri girdim. açtığımda karşımda gördüğüm bomboş duvar beni selamlarken biliyordum; sanrımdan bana bir tek, ölü çiçeklerin içimde uçuşan ruhları kalacaktı."
Spoiler içeriyor
ᵃˡˡ ʷᵒʳᵏ ᵃⁿᵈ ⁿᵒ ᵖˡᵃʸ ᵐᵃᵏᵉˢ ʲᵃᶜᵏ ᵃ ᵈᵘˡˡ ᵇᵒʸ. ᵃˡˡ ʷᵒʳᵏ ᵃⁿᵈ ⁿᵒ ᵖˡᵃʸ ᵐᵃᵏᵉˢ ʲᵃᶜᵏ ᵃ ᵈᵘˡˡ ᵇᵒʸ. ᵃˡˡ ʷᵒʳᵏ ᵃⁿᵈ ⁿᵒ ᵖˡᵃʸ ᵐᵃᵏᵉˢ ʲᵃᶜᵏ ᵃ ᵈᵘˡˡ ᵇᵒʸ. ᵃˡˡ ʷᵒʳᵏ ᵃⁿᵈ ⁿᵒ ᵖˡᵃʸ ᵐᵃᵏᵉˢ ʲᵃᶜᵏ ᵃ ᵈᵘˡˡ ᵇᵒʸ.…devamıᵃˡˡ ʷᵒʳᵏ ᵃⁿᵈ ⁿᵒ ᵖˡᵃʸ ᵐᵃᵏᵉˢ ʲᵃᶜᵏ ᵃ ᵈᵘˡˡ ᵇᵒʸ. ᵃˡˡ ʷᵒʳᵏ ᵃⁿᵈ ⁿᵒ ᵖˡᵃʸ ᵐᵃᵏᵉˢ ʲᵃᶜᵏ ᵃ ᵈᵘˡˡ ᵇᵒʸ. ᵃˡˡ ʷᵒʳᵏ ᵃⁿᵈ ⁿᵒ ᵖˡᵃʸ ᵐᵃᵏᵉˢ ʲᵃᶜᵏ ᵃ ᵈᵘˡˡ ᵇᵒʸ. ᵃˡˡ ʷᵒʳᵏ ᵃⁿᵈ ⁿᵒ ᵖˡᵃʸ ᵐᵃᵏᵉˢ ʲᵃᶜᵏ ᵃ ᵈᵘˡˡ ᵇᵒʸ.
ᴀʟʟ ᴡᴏʀᴋ ᴀɴᴅ ɴᴏ ᴘʟᴀʏ ᴍᴀᴋᴇs ᴊᴀᴄᴋ ᴀ ᴅᴜʟʟ ʙᴏʏ. ᴀʟʟ ᴡᴏʀᴋ ᴀɴᴅ ɴᴏ ᴘʟᴀʏ ᴍᴀᴋᴇs ᴊᴀᴄᴋ ᴀ ᴅᴜʟʟ ʙᴏʏ. ᴀʟʟ ᴡᴏʀᴋ ᴀɴᴅ ɴᴏ ᴘʟᴀʏ ᴍᴀᴋᴇs ᴊᴀᴄᴋ ᴀ ᴅᴜʟʟ ʙᴏʏ. ᴀʟʟ ᴡᴏʀᴋ ᴀɴᴅ ɴᴏ ᴘʟᴀʏ ᴍᴀᴋᴇs ᴊᴀᴄᴋ ᴀ ᴅᴜʟʟ ʙᴏʏ
𝑎𝑙𝑙 𝑤𝑜𝑟𝑘 𝑎𝑛𝑑 𝑛𝑜 𝑝𝑙𝑎𝑦 𝑚𝑎𝑘𝑒𝑠 𝑗𝑎𝑐𝑘 𝑎 𝑑𝑢𝑙𝑙 𝑏𝑜𝑦.
𝑎𝑙𝑙 𝑤𝑜𝑟𝑘 𝑎𝑛𝑑 𝑛𝑜 𝑝𝑙𝑎𝑦 𝑚𝑎𝑘𝑒𝑠 𝑗𝑎𝑐𝑘 𝑎 𝑑𝑢𝑙𝑙 𝑏𝑜𝑦.𝑎𝑙𝑙 𝑤𝑜𝑟𝑘 𝑎𝑛𝑑 𝑛𝑜 𝑝𝑙𝑎𝑦 𝑚𝑎𝑘𝑒𝑠 𝑗𝑎𝑐𝑘 𝑎 𝑑𝑢𝑙𝑙 𝑏𝑜𝑦.
𝐀𝐋𝐋 𝐖𝐎𝐑𝐊 𝐀𝐍𝐃 𝐍𝐎 𝐏𝐋𝐀𝐘 𝐌𝐀𝐊𝐄𝐒 𝐉𝐀𝐂𝐊 𝐀 𝐃𝐔𝐋𝐋 𝐁𝐎𝐘.
->jack üzerine derin mülazahalarım var ancak bunları dile getirmeye üşendiğim ve yazmaya uğraşırsam delimanyağı oyuncumuzun mimikleri gözümün önüne geleceğinden bundan vazgeçtim.
tamam kardeşim başarılı oynadın eyvallah, şimdi hit the road jack.
->filmden bazı şeyleri kapmış olmam gerekiyordu muhtemelen, ama o kadar bölük pörçük bir şeyler anladım ki gpt ile bazı konuşmalar ve dilme dair inceleme izlemem gerekiyor. ancak anlayabileceğimi düşünüyorum
->vasatın üstü bir film olduğunu kabul ediyoruz zannediyorum ki, yani ben ediyor muyum bilmiyorum ama. ben beni kötü anlamda geren şeyleri izleyip okumaktan tam anlamıyla uzak duran, hatta belki de nefret bile ediyorum diyebilecek kıvamda bir insanım. the shining (cinnet) filminde böyle oldu mesela, a separation(bir ayrılık) filminde de böyle olmuştu. bazı kitaplarda da böyle oluyor. böyle şeylerle sınanmak da sinirimi bozuyor ve kubrick de tam anlamıyla bunu fevkalâde bir şekilde uyguluyor. bu yüzden filmi aman aman sevmediğimi dile getirebilirim.
->film izleme kulubümüz ile bazı yönetmenlerin bazı filmlerini izliyoruz ve seçilen yönetmen ve de filmimiz kubrick'ten cinnetti. yorumlama kısmına çok katılmamış olsam da birileriyle beraber bilgi ve düşünce paylaşma fikri insanı heyecanlandırıyor.
siz de bu heyecana katılmak istiyorsanız, instagram üzerinden açtığımız film grubuna katılabilirsiniz.
katılmak isteyenler zarflardan ulaşabilir
->bu filmi bitirmemde emeği geçen arkadaşlara bilhassa nyc'e teşekkürlerimi iletiyorum 🧞 zira o ve eşlikçim olan sohbetimiz olmasaydı ben çoktan uykuya dalıp filmi yarıda bırakmıştım. teşekkür ediyoruz efendimm🌻🌻
Spoiler içeriyor
«𝐲𝐨𝐫𝐠𝐮𝐧 𝐨𝐥𝐝𝐮𝐠̆𝐮𝐦 𝐢𝐜̧𝐢𝐧 𝐦𝐚𝐚𝐥𝐞𝐬𝐞𝐟 𝐤𝐢 𝐛𝐢𝐥𝐢𝐧𝐜̧ 𝐚𝐤𝛊𝐬̧𝛊» >IMAX olmadığı için, onun etkisini yaratma amaçlı ön sıralardan bilet alıp boynumu yukarı doğru geniş açı olacak şekilde gerip izleme fikri çok mu mantıklıydı yoksa çok mı saçmaydı bilmiyorum 🧞 >Minator mu desem…devamı«𝐲𝐨𝐫𝐠𝐮𝐧 𝐨𝐥𝐝𝐮𝐠̆𝐮𝐦 𝐢𝐜̧𝐢𝐧 𝐦𝐚𝐚𝐥𝐞𝐬𝐞𝐟 𝐤𝐢 𝐛𝐢𝐥𝐢𝐧𝐜̧ 𝐚𝐤𝛊𝐬̧𝛊»
>IMAX olmadığı için, onun etkisini yaratma amaçlı ön sıralardan bilet alıp boynumu yukarı doğru geniş açı olacak şekilde gerip izleme fikri çok mu mantıklıydı yoksa çok mı saçmaydı bilmiyorum 🧞
>Minator mu desem yoksa telaffuzunun zorluğundan dolayı monitör demeyi tercih ettiğim poseidon oğlu minator'un insan yediği sahneyi hatırlarsınız.
ben o sahne esnasında çubuk kraker kemire kemire izliyordum filmi, ve monitör bir anda insanı çatur çutur yemeye başladı. elimdeki çubuk krakeri bırakıp ekrana bir bakışım var ki unutulamaz.
olmayan iştahımı da kaçıran bir sahne oldu..
>karakter seçimleri hakkında herkes linç hakkını kullandı sanıyorum ki, ben hariç.
helen ya da athena üzerinde durmayacağım kirke üzerinde duracağım.
öncelikle.kirke.bu. kadar. yaşlı. gözüken. bir.karakter.değil.
kirke mitolojide sevdiğim personalardan biri ve böyle gözükmesine katlanamadım.
>filmin ne kadar akıcı olduğunu size önermelerle anlatacağım.
-yorgun olduğum zamanlar uyurum.
-gece uykum verimsiz geçmişse uyurum
-film izlerken de uyurum. (çok keyifli gelir)
bugün hem az uyumuş, verimsiz uyumuş ve de sekiz saatlik mesaiden çıkmış bir enkaz olarak bu filmde uyumadım. ne kadar büyük bir başarı olduğu hakkında bir şeyler yazabilirdim. ama yazmayacağım ne gerek var oauxnsohdem
>sosyal medyada filmi izlemeden önce okunulması gereken kitaplar gibi listeler çıkıyor karşımıza. o listelerdeki hiçbir kitabı okumadım, filmin uyarlandığı kitabı da okumadım.
ben kirke kitabını ve percy jackson serisini geçmiş yıllarda okumam anlamış olmam için yeterli oldu.
karakterlere aşinaydım ve bir sonraki sahnede neler olabileceğini kestirebilecek durumdaydım.
yani filmi izlemeden illa bir şeyler okumak zorunda olmamız gerektiğine katılmıyorum. lakin şunu reddedemem ki, karakterleri önceden tanıyor olmak izlerken oldukça kolaylık sağladı.
->odiyus'un dilenci kılığında bir oku, oniki baltanın arasından geçirdiği sahne efsaneydi.
sonrasında gelen dövüş sahneleri de güzeldi şimdi. kafamda şu şarkı çaldı, ben tek siz hepiniz. ortaya kalktı mı hiç biriniz?..
bu sahne daha ne kadar bu şarkı olabilir bilemedim.
->vizyonda izlenilirse, seyir keyfini arttıracağını düşündüğüm enfes filmlerden biri. övgü ile yazıyı hacimlendirmeye hacet yok.
klasik nolan işte, döktürmüş yine.
98,37634251/100
kırılan puan kirke karakter seçimi yüzünden. belirtmek isterim.
𝘢𝘳𝘦 𝘺𝘰𝘶 𝘳𝘦𝘢𝘭𝘭𝘺 𝘩𝘦𝘳𝘦 𝘰𝘳 𝘢𝘮 𝘪 𝘥𝘳𝘦𝘢𝘮𝘪𝘯𝘨 𝘪 𝘤𝘢𝘯'𝘵 𝘵𝘦𝘭𝘭 𝘥𝘳𝘦𝘢𝘮𝘴 𝘧𝘳𝘰𝘮 𝘵𝘳𝘶𝘵𝘩 𝘧𝘰𝘳 𝘪𝘵'𝘴 𝘣𝘦𝘦𝘯 𝘴𝘰 𝘭𝘰𝘯𝘨 𝘴𝘪𝘯𝘤𝘦 𝘪 𝘩𝘢𝘷𝘦 𝘴𝘦𝘦𝘯 𝘺𝘰𝘶 𝘪 𝘤𝘢𝘯 𝘩𝘢𝘳𝘥𝘭𝘺 𝘳𝘦𝘮𝘦𝘮𝘣𝘦𝘳 𝘺𝘰𝘶𝘳 𝘧𝘢𝘤𝘦 𝘢𝘯𝘺𝘮𝘰𝘳𝘦 𝘸𝘩𝘦𝘯 𝘪 𝘨𝘦𝘵 𝘳𝘦𝘢𝘭𝘭𝘺 𝘭𝘰𝘯𝘦𝘭𝘺 𝘢𝘯𝘥 𝘵𝘩𝘦 𝘥𝘪𝘴𝘵𝘢𝘯𝘤𝘦 𝘤𝘢𝘶𝘴𝘦𝘴…devamı𝘢𝘳𝘦 𝘺𝘰𝘶 𝘳𝘦𝘢𝘭𝘭𝘺 𝘩𝘦𝘳𝘦 𝘰𝘳 𝘢𝘮 𝘪 𝘥𝘳𝘦𝘢𝘮𝘪𝘯𝘨
𝘪 𝘤𝘢𝘯'𝘵 𝘵𝘦𝘭𝘭 𝘥𝘳𝘦𝘢𝘮𝘴 𝘧𝘳𝘰𝘮 𝘵𝘳𝘶𝘵𝘩
𝘧𝘰𝘳 𝘪𝘵'𝘴 𝘣𝘦𝘦𝘯 𝘴𝘰 𝘭𝘰𝘯𝘨 𝘴𝘪𝘯𝘤𝘦 𝘪 𝘩𝘢𝘷𝘦 𝘴𝘦𝘦𝘯 𝘺𝘰𝘶
𝘪 𝘤𝘢𝘯 𝘩𝘢𝘳𝘥𝘭𝘺 𝘳𝘦𝘮𝘦𝘮𝘣𝘦𝘳 𝘺𝘰𝘶𝘳 𝘧𝘢𝘤𝘦 𝘢𝘯𝘺𝘮𝘰𝘳𝘦
𝘸𝘩𝘦𝘯 𝘪 𝘨𝘦𝘵 𝘳𝘦𝘢𝘭𝘭𝘺 𝘭𝘰𝘯𝘦𝘭𝘺
𝘢𝘯𝘥 𝘵𝘩𝘦 𝘥𝘪𝘴𝘵𝘢𝘯𝘤𝘦 𝘤𝘢𝘶𝘴𝘦𝘴 𝘰𝘶𝘳 𝘴𝘪𝘭𝘦𝘯𝘤𝘦
𝘪 𝘵𝘩𝘪𝘯𝘬 𝘰𝘧 𝘺𝘰𝘶 𝘴𝘮𝘪𝘭𝘪𝘯𝘨
𝘸𝘪𝘵𝘩 𝘱𝘳𝘪𝘥𝘦 𝘪𝘯 𝘺𝘰𝘶𝘳 𝘦𝘺𝘦𝘴 𝘢 𝘭𝘰𝘷𝘦𝘳 𝘵𝘩𝘢𝘵 𝘴𝘪𝘨𝘩𝘴
𝘪𝘧 𝘺𝘰𝘶 𝘸𝘢𝘯𝘵 𝘮𝘦 𝘴𝘢𝘵𝘪𝘴𝘧𝘺 𝘮𝘦*...
bu filmi seviyorum çünkü, bazen doğru insanın doğru zamanda karşımıza çıkamayabileceğini ve bazı insanların hayatımıza sadece bizi değiştirmek, ufak çaplı yenilikler yaratmak için girdiğini anlatıyor.
bu filmi seviyorum çünkü, romantizm başlığı altında sunulmasına rağmen romantizmi abartmaması, hatta belki de ondan bağımsız kalması?..
büyük bir aşk ve masalsı bir son yerine, gerçek hayatta karşımıza çıkabilecek kadar olağan bir ilişki gösterilmesi.
bu filmi seviyorum çünkü, filmin sonunda insanı mutlu ya da mutsuz hissettirmeye yönlendirmekten ziyade 'bak, gerçek hayatta böyle oluyor' dedirten bir tutuma sahip 🪂
ve bu filmi sevdim çünkü içimi ısıttı, yumuş yumuş yaptı. gerek şarkıları olsun gerek filmin genel atmosferik yapısı olsun insanı usulca arkasına doğru yaslattırıp yüzünde ufak ve de huzurlu bir gülümseme yaratmaya meylettirmeli bir film.
şarkıları gerçekten ama gerçekten çok hoş, şu an da dahil olmak üzere bir süredir bu şarkıları dinliyorum. ve bence baya baya hoş.
dinlemek isteyenler spotifyda 'once' başlığı adı altında bulabilir,
ben de birazcık daha dinlemeye devam edeceğim 🤹🏻
bilhassa, 'if you want me' ve
'falling slowly' şarkılarını önerebilirim.
mum üfleyip, hayatımda yeni bir yaşa giriş yapacağım bir günde sabahlayıp bunu izlemem doğru mu bilmiyorum. yanlışsa bile çok doğru hissettiren bir yanlış olduğunu söyleyebilirim. o yüzden devam.
cozy tarzında film sevenler için müthiş bir hazine, izlenmeye değer olduğunu düşünüyorum. bence izlenmeli.
*:gerçekten burada mısın
yoksa rüya mı görüyorum?
gerçek ile rüyayı ayırt edemez oldum
son görüşmemizden bu yana
uzun zaman girdi araya.
yüzünü bile zor hatırlar oldum.
yalnız hissettiğim zamanlarda,
ve aramızdaki uzaklık sadece sessizlik getirirken
gülümsesiğini düşünürüm.
gözlerindeki gururla,
ah çeken bir aşkla.
istiyorsan beni,
inandır kalbimi.
"𝘢̂𝘯 𝘰𝘭𝘶𝘺𝘰𝘳 𝘣𝘪𝘳 𝘨𝘢𝘳𝘪𝘱 𝘥𝘶̈𝘯𝘺𝘢𝘺𝘢 𝘷𝘢𝘳𝚤𝘺𝘰𝘳𝘶𝘮 𝘣𝘶 𝘴𝘦𝘧𝘪𝘭 𝘥𝘶̈𝘯𝘺𝘢𝘥𝘢 𝘢𝘤𝘦𝘱 𝘯𝘦 𝘢𝘳𝚤𝘺𝘰𝘳𝘶𝘮?" -𝘯𝘦𝘤𝘪𝘱 𝘧𝘢𝘻𝚤𝘭 𝘬. frieren muhtemelen yeni büyüler keşfetmek diye yanıt verirdi. himmel ise insanların gönlüne dokunmak, bir iz bırakmak diye. bense yanıt veremem muhtemelen, ancak odak bende olmasın.…devamı"𝘢̂𝘯 𝘰𝘭𝘶𝘺𝘰𝘳 𝘣𝘪𝘳 𝘨𝘢𝘳𝘪𝘱 𝘥𝘶̈𝘯𝘺𝘢𝘺𝘢 𝘷𝘢𝘳𝚤𝘺𝘰𝘳𝘶𝘮
𝘣𝘶 𝘴𝘦𝘧𝘪𝘭 𝘥𝘶̈𝘯𝘺𝘢𝘥𝘢 𝘢𝘤𝘦𝘱 𝘯𝘦 𝘢𝘳𝚤𝘺𝘰𝘳𝘶𝘮?"
-𝘯𝘦𝘤𝘪𝘱 𝘧𝘢𝘻𝚤𝘭 𝘬.
frieren muhtemelen yeni büyüler keşfetmek diye yanıt verirdi. himmel ise insanların gönlüne dokunmak, bir iz bırakmak diye. bense yanıt veremem muhtemelen, ancak odak bende olmasın. bu safe place animede olsun.
frieren'in hayata bakış açısını seviyorum, bana sonsuz sürecek bir hayatım olsa ilk yapacağım şey ne olurdu diye düşündürtmesinden ötürü. daha sonrasında bunun üzerine düşündüm, ve aslında icraate geçirmek için sonsuz bir yaşama sahip olmama gerek olmadığını fark ettim.
başta himmel olmak üzere,fern'ü stark'ı flamme'i çok sevdim. çiçek yeşertme büyüsünü de çok sevdim. animeyi de çok sevdim.
lâkin animenin daha bitmemiş olmasını sevmedim, sevemedim. ikinci sezonu izlemedim, tamamlanmadan izlemeyeyim diye. mangasına başlamama ramak kaldı.
yeni 'comfort' animemi buldum galiba, hanemize hayırlı olsun 🧞
himmel ile frieren arasındaki ilişki, himmel'in frieren'e olan tutumu. o kadar tatlılar ki, o kadar tatlılar ki!!!!!! bebişler ya, ciddili bebişler.
serinin bitmesi için nasıl dayanacağımı bilmiyorum. çok güzeldi, hani nasıl bir his diye anlatmak istesem yağmur ormanlarında derin bir nefes almak gibi. nefes nefeseyken içilen soğuk su gibi.
iyi ki izlemişim dediklerimden. müthişti🍩
❁❀𑁍᪥❀❁𑁍᪥❀❄︎𑁍᪥❀❄︎𑁍᪥❀❁𑁍᪥❀❄︎
⠀⠀∧__∧
(`•ω• )づ__∧ 𝘴𝘦𝘷𝘨𝘪 𝘨𝘰̈𝘴𝘵𝘦𝘳𝘮𝘦 𝘥𝘪𝘭𝘪.
(つ /( •ω•。) 𝘴𝘢𝘤̧ 𝘰𝘬𝘴̧𝘢𝘮𝘢𝘬.
しーJ (nnノ) 𝘧𝘳𝘪𝘦𝘳𝘦𝘯 𝘷𝘦 𝘧𝘦𝘳𝘯 𝘰𝘭𝘶𝘳 𝘨𝘪𝘣𝘪.
100/100.
"𝗍𝗁𝖾 𝗍𝗁𝗂𝗇𝗀𝗌 𝗒𝗈𝗎 𝗈𝗐𝗇 𝖾𝗇𝖽 𝗎𝗉 𝗈𝗐𝗇𝗂𝗇𝗀 𝗒𝗈𝗎." ->"sahip olduğun şeyler, sonunda sana sahip olurlar." filmin başında farklı isimlerle karşımıza çıkıp gerçek adını bilmediğimiz ama karakter; ofiste bir işi, olağan bir hayatı olmasına rağmen kendini tamamen boş hisseden, aylardır uyuyamamış…devamı"𝗍𝗁𝖾 𝗍𝗁𝗂𝗇𝗀𝗌 𝗒𝗈𝗎 𝗈𝗐𝗇 𝖾𝗇𝖽 𝗎𝗉 𝗈𝗐𝗇𝗂𝗇𝗀 𝗒𝗈𝗎."
->"sahip olduğun şeyler, sonunda sana sahip olurlar."
filmin başında farklı isimlerle karşımıza çıkıp gerçek adını bilmediğimiz ama karakter; ofiste bir işi, olağan bir hayatı olmasına rağmen kendini tamamen boş hisseden, aylardır uyuyamamış uykusuzluk çeken ve hayatın hiçbir noktasından keyif alamayan biridir.
sürekli evi için bir şeyler satın alarak bu hisleri bastırıp mutlu olmaya çalışır, nafile bir çabadır bu. çünkü mutsuzluğunun sebebi dışsal durumlardan değil içsel huzursuzluklardan kaynaklanmaktadır.
dolayısıyla sorunu içten çözmediği sürece en 'lüküs' eşyalara sahip olsa bile bu ruhsal durumu devam edecektir.
daha sonrasında ana karakterimiz tyler durden(🗿) ile tanışır. tyler durden, toplum kurallarını umursamayan, bağımsız yaşamı savunan, insanların tüketim kültürüne kapılmış naçizane köleler olduğunu düşünen bir adamdır.
bizim çocuk ile td, fight club'ü kurarlar. fight clup, üyelerinin bastırdıkları öfke, kim gibi duyguları dışa vurdukları bir yer hâline gelir. bu dışavurum dövüşler ile gerçekleşir. dövmek veya dövülmek, dövüşmek üzere..
ancak ve ancak zamanla işler kontrolden çıkmaya başlar. fight clup yerel bir eylem olmaktan çıkar, ve büyükçe bir harekete dönüşür. artık tyler'ın amacı duygu boşaltımı yapmak değil, toplumda var olan kalıplaşmış sorunları yok etmeye, bir nevi toplum düzenini yıkmaya çalışmaktır.
sonrasında tyler ve ana karakterin başına bir takım garip olaylar gelir, ama bu olaylar filmi izlemeyenleri ilgilendirmediği için bu olaylardan bahsetmeyeceğim 🥀
kesinlikle spoi alınmadan izlenmesi gereken filmlerden olduğunu düşünüyorum. ben nasıl spoisiz izledim, hayret ediyorum kendime. ki ben spoi almaktan zevk alan mazoşist bir insan olmama rağmen..
güzel ters-köşe bir filmdi. benim gibi hâlâ izlememiş olanlar varsa izleyebilirler. ki şu an aklıma düştü bunu izlemeyen gerçek anlamda bir ben kalmıştım. konuyu açıklamam mantıksız olmuş gibi hissettim şu anda.
olsundu..
filmden bu kadar bahsetmemin sebebi de belli olduğu üzere (!) dövüş kulubüne üye olmamam. yoksa biliyorsunuz ki dövüş kulübü'nün ilk kuralı dövüş kulübünden bahsetmemekti--
93,7/100. güzeldi.
"𝘬𝘶̈𝘳𝘴𝘶̈ 𝘤̧𝘰̈𝘬𝘶̈𝘺𝘰𝘳, 𝘬𝘶̈𝘳𝘴𝘶̈ 𝘤̧𝘰̈𝘬𝘶̈𝘺𝘰𝘳, 𝘬𝘶̈𝘳𝘴𝘶̈ ÇÖKÜYOR!" ...justice for all. meslek etiği ve ahlak üzerine kurulu bir hukuk draması. film, idealist ve doğrudan sapmayan bir avukatı oynayan arthur kirkland çevresinde şekillenir. al pacino'nun müthiş bir performans sergilediği arthur karakterinin içinde var…devamı"𝘬𝘶̈𝘳𝘴𝘶̈ 𝘤̧𝘰̈𝘬𝘶̈𝘺𝘰𝘳, 𝘬𝘶̈𝘳𝘴𝘶̈ 𝘤̧𝘰̈𝘬𝘶̈𝘺𝘰𝘳, 𝘬𝘶̈𝘳𝘴𝘶̈ ÇÖKÜYOR!"
...justice for all. meslek etiği ve ahlak üzerine kurulu bir hukuk draması.
film, idealist ve doğrudan sapmayan bir avukatı oynayan arthur kirkland çevresinde şekillenir. al pacino'nun müthiş bir performans sergilediği arthur karakterinin içinde var olduğu hukuk sisteminde haksızlıklarla karşılaşmaya başlar.
suçsuz insanların ceza aldığnıı, suçlu insanların ise çeşitli yollarla ^başta torpil olmak üzere^ kurtulduğunu fark eder. bu algılayış, onun kanuna ve dolayısıyla adalet sistemine olan güvenini sarsar
filmdeki asıl olay, arthur'un hem mesleki açıdan hem de kişisel olarak sevmeyip güvenilmez bulduğu bir hâkimin şiddet ve tecavüz suçlamasıyla tutuklanmasıdır. hâkim bazı şantajlar sonucu, arthur'un müvekkili olur. avukatımız ise bu kişiyi savunmak istemese de gerek mesleği gerekse de kariyerinin gidişatını etkileyebilecek olması neticesiyle bu savunmayı yapmaya karar verir.
lâkin bilmediği bir şey vardır ki bu savunmanın bambaşka bir hâl alacağı...
neden bu denli bilinmediğine şaşırdığım, enfes bir filmdir bu film. izlemesi keyifli, yer yer güldüren, muazzam akıcılıkta, al pacino'nun oscar'a aday olarak gösterilmesini sağlayan bir film.
balkonda sıcacık çay eşliğinde izlemenizi önerdiğim bir film. ben de öyle yaptım, fark etmeden dört ince belli bardakta çay bitirmişim. uzun zamandır bu kadar keyif veren bir izleme deneyimi yaşamamıştım.
kesinlikle izlenmesi gerekenlerden.
99,99999999999/100
Spoiler içeriyor
garret'ın düşündüğü gibi, birinin ^𝘣𝘦𝘯𝘥𝘦𝘯 𝘥𝘢𝘩𝘢 𝘪𝘺𝘪 𝘣𝘪𝘳𝘪𝘴𝘪𝘯𝘦 𝘭𝘢𝘺𝚤𝘬𝘴𝚤𝘯. 𝘈𝘮𝘢 𝘴𝘦𝘯𝘪 𝘣𝘢𝘴̧𝘬𝘢𝘴𝚤𝘺𝘭𝘢 𝘨𝘰̈𝘳𝘮𝘦𝘺𝘦 𝘥𝘢𝘺𝘢𝘯𝘢𝘮𝘢𝘮, 𝘣𝘶 𝘺𝘶̈𝘻𝘥𝘦𝘯 𝘥𝘢𝘩𝘢 𝘪𝘺𝘪 𝘣𝘪𝘳𝘪 𝘰𝘭𝘮𝘢𝘺𝘢 𝘤̧𝘢𝘭𝚤𝘴̧𝚤𝘺𝘰𝘳𝘶𝘮^ şeklinde düşünmesi o kadar kıymetli ki. umarsızca gitmenin kolay olduğunu; kalıp çabalamanın, sevgisini belli etmenin ne kadar değerli olduğunu…devamıgarret'ın düşündüğü gibi, birinin ^𝘣𝘦𝘯𝘥𝘦𝘯 𝘥𝘢𝘩𝘢 𝘪𝘺𝘪 𝘣𝘪𝘳𝘪𝘴𝘪𝘯𝘦 𝘭𝘢𝘺𝚤𝘬𝘴𝚤𝘯. 𝘈𝘮𝘢 𝘴𝘦𝘯𝘪 𝘣𝘢𝘴̧𝘬𝘢𝘴𝚤𝘺𝘭𝘢 𝘨𝘰̈𝘳𝘮𝘦𝘺𝘦 𝘥𝘢𝘺𝘢𝘯𝘢𝘮𝘢𝘮, 𝘣𝘶 𝘺𝘶̈𝘻𝘥𝘦𝘯 𝘥𝘢𝘩𝘢 𝘪𝘺𝘪 𝘣𝘪𝘳𝘪 𝘰𝘭𝘮𝘢𝘺𝘢 𝘤̧𝘢𝘭𝚤𝘴̧𝚤𝘺𝘰𝘳𝘶𝘮^ şeklinde düşünmesi o kadar kıymetli ki. umarsızca gitmenin kolay olduğunu; kalıp çabalamanın, sevgisini belli etmenin ne kadar değerli olduğunu hatırlatan bir sondu.
ana erkek karakteri bu kadar benimsemiş olmam beklenmedikti. yorumların birinde bu dizide geçen karakter gelişiminin euphoria dizisine kıyasla bir hiç olduğu söyleniyor. normalde onu izlemeyi düşünmüyordum, ama şimdi bir acaba izlesem mi... oldum. yani üç sezon zaten hepsini izlemem diye tahmin ediyorum. üst üste çok olur bu tür, bunaltır. bir de aynı anda 92847229473728484728* tane dizi izlediğim için her hâlükarda izleyemem, olmaz yani.
(*92.847.229.473.728.484.728= 92 sekstilyon 847 kentilyon 229 katrilyon 473 milyar 728 milyon 484 bin 728)
dizideki gitarist çocuğun görüşünün mert ramazan demir'e olan benzerliği de korkutucuydu biraz. konu fenotipe gelmişken, ana karakterin en yakın arkadaşının saçlarının güzelliği beni mest etti. düz saçlı olmasaydım, kahküllerimi öyle boyatmaya cesaret edebilirdim muhtemelen. homozigot resesif saç genim, yoruyorsun.
velhasıl kelam fazlasıyla boş yaptıysam ve beklediğim otobüs geldiyse ben puan verip kaçıoovvlarım.
mağaramın duvarları rengarenk dedirtebilecek bir dizi olması hasebiyle (。•̀ᴗ-)✧ 5/10
tw:hayalkırıklığı normal koşullar altında bütün gecemi alacakaranlık serisini izleyip bitirmeye ayırmayı planlanmıştım. ancak bu filmin bitmesine yarım saat falan kala bu planı iptal ettim. aslında ilk iki film fena değildi, hatta ilk filmi sevdiğimi söyleyebilirim. lâkin bu film.. bella'nın davranışları..…devamıtw:hayalkırıklığı
normal koşullar altında bütün gecemi alacakaranlık serisini izleyip bitirmeye ayırmayı planlanmıştım. ancak bu filmin bitmesine yarım saat falan kala bu planı iptal ettim.
aslında ilk iki film fena değildi, hatta ilk filmi sevdiğimi söyleyebilirim. lâkin bu film.. bella'nın davranışları.. descartes'ten bile daha fazla ikili oynayan bella. seni düalizmin yeni temsilcisi seçiyorum.
üzerine pek konuşmak istemiyorum, izlemeyen bir ben kalmıştım zaten.
yine de bella'ya çok sinirimin bozulduğunu söylemem lazım. edward'ı hak etmiyorsun bella. şimdi jacop'culara hak verdim, hepsi meğersem edward'ı düşünerek yanıtlıyormuş. yoksa jacob'u da sevmedim ben.
sümeyye'ye aklına gelen ilk filmi söylemesini istedim. alacakaranlık dedi, nşada sadece ilk filmi izleyecektim ama canım serisini izleyip öyle yorumlamak istedi. ona da katlanamadım-çok şükür ki-dolayısıyla:
izlediğim kadarıyla seriye puanım 43,61/100 🧛🏻🩸
çevremdekilerin aklına gelen ilk filmi izliyorum part7