One Piece / East Blue Arc: Animenin ilk arcı. One Piece eski bir anime olduğu için çizim ve animasyon olarak ilk arclardan pek bir şey beklememiştim ki doğru karar vermişim. Daha çok odaklandığım kısım dolu dolu bir evren anlatımı, iyi…devamıOne Piece / East Blue Arc:
Animenin ilk arcı. One Piece eski bir anime olduğu için çizim ve animasyon olarak ilk arclardan pek bir şey beklememiştim ki doğru karar vermişim. Daha çok odaklandığım kısım dolu dolu bir evren anlatımı, iyi yazılmış karakterler, epik hissiyat idi. Ana karakter Luffy’nin Zoro ile tanışması ile beraber aslında animenin gidişatından oldukça haberdar oluyoruz. Kendi hedefleri olan Korsanlar Kralı olmak isteyen Luffy ve yine kendi hedefleri olan en iyi kılıç ustası olmak isteyen Zoro. Bundan sonra animeye giren her karakterde de bu devam ediyor. Hepsinin bir amacı bir felsefesi olması animeyi izlemeyi sürekli klan en önemli yanlardan.
Bir dizi, film, anime hiç fark etmez bir yapım yapıyorsanız orada seyirciye başta evreni ya da bu evrende olabilecekleri anlatmanız, kulak aşinalığı etmeniz ya da göstermeniz gerekir. Ancak One Piece size bunu yapmıyor bu da animeye zamanla eklenen şeylere “bu evrende bu ne alaka” demenize yol açıyor. Bazı karakterlerin güçleri ya da varoluşunu bir an da görünce oldukça sorguluyorsunuz. Benim animeyi izlerken en çok rahatsız olduğum kısımlar ilk başta bunlardı ki sonraki arcların bazılarında da bu devam etti.
Kaptanımız Luffy’nin geçmişi ve nasıl biri olduğunu bilmezken izlediğimiz east blue arc karakterle empati yapmayı oldukça zor kılıyor. Özellikle de bu çizimler ve animasyon ile. Bu nedenle yan karakterleri Luffy’e nazaran daha çok benimsiyorsunuz. Ancak asıl bu dramatik noktaya giriş Zoro’nun geçmişi ya da Usopp’un hikayesinden değil Sanji’de başlıyor.
Sanji’nin Baratie arctaki ilk görünümü ve karakteri klasik savaşçı bir karaktere nazaran ne kadar özgün biri olduğunu seyirciye hissettiriliyor. Ellerini sadece yemek yapmak için kullanıyor ve tekmeleriyle dövüşüyor olması, kadınlara olan düşkünlüğü ve centilmenliği nedeniyle onlara vurmaması ve son olarak Zoro ile Luffy’den ziyade daha kurnaz olup hayatın gerçek zorluklarının farkında olması. Ne kadar ileride bazen umursamaz gözüksede aslında en vicdanlı karakterlerden biri Sanji. Bu nedenle time skip öncesi One Piece’i mizahı ile de beraber taşıyan karakter diyebiliriz.
Baratie Arc’da Luffy ve Zoro’nun ilk büyük dövüşünü görüyor, Grand Line’ın zorluğunu öğreniyor ve Shichibukai’nin ne olduğunu öğreniyoruz. One Piece evreni hakkında ilk aşamada en çok şey öğrendiğimiz arclardan birisi. Ancak bu arctaki Luffy dövüşünde yukarıda bahsettiğim evrenin tanımlanmaması nedeniyle biraz heyecan hissi düşerek izliyorsunuz ancak yine de karşısında animenin bu zamanına göre güçlü bir korsan olduğu için Luffy’nin nelerle uğraşacağını anlıyor, herkesi ezip geçen güçlü bir mc olmadığını fark ediyorsunuz. Bu arctaki Mihawk’ın gelişini gelirsekte çok güçlü olsa da animenin o zamanki prodüksiyon kalitesi nedeniyle yine pek heyecan hissetmediğim bir sahne oldu.
Baratie’den sonra animenin evrenini en çok sorguladığımız arclardan biri olan Arlong Park arcı geliyor. Burada Nami’nin geçmişi ve denizadamlarını görüyoruz. Tabi başta bunlar ne ya? dedim ve hiç kanım ısınmadı. İlk bölümleri çok durgun ve “artık çözüme ulaşsın” diyerek geçirdiğim bölümlerdi ancak arcın finalinde beklediğime değdi. Luffy’nin Nami’ye şapkasını verdiği ve Arlong Park’a dalışı animede o an en çok gaza geldiğim sahneydi. Sonrasındaysa karakterlerimizin her birinin hem ne kadar güçlü hem de nelerde faydalı olduğunu gördüğümüz animenin ileri ki arclarında anlamamıza yol açan Arlong dövüşüne geldik.
Buradan sonra “kesinlikle önemli bir şeyler olmalı” diye hissettiğim ki hepiniz hissetmiş olmalıdır ki Loguetown arcına geldik. Gol D. Roger bu anime başladığından beri her an duyduğumuz o epik ses büyük Korsan pardon KORSANLAR KRALI’nın idamının olduğu yere. Burada animenin evren olarak kat ettiği kısmı oldukça sevdim. Daha evvel tanıdığımız isimler Buggy ve Avidala’nın tekrar karşımıza çıkması ve animenin “korsan olduğumuz sürece denizde birbirimizi bulabiliriz” sözünün tasdiklenmesi oldukça iyiydi. Sonrasında şeytan meyvesi tiplerini öğrenmemiz; Zoan, Logia, Paramecia ve bunları Koramiral Smoker ile görmemiz çok çok önemliydi. Bu bölümlerde Smoker’ı görünce çok çok heyecanlandım tabi…ancak sonrasında beni biraz hayal kırıklığına uğrattı. Neyse ona da sonraki arclarda gelirim. Ancak bu arcın asıl sonu bizim için en önemli kısımdı. Luffy’i kim kurtarmıştı? Bu da benim grandline giderken en çok sorduğum soru olmuştu.
Ve geldik tayfamız yani nakamatalarımız toplandıktan sonra artık yolculuğumuzun başlayacağı asıl yere. Döndüren Dağına gidiş ve Grand Line’a giriş. Burası animede WOW olarak izlediğim ilk yerdi. İşte o zaman Eichiro Oda’ya çok saygı duydum. Dedim ki bu adam bu işi yapıyor. O epik hissiyat o evrenin yaratıcılığı nedir be abi? Dağın üstüne doğru yokuş yukarı giden bir akıntı ve hepsinin sadece tek bir yere akmasıyla grandline’ın oluşumu evreni bir kemer şeklinde bağlayan redline ve okyanusu ayıran grandline nedeniyle yolculuğun imkansız hala gelmesini sağlayan seyir ve bu yolculuğu yapabilmek için düz bir yoldan değil adadan adaya gitmenin yapabileceğimiz tek şey olması. Hepsi bir bir elle dokunmuş, örülmüş ve birbirleriyle bağlantılı. Sorduğun soruya elbet ileride bir cevap buluyorsun. İşte bu ilk bölümde beklediğim evren anlatımının geldiği ve heyecanla dolup taştığım bölümdü. East Blur Arc’ın sonu. Ana tayfamız Luffy, Zoro, Nami, Usopp, Sanji ile başladığımız yolculuk.
İyisiyle kötüsüyle East Blue arc yorumudur. Başkaları değil de daha çok kendim için yazdım bunları. İleride diğer arclarda gelir. Tabi üşenmezsemm