bayan mükemmel Hayatım boyunca her şeyi kontrol altında tutmaya, doğru olanı yapmaya çalıştım. Başkaları için değil tam tersi sanki kendi varlığımın koşuluymuş gibi. Ama artık bu yük omuzlarımda altında kalkamayacağım bir hale geldi. Sebebini tahmin edebiliyorum mükemmeliyet takıntısı olan bir…devamıbayan mükemmel
Hayatım boyunca her şeyi kontrol altında tutmaya, doğru olanı yapmaya çalıştım. Başkaları için değil tam tersi sanki kendi varlığımın koşuluymuş gibi. Ama artık bu yük omuzlarımda altında kalkamayacağım bir hale geldi. Sebebini tahmin edebiliyorum mükemmeliyet takıntısı olan bir annenin çocuğu olmak ama çoğu zaman bu kendi kendime uydurduğum bir bahane gibi geliyor. Çünkü bazen düşünüyorum da… Belki de annemin özenle devrettiği travmalarını taşımayı reddedecek kadar “mükemmel”imdir ve mükemmel olmak sadece benim içimden gelen bir istektir ama yine de size neden bu hissi annemden aldığımı düşündüğümü açıklayan birkaç örnek sunacağım.
Annemin ödevlerimi sadece bir başlık kelimesi diğerleriyle aynı hizada değil diye yırtıp tekrar yazdırdığı günleri unutmuyorum. Ne zaman bir başarıyla yanına gitsem, yüzündeki o yorgun ve memnuniyetsiz tebessümle ardından gelen “Daha iyisini neden yapmadın?” sorusu… Kutlanmadan geçen başarılar, içimde hep nir burukluk olarak kaldı yalan yok. Bir keresinde sınıfın en yüksek ikinci ortalamasını almıştım. Annemle birlikte telefonuna bakıyorduk çocukluk ya diğer annelerin çocuklarının karnesini paylaştığını görünce cesaretimi toplayıp “Sen neden benimkini paylaşmıyorsun?”diye sordum. Gülümsedi, “Birinci mi oldun ki paylaşayım?” dedi. O an ruhumun temeline tebriği haketmediğim inancı öyle sağlam yüklendi ki sonrasında gelen depremler o temeli yıkmayı bırak çatlatmadı bile.
Sonra kardeşim doğdu. Annemin tüm kurallarını yerle bir etti. Bir harfi yamuk yazdım diye ağlayarak ödevleri baştan yazan ben, annemin kardeşime bir harf öğretirken sinir krizi geçirdiğine tanık oldum. Sonunda pes etti. Belki de kardeşimin karakteri ve umursamazlığı, benim yapmaya çalıştığım her şeyden daha güçlüydü. Ardından annem zamanla beni takdir etmeye başladı, kıyasla da olsa oğlundan daha başarılıydım sonuçta ve bana çok yüklendiğini de kabul etti ama anneleri bilirsiniz kabul ederken bana dünyanın en kötü insanıymışım gibi davranmaktan da gari durmadı ha şu anda aramız oldukça iyi ikimiz de oldukça değiştik ve aşındık. Ama onun gözünde değer görmek, kendime inanmama yetmedi. Çünkü annem değişene kadar çoktan kendi iç sesini benim beynime kodlamıştı.
Bu yetersizlik hissi, üniversiteye başladığımda en keskin hâline ulaştı. Kazandığım okula bir yanlışlık sonucu girdiğime inanıyor, her Zoom dersinde fark edilmekten korkuyordum. Hocalar soru soracak, ben cevap veremeyeceğim ve herkes aslında orada olmamam gerektiğini anlayacaktı. Dilci olmama rağmen her dersten önce İngilizce kendimi tanıtma paragrafı yazıyordum yalnızca bir anda ismimi söyleyemeyecek kadar yetkin olamayacağıma inandığım için. Sonra terapilere başladım, kendime güvenim biraz olsun filizlendi. Ama yine de kontrolü bırakmak öyle kolay değildi.
Grup projelerinde, ödevin her satırının mükemmel olduğuna emin olmadan rahat edemiyordum. Bu yüzden başkalarının işlerini de üzerime aldım. Kimi zaman “Sen boşver, ben yaparım” dedim. Çünkü ismim bir işin içinde geçiyorsa, kusursuz olmalıydı. Aksi hâlde içim rahat etmiyordu ama öyle bir dillemaydı ki kendi yaptığım da en az onlarınki kadar yetersiz geliyordu.
Bu mükemmellik takıntısı yalnızca okul hayatımla sınırlı kalsa iyi. Sosyal ilişkilerimde de aynı noktadan devam ettim çünkü sanırım bildiğim tek yol buydu. Herkese göre “ideal” bir arkadaş, “örnek” bir sevgili, “mükemmel” bir kardeş, öğretmen, kız çocuğu, tanıdık olmaya çalıştım. Kafamda belirli kalıplar vardı ve dışına çıkmak, suça ortak olmak gibiydi. Bir arkadaş her çağrıldığında işi de olsa arkadaşlarına katılmalı, her fikirlerine destek olmalıydı. Ben de hep kuralına göre oynadım. Ama karşımdaki insanlar benim gibi düşünmüyordu; çünkü kimse mükemmel olmak zorunda değildi. Bu yüzden, onların yapmak zorunda olmadığı her doğru benim gözümde kendime yapılmış bir saygısızlık halini aldı ve onlara sinirlenmekten kendimi alıkoyamadım.
Aşk ilişkilerimde de durum farklı değildi. Birine ilgi duyduğumda, “aşık nasıl davranmalıysa” öyle davranıyordum. Ama bu beni daha sevilebilir biri yapmadı hatta tam aksine, ciddi ve katı gibi görünmeme ve karşımdakini bir kalıba sıkıştırmak istiyormuş gibi gözükmeme yol açtı -belki de istiyordum. Benim bu tavrımdan korkmayanlarla da, en küçük hatalarını kendime hakaret saydığım için uzun süreli ilişkiler kuramadım. Yani kısaca mükemmel olsun derken ve kendim mükemmel davranmaya çalıştığım için karşımdakinden de aynı azmi beklerken insanların benden kaçmasına ve korkmasına sebep oldum.
Geçmiş zamanla anlattım ama hiçbir şey tam anlamıyla geçmiş değil. Bu yazı da bir sonuca varmak için değil, artık kontrol edemediğim bu duyguları somutlaştırılmak için yazıldı. Son zamanlarda çok düşündüm. Bu roller, bu çabalar, sırtımda kambur gibi taşıdığım bu mükemmeliyet… Hepsi beni çok yoruyor
Ne zaman ve nasıl bu döngüyü kırabilirim bilmiyorum. “Sağlıklı” ve “mükemmel!” bir zihne ulaşmak gerçekten mümkün mü, ondan da emin değilim. Ama artık bu yükün farkındayım. Ve onu hafifletmenin yollarını arıyorum.