Puanım 9/10 The Platform Netflix'in çıkış yapan filmi.. Eğer hassas bir mideniz varsa ve insanlık dramına dayanamam diyorsanız izlememeniz daha sağlıklı olur. İspanyol yapımı bu filmde insanların 3'e ayrıldığını söyleniyor: Aşağıdakiler, yukarıdakiler ve düşenler. Ama filmin sonunda görüyoruz ki 4.…devamıPuanım 9/10
The Platform Netflix'in çıkış yapan filmi.. Eğer hassas bir mideniz varsa ve insanlık dramına dayanamam diyorsanız izlememeniz daha sağlıklı olur. İspanyol yapımı bu filmde insanların 3'e ayrıldığını söyleniyor: Aşağıdakiler, yukarıdakiler ve düşenler. Ama filmin sonunda görüyoruz ki 4. bir sınıf daha oluşturulabilir eğer çok istenirse..
Hikayemiz şöyle: Çok katlı hapishane benzeri bir yer var. Pencereleri yok. Sadece duvarlar ile çevrili bir oda mevcut. Ortasında dikdörtgen şeklinde bir delik mevcut ve zaman zaman en üsten en aşağı doğru giden bir yemek kayası ortaya geliyor.
Bu hapishane benzeri garip yere genel olarak suçlular giriyor ama normal suçsuz bir vatandaşın girdiğini baş rolden anlıyoruz. Bu hapishane benzeri yere girerken bu tesisin yöneticisi yanınızda bir nesne götürebilirsiniz diyor. Burada size sormak istiyorum? Siz ne seçerseniz? Girenlerin çoğunun tercihi bıçak benzeri aletlerken baş rolün tercihi bir kitap. Aslında gireceği yerin suçlularla kaplı olduğunu bilmeyen bu adam merhamet sembolüdür bu film için. Bir insanın karakterini refah içinde iken değil en zor koşullar altında iken anlayabiliriz aslında. Bu film bireylerin insansı yönlerinin nasıl son bulduğunu da ortaya koyuyor aslında. Açlık ile mücadele ederken nasıl davrandıkları, ne kadar öteye gidebileceklerini görüyoruz. Aynı duyguyu siz yaşasaydınız tepkiniz ne olurdu? Bir insanı öldürebilir miydiniz?
Filmde kat sistemi var. Katlar yukarıdan aşağı doğru sayılmakta. Yani en üst kat 0. kat oluyor. Aşağı doğru 1, 2 ... şeklinde ilerliyor. Yemekler her gün en üst kat alta doğru gitmekte. Yani 1. kat hiç dokunulmamış yemeğe sahipken 10. kat 9 kere yenilmiş bir yemeğe sahip. Aslında 18. Her katta 2 kişi kalmakta yani. Bu sistemden anlıyacağınız üzere aşağı kattaki insanlar üstteki insanların inisiyatifine kalıyor. Garip olan şu ki herkesin katı her ay değişmekte. Yani herkes en üstte kalmıyor ya da hep altta. Insanlar bir ay önce olduğu konumu unutup bolluğun keyfini çıkartabiliyor. Ya da aşağı katlara gidip bir ay boyunca aç kalabiliyorlar. Bu bize bir sistemi hatırlatıyor aslında: Nehrin kenarında olanların merhametine kalıyor musluktan akan su.
......Şimdi içerikten çokça bahsedeceğim kısıma geliyorum, izlemediyseniz okumayın lütfen....
Filmin sonunda her katı gezen o kadının çocuğunun gerçekten olduğunu öğrenince şaşkınlık geçirmiştim. 333. kattaki çocuğuna yemek götürmek için platform ile birlikte hareket etmesi bir kadının çocuğu için neler yapabileceğini ortaya koyuyor. En son sahnede çocuğun aç olduğunu fark eden 2 karakter ona mesaj olarak yollayacakları yemeği verince duygulandım. Sonda verilen karar "Çocuk bizim mesajımız." Aslında gerçek hayatta bunu görmüyor muyuz: Jojo Rabbit filminde yönetmen mesajını vermek için bir çocuğu öne koyar, Çizgili Pijamalı Çocuk'ta da öyle... Gerçek hayatta denize vuran bir balığın değil, çocuğun resmi insanların içine işledi. Savaşta ya da filmdeki gibi bir açlıkta, en üsttekilerin bunu fark etmesi için bir çocuk mesaj olabilirdi ancak.
Bir de en anlamlı bulduğum sahnelerden biri de eskiden şirket adına çalışan kadının 15 gün boyunca "Por favor..." deyip aşağıdakilere az yemek için ricada bulunmasına rağmen bir şey elde edememesi ama ana karakterin alttakileri tehtit ile yola getirmesi de oldukça anlam doluydu.
Aslında herkese yetecek kadar yemek vardı ama kimsenin gözü doymadı. Şöyle düşünelim isterseniz: Dünyada herkese yetecek yer vardı ama toprak için savaşlar yapıldı. Günümüzde herkese yetecek kaynak varken biz yarından çalarak bugün israf ediyoruz. Zamanın üstünde oynanan bu kumar yarının zararına oluyor aslında.