Spoiler içeriyor
Benim için aylardır süren bir serüvenin sonuna derin bir nefes alarak gelmiş bulunmaktayım. Bu animeyi izlerken heyecanlandım, güldüm, eğlendim, üzüldüm, düşündüm, sevdim, nefret ettim, bağlandım, koptum. Binbir duygu ve düşünceyi aynı anda yaşadım. Tabii yaklaşık 8 aylık bir sürece yayarak.…devamıBenim için aylardır süren bir serüvenin sonuna derin bir nefes alarak gelmiş bulunmaktayım. Bu animeyi izlerken heyecanlandım, güldüm, eğlendim, üzüldüm, düşündüm, sevdim, nefret ettim, bağlandım, koptum. Binbir duygu ve düşünceyi aynı anda yaşadım. Tabii yaklaşık 8 aylık bir sürece yayarak. Ehe! ''Bu kadar uzun sürecek bir dizi mi ya?'' diye soracak olursanız değil. Fakat ben uzatıyorum, eee malum hayat şartları.
Bu tür dövüş/savaş temelli diziler sadece izleyiciye animeler derin bir aksiyon, seyir zevki sunmaz. Aynı zamanda derin bir felsefesi de vardır. Anime gelişir, karakterler gelişir. İzlediğim en iyi karakter gelişimi gösteren anime diyebilirim Hunter x Hunter için.
Dizi 7 kısıma ayrılıyor. Her geçen kısımda karakterlerin ne kadar güçlendiğini daha iyi görebiliyor, hepsini daha yakından tanıyıp geçmişlerine geleceklerine tanık olabiliyoruz. Her bölüm bir öncekinden daha aksiyonlu. Tamam kabul, sakin geçen bölümlerde var. Yani en azından benim aksiyonu alamadığım. Olsun, arada nefes almak da lazım değil mi?
İlk kısım Avcı Sınavı. Dizideki, neredeyse tüm sezonlar boyunca bize eşlik edecek karakterleri tanıdığımız kısım. Gon, Killua, Hisoka, Netero, Leorio, Kurupika, İlluma. Kurupika'nın hikâyesi erken bitiyor, onu daha fazla izlemek isterdim bu arada. Bu bölümde karakterleri tanırken onların zayıf hallerini görüyoruz. Daha gelişmemiş versiyonlarını. Zayıf halleri bile öylesine güçlü ki Nen kazanıp geliştikten sonra neler olduğunu bir düşünün isterseniz. Avcı sınavı kısmı biraz da felsefikti aslında. Dostluklar, düşmanlıklar kuruldu. Gon kendini keşfetti. Yalnız bir suikastçi ailenin çocuğu olan Killua arkadaşlığı ve arkadaşlığın değerini keşfetti. Kendini Gon'a bağladı. Killua hep bir şeylere bağlanma ihtiyacı olan bir çocuk. Yazının devamında bunu da açıklayacağım.
İkinci kısım Zoldyck Ailesi. Çok kısa bi bölüm. 5-6 bölümden falan oluşuyor. Fakat hikâyenin geri kalanında etkili olacak suikastçi aileyi tanımak açısından büyük önem arz ediyor. Killua'nın ailesi olduğu için onu ve yaşantısını, içine kapanıklılığını tanıyıp Gon'a olan bu bağlılığını da daha iyi anlıyoruz.
3. kısım da Gökkubbe Arenası. Babası Ging'e ulaşmak isteyen Gon, babasının yaptığı Tamah Adası adlı oyunu almak için para kazanmak istiyor. Killua ile beraber Gökkubbe Arenası'na geliyorlar. Bu Arena avcıların dövüştüğü, kat kat yükselerek para kazandığı bir yarış alanı. Heyecanlıydı, fakat dizinin en heyecanlı kısmı değildi. Zaten ilerleyen bölümlerde daha buradaki dövüşlerin hiçbir şey olduğunu anlıyorsunuz.
4. kısım ise Yorknew City. Mafyaların ortaya çıktığı, açık arttırmaların yapıldığı, Kurupika'nın en güçlü haline ulaştığı, düşman olduğu Örümceklerle savaşmak için mükemmel bir Nen yeteneği geliştirdiği kısım. Dizinin bu kısmı daha çok Kurupika ve onun korumalığını yaptığı falcı bir kız etrafında dönüyor. İnsanların kehanetlerini şiirle yazan, mafyaların, Örümcek grubunun peşinde olduğu bir kız. Bu kısımda en sevdiğim karakterlerden biri Melodi olmuştu. Onun bu hale gelmesine sebep veren İlahi müziği dinlemeden önceki halini de görmek isterdim.
Dizinin 5. kısmında Gon ve Killua Tamah Adası adlı oyunu almayı başarıp oyunu oynamaya hak kazanıyorlar. Gon'un babası Ging ve arkadaşları tarafından tasarlanan bu oyun sanal bir dünyada geçiyor gibi görünse de aslında her şey gerçek. Bir ölüm kalım savaşı. Oyunda karakterler 100 tane büyülü kartı toplamaya çalışıyorlar. Bazı kartların özel güçleri var. Işınlanmak, istediğin biriyle iletişim kurmak, iyileştirmek gibi. Güç dengelerinin alt üst olduğu, insanların kazanmak uğruna tüm değerlerini, düşüncelerini çöpe attığı her türlü entrikanın, satışın, koyuşun döndüğü bir kısım. Kartları toplama ve oyunun bitişine ulaşma kısmı eğlenceli ve heyecanlıydı. Fakat hâlâ daha dizinin en iyi kısmı değildi.
''En iyi kısmı ne?'' diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Evet, geldik en heyecanlı, en eğlenceli kısma. En güçlü düşmanların yer aldığı, ana karakterlerin ölüme yaklaştığı, öldüğü, yaralandığı, en zorlandığı kısma. Kimera Karıncalar. Kimera Karıncalar dünya dışından geldiği düşünülen bir varlık. Bu asalak böcekler insanları yiyerek besleniyorlar. Daha sonra oluşan mutant karıncalar önceki hayatında olduğu insanın özelliklerini taşıyor. Kimi geçmişini hatırlıyor, kimi hatırlamıyor. Fakat neredeyse hepsinde bir anı olarak oralarda kalıyor. Kimera karıncalar insani özellikler gösterdikçe ve daha insana benzeyen karıncalar var oldukça daha güçlü düşmanlar ortaya çıkıyor. Yenmesi ve savaşması zor düşmanlar. En güçlüleri de Kral'ın muhafızları. Pitou, Pofu ve Youpi. Kral Meruem'e duydukları saygı ve bağlılık onları daha güçlü ve daha gözü kara yapıyor. Buradaki savaşı, dövüşleri, heyecanı o kadar çok sevdim ki karakterlerin her birine ayrı bağlandım diyebilirim. Antikahraman sevici olarak Meruem'e aşık oldum. Onun da içinde bir yerde saf bir kalbi vardı. Şu sümüklü kıza karşı duyduğu bağlılıkta bunun bir örneğiydi. Aslında takıntısını oyına sanıyordu ama değildi, takıntısı rakibi olan kızaydı. (Adını unuttum kb.) En çetin savaşlar bu kısımda yaşandı. Eh tabi güçlü düşmanlara karşın çetin savaşlar vermek gerekir.
Son kısma geçmeden önce dizinin bazı hayranlar tarafından pedofili karakter olarak anılan, psikopat sihirbazı Hisoka'dan bahsetmek istiyorum. Bir karakter hem kendinden bu kadar nefret ettirip hem de böylesine bir zevkle izletmeyi nasıl başarır ya? Sınırlarda yaşayan bir karakter. Bazen siyah, bazen beyaz. Çoğu zaman siyah. Kime düşman, kime dost asla belli olmayan bir duruşu olmayan bir karakter. Çıkarları nereye yakınsa ya da kendini nerede daha iyi hissediyorsa o tarafa kayıyor. O kadar güçlü ki o kadar güçlü yani.
Geldik son kısma. Avcı Cemiyeti 13. Başkan Seçimleri. Bu kısımda adından da anlaşılabileceği Netero'nun ölümünün ardından Avcı Cemiyetine yeni başkan seçmek için seçimler yapılıyor. Bunun yanı sıra Killua ölümün eşiğinde olan Gon'u kurtarmak için uğraşıyor. Kimera karıncalarla olan savaş bitmiş, ortalık durulmuş. Yavaş yavaş sona yaklaştığımızı hissediyoruz. Hani bilmesem bile bu kısım son kısım herhalde derdim.
Anime dizilerindeki finallerin bu kadar sakin bitmesine bayılıyorum. Her şeyin huzura ve çözüme kavuşması insana rahat bir nefes aldırıyor.
Peki serinin en güçlü karakteri kimdi? Gon, Killua, psikopat sihirbaz Hisoka, avcı cemiyetlerinin başı Netero, örümceklerin başı Lucifler, Karınca Kralı Meruem... Hayır hiçbiri değildi. Bence serinin en güçlü karakteri Nanika'ydı. Gücünün bir sınırı yoktu. Nanika'nın gücü şöyle çalışıyordu. Karşısından 3 dilek diliyordu. Bazıları kolay şeyler, bazıları gerçekleştirilmeyek şeyler. Bana böbreğini ver, bana kalbini ver gibi. Kişi 3 dileği de yerine getirirse Nanika kendinden istenen bir şeyi -hiçbir sınır olmadan- yapıyordu. Eğer dilek gerçekleşmezse o ve sevdikleri ölüyordu. Böyle bir gücün karşısında hangisi durabilirdi ki? Nanika'nın kim olduğuna gelelim. Killua'nın küçük kız kardeşi. Zoldyck ailesi tarafından hapis tutulan, kendisinden korkulan bir kız. Daha doğrusu Nanika kardeşi değil. Alluka kardeşi. Nanika'da onun içerisinde yaşayan 2. benlik gibi bir Şey. Alluka ne kadar zayıf, güçsüz, kırılgansa Nanika tam tersine o kadar güçlü idi. Serideki en sevdiğim karakter oldu diyebilirim.
Gon'u sevdim, fakat bazı yerlerde çok başına buyruk davranıp başını olmadık belalara sokması sinirimi bozdu. Gerçi o başını belaya sokmasaydı bu kadar heyecanlı sahneler izleyemezdik.
Killua'nın içine kapanıklılığını ve yalnızlığını, birine olan bağlılığını kendime benzettim. Serideki en fazla bağ kurduğum karakterdi.
Evet yazının sonuna gelirken Killua'nın bir şeylere bağlanma ihtiyacından bahsedeceğim. Seri boyunca hayatındaki tek arkadaşı Gon'a bağlanıyor. Ailesinden kopmasını sağlayan, onu o tutsaklıktan çıkaran Gon'a. Fakat her ne kadar iyi niyetle de olsa Gon'a da tutsak kalıyor. Hayatını ona adıyor, ona ve onun isteklerine. Kendini umursamıyor, özgür olamıyor. Özgür olduğunu düşünüyor ama özgür değil. Finalinde Gon'la yolları ayrılıyor, fakat yine de Killua özgür kalmış sayılmaz. Bu sefer de kendini kız kardeşi Alluka ve onun 2. benliği olan Nanika'ya adıyor. Yine bir bağlılık... Bunun sebebi de Killua'nın suikastçı bir aileden gelip yalnızlığa itilmiş olması aslında. Öldürmek için doğmuş olan bu genç çocuk yaşatmak istiyor. Bunu da sevdiklerine derinden bağlanıp kendini unutup feda ederek yapıyor.
Bu kadar uzun bir yazı olacağını tahmin etmezdim, dizi o kadar uzun sürdü ve beni kendine bağladı ki konuştukça konuşasım geldi.