Yüzlerce gönderi, binlerce repliği halkın konuşmalarında, milyonlarca kesitleri sosyal medyada her yerde olan o dizi PRENS. Prens dizisi, Orta Çağ’ın bütün ciddiyetini alıp blender’a atıp üzerine iki kaşık stand-up, bir tutam GORA esprisi, biraz da eh işte Türk prodüksiyonu sosu…devamıYüzlerce gönderi, binlerce repliği halkın konuşmalarında, milyonlarca kesitleri sosyal medyada her yerde olan o dizi PRENS.
Prens dizisi, Orta Çağ’ın bütün ciddiyetini alıp blender’a atıp üzerine iki kaşık stand-up, bir tutam GORA esprisi, biraz da eh işte Türk prodüksiyonu sosu döken bir iş Giray Altınok’un Prens'i tahta çıkmak isteyen ama motivasyonu bir sabah alarmı kadar düşük bir karakter, her bölümde sanki abi bu sarayda kimse çalışmıyor mu, herkes dedikodu yapıyor triplerine giriyor sinematografik olarak bakarsak MGX Studio’nun virtual production teknolojisiyle yaratılan manzaralar öyle etkileyici ki, bazen arka planda bir dragon spawnlanacak sanıyorsun ama onun yerine Saray aşçısı mı kralın baldızı mı? tartışmaları dönüyor. kamera açıları ise yönetmenin zaman zaman Tarantino olsam ne yapardım? diye düşünüp sonra Neyse dur şuradan total alayım demesi gibi. kostümler Orta Çağ modasıyla cosplay partisi arasında bir yerde, öyle ki Prens’in peleriniyle Starbucks’a gitse kimse yadırgamaz müziklerde ise epik orkestral temalar bir anda yerini ortalık karıştı hadi gırgıra bağlayalım tadında tonlara bırakıyor, bir sahnede kendinizi Vikinglerin arasında hissederken diğerinde İnci Taneleri mi bu? diyorsunuz oyunculuklar tarafında Giray Altınok bir yandan karakterin absürtlüğünü sonuna kadar götürürken bir yandan da Acaba bu Prens Netflix transferi yapsa tutar mı? dedirtiyor, yan karakterler ise öyle overacting ki sanki hepsi oyunculuk okulundan değil Saray Dedikodu Akademisi’nden mezun ve dizi genel olarak izleyiciye Taht oyunları mı bekliyordun? Hadi ordan, biz burada taht kahkahaları oynuyoruz diyerek sinema diliyle dalga geçen bir meta-komedi sunuyor sonuç? Sinema öğrencisi bakış açısıyla: “Bu işin mizahi subtext’i, post-modern tarih anlatısına kocaman bir gönderme epik ciddiyeti bilinçli şekilde baltalayarak izleyiciyle dördüncü duvarı yıkıyor… ama aynı zamanda iyi ki yıkıyor çünkü yıkmasa bu kadar eğlenemezdik.
Ve işte tam da bu yüzden Prens sadece bir dizi değil bir halk hareketi, bir sosyal medya fenomeni, bir abi hatırlıyor musun o sahneyi? cümlesinin vücut bulmuş hali. Her repliği GIF olmuş, her sahnesi TikTok’ta bir ses trendine dönüşmüş. Çünkü bu dizi bize şunu öğretiyor. Saray entrikaları, tahta geçme kavgaları falan hikâye asıl mesele gülmek, absürtlüğün kollarına kendini bırakmak. Sinema öğrencisi olarak bunu analiz ederken kendini bir anda Peki ya Prens aslında feodal sistemin kapitalizme dönüşümünün alegorisi mi? diye sorgularken buluyorsun. Ama dizi sana alttan alttan diyor ki: Ağır ol koçum, ben sadece komediyim.
Ve evet, belki tarihî tutarlılık bekleyenler için Ama öyle bayrak mı olur? O kale mi öyle? gibi detaylar var… ama kardeşim bu dizide zaten o bayrağı Prens ters takmış, kale zaten arka planda Unreal Engine’de yükleniyor, ne önemi var? Burada amaç kahkaha amaç saray dizisi’ni ayağa düşürmek, amaç Orta Çağ’ı mahalle dizisine çevirmek.
Sonuç olarak Prens, televizyonda görmeye alışık olduğumuz dramları tokatlayıp yerine gel beraber saçmalayalım diyen bir Orta Çağ simülasyonu. Bu yüzden belki de tarih kitaplarına şöyle geçecek
2020’ler: Taht oyunlarından sıkılan halk, kahkaha oyunlarına yöneldi. Ve bir Prens vardı...